6.Bölüm Çocukluk Aşkı

3459 Kelimeler
Ellerime bıraktığı sıcaklık gibi kalbime de bir sıcaklık bırakması son sözleri ile yerimde adımlarımın sabit kalmasını sağlamıştı. Adımlarının giden sesi gibi ellerimden de gidiyordu şimdi sıcaklığı loş sokak ışıklarının izin verdiği kadar onun gidişini izlediğim de, tüm bu olanlara anlam veremiyordum kalbime inen bu sıcaklığın şu an tüm bedenime yayıldığını hissediyordum. Küçüklüğümden kalan alışkanlık ile avuç içimi kalbime bastırdım midem de yine anlamadığım bir şeyler sanki yer değiştiriyormuş gibi oluyordu, böyle yeni oksijeni keşfetmiş biri gibi nefes almamı sağlıyordu bu his öylesine derin öylesine özlemli öylesine huzurlu... Neydi şimdi tüm bunlar merdiven boyu çıkarken sözleri bana eşlik ediyordu dediği cümleler, yaptığı acı dolu itiraflar ona bu kadar acı verirken beni yine de yalnız bırakmayıp evime getirmesine anlam veremiyordum. Kendimi yatağıma bıraktığım da tavanı izliyordu bakışlarım düşünüyordum ama neyi? Aklım karmakarışık olmuştu kalbim ise bir harabe beni neden aramıştı şimdi ise bunu düşünüyordum, o kadar düşünecek çok şey vardı ki tüm bunları geri de bırakmak için küçük penceremi açtığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime. Oradaki gibi bahçe manzaram yoktu ama yine de bu küçük mahalleyi izlemeyi sevmiştim parmaklarım cebime gittiğin de, artık daha fazla kaçamazdım neden aradığını ne mesajlar attığını öğrenmem lâzımdı. Kalbimin yine bir kelebek gibi atması başladığın da dudaklarımı kemiriyordum yine, telefonun şifresini açtığım da ekranıma düşen bildirimleri okurken kaç kez kalp krizi geçirdiğimi ben bile bilmiyordum. " Ne sen lavinia ol ne de ben Özdemir Asaf onların ki hüzünlü bir hikaye biz seninle serhat ve hicran olsak bana ömrümün sonuna kadar yeterli olur." Bu mesaj ekranını kalbime bastırdığım da boğazım da, yine bir şeyler düğümlendi bu cümleleri kurması kalbimde ki umut tohumunu kocaman bir ağaç yapıyordu. Sanki bizimkisi hiç hüzünlü bir hikaye değilmiş gibi bunları yazması ise, kör bir adama aşık olduğumu bana bir kez daha hatırlatıyordu sadece. Biz onunla serhat ve hicran değil serhat abi ve hicran olabilirdik bu çizgiyi hâlâ görmemesine mi yoksa bu kadar kör olmasına mı üzüleyim bilmiyordum bile. Küçük penceremi kapattığım da artık üzerime ağır gelen paltomu çıkarmıştım onun attığı mesaj ekran da parlıyorken, yatağıma kıvrılıyordum bile telefonu yanı başıma koyduğum da sessizce ağladım. Bacaklarıma karnıma çektiğim de mesajı düşünüyordum gözyaşlarım soğuk çarşafın üzerine usulca damlıyordu, ama içim öylesine haykırarak ağlıyordu ki bunu sadece dışardan bir kaç usulca damlayan gözyaşlarım belli edebiliyordu. Ne kadar öylece ağlayarak kaldığımı bilmiyordum sadece gözlerim çok acıyordu sanki yanıyormuş gibiydi öyle hissediyordum, gözlerimin acısı kendini yavaşça uykuya bıraktığın da tek düşündüğüm yeşil gözlerini çok özlediğimdi... Filistin! Gözlerimi açtığım da göz kapaklarım şaşkınlıkla birbirine vurmasını saniye de tekrar ediyordu. Neredeydim ben? Parmaklarım altın da kalan odunsu yapıya baktığım da bankta olduğumu anlamıştım, başımı hafifçe yan tarafıma doğru çevirdiğim de yeşil gözleri beni izliyordu. Nefesimi hızla aldığımı aniden kalkan ve aniden inen göğüs kafesimden anlayabiliyordum durdum, parmakları ellerimi sarıyorken nefes almayı unutmuştum. Bu bir rüyamı? Eğer rüya ise hiç uyanmak istemezdim yeşil gözleri gözlerime bakıyorken gözlerinin parladığını hissediyordum. Yüzü melek gibiydi adeta parmakları parmaklarımı sardığın da bırakmasını hiç istemedim, vücudunun sıcaklığı tüm kalbime yayıldığın da o melek dudaklarını araladı. " Seni seviyorum " Boğazım düğümlendi evet şu an boğazım da bir ip vardı boynumu o kadar sıktı ki o ip, nefes alamıyordum istesem bile alamazdım şu an. Yerinden çıkıyormuş gibi atan kalbime parmak uçlarım gittiğin de nefes almaya çalışıyordum, parmakları elimi sardığın da yeşil gözlerine kaydı bakışlarım parmaklarımı sardığın da kendi kalbine bastırdı tüm parmaklarımı ve avuç içimi. O kadar hızlı atıyordu ki avuç içimdeymiş gibi atıyordu sanki kalbi, yeşil gözlerim parmaklarım altın da kalan göğsünü izlerken kalbinden yayılan kan yutkunmama sebep oldu. Parmak uçlarıma bulaşan ona ait olan kanın yayılmasını izlediğim de yüzüne korkuyla baktım, ama karşım da yeşil gözler yerine o parkta gördüğüm acı dolu ela bakışlar vardı. Göğsüne tekrar baktığım da elimi ne kadar çok bastırırsa kalbine o kadar çok kanadığını görüyordum, neydi şimdi bunlar neydi şimdi bu kan? Parmak uçlarımı ve avucumu göğsünden çekmek istediğim de daha da çok bastırıyordu. Nefesim daha da hızlandığın da gözlerimi sıkıca yumuyordum. Uyandığım da nefes nefese kalmıştım rüyanın etkisin de kalan nefesimi sakinleştirmeye çalışıyorken, parmaklarım saç diplerimi kendime gelmem için hafifçe çekiyordu. Son günler de böyle rüyalara anlam veremiyordum rüyalardan saçma sapan yorumlar çıkaran biri de değildim ama, bu rüyalar sanki bana birşeyleri anlatmaya veya göstermeye çalışıyor gibiydi. Burada günler çok çabuk geçiyordu Filistin sokaklarına özlemim daha da büyüyordu kalbim de arkadaşımı babamı ve onun yeşil gözlerini... O kadar çok özlüyordum ki onları bu özlem İstanbul denizinden bile daha büyüktü, dik yokuşlu merdivenlerden iniyorken güneşin yeni yeni doğan ışıkları yüzüme vuruyordu. Sessiz mahalle de sadece adımlarımın sesi yankılanıyor, ve fırından gelen o taze ekmek kokusu bu nostaljik mahalleye daha da nostaljik hava katıyordu. Kulağımdaki şarkı ile eski balat sokakların da tarihi bir gezi yapıyormuş gibi hissediyordum, kampüse yürüyerek gitme fikri çok güzel geliyordu hem bu sokakların büyüsünü daha fazla tadıyordum. Eskimiş binanın önüne geldiğim de onu hatırladım... İkimizin de ellerinin cebinde olduğunu hatırladım birlikte yan yana sessiz şekilde yürüdüğümüzü hatırladım. Refhan Araslan çok garip bir adamdı hem kendine birden çekebilen bir edebiyat diline hakim di, hem de birden kendinden iten bir güce sahipti. Shakespeare sözlerini o kadar yerinde kullanıyordu, ki galiba küçükken tiyatro gösterilerine falan çok katıldığını düşünüyordum. O şair sesine bürünüyor ve gözlerinin içine bakarak yerin de kelimeleri seçiyordu eminim bunları kızları etkilemek için ezberlemişti, ya da benim gibi sevdiği yüzünden kim bilebilirdi ki Refhan çok karışık bir adamdı. Onun iç dünyasını çözdüm derken birden farklı bir iç dünyası daha çıkıyordu sürpriz yumurta gibiydi resmen, bu yakıştırmaya kendi içimde gülümsedim otobüs durağını geri de bıraktığım da her kampüse yaklaşmam da kalbim titriyordu. O itiraftan ve o şiirden ve o ellerimizin değdiği anlardan sonra nasıl gözlerine bakacaktım veya o ne tepki verecekti içim içimi yiyordu bu düşünce ile. Üniversitenin adını taşıyan tabelaya baktığım da heyecandan ellerimin buz gibi olduğunu hissediyordum neydi şimdi bu heyecan? Bu adamdan ilk görüşte nefret eden bendim değil mi? Şimdi ise kalbim bir kelebek gibi onu görmek için titriyordu. Çantamı omuzuma daha da sabitlendiğim da telefonun siyah ekranından yeşil gözlerime bakıyordum, derin bir nefes aldığım da boksör maçına hazırlanan boksörler gibi hissediyordum kendimi. Kampüs alanına girdiğim de resmen samanlıkta iğne gibiydim herkes o kadar telaşlıydı ki yılın ilk sınav günü yaklaşıyordu, fısıltıların arasından hep sınavla ilgili konuşmalar yükseliyordu. Ben de sınavı hatırladığım da tüm bedenim gerildi tek bir sayfasına bile göz gezdirmemiştim, çocukluk aşkımın mesajları bir taraftan ela gözlere sahip adamın cümleleri bir taraftan beni sardığı için bu final haftası aklımdan uçup gitmişti. Bugün ki tüm dersleri çok dikkatle dinlemem gerekliydi artık ne yeşil gözleri ne de, haylaz ela gözleri aklımda sürekli düşünmemeliydim. Üniversite girişine geldiğim de koca uzun eskimiş sütunları geçiyordum bile amfiye hızlı adımlarla gittiğim de, sıralar da sadece bir kaç öğrenci vardı o kadar. Geç kalmamıştım bu mutluluk ile sırama oturduğum da profesörün gelmesini sessizce bekledik. Saatler o kadar yavaş geçiyordu ki şu an diksiyon dersi bir işkence gibi geliyordu artık kulaklarıma, hocanın her söylediği kelime uykumun gelmesine sebep veriyorken onun attığı mesaj aklıma düşmüştü birden. "Serhat ve Hicran olsak bana ömrümün sonuna kadar yeterli olur..." Bu sözü düşünüyorken elimde ki kalemle saçma sapan şeyler, çiziyordum deftere yine hüzün omuzlarıma umut ise kalbime düşüyordu. Bileğim de usulca duran bilekliğe kaydı dikkatim R harfini parmak uçlarım sevdiğin de, içimi huzur kapladı dudaklarım benden habersiz tebessüme kendini bırakmıştı bile. Ders bittiğin de adeta yeni doğmuş bir bebek gibi sıram da geriliyordum tüm amfiye baktığım da öğrencilerin yarısı, başını ovalıyor yarısı ise sıralar da uyuklamaya hazırlanıyordu. Karnımın guruldama sesi ise beni ele geçirdiğin de yemekhaneye adım atma vaktimin geldiğini hissediyordum, yemek yeme fikri şu an tüm vücudumda tatlı bir huzur elde ettiğin de hızla yemekhaneye gidiyordum. Yemekhane yazan kapının önüne geldiğim de uzun kuyruk aç olan karnımı üzmüştü bu kadar uzun bir kuyruk beklemiyordum, millet galiba beyin yorgunluğunu yemek ile tazeliyordu bu fikre kapılmıştım. Sıra bittikçe karnımın guruldama sesi daha da artıyordu hele o yemek kokuları artık bayılacak gibiydim, bu durumu düşünmemek için yemekhaneye göz gezdirdiğim de bakışlarım cam kenarın da durdu. Ela gözleri çok uzaktan bile tanıyabilirdim tüm gün görmemiştim onu aralar da bile koridor da ufak gezinmeler bile yaptığım da, kendini hiç göstermemişti dün ki olaylardan sonra ilk defa şimdi yemekhane de bulmuştum onu. Dikkatim yanında oturan kıza kaydığın da, birden guruldayan midem yerine anlamadığım tuhaf bir his yerini alıyordu. Kollarım göğsümde yine bağlandığın da vücudum da tanımadığım bir his kol geziyordu yanılmamıştım bu adam, çapkın herifin tekiydi dün ki o itiraflar da onun için bir önem taşımıyordu kesinlikle. Yanında ki sarışın kızı gözlerim süzmeden geçirdi sarı kısa saçları mükemmel fiziği ve, uzaktan bile kendini belli eden mavi gözlere sahipti gözlerimi devirdiğim de sıranın bana geldiğini fark bile etmemiştim. Yemek tabağımı aldığım da bu şımarık adamdan uzak bir masa bulmaya çalışıyordum, gözlerim en dipteki masaya takıldığın da o masa boştu en uygun yerin orası olduğuna karar verdiğim de hızla masama yöneldim. Ona yakalanmak istemiyordum belki de kendimi fazla önemsiyordum şu an onun, umurunda bile değildim eminim o yanında ki sarışın kız ile bayağı yakından ilgileniyordu. Dudaklarımı sinirle kemirdiğim de çatalıma bir kaç tavuk batırıyor geri bırakıyordum tüm iştahım şu an yok olmuştu, ağızım da anlamını bilmediğim kötü bir tat vardı. Yemek tabağını öylece bıraktığım da yemekhaneden bir an önce, çıkmak istedim çıkış kapısına yöneldiğim de etrafıma bakmak bile istemiyordum. Hızlı adımlar ile yürüyorken adımlarım yemekhane de yankılanan ismim ile durmuştu. "Hicran" İsmimi ilk defa söylediğine mi şaşırmalıydım yoksa herkesin bize bakmasını mı kalbim saniye de kaç kere attı bilmiyordum bile. Arkamı döndüğüm de ela bakışları tam karşımda beni izliyordu yaklaştığın da yutkunmama sebep olan bir his vücudum da geziniyordu, dünden sonra ela gözlerine utanarak baktığım da şu an karşımda o gözlerden eser yoktu. Maskesini yine çok iyi yüzüne takmıştı anlaşılan dünden sonra ona bir merhamet besliyordu kalbim benden izinsiz, şimdi ise o merhamet yerini öfkeye yavaşça bırakıyordu. Gözlerine bir kaç saniye baktıktan sonra kolumdan tuttu benden izinsiz hiçbir açıklama yapmadan beni peşinden sürüklediğin de, parmaklarını kolumdan çekmeye çalışıyordum bu herif kendini ne sanıyordu acaba. Kütüphaneye alel acele girdiğimiz de kapıyı sessizce kapatıyordu ne yapmaya çalışıyordu kaşlarımı çattığım da, tam bir şeyler söylemek için dudaklarımı araladığım da parmağını dudaklarımın üzerine hızla koydu nazikçe. " Teşekkür ederim" Fısıldadığın da ne için ettiğini anlamamıştım düşüncelerim birbirine girdiğin de sanki anlamış gibi devam etti. " Dün beni yalnız bırakmadığın için nasıl teşekkür edilir bilmiyorum ilk defa böyle şeyler yaşadım ondan sonra ilk defa birisi yanımda olduğu için bu hissi unutmuştum ta ki sen dün yeşil gözlerin ile bana baktığın da" Durdu sanki bunları kendi içinde konuşuyormuş gibi söylediğin de yüzüme baktı ela gözlerinin içine baktığım da, sanki tüm hislerini okuyor gibiydim o kadar tanıdık biri gibi geliyordu ki gözleri. Gözlerinden dudaklarına ve sakallarına kaydı bakışlarım beyaz tişörtünün altın da kalan, göğsüne baktığım da o rüya aklıma geldi. Serhat yerine geçen ela gözleri ve kalbinden yayılan o kan aklıma geldiğin de yutkundum, bana doğru adım attığın da parmaklarıma değdi parmak uçları. Parmakları elime karıştığın da tüm bedenim gerildi göğüs kafesimden çıkacakmış gibi atan kalbimin sesini bastırdığım da, gözlerine baktım o an tüm koridorda ki sesler kesildi kafam su dolu bir kovaya girmişti sanki gözlerine baktığım da konuşmalar bir uğultu oldu. Koca üniversite de sadece ikimiz kaldığın da sanki elimi sıkıca saran parmakları, tişörtünün altın da kalan kalbine bastırdı tıpkı rüyada ki gibi önce parmak uçlarımı sonra avuç içimi kalbine koyduğun da çok hızlı atıyordu tıpkı benim kalbim gibi. Gözlerimiz birbiri ile buluştuğun da şair sesine bürünerek fısıldadı sessizce. "Benim günahım aşktır senin erdemin nefret: Sevgi günahtır diye günahımdan nefret bu. Gel, kendi durumunu benimkine kıyas et, Görürsün siteminin ne haksız olduğunu. Haklıysa da, o sözler kızıl süsünü bozan Ve benimkiler kadar bol sahte aşk senedi Düzüp başkalarının yataklarını talan Eden dudaklarından işitilmemeliydi. Seni sevmem yasaldır; bak, seviyorsun sen de: Gözüm sırf sana düşkün, senin gözün ise ona..." Son geçen cümlenin şiir de olmadığını biliyordum " Senin gözün ise onlara" demek yerine ona dediğin de galiba dün aşık olduğum adamı anlamıştı. Yutkunduğum da bakışlarım gözlerini takip etti başını saçlarıma yaklaştırdığın da yavaşça nefes alma alanım çok daralıyordu, alnını saçlarıma koyduğun da nefesi saçlarımın arasından geçerek boynuma ulaşıyordu ve her nefes vermesin de kalbim milyon kere atıyordu. Fısıldadı kulağıma sessizce nefesinin buğusu gözlerimi kapatmama neden olduğun da, sesi ile vücudum ve kalbim irkildi " Yarın saat 8' de merdivenler de beni bekle..." Nefesinin buğusu gibi bedeni de adımlarının sesi de çoktan benden ve kütüphaneden gitmişti bile. Savaş evet savaş veriyorum şu an peki neden? Ona beslediğim sevgim ile çelişecek bir şey olmamasına rağmen, neden şimdi bu savaşı veriyor kalbim ve beynim kalbimde 'ki savaşın kimin için olduğunu yıllardır biliyorum ama peki ya aklım. Nefesinin sıcaklığı tenimden gittiğin de yanında sanki benden bir kaç parça götürüyormuş gibi hissetmem normal mi? Koca kütüphane rafları arasında tek başıma kaldığım da kafamda tek bir ses konuşuyordu. Yarın saat 8'de merdivenlerde beni bekle... Neden şimdi sesi kafamda yankılanırken kalbim çok hızlı atıyordu ne oluyordu bana? Bu adamın yanında dudaklarım, kalbim, mimiklerim, bedenim benden bağımsız hareket ediyordu resmen ve ben buna o kadar çok şaşırıyordum ki artık daha fazla düşünmemeye karar verdim bu durumu. Ne kadar düşünürsem düşüneyim hiç bir sonuç yoktu hiç bir anlam yoktu çünkü. Dik bir yokuş çıkmışçasına derin derin nefes aldığım da içimde bir şeylerin değiştiğini hissediyordum, bunu izah etmek kelimelerle mümkün kılmıyordu bizim kitabımız da dediği gibi "Yüreği ağırlaşınca dili hafif olmuyor insanın" Benim bu yıllardır karşılıksız aşk ile yüreğimin ne kadar olduğunu bilmiyordum yıllardır beni sevmeyen bi adamı, kalbimde taşımanın ağırlığı kelimelerle izah edilemezdi bi hayli eğer konuşursam benim de dilim hafif olmayacaktı kesin. Kütüphane kapısını sessizce kapattığım da hayatım da son günler de olan şeylere anlam veremiyordum çocukluk aşkım, sürekli Shakespeare alıntıları yazıyor babam ise tek bir mesaj göndermiyordu bir de tabi bu ela gözlü anlaşılmaz adam. Herşeyi daha da karıştırıyordu bunların sadece Serhat ve babamlı yerlerini biliyordu Hafsanur eğer o bu ela gözlü, adamdan bahsedersem saçma sapan fikirler çıkartırdı ortaya ve benim sinirlerim bozulurdu evet. Bunu bildiğim için ona Refhan'dan tek bir kelime bile etmemeye karar vermiştim, sinirlerimi korumak adına yapabileceğim en mantıklı kararı seçmiştim. Amfiye ilerlediğim de tüm gün derslere ilgisizdim yine vizeler gittikçe yaklaşıyor ve ben gittikçe derslere ilgisiz olmaya başlıyordum, kalbim de bu aşk etrafım da ela gözler ve babamın umursamaz tavırları beni yalnızca dersten değil hayattan bile soğutuyordu. Artık sadece birazcık kendimi düşünmek istiyordum, kendimi dinlemek istiyordum kendimin sevdiği şeyler ile ilgilenmek istiyordum. Kendi bildiğim şeyleri bilmeden onun sevdiği şeyleri sevdim kendimi düşünmeden onun yaralarını düşündüm kendimi dinlemeden onun aşık olduğu kızı dinledim. Bunlar o kadar çok canımı yakıyordu ki artık kalbim çok acıyordu adımın anlamını kalbim de taşıyordum, acı keder ayrılık... O kadar acı vardı ki o kadar keder vardı ki şimdi ise ondan uzak kalmak öldürmüyor ama nefeste aldırmıyordu, kampüs alanından çıkıyorken kimsenin yanaklarımdan süzülen yaşları görmemesi için hızla yürüyordum. Bıkmıştım artık bu yaşlardan bu aşktan kendimden! Dudaklarım her gece yakarış yapıyordu kimse duymasın diye içimden bağırdım ben, bu hicran dudaklarıma ezeli bir yakarış bıraktı sevdiğim adam. Kalbime ise koca aptal bir karşılıksız aşk kulaklarım ise sevdiği kızı dinlemek için vardı sanki. Ben seviyordum ben aşıktım o bilmiyordu bildikleri de ben değildim zaten tek bilmediği gözünün önün de onun aşkıyla öylesine dolmuş kalbimdi. Yapamıyordum işte kalbimden bu karşılıksız aşkı çekip alamıyordum kalbinde bile olmadığım bir adamı, kalbimde taşımak o kadar acı veriyordu ki öyle kolay kolay anlatamazdım kimselere bu acıyı. Gözlerinin içine bakarak haykırmak isterdim ama ona derdim ki, ben hayatım da çok şey kaybettim sırf seni kazanmak için... Doğruydu da onsuz hiç bir şekilde hayal kuramazdım bu çocukken bile geçerliydi çocukluğumuz aklıma geldiğin de, yanaklarımdan süzülen yaşlarla tebessüm ettim anılar yine geçiyordu işte gözlerimden... Maç yapacağı günleri ezberlemiştim küçük bir not defterim vardı babamdan gizli yatağımın altın da saklardım, o defterde maç yapacağı günleri yazmıştım o gün gelmeden önce hep oynayacağı arkadaşlarını bulur ve bilerek kaybetmelerini isterdim. Karşılığın da ise onlara dondurma alacağıma söz verirdim hatta bu söz yüzünden okulda asla yemek almazdım para biriktirmek için, her kaybettikleri maçta o bana bakarak gülümser ve başarısı ile gururlanırdı bense onun gülümseyen dudaklarına hipnoz olmuş şekilde dinlerdim. Bazen çok sevindiğin de bana nadiren sarılırdı ve ben sonsuza kadar o okulda aç kalmayı göze alırdım. Ezberlemiştim her hareketini her huyunu mesela asla aşk filmleri sevmezdi çok boş duygu olduğunu söylerdi, bende hep onunla aksiyon dolu filmleri izlerdim hiç sevmeme rağmen. Mesela çay içmeyi hiç sevmezdi sabahları üniversiteye giderken hep kahve içerdi sol eli ile tutar, diğer eli ile de telefonda makaleler okurdu. Yazın göz rengi açık yeşile çalar kışın ise zümrüt yeşiline dönerdi, ve asla çöp dökmeyi sevmezdi annesi her çöpe yolladığın da onu camdan izlerdim. Oflayarak gözlerini devire devire attığı çöplere önce kocaman gülümser sonra ise onu izlerdim. Ben bunları yıllardır ezbere biliyorken dudaklarım abi diyordu kalbim de her hareketini ezbere bildiğim adama, abi kelimesini demek her söylediğim de kalbimi ve dudaklarımı yakıyordu. Askere gittiğin de ise tam bir yıl boyunca onu bekledim o deftere bu sefer de maç günleri yerine askerden geleceği günleri sayıyordum, resimleri yetmiyordu bile her gece her sabah her saat her gün her hafta her ay o resimlere sarılarak uyudum. Mektuplar yazdım aşkımı itiraf eden saçma sapan mektuplar onları ona gelince verecektim böyle bir cesaret ile karar vermiştim, ama mahallede yayılan dedikodu kalbimi bin parçaya ayırdığın da o mektupları ağlayarak denize fırlatmıştım. Sevgilisi o askerdeyken bir sürü aşk ve özlem yüklü mektuplar göndermişti ona, bunu duyduğum da o gün sabaha kadar Hafsa nurun dizin de ağladığımı hatırlıyordum. Askerden gelmeden önceki gün ise sabahlara kadar gözüme, uyku uğramamıştı heyecandan hatta camın önün de uyuduğumu hatırlıyordum. Geldiği haberini aldığım da yeşil gözlerine bakmak için ölüyordum yeşil gözlerine bir sene sonra kavuştuğum da ise, içimde benden daha fazla olan özlemi giderebilmek adına sadece hoş geldin Serhat abi diyebildim. Gözlerimi kapattığım da bunları kafamdan kalbimden silmek istiyordum beni bu kadar yoran bu kadar acı çektiren, anıları hatırlamak istemiyordum ama sanki beynim bu anılara kilit koymuştu benim bile kilidini açamayacağım ve silemeyeceğim bir kilit. Derin bir nefes aldım gözlerimi açtığım da merdivenlerin başına gelmiştim bile, eski tabelayı taşıyan tuğlalı binaya baktığım da dudaklarım sessizce okudu. Merdivenli yokuş mahallesi... Bir kaç basamak çıktığım da durakladım hayatıma daha yeni giren adamın sözleri beynim de yankılanıyordu. Yarın saat 8'de merdivenler de beni bekle... Ne diyecekti? Veya neden benimle buluşmak istiyordu ki? Refha 'nın benden ne istediğini bilmiyordum anlamıyordum bile hatta, bunu her düşündüğüm de bir sonuç elde edemiyordum. Neden bu adamın ela gözleri sürekli etrafımdaydı, neden bu adam bana sanki bir şeyler anlatıyormuş gibi şiirler söylüyordu. Neden bu kadar bana karşı çok tanıdık ve sıcak davranıyordu herşeyden öte neden bu adamın yanında, beden hareketlerim ve hislerim değişiyor gibi oluyordu mantıklı bir cevap bulamıyordum. Gözlerimi devirdiğim de dik yokuşlu merdivenlere çıkmaya devam ettim ama dün gece ki olduğum yerde durduğum da, başımı onun olduğu yöne çevirdim omuzumun üzerinden bana iyi geceler dilediği yere bakıyorken sözleri yine yankılandı. Bir o kadar da benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi... Dudaklarımı hafif bir tebessüm aldığın da parmaklarım dudaklarıma dokundu, bu benden bağımsız olan tebessüm yerini düz çizgiye bıraktığın da dik yokuşlu merdivenleri çıkıyordum bile. Küçük şirin evime girdiğim de kendimi yatağıma bırakmam ve uykuya dalmam saniyeler için de olmuştu bile. Gözlerimi telefonun sesi ile açtığım da ekranda beliren isim, sabah sabah bana kulak ameliyatı yapacak kişinin ta kendisiydi. Benim dili pabuç gibi olan güzel geveze arkadaşım gözlerimi devirmeme sebep olduğun da, yatak da gerilerek onun anlattığı dedikodular ile uyanmaya çalışıyordum. Dik yokuşlu merdivenlerden inerken bile geveze arkadaşım kulaklarıma ameliyat yapmaya devam ediyordu, yerleşkeye giden yol boyunca üniversitenin bütün erkeklerinin ismini öğrendiğim de ve ayrıca övmekten ağızından bal damlayan arkadaşımın bahsettiği karın kasları olduğunu öğrendiğim de yerleşkeye gelmiştim bile. Sonunda telefonu kapattığımız da kulaklarımı hissetmiyordum bugün ki dersleri bu kulaklar ile nasıl dinlerdim bilmek bile istemiyordum. Giriş kapısında ki büyük iri mermer sütunları geçtiğim de amfiye çoktan ulaşmıştım bile. Gittikçe yaklaşan vizelerin sonunda ara tatil ufukta belirmişti, Filistin'e gitmeyi hiç planlıyordum eğer gidersem bu sefer geri buraya dönmemek üzere giderdim kesinlikle. O yeşil gözlerin özlemi bana her kararı verdirebilirdi şu durumda molalar da bile hiç kampüs alanına çıkmamıştım, tüm gün boyunca ders çalışarak yaklaşan vizeleri düşündüğüm de üniversite de tüm günüm çalışarak geçmişti. Son Osmanlı Türkçesi dersimden çıktığım da beynimi hissetmiyordum, bir an önce mahalleme gitmek istiyordum koridorda bitkin şekilde yürürken gözlerim kütüphane kapısına takıldı. Acaba yine orada mı duruyordu tüm gün haylaz ela gözlerini görememiştim ama yine muhtemelen, sarışın arkadaşı ile bi hayli ilgilenmiştir kesinlikle. Kollarım göğsüm de birleştiğin de tanımadığım bir his yine damarlarım da kol geziyordu. Çantamı omuzuma iyice sabitlendiğim de mahalleme yürüyordum, bu şehri sevmiştim biraz fazla araba sesi olsada o eşsiz boğaz manzarası bu kusuru kapatıyordu. Ve bende kusurunu bol bol kapatması için boğazı izliyordum yürümeye alışmıştım artık, hem bu eşsiz boğazı izliyor hem de İstanbul havasına iyiden iyiye alışıyordum. Büyük eski binanın dar sokağından geçtiğim de taze ekmek kokusu mahalle boyu yayılmıştı, gözlerimi kapattığım da içime kokuyu derince çektim küçük mahalle fırınına ilerlediğim de yaşlı amca gülümsüyordu. Artık fırıncı amca da alışmıştı bir tane ekmek alarak merdivenlerden yiyerek çıkmama her dersten döndüğüm de, bu tatlı yaşlı amca ekmeğimi hazır ediyordu bende bu duruma gittikçe alışıyordum. Ekmeğimin sıcak buğusu üzerinde süzülüyorken sözleri ekmeğimin kokusunu bile unutturdu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE