6.Bölüm Devam

1917 Kelimeler
Yarın saat 8'de merdivenler de beni bekle... Kalbimin hızla çarpması yerini hızla kalkan ve hızla inen göğüs kafesine bırakıyorken başımı iki yana salladım, sanki böyle yaparsam dediği cümleleri unuturmuşum gibi geliyordu ama nafile. Sözleri merdivenlere kırmızı halı seriyorken ekmeğimi yemeyi de ihmal etmiyordum tabi ki. Bu minik yeni evim de bugün tembellik yapmaya karar verdiğim de telefonuma gelen mesaj bildirim seslerini, düşünmek istemiyordum bunun yanı sıra yaklaşan saat beni anlamadığım şekil de tedirgin ediyordu. Televizyon izlerken bile düşünceler boğazıma yapışıyordu sanki, buna daha fazla dayanamayarak televizyon izlemeyi bıraktığım da telefonu elime almıştım. Refhan hakkın da hiç bir şey bilmiyordum annesi vefat etmişti sevdiği kız vefat etmişti, ama babası neredeydi veya kiminle yaşıyordu bilmiyordum bile. Sosyal medyaya ismini yazdığım da onu bulmaya çalışıyordum sonunda resmini bulduğum da inceliyordum, biyografisin de yazan söz dikkatimi hemen çekmeyi başarmıştı. Julie'tini kaybeden Romeo... Şaşırmadım yine bir William Shakespeare kitabından karakterlerdi resimlerini incelediğim de bu adi herifin gerçekten yakışıklı yüzü vardı. Fotoğraf çekilmeyi de çok iyi biliyordu tarzı sözleri ve haylaz ela bakışları karşısın da her kız kendini bu adama kolayca kaptırabilirdi, fotoğraflarının altın da neredeyse hep Shakespeare alıntıları dolu olduğun da gözlerimi devirdim. Düşünceleri bırakmak için vizelere çalışmaya başladığım da gözlerim bir kitaba bir de saate bakıyordu, ikisi arasında pin pon gibi olan gözlerim artık yorulmuştu daha fazla kendime işkence etmek istemedim. Ayakkabılarımı giydiğim de üzerimdeki şala yüzüme vuran soğukluk ile daha da sokulduğum da, soğuktan çıkan nefesimin buğusu ile merdivenlerden sessizce iniyordum. Ela bakışlı adam düşüncelerimi ele geçirmesi yetmiyormuş gibi vizelerime de mani oluyordu. Soğuktan ellerimin eklem yerleri kızarmaya başladığın da gözlerim saate bakmayı bırakmıştı, hem beni buraya getirten kendisinin olduğu gibi bekleten de o oluyordu. Kaşlarımı çattığım da sinirle nefes aldım nefesimin buğusu havada süzüldüğünde beklemenin aptalca olduğuna karar verdim, sokakları yarı yarıya aydınlatan lambaların altından merdivenlerden çıktığım da sesi ile adımlarım sabitlendi. " Yoksa çimen gözlü kız bunun aptalca olduğuna mı karar verdi?" Arkamı aniden döndüğüm de ela bakışları tam da karşımda duruyordu kalbim bir kelebek gibi kanatlanırken midem de yine, o anlamadığım bir şeyler yer değiştiriyordu yediğim şeyler yine havada uçuyordu sanırım. Onu baştan aşağı süzdüğüm de dilimi ısırmış olabilirdim siyah saçları özenli şekil de yapılmış, takım elbisenin içine giydiği beyaz gömlek ise ela gözlerini ortaya daha da çıkarmıştı. Şu an karşımda duran adam sanki ilk buluşmaya gidiyor gibi durduğun da üzerindekileri garipsedim, benim üzerim de ise aptal bir eşofman aptal bir bluz aptal bir şal vardı. Ve ölümüne dağınık ev topuzum yılbaşı ağaçlarının en tepesindeki yıldız gibi bu durumu taçlandırıyordu. Yanaklarımın yandığını hissettiğim de üzerimdekilere bakmamasını diliyordum, onun ise sanki üzerimdekiler ve etraf umurunda değilmiş gibi sadece yeşil gözlerime baktığın da afalladım. Bu adamın yanına bile gelmek istemiyorken şimdi buradaydım ve üzerimdeki kıyafetleri düşünüyordum. Ne oluyordu bana? Anlamadığım şekil de neden anlamsız şeylere kafa yoruyordum. Merdivenlere doğru adım attığın da yankılanan her adım sesi kalbimi titretiyordu, loş ışıkların altın da tarzı ve ela gözleri ile yanımda durduğun da yutkundum. Dağınık topuzumdan alnıma düşen kaküllerimi kulağımın arkasına nazikçe koyduğun da irkildim, parmaklarındaki soğukluk tenime değdiğin de yandığımı hissettim gülümsedi. Yine hayatım da gördüğüm en güzel çukur belli olduğun da parmaklarını kalbime koyduğun da avuç içini yavaşça bastırdı şair sesine bürünerek fısıldadı. " Hasta mı yoksa?" İşte yeni filistin sokaklarındayım küçük bahçemizdeyiz ve o bana bu alıntıyı söylüyor. Karşım da bir an yeşil gözler belirdiğin de yerini saniyeler için de ela rengine bıraktı. Kalbime inen bu hüzün ve anlamadığım sıcaklık boğazıma düğüm olduğun da yutkundum. Sözler dudaklarımdan döküldüğün de bana yabancıymış gibi geliyordu. " Yüreğinden vurulmuş" Nefesimizin buğusu havada süzülürken loş ışıklar altın da ela gözleri gözlerime bakmaya devam etti. " Vah vah bırak kanasın" Sırada ki repliği söylediğim de kalbim sanki soğuktan sızlıyordu. " Bu ona iyi gelir mi?" Sessiz fısıldadım mahalle de atıştıran yağmurun altın da birbirimize bakmaya devam ediyorken mısraya devam etti. "Gözlerinizle onu düzeltebilir misiniz?" Yutkundum tırnaklarımı avuç içime bastırdığım da, gözlerine sanki karşım da yeşil gözler varmış gibi haykırdım. " Ne yazık ki hayır, ancak bıçağımla..." Replikler tersine döndüğün de gözlerimiz birbirini takip ediyordu, loş sokak altın da parlayan ela gözlere baktığım da tek tersine dönen şeylerin replik olmadığına emindim... Yanaklarıma vuran nefesinin buğusu tenimi yaktığın da yutkundum, yıllar önce bu replikleri evimizin küçük bahçesinde dudaklarından işitmiştim. Şimdi ise bu karşım da duran ela bakışları ile gözlerime bakan adamla yine aynı replikleri söylüyordum. Ruhuma ve kalbime çocukluktan beridir kazıdığım zümrüt yeşili gözler yerine ela bakışlar karşımda durunca yutkundum. Sanki son replikleri söylerken dudaklarım yanmıştı öyle hissetmiştim farklı gözler farklı mekanlar küçük bahçem yerine tanımadığım bir mahalle de, yeşil gözler yerine tanımadığım ela gözler vardı şu an karşımda. Önce avuç içini sonra parmaklarını yavaşça kalbimden çektiğin de elinin sıcaklığı da akıyordu göğsümden, yutkunduğum da nefeslerimiz birbirini takip etti göz kapaklarım birbirine şaşkınlıkla vururken durdum. Derin şekil de nefes alıyordum sanki karşılıksız aşkıma ihanet ediyormuşum gibi geliyordu, bunu ona belli etmemeye çalıştığım da takım elbisesinin yakalarını düzeltti kendinden emin şekilde. Loş sokak ışıklarına vuran yağmur taneleri tenime değdiğin de irkildim ekim yağmurları çoktan şehri kuşatmıştı, tıpkı ela gözlerin şu an gözlerimi ve kalbimi kuşattığı gibi. Düşünmekten yine başıma ağrılar girmeye başlarken ona baktım şu an o özenli saçlarından eser kalmama noktasına gidiyordu, benim ise paspal halim sadece kendini tekrar ediyordu. Ne kadar gülümsememeye çalıştıysam yapamadım yağmur taneleri üzerimize deli gibi yağarken gülümsedim, parmak uçlarım gülümseyen dudaklarımı saklamak istercesine uzandığın da öylece kaldım. Parmakları yanağıma uzandığın da sanki kırılacak bir vazoymuşum edası ile yanağıma dokunduğun da irkildim, her zaman ki gibi yine büründü şair sesine parmakları yavaşça yanağımı okşarken. " Haklısınız, bütün zevkler boşunadır; ama en boş olanı Acıyla elde edilendir, çünkü içinde taşır acıyı: Tıpkı, acıyla doğrunun ışığını aramak için Bir kitap üzerinde dikkat kesilmiş okurken Doğrunun parlaklığı gözümüzün ışığını kör eder gibi olur: Böylece ışığı arayan ışık, ışığının ışığını aldatır: Bu yüzden karanlıkta ışığı bulmadan önce Işığınız karanlığa gömülür gözlerinizi kaybedince. Oysa bir güzelin bakınca gözlerine Onun göz kamaştıran ışığı sayesinde İnceleyin gözlerimdeki hazzı, Onun ışığı merhem olacaktır kamaşan gözlerime..." Yine o kitaptan bizim mısralardı neden bana bunları söylüyordu neden bana sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gözlerimiz birbirine uzun süre takip ettiğin de savaşı kaybeden ilk ben oldum gözlerimi mahallenin merdivenlerine çevirdiğim de, parmaklarının da yanağımdan kayması bir olmuştu. Boğazımdaki düğümü ve gözlerimdeki akmak üzere olan yaşları görmesini istemiyordum, artık onun kalbimdeki varlığını sürekli hatırlatan adamın varlığını şu an istemiyordum. Neden gelmiştim ki bu aptal herifin yanına neden şimdi burada onunla geçmişimi hatırlatan, mısralar okuyordum ki? Ben aptaldım evet kesinlikle beni sadece eski sevdiğine benzeten bir adamın yanında duruyordum beni görmeyen bir adamı seviyordum. Ben seviyordum ben çok sevdim o fark etmedi bile ben çok kırıldım, karşımdaki adam kırdığı kalbimi fark etmedi bile. Kimse beni fark etmiyordu benim duygularımı benim aşkımı benim sevgimi, benim annemin gitmesini! Buraya gelmem bile aptalca bir hareketti yanaklarımdan süzülen yaşları hızla yanaklarıma bastırdım. Yağan yağmur her şeyi daha da dramatize ederken bir an önce gitmek istedim, merdiven basamaklarına hızla yöneldiğim de cebimdeki anahtarları bulmaya çabalıyordum. Ellerimin titremesi eşliğin de yağan yağmur daha da şiddetlendiğin de artık kendimi bıraktım kalbimde yıllardır taşıdığım yakarışın, gözlerimden uçup gitmesine izin verdim bir taraftan benim gözlerim diğer taraftan gökyüzü ağlıyordu. Merdiven basamaklarını bile nasıl hızla geri indiğimi fark etmezken, kendimi onun kolların da buldum. Gözlerimi kapattığım da kokusunu ciğerlerime iyice çekmek istedim neden istedim ben bile bilmiyordum, tek bildiğim şey şu an ikimizin birbirine deliler gibi yağan yağmurun altın da deliler gibi sarılmamızdı. Vücudumu ona daha da bastırdığım da ağlıyordum kendi hıçkırık seslerim kulağıma geldiğin de, garipsedim neden bu kadar ağlıyordum bu kadar acı şu an neden vardı durduğum da kaşlarım çatıldı. Şu an tek hıçkırık sesi benim değildi kollarımda ki adamda ağlıyordu benim gibi delice başımı yavaşça omuzundan çektiğim de boğazım düğümleniyordu, gözlerimiz birbirine denk geldiğin de dudakları alnımın tam ortasın da durdu. Tam iki kaşımın arasında ki hayat damarın da dudaklarının sıcaklığını hissettiğim de, ağlayan ela gözlerini hatırladım onun hıçkırık sesleri benim ağlamamı bastırdığın da parmakları saçlarım da gezintiye çıkmıştı. Parmak uçları saçlarımdan her seferin de nazikçe indiğin de kolları bedenimi daha da sıkı sarıyordu, yağan yağmurun altın da nefeslerimin buğusu bizi ısıtırken gözlerimi kapattım. " Korkma bi daha asla geç kalmayacağım bak ölmedin işte geldim yetiştim Beril." Parmak uçları saç tellerimden kaydığın da titreyen sesi ile dudaklarından bir kaç cümle döküldüğün de yutkundum. O şu an beni başka biri zannederken ben ona yaralarım yüzünden sarılmıştım, şimdi ben ise onda bir yabancıydım sadece sevdiği kızın bir benzeri o kadar. Bu durum içerisin de daha fazla kalmak istemedim kollarım sıkıca sardığım omuzlarından bu sözleri ile yanlarıma düştü, biz öylece kaldık bu mahallede yeni bir yaram oluştu bu sözler ile. Yeni bir mahalle yeni bir adam yeni bir yara... Galiba bu benim kaderimdi hicran anlamının yükünü taşımak benim kaderimdi, ne yeni bir mahalleye ne yeni bir adama ne de yeni bir yaraya kalbim gözlerim bedenim ruhum hazır değildi işte. Sevdiği kızın ismini bana haykırdığın da yapabileceğim tek şey gitmekti, eğer durursam aptallık olurdu zaten bile bile yeni bir yara açmış olurdum olmayan kalbime. Filistin sokakları gibi kendime merdivenli yokuş sokaklarını acı anıların olduğu bir yer yapamazdım ne demiştim ben gelmeden önce, yeni insanlar yeni acılar yok! Acı veren insanları hayatına almak yok hicran! Ve bu adam gözlerine ilk baktığım günden beri sadece acı veriyordu. Kendimi ondan çektiğim de gözlerine baktım sanki benim başka biri olduğumu yeni anlamışcasına gözlerime baktığın da, dudakları titriyordu loş ışıkların vurduğu yüzünden son yaşlar süzülürken bana baktı bir süre. Konuştuğum da boğazımdaki düğümü yok saymaya çalıştım, gözlerimde dolan yaşları tutmak için binlerce hale büründüğüm de kırılan kalbimden yalnızca bir kaç cümle döküldü. " Bir o kadar da benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi..." Bir kaç saniye gözlerine baktığım da bir şeyler demesini bir şeyler yapmasını bekledim, ama ne tek bir kelime etti dudakları ne de bir adım atabildi. Yine dudaklarımı o çok iyi bildiğim acı tebessüm ele geçiriyorken yağan yağmur altın da ıslanan saçlarım ile, merdivenlerden hızla çıkarak arkama bile bakmadan evime girmiştim. Kapıyı şiddetle kapattığım da kalbime gitti parmaklarım avuç içimi kalbime bastırdığım da yanaklarımdan süzülen, yaşlar ile öylece kapı eşiğindeki mermere oturdum kaldım. Kendimi artık çok yorgun hissediyordum kolumu kaldıracak gücüm bile yoktu sanki sırtımı kapıya yasladığım da, yaşları yanaklarıma bastırdım yine sulu gözlü oluşum konuya anın da dahil olmuştu. Gözlerimi kapattığım da tekrar çocuk olmak istedim tek derdimin yeşil gözler olması için neler yapmazdım ki, en azından ne bu kadar kalbim kırılırdı ne de annem giderdi ama ben annemin gittiği gün büyümüştüm doğru ya. Hem de erkenden büyümüştüm birden o salıncakta sallanırken annem beni düşürmüştü oradan, dizlerimi kan yara içinde bırakmıştı ve ben bir daha ne kalbimdeki salıncağa bindirebildim o kızı ne de parktaki salıncaklara. Başımı dizlerime koyduğum da içimden sessizce ağladım evde kimsenin olmamasına rağmen sessizce ağlıyordum, eğer annem ağladığımı hissederse üzülürdü kesin. Yukarı çıktığım da dolabıma yöneldim en dipte ki küçük kutuyu elime aldığım da içinden, babamın elinden son anda kurtardığım tek yadigar kalan fotoğrafı ellerimin arasına aldığım da öylece baktım. Sessizce bir kaç saniye fotoğrafa baktığım da benim de bir zamanlar ailemin olduğunu hatırladım, kendimi uzun zamandır evsiz ailesiz hissediyordum ama o yeşil gözlere baktığım da her seferin de kendimi evimdeymiş gibi hissettim. Ama o yeşil gözlü adam beni kardeşi olarak gördüğün de o ev başıma yıkıldı ve bende enkazın altın da kaldım. Şimdi o enkazın altın da nefes almaya çalışıyorum çok zor olsada her nefes alışım kalbime batsa da, almaya çalışıyordum işte fotoğrafa düşen göz yaşım beni gerçek dünyaya geri getirdiğin de durdum. Nefes aldığım da fotoğrafı kalbime bastırarak yatağıma uzandım gözlerimi kapattığım da kimseyi düşünmek istemedim, sadece uyumak için yıllar sonra bana acı veren o ninni dudaklarımdan döküldü. Bebeğimin beşiği çamdan... Yuvarlandı düştü damdan... Bey babası gelir şamdan... Nenni bebek oy... Devam edecek
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE