7. Bölüm Melankoli

4858 Kelimeler
Başımdaki keskin ağrı yüzünden gözlerimi açamıyordum göz kapaklarımı her açmaya çalıştığım da, başımdaki ağrı sanki buna bağlı bir mekanizme gibi kendini tekrar ediyordu. Parmak uçlarım alnıma gittiğin de sanki ateşten kıvılcım çıkıyormuş gibi hissediyordum, dün ki yağmurdan sonra anlaşılan sağlam bir soğuk algınlığı kapıda hazır bekliyordu. Yağmur demişken sahi dün ne olmuştu? Hatırlamak bile istemiyordum, sol elimde ki parmaklarımın arasında bir şeyi sıkıca tuttuğumu hissettiğim de bakışlarım parmaklarım arasın da kalan fotoğrafta yöneldi. Annemin yeşil gözlerini yıllar sonra sabah uyandığım da gördüğüm de öylece kaldım, sanki şu an zaman durmuş zaman bile duracağı yeri bilmişti. Yıllar sonra uyandığım da ilk annemin gözlerine bakmayı bu kadar özlediğimi bilmiyordum ağlamak istedim ama yapamadım, sadece yeşil gözlere bakışlarıma dudaklarımda ki tebessüm eşlik etti. Galiba bedenim bile artık bu duruma alışmıştı annemden bakışlarım kendi yüzüme kaydığın da o küçük kız mutlu görünüyordu, son kez mutlu son kez küçük kız oluşuydu oradaki eğer bu fotoğraftan sonra böyle olacağını bilseydim o fotoğrafta ölmek isterdim. Küçük bir kız olarak ölürdüm annemde gitmezdi ailemin dağılmadığını bilirdim en azından, tek kaybım büyümemiş olurdum o da benim için bir kayıp değildi zaten. Fotoğrafa ne kadar çok bakarsam o kadar çok nefes alamadığımı hissettim küçük bir fotoğraf karesi insanın kalbini milyonlarca parçaya bölmeyi, başarabilir miydi ki? Ne kadar garipti bir zamanlar gülümsediğim fotoğrafa bakınca kalbim acıyordu. Yataktan fırladığım da küçük balkonuma gitti adımlarım yanaklarımdan bir kaç sıcaklık indiğini hissettim, yağmur damlalarının ardında bıraktığı toprak kokusunu ciğerlerime çektim. Kafamı toparlamam gerekliydi vize haftası iyiden iyiye iyice yaklaşıyor, ve ben böyle saçma düşünceler içerisin de dolaşıp duruyordum. Saate baktığım da 8'e daha yeni vuruyordu gözyaşlarını her zaman ki gibi yanaklarıma bastırdığım da uçuşan siyah saçlarımı, kulağımın arkasına nazikçe koymaya çalışıyordum ahşap eski merdivenlerden indiğim de paltomu arıyordum. Bu sefer sıkı şekilde giyinmezsem kesinlikle hasta yataklarına düşerdim, bir taraftan çalan telefonum diğer taraftan yaklaşan ders saatim beni telaşa soktuğun da gözlerim kurumuş lavinia çiçeklerin de takılı kaldı. Pembe çiçeklerimden geriye sararmış yapraklar kalmıştı onlara su vermeyi bile unutmuştum, camın önün de ki vazoya yavaşça yaklaştığım da çiçeklerim de ölmüştü. Ürkek şekil de parmak uçlarım yapraklarına dokunduğun da çiçeklerim ayak ucuma düşmüştü, ölüm çiçeği bir kerede daha ölmüştü tıpkı benim gibi çiçeklerim de kaderimi tekrar ettiğin de kalbim üşüdü. Kendimi suçlamak istemedim onun gönderdiği çiçeklerime bakamamıştım onları ben öldürdüm gönderen kişi de beni öldürdü, ve böylece tek sağ kalan yeşil gözlü adam olmuştu bu hikâyede. Paltomu giydiğim de çantamı omuzum da sabitledim evin pembe kapısın da parmaklarım asılı kaldığın da, bakışlarım omuzun üzerinden ölüm çiçeklerini takip etti yerde ki sararmış yapraklarına baktığım da kalbim daha da acıdı. Pembe kapıdan parmaklarım usulca kaydığın da ardım da sararmış yaprakları bırakıyordum bile, kapıyı kapattığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime. Yine kendi hüzünlü dünyama dönmek için kulaklığımı taktığım da dünyamın şarkısı çalmaya başlamıştı bile, dik yokuşlu merdivenlerden her indiğim de huzur kendini tekrar etti artık bu merdivenlerden şikayetçi değildim kesinlikle. Eski kiremit renkli tuğlalı evin önün de adımlarım sabitlendiğin de ekmek kokusu burnumu gıdıkladı, çocukluğum olan kokuyu tüm bedenim hissettiğin de adımlarım kendi kendine fırına yönelmişti bile. Mahalle fırınına doğru yürüdüğüm de küçük dar nostaljik sokakların büyüsüne kendimi bıraktım, gözlerim bu tarihi eserleri izlemekten mest olurken adımlarım olduğu yere sabitlendi. Güneşin gözlerine vurduğu ela renk bal rengine bırakmıştı kendini sabahları ekmeklerin üzerine sürdüğümüz bal rengi... Ela gözlerine mi şaşırmalıydım yoksa kucağın da tuttuğu sıcak ekmeğe mi? Kulaklığımı sinirle çıkardığım da tebessüm etti haylaz dudakları yukarı kıvrıldığın da, ona bir kez daha gıcık olmamak elimde değildi bir de şimdi yüzsüz gibi karşım da koca boyuyla dikiliyordu. Sabahın erken saatlerin de ilk karşıma çıkan insanın ela gözler olmamasını dilerdim ama ne yazık ki bazı dileklerin gerçekleşmesi zordu, sevmediğin ot burnunun dibin de biter misaliydi işte bu. Kollarım yine göğsüm de bağlandığın da gözlerimin devrilmesi eşlik etti bu duruma o ise sadece geri bildirim olarak, haylazca gülümsedi başımı gururla omuzun hizasına eşitlediğim de gitmesini bekledim. Ama o tam tersi ela gözlerini ve bedenini burnumun ucuna yaklaştırdı taze ekmek kokusu her tarafımı ele geçirdiğin de, daha fazla gururlu tavırları yapamazdım burnumun ucundaki varlığını umursamayarak ela gözlerine baktığım da dudaklarını araladı. " Günaydın" Tepki olarak sadece gözlerimi devirdim yeniden. Çünkü onun varlığını artık istemiyordum hatta başından beri istemiyordum, gözlerime tekrar baktığın da alt dudağını ısırdı gülümseyerek. " Sen yorulma diye ekmeğini bile alıyorum en sevdiğin fırından hâlâ bana yeşil gözlerini deviriyorsun" Yutkundum nereden biliyordu ki bu fırından ekmek aldığımı sürekli kesin beni bir sapık gibi takip ediyordu, o otobüs durağında ki muamelem kesinlikle haklı yereydi yanaklarımın ateşten mi yoksa utançtan mı yandığını bilmiyordum. Kuyruğunu yine dik tutmaya çalışan kediler gibi gururlu bir tavır takındığım da, galiba bu tavırın bedeni bana biraz büyük gelmişti. " Nereden biliyorsun? Ben ekmek sevmiyorum hem." Son dediğim cümleme kendim bile inanmazken onun inanmasını beklemem aptalca fikirdi sanırım, yalan söylediğimi anlamaması için ela gözlerinin içine baktığım da dudaklarımı kemiriyordum galiba. Sıcak ekmek paketini bana uzattığın da pakete kaydı bakışlarım eğer biraz daha pakete bakarsam kesinlikle bu savaştan mağlup çıkacaktım, bakışlarım ela gözlerine geri döndüğün de gülümsedi şu an karşım da duran yakışıklı yüzüne karşı koyamıyordum resmen. " Evet o yüzden her üniversite çıkışı merdivenlerden çıkarken minik ağızına koca ekmek parçalarını sen sıkıştırmıyordun değil mi çimen göz?" Evet şu an karşısın da utançtan yerin dibine girmek istediğim de gözlerim mahalle binalarını izliyordu beni takip etmesi gerçeği ise sadece, daha çok utanmama yol açmıştı daha fazla sırrımı açığa çıkarmasına tahammülüm kalmadığın da elinden paketi aldım. Birazcık sıcaklığı kalan ekmeği böldüğüm de yerleşkeye doğru yürüyordum, o ise yanım da usulca yürüyordu bakışları ile karşılaşmamak için sadece ekmeğimi yemeye odaklandım. Eminim şu an dudakları haylazca yukarı kıvrılmış benim mağlup olmamı izliyordu, zaferini ise kesinlikle yerleşkede bağıra çağıra ilan edecekti bu yaramaz heriften sadece bunu bekliyordum şu an. Yorulduğum da mahallenin eski kaldırımlarına oturdum ekmeğimden bir parça böldüğüm de ona uzattım, önce garipsedi sonra gülümsedi o da yanıma dikkatle oturduğun da zenginlik kaprislerinin tutacağını zannetmiştim ama o beni yanılttı. Ekmeğimi yemeye devam ettiğim de çaktırmadan ona baktım bir taraftan verdiğim ekmeği yiyor, diğer taraftan dudaklarında sarhoş bir tebessüm dolanıyordu sanki. Daha da dikkatle baktığım da yine o kendine kızları kolayca aşık edebilicek tarzı ve ela bakışları ben buradayım diyordu, ben ise yanında sade bir kızdım işte mahalle fırını tam karşımızda minimum seviye de kaldığın da yine de burnumuza ekmek kokusu geliyordu. Ağızım da kalan lokmamı yuttuğum da ona baktım bakışlarımız birbirini takip ettiğin de, o gülümsedi benim kalbim kelebek gibi titredi ben gülümsedim gülümseyen dudakları daha da genişledi. Anlamıyordum anlam veremiyordum ona kızgın kalamıyordum onunla herkesi unutabiliyordum, onunla gerçekten gıcık etse bile mutlu olabiliyordum bilmiyorum gözlerin de sanki bir şey beni ona istemesem bile sürüklüyordu. Düşüncelerime telefonuma gelen bildirim ile küçük bir mola verdiğim de, ekmek paketini geri Refhan'a verdiğim de bildirimi okudum. " Hicran acilen İzmir'e geri dönmen gerekli bunu sana telefonda izah edemem." Dudaklarım mesajı okuduğun da tüm bedenimi endişe kapladı yıllardır tanıdığım arkadaşım bana kesinlikle, bu denli ciddi mesaj yazmayı geç ciddi biri bile olamazdı. Kesin bir şey olmuştu kalbime ağrı girdiğini hissediyordum hayatım da tek aile bildiğim, babama bir şey olduysa ne yapardım ben bu düşüncelerin gerçek olmasını istemedim. Göğsümde kalbim hızla çarparken ayağa kalktım yutkunduğum da ela gözleri anlamaya çalışarak bana bakıyordu, gözlerimin dolmasını istemedim havaya bakma kuralımızı uyguladım konuşmaya çalıştığım da zorla bir kaç cümle çıktı dudaklarımdan. " İzmir! İzmir'e gitmem gerekli hemen şimdi!" Endişem ile o da ayağa kalktığın da kaşlarını çatıyordu ela gözleri bir açıklama bekliyormuş gibi bana bakmaya devam ettiğin de, yalnızca ona " Babam..." Diyebildim. Parmak uçları ile şakaklarını ovuşturduğun da sesli nefes aldı, gözlerini sanki sabrının son demlerinde kalmış gibi kapattığın da kaşlarımı çatan şimdi bendim. Bir süre öyle kaldığın da sonunda ela gözlerini araladı ben ise aptal gibi bir şey demesini bekliyordum, gözlerime bir süre baktığın da sesli bir nefes daha aldı haylaz dudakları yukarı kıvrıldığın da gözlerimi devirdim. " Seni oraya ben götüreceğim" Kaşlarım şimdi de şaşkınlık ile havada asılı kaldığın da şu an duygularım ve düşüncelerim karma karışık olmuştu bile, neden beni oraya götürmek istiyordu neden benimle gelmek istiyordu. Boğazımda ki anlamsız oluşan düğümü bastırmaya çalıştığım da konuştum. " Neden bana yardım ediyorsun nefret ettiğini sanıyordum?" Önce gülümsemesi silindi sonra bana doğru adım attığın da aramız da rüzgarın bile zar zor geçeceği mesafe kaldı, yutkundum şu mahalle de şimdi yalnızca ela renk her yeri kapladı o renk beni ve tüm mahalleyi sanki boyuyordu. İşte yine dudaklarımız sustu gözlerimiz konuştu gözleri yine bedenimi ve kalbimi ele geçirdiğin de, kafam su dolu kovaya girmişti bile sesler küçük bir uğuldama olarak kayboldu önce sonra ise yalnız biz kaldık koca İstanbul'da. " İkimizin de ortak bir yönü var o yüzden." Afalladığımı fark etmemesi için kuyruğumu dik tutmaya devam etmeye çabaladım ama konuştuğum da kelimeler, kekeleyerek çıktığın da bu işi pek de iyi yapamadığımı anlamıştım. " Neymiş ki ortak yönümüz?" Parmak uçları yandığını hissettiğim yanaklarıma zarifçe dokunduğun da irkildim tüm vücudum da onun teninden oluşan elektrik, dolaşmaya başladığın da vücudum bile gerilmişti kalbim? Kalbimi konuya dahil bile etmiyorum o yerinden çıkacakmış gibi atıyordu adeta. Gözlerimiz yeniden birbirini takip ettiğin de parmak uçları dudaklarım da gezindi, gözlerimi anlamsız şekilde sıkıca kapattığım da dudaklarım da gezinen parmak uçlarının sıcaklığını dudakları aldı. Kısa ve ani bir öpüş... Heyecandan tüm vücudum buz kesildiğin de gözlerimi açmak istemedim, dudaklarının sıcaklığı dudaklarımdan koptuğun da yutkundum. Avuçları arasına aldığı yüzümü hissettim sadece nefes almayı zar zor başarabildiğim de, merdivenli yokuş sokakların da fısıldadı sessizce. " İkimizin de birine deliler gibi aşık olması, ben sana sen ise ona..." İlk öpücük...Sizce çok önemli midir? Bence evet kısa ve o anı öpüş benim ilk öpücüğüm olmuştu, bu haylaz ela gözlerin ilk öpücüğüm olmasına ben karar vermemiştim. Aklım da karar vermemişti eğer o karar verseydi dudaklarıma dokunmasına izin veremezdim, ilk öpücüğüm olmasına izin veremezdim. Kalbim benden bağımsız olan onun aşkıyla yıllardır yorgun olan kalbim karar vermişti karar verdiğin de, tek itiraz edemeyeceğim tek kontrol edemeyeceğim oydu çünkü bedenimde. Eğer kontrol edebilseydim yeşil gözleri her aklıma geldiğin de düğüm oluşmazdı eğer kontrol edebilseydim, o aptal yeşil gözlerini bu kadar acı olduğunu bildiğim halde yeniden severdim. Dudaklarının sıcaklığı şimdi de kulağıma sessizce fısıldadığı sözlere bırakmıştı kendini ikimizin de birine deliler gibi aşık olması ben sana sen ona...Neydi bu kelimeler? Ne anlama geliyordu? Anlamını kalbim aklım tüm bedenim biliyorken yine de bilmek istemedim. Bana aşık mı olmuştu birisi yani? Benim yeşil gözlerime aşık birisini bırak, benim yeşil gözlerime bugüne dek sevgi ile bakan birisi bile olmamıştı. Sadece ağlamak için vardı ki sanki bu gözler sadece acı şeyleri görmek için yaratılmış gibiydi, şimdi ise karşımda ki ela gözleri bana aşık olduğunu söylüyordu. Boğazımda oluşan düğüm yutkunmama bile izin veremezken bedeninden uzaklaşmak istedim sanki şu an, kalbimiz aynı anda atıyor gibiydi birbirine bağlı mekanizma gibi atışlarımız birbirini takip ediyordu sanki. Nefeslerimiz birbirine karıştığın uğuldamalar yerini anlaşılır seslere bıraktı kafam su dolu kovadan çıkmıştı sanki, gözlerimiz de birbirini takip ettiğin de adımlarımız aynı anda geriledi. Bedenlerimiz birbirinden sanki elektrik almış ve birden uzaklaşmaya mahkûm bırakılmış, gibi aniden uzaklaştığın da parmak uçlarım dudaklarıma değdi. " Yeminlisin o aşka." Bakışlarım yüzünde gezindiğin de tebessüm ederek dudaklarından dökülen cümle kalbimi acıttı. İkimizde başka kalpleri taşıyorduk kalbimizin yanın da, ama ikimiz de yan yana gelince kalplerimiz birbirinde sükûnet içinde dinleniyordu işte. Cümle mi kalbimi acıttı yoksa bu sözler boğazında sanki düğüm varmış gibi de zorla çıkıyormuş gibi olduğundan mı, kalbimi acıtmıştı sözleri sıcaklığını bıraktığı dudaklarım adeta yanıyordu. Yıllardır ezeli yakarış yapan bu hicran dudaklarıma, hicran bir öpücük bıraktı ela gözlü adam. " Eğer aşk yeminini bozuyorsan, nasıl yemin edebilirim aşkıma?" Kitaptan söylediği mısralar bu sefer şair sesiyle değildi karşımda ki gözleri haylaz ela gözleri şu an yoktu, o ilk tanıdığım adamdan şu an eser yoktu haylaz gözlerin de sanki onu öldürmüşüm gibi bir acı vardı. Öylesine derin öylesine yaralı öylesine yakın öylesine yabancı... Sözler şu an çok acı veriyordu mısralar daha da can yaktığın da, nefes almak istedim ama yapamadım sanki nefes almak onun dudaklarından çıkan sözlere bağlıydı. Buğulanmış gözlerim ile ona bir adım attım dudaklarım titriyordu tıpkı şu an onun dudaklarının titrediği gibi, parmak uçlarım cahillerin cesaretini almıştı sanki sakallarına doğru uzandı parmaklarım. Sakalların da küçük bir gezinti yaptığın da parmak uçlarım gözlerini kapattı sanki o şimşek sesi yeniden gelmişti, gözlerini sıkıca yumuyordu buğulanan gözlerimden yaşların süzülmesine izin verdim o bakamıyorken. " Güzelliğe adanmamışsa bir yemin, nasıl bağlı kalabilirim andıma." Repliği devam ettirdiğim de dudaklarımdan çıkan kendi sesimi garipsedi kulaklarım, onun sesi gibi boğuk ve düğüm varmış gibi zorla çıkmıştı benim kelimelerim de. Sakalların da gezinen parmak uçlarım yanaklarından yavaşça kaydığın da yanaklarından süzülen yaşları izledim, yutkundu tıpkı benim gibi gözlerini araladı gözlerime geri baktığın da alt dudağı titredi. " Kendime olan yeminimi bozsam bile, sonsuza dek bağlıyım ben sana; Bana çınar gibi gelen duygularım, boynu eğik söğüde benzeyebilir sende. En sevdiğim kitaplardan vazgeçtim, gözlerini kitap yaptım kendime. Çünkü yaşamın bütün zevkleri, bilgeliğin kavradığı her şey senin gözlerin de." Dudaklarını ıslattığın da bedeni bedenime daha da yaklaştı, parmakları yanağıma dokunduğun da irkildim o bana her dokunduğun da kalbim titriyordu sanki. Yanaklarımdan süzülen şeyleri takmadım bu sefer kafama öylece süzülmesine izin verdim, yorulmuştum artık tutmaktan kırıkları kalbime gömmekten herşeyi her acıyın kalbime gömülür yapmaktan yorulmuştum. Ben çok yorulmuştum ben bu hayatın içinde bu isimle bu yükle, bu anneyle bu babayla bu karşılıksız aşkla nefes alamıyordum. Tek nefes yaratan yer ela rengiydi ela gözlerdi bu yabancı adamdı tek nefes almamı sağlayan, onda bir şey beni derince nefes aldırıyordu işte neydi ben bile çözemiyordum. Parmak uçları yanağımı şefkatle sevdiğin de gözlerimi kapattım gözlerim önüne düşen saçlarımı, nazikçe kulağımın arkasına koyduğunu hissettim alnını alnıma yasladığın da avuçları içine almıştı yeniden yüzümü. "Ama...Ama başkasına aşıksın bu canımı yakıyor." İlk önce parmakları kaydı yanaklarımdan sonra ise alnını alnımdan çekti hani soğukta üzerinize kalın bir şeyler örter veya giyersiniz ya, ve birden üzerinizden çekilince bedeniniz hiç tanımadığınız tatmadığınız soğuya esir düşerdi ya şu an öyleydim. Ben buz tutmuş bir kalpteydim o ise benim battaniyem kalbi kalbimi ısıtıyordu, şimdi ise benden uzak kalması bedenimi ve kalbimi tekrar hiç tanımadığım o soğukluğa mahkum bıraktı. Mahkûm bıraktığı kalbim soğuktan titrediğin de gözlerine baktım gözlerime sadece karşılık olarak bir kaç saniye baktığın da, gözlerini eski nostaljik hava katan binalara çevirdi bakışlarını. Nefes alışım normale döndüğün de gerçek dünyaya dönüyorduk az önce olup biten şeylere aklım basmıyordu bile, aşk itirafı yerini acıya bırakmıştı anın da o acı ise bizi yükün altın da ezdi. Sanki yıkık taşlardan bir ev yapmıştı kalplerimiz ikimiz için biraz onun enkazından biraz benim enkazımdan, ortaya çıkmıştı ilk önce o ev sonra ise o enkazların sahibi katıldı bize ilk önce evi yıktı sonra ise bizi altın da bıraktı taşların. İkimiz de nefes almaya çalışıyorduk ikimiz de yaşamaya çalışıyorduk, yan yana nereye gittiğimizi bilmeden usulca yürüdük sadece öylece. Küçük dar mahalle sokakların da usulca yürüdüğümüz de tek sesi olan şey, ayağımızın altın da ezilen küçük taşlardı. Mahalle fırınını ve benim favori ekmek kokumu arkamız da bıraktık, o mahallenin dar sokağının bir tarafın da ben bir tarafın da yürüdük sadece. Bir açıklama bekledim bekliyordum ne diyecekti ki ama? Diyeceği herşeyi söylemişti daha ne bekliyordum ki? Aptalca bir beklenti ile dolup taşıyordum resmen. Ona baktığım da ellerini paltosunun cebine koymuş usulca mahallede ki küçük taşları itiyordu yolundan, bende ellerimi cebime koyduğum da onunla aynı şeyi yapmaya başladık. Mahallenin tüm sokaklarını gezdiğimiz de düşünceler beynim de dönüyordu, sanki yenilenme tuşu vardı her saniye her dakika yeni bir düşünce beynim de dolaşıyor ve beni sıkıyordu. Şimdi de mesajın her kelimesi dolaştı beynimde. İzmir! Doğru unuttum ya Filistin'e gitmem gerekliydi ah aptal kafam... Adımlarım durduğun da karşımda ki adama döndü bakışlarım yutkunduğum da beni umursamadı, sadece bir kaç adım daha attığın da önümüzdeki arabayı daha yeni fark ediyordum. Kaşlarımı çattığım da kapıyı açtı eliyle binmem için işaret ettiğin de onunla İzmir'e gitmek biraz, delice bir fikir gibi geliyordu onu ve karşımdaki ela gözleri yan yana düşünmek bile tüylerimi diken diken yapıyordu. Dudaklarımı kemirmeye başladığım da onunla gitmekten başka hiç bir çarem yoktu eğer bir otobüs falan bulmaya çalışırsam bu çok vakit kaybına gol verecekti, düşüncelerimi kafamdan attığım da derince içimden nefes aldım işaret ettiği alana oturduğum da yalnızca haylaz şekilde gülümsedi dudakları. Yanıma oturduğun da dudaklarına kaydı bakışlarım sapık gibi beni öpen dudaklarına hipnoz kesilmiştim, gözlerine baktığım da utandım çünkü o da aynı anda benim gözlerime baktı. Camı açtığım da yanaklarımın yandığını hissettim ekim soğukluğu yanaklarıma her vurduğun da, yanma hissini daha fazla hissediyordum resmen. Gözlerimi kapattığım da rüzgarı hissetmek istedim daha fazla yanaklarımdan saçlarıma aktı rüzgar sonra ise, ciğerlerime doluca bir iniş yaptı kendimi ve kalbimi biraz rahatlattığım da Hafsanura mesaj attım geleceğime dair. Anın da cevap geldiğin de merakım daha da artıyordu. " Tamam evinizin önün de bekliyorum." Telefon ekranını kucağıma indirdiğim de gözlerim sadece yol şeritlerini takip etti düğüm yerini hafiften alıyorken, kötü bir şey olmamasını diledim artık dayanamazdım çünkü eğer olduysa bu sefer öldüm demekti. " Serhat abinden mi?" Yanımda ki sesi aniden ürkmemi sağladığın da düşüncelerim bölündü dudaklarında ki sorusu ile dolaşan gülümseme neden vardı bilmiyordum, bakışları sadece yolu takip ediyordu elleri ise daha fazla direksiyona sarıldı eklem yerleri baskı ile beyazlamaya başladığın da yutkundum. Telefonumu çantama geri koyduğum da kollarım göğsüm de bağlandı benimde gözlerim, onun gibi yolu takip ettiğin de sorusuna cevap vermek istemedim. " Anlaşıldı abi 'çiğinden" Kelimesini daha fazla bastırdığın da dudakları gözlerimi devirdim bakışlarım yeniden yüzüne döndüğün de, sadece daha fazla baskı yapıyordu parmakları direksiyona. Boğazımı temizlediğim de sadece umursamak istemedim sözlerini, gözlerim geri yola döndüğün de umursamayan bir tonla cevap vermeye çalıştım. " Sanane Serhattan geldiyse." Dudaklarımdan çıkan isminin yanına abi kelimesini koymadım yıllardır ilk defa adının yanına o cümleyi söylemediğim de, ismi çok tuhafıma gitti abi kelimesi sanki dudaklarıma yapışan bir zehirdi ben ise her abi dediğim de dudaklarımdan yavaşça yayılıyordu tüm bedenime. Muhtemelen ilk ve son kez abi demedim adının yanın da yutkunduğum da hafifçe ona baktım omuzumun üzerinden, dudakların da benim çok iyi tanıdığım o acı tebessüm kol geziyordu. Ben ona acı veriyordum? Ama ben kimseyi incitmek kimsenin kalbini kırmazdım ki, şimdi o çok iyi bildiğim acı gülümsemenin sahibi ben olamazdım. Başımı koltuğa yasladığım da uyumak istedim çünkü sadece uyuyunca düşünmüyordum uyuyunca kalbim acımıyordu, hep uyumak isterdim hiç uyanmamak isterdim bunun tek yolu ölmekti ama ben ölmek değil gözlerimi sonsuza dek kapatınca iyi hissetmek istiyordum. Gözlerimi kapattığım da hiç bir şey düşünmedim kafamda küçük bir boşluk yarattım o boşlukta uykuya dalmak istedim, gözlerimin önünden anılar geçmişti sadece bir kaç küçük anılar... Parktayız benim lisede ilk yıllarım o ise mezun olmuş çoktan bir taraftan kararmış hava diğer taraftan, iyi kötü arada bir ışık veren mahalle lambası yanıyor ve sönüyor. Salıncakta birlikte oturuyoruz yıllar sonra o salıncakta yanımdaki yeşil gözler ile oturuyorum, yavaşça sallanıyoruz birbirimize baktığımız da gülümsemiştik tıpkı şu an dudaklarımın bu anı ile tebessüm etmesi gibi. Gözlerinde yeşilin en güzel tonu var gözleri aynı kökenleri farklı renkler yine birbirine bakıyor sessizce, o gözler acaba bir gün benim olacak mıydı? Acaba kalbi bir gün benim için atacak mıydı? Benim kalbim atmaya başlandığından beridir ona aitti resmen. O gün benim için en güzel gün olabilirdi ta ki sözleri kalbimi bin parçaya bölene kadar. " Gözleri... Gözleri çok güzel hicran bana çok güzel bakıyor nasıl derim ki ben sana aşığım kalbim senin için atıyor diye nasıl derim?" Ve bir kere daha sonsuza dek salıncağa küsme nedenim bu sözleri olmuştu bana hoşlandığı kıza nasıl sevdiğini gerekmesini söylemem için çağırmış yanına, ben ise ek derslerden yalanlarla kaçmıştım sırf o bana çok önemli bir şey diyecek diye. Belki beni seviyordur ona söyleyecektir diye koşarak gittiğim parktan kalbim de koca bir kırıklık ile ayrıldım, ona sevdiğini söylemesini eğer karşılıksız kalırsa çok canının acıyacağını ve onun için atan kalbinin çok kırılacağını söyledim. Sözlerimden sonra yalnızca bana bir kaç saniye sarıldı ve ben parkta tek başıma kalmıştım, sevgili oldukları haberini aldığım da çok ağladım. Ama kabullendim ben onu illa beni sevmesi için sevmiyordum ki ben onu sevmeyi de seviyordum, ben onun mutlu olmasını daha çok seviyordum gerçek aşk böyleydi çünkü. Onların birbirini sevmesini uzaktan izledim ben ama olsun önemi yoktu, o mutluydu onun dudakları tebessüm içindeydi belki ben onun dudaklarına o tebessümü asla veremezdim. Gözlerimi açtığım da güneş yeni yeni batıyordu turuncu renkler gökyüzünde süzülürken, etrafıma baktım filistin sokaklarını hemen tanıdım gelmiştik bile çoktan. En son ona oturduğum yeri söylemiştim uyumadan önce sadece bunu hatırlıyordum, dar Filistin sokaklarından geçtiğimiz de burayı ne kadar çok özlediğimi anlamıştım. Annemin gittiği sokağa araba girdiğin de kalbim acıdı sonra kendimi hemen toparladım küçük bahçeli evimizin önüne geldiğimiz de, gözlerim hemen yeşil gözlerini aradı arabadan nasıl indiğimi bile hatırlamıyordum adımlarım filistin taşlarına değdiğin de dudaklarım tebessüm etti. Çocukluğumun kokusunu taşıyan adamın kokusu şu an tüm sokaklar da kendini belli etti, bu kokuyu bedenim ve kalbim hemen tanımıştı kalbim deli gibi atıyor bedenim ise titriyordu heyecandan. Yeşil gözlerine bir an önce kavuşmak için resmen ölüyordum yutkunduğum da ela gözleri ile karşılaştım, bir kaç saniye birbirimize baktığımız da bakışlarımı kaçırdım. Adımlarının sesi Filistin sokaklarını doldurduğun da karşım da durdu aramız da ki o çekim, yine bizi etkisi altına alıyorken bu sokakta gözlerine ve bedenine yakın olamazdım hayır. Burası bu sokak bu sokağın ter taşı her duvarı ona ve benim anılarımıza aitken ela gözlerine bu sokakta bakamazdım işte, adımlarım gerilediğin de aramızdaki o duvar tam ortamızdan çıkıyordu bile. Duvar örüldüğün de sadece yutkundum bakışlarımı kaldırımlardan ona çevirmemek için savaş veriyordum, aklım sakın bakma kalbim ise artık bak diye yalvarmaya giriyordu. Gözlerim buğulamaya başladığın da kendime ağlamamak için içim de binlerce küfür ediyordum, tırnaklarımı avuç içime bastırdığım da gözlerine baktım. Benim gözlerim doluydu ama onun gözleri de sanki dolu gibiydi ya da ben gözlerimden dolayı, onun da gözlerinin dolu olduğunu sanıyordum sadece bundan ibaretti. Acaba şu an o da benim gibi düşünceler içerisin de dolaşıp duruyor muydu çok merak ediyordum utançtan ne düşündüğünü hayatta soramazdım, ekim soğuğu buralarda da kendini hissettirmeye başlamıştı anlaşılan şu an eser rüzgar saçlarımı delice uçuştururken az ileri de oluşan mahalle kalabalığı dikkatimi çekti. Bakışlarım ela gözlerinden Serhatın evinin önün de oluşan kalabalığa kaydığın da aynı anda ela gözleri baktığım noktaya baktı, ikimizde çatık kaşlarımızın altın da aynı noktaya baktığımız da olan şeylere anlam veremedim. Sadece bacaklarım sanki binlerce kilometre yol yürümüş gibi titriyordu kalbimin atış hızını göğsümün üzerinde hissettim, adımlarım o yöne doğru her ilerlediğin de nefesim biraz daha artıyordu. Boğazımda oluşan ve boynumu sıkan düğüme parmaklarım gittiğin de, arkadaşımın bana o anlamsız acı dolu gözleri ile baktığını fark ettiğim de saçlarım sanki beyazlıyordu sanki bu anlamsız endişe beni bir sürü yaş aldırmıştı saniyeler içinde. En son bu anlamsız ama acı yüklü hissi annem gittiğin de hissetmiştim. Yıllar sonra yine o his bedenimi rüzgar gibi sardığın da hemen bir anlam yüklemek istemedim bu duyguya, bacaklarımın titremesi eşliğin de onun evinin bahçesinde ki demirli kapıda adımlarım durduğun da ela gözleri tam yanımda durdu. Mahalle kalabalığı görüş açımı zorlaştırırken o kalabalığı ela gözleri ile dağıttık kalabalıktan kurtulduğumuz da, karşım da onun aşkıyla nefes dahi alamadığım adam yanında ki kahve gözleriyle bizi izleyen kız ile aynı yüzüğü taşıyordu. Yutkundum hatta şu an yutkunamıyordum o anlamsız his hayatım boyunca kalbimde taşıdığım, aşkın anlamlı yükü ile dolup taşıyorken tek yapabildiğim uzaktan izlemekti. Nefes... Nefes alıyor muydum? ben bile farkında değildim. Boğazımda dolup taşan düğüm anılar, yeşil gözleri, ona olan içimde ona olan birikmiş milyonlarca cümle şu an boğazımda durdu. Yutkunamadım kalbim peki ya o? Yavaşladığını hissettim önce şu an feryat koparıyordu kalbim, dudaklarım ise bu yakarışı yapmayı bırak tek bir kelime bile etmek istemedi. Hayallerim şu an sadece çöptü. Koskoca 10 senem 1 dakika da yerlebilir oldu, acıyordu çok acıdı bir şeyler kırıldı hissettim o kırılan parçalar boğazım da kaldı. Boğazım aynı saniye de bin tane sigara içmişim gibi yanıyordu sadece, yeşil gözleri kalbime kazınan yeşil rengi şu an kalbime hançer gibi saplandı. Kını içinde kalan hançer çok acıttı çok acıtıyor hançerin sahibi olan yeşil gözleri ile, gözlerim buluştuğun da ilk önce boğazım daha da yandı sonra kını daha da derine battı. Hayalimi benim için hayal olan şeyi bir başkası gözlerim önün de yaşıyorken ne hissedebilirdim ki? Ne diyecektim gözlerim önün de parmağına yüzük taktığı kızı tebrik mi edecektim yani. Verdiği kolyeyi boynumdan yıllarca çıkarmadım içtiği bardağa kadar sakladım sözlerini her gün kendime tekrar ettim, okuduğu kitapları ezberledim huyunu ezberledim sevdiği sevmediği ne varsa kafamda ezbere yazarken gözlerim önün de parmağında yüzük varsa ne yapabilirdim. Mutluydu işte sanki çok mu önemli alt tarafı aşık olduğum adam ellerimden kayıyordu, kendi bilmediğim şeyleri bilmeden onun sevdiği şeyleri ezberledim ben. Nereden bilecekti bu kız çay sevmediğini sabahları 1 şekerli kahve içtiğini çöp dökmekten nefret ettiğini, kitaplara aşık olduğunu gözlerinin kış ayın da zümrüt yeşiline yazın açık yeşile döndüğünü nereden bilecekti. Ona bakarken çocukluğum geldi aklıma bir zamanlar, gözlerinin içine bakmaya çekiniyorken şimdi gözlerine bile bakmak istemedim. Ağlamak istedim bağırmak haykırmak istedim yüzüne gözlerinin içine bakarak, ben seni çok sevdim demek istedim ama gözyaşları yanaklarımdan bile süzülemedi. Hani duvarları saran koca sarmaşıklar olurdu ya duvarın her küçük noktasına kadar sarardı ve asla duvarın görünmesini sağlamazdı, yıllardır kalbim öyleydi benim kalbim duvar onun aşkı zehirli sarmaşık. Şimdi ise o sarmaşıklar ip olmuştu sanki kalbimi öylesine sıktı ki, tüm sarmaşıkları söküp almak istedim kalbimden. Yıllardır içimde biriken aşk damlaları okyanuslar olmuştu içimde şimdi ise, o okyanustaki su saniyeler içinde kurudu çekildi küçücük bir göl olmuştu bu içimdeki sevgi sanki. Neydi şimdi bu çok acı olduğu zaman gözyaşları yanaktan süzülemiyordu yani? Gözlerimi kapattığım da bunların bir kâbus olmasını istedim gözlerimi geri açtığım da hepsi geçecekti geçmeliydi... Geçmezse eğer ben nefes alan ama yaşamayan birine dönüşürdüm hayır olamazdı, bu kadar aşk varken bu kadar yıldır aşkını saklarken beni öldüremezdi izin veremezdim. On senedir benim aşkımı anlamayarak öldürmesi çok acıttı, ama şu an razıydım o acıya bir on sene daha o acıyı çekmeye hazırdım. Bunun yerine gözlerimi hiç fark etmemesini isterdim aşkıma kör olmasını isterdim bir on sene daha ama bu, bu çok acıydı bu çok büyük yaraydı iyi edemezdim işte yapamazdım. Benim hayallerim vardı biz birlikte pazarlara gidecektik kitaplar okuyacaktık, filmler seyredecektik, yan yana uyuyacak, yan yana uyanacaktık. Çocukluktan beridir kurduğum hayalleri bir başkası yaşayacaktı bu muydu? Böyle mi bitecektik şu an ölmek istedim nefes almak bile can acıttı yeşil gözlerine bakarken, bakışlarım parmağında ki yüzüğe kaydığın da nefes alamadım kalbimi sanki ellerinde sıkıyormuş gibi hissettim. Ağır nefes alma seslerim kulağıma geldiğin de etrafıma baktım herkes tebrikler yağdırırken Serhat Meral gözlerime bakıyordu sadece, nefes seslerim daha da çok yoğun olduğun da gitmek istedim Filistin sokaklarından gitmek istedim. Bu sokakların her bir taşını bile özlerken, şu an bu sokaklar da olmak bile istemiyordum. Gözlerimin içine bakan yeşil gözlere adım attığım da bacaklarım titriyordu sanki binlerce kilometre uzunlukta yol yürümüş gibi bacaklarım acıyordu, çok yorgundum kalbim çok yorgundu aşk bir insanı yoramazdı değilmi? Bu kadar büyük bir aşk bu kadar büyük bir yaraya dönüştü saniyeler içinde hemde. Titreyen bacaklarım bedeninin yakının da durduğun da sadece birbirimize bakıyorduk neden gözlerimin içine böylesine derin bakıyordu, bilmiyordum bilmek istemedim hatta gözlerine bir kaç saniye kayıtsız şekil de baktığım da bakışlarımı kaçırdım. Parmağında çocukluk aşkımla aynı yüzüğü taşıyan kıza bakışlarım döndüğün de içim haykırır şekilde ağlarken gülümsedi dudaklarım, parmak uçlarımın titremesini aldırış etmeden elini sıktım nazikçe. Dudaklarımdan dökülen cümleler boğazımı yaktı önce sonra ise kalbim soğukta kalmış gibi titreyerek üşüdü, bakışlarım yeşil gözlerine döndüğün de gözlerimin dolmamasını diledim sessizce. " Hayırlı olsun Serhat abi." Sesim her kelimesini söylerken o kadar tuhaf çıktı ki bu cümle özellikle onun ismi, kalbimin acısının yangını dudaklarımdan döküldü resmen. Cümleme karşılık sadece gözlerimiz birbirine bir kaç saniye baktıktan sonra hızla uzaklaştım gözlerinden. Demirli kapıya koşarak ulaştığım da parmaklarım göğsüme gitti sonra ise boynuma dokunduğun da düğüm, kendini daha da belli etti sadece olduğu yerde. Gözyaşlarım sel gibi yanaklarımı yıkamaya başladığın da ardımdan gelen sesleri dinlemek istemedim, bir ses bir teselli kelimesi duymak dahi istemedim şu an. Sadece koşuyordum ama nereye? Aşkının büyüklüğü kalbimi bu kadar sarmışken, her sokak onunla anılarımızı taşırken hatırlatırken nereye gidebilirdim ki. Adımlarım sahilin en uç noktasında durduğun da derin derin nefes almaya çabalıyordum nefes almak şu an çok zordu, sanki birisi elleri ile boğazıma baskı uyguluyor ve ben nefes dahi alamıyor gibiydim. Yanaklarımdan sessizce süzülen yaşlardan buraya geldiğim gibi parmağında çocukluk aşkımın parmağında yüzük görmekten, benim aşkıma kör olmasından babamın sevgisizliğinden, annemin gitmesinden herşeyden çok yara aldım ben. Ayakta duracak gücüm bile kalmadığın da kendimi sadece olduğum yere bıraktım dizlerim koca eskimiş taşların üzerin de olduğun da, parmaklarım kalbim acıyormuş gibi duruyordu üzerinde. Paltomun üzerinden kalbimi çıkartmak istedim parmaklarım kalbimi çıkartmak bu aşkı kalbimden almak için, yumruk atıyordu adeta. Gözlerimi kapattığım da göz kapaklarımın yandığını hissettim anılar gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyorken, içimde yıllardır olan aşkın haykırışını duydum sadece. O kadar çok ağlayarak bağırdım ki şu an koskoca denizleri bile kaplıyordu haykırışlarım bağırdım çok bağırdım nefesim tükenene kadar bağırdım, haykırışlarım daha da şiddetli olduğun da birinin kollarını hissettim sadece. Sırtımdan beni yavru bir kuşmuşum gibi sardığını hissettim, ben bağırdım ela gözleri her bağırmam da daha da sıkı sardı beni sadece. Kalbimi acıyla söküp atmak için yumruklarımı vurduğum göğsümdeki elimi sardı parmakları, omuzum da dudaklarını hissettiğim de gözyaşlarım sessizce dökülmeye başladı. İçimdeki yıllardır duran feryat şimdi kopmuştu dudaklarımdan boğazımdaki düğümün geçmesi için yutkunduğum da, ela gözlerine döndüm bakışlarımız birbirini takip ettiğin de göğsüne sığındım. Kalbi çok hızlı atıyor ve teni sıcacıktı kendimi bu huzurlu sıcaklığa bırakmak istedim hiçbir şey düşünmek istemedim, gözlerimi kapattığım da sadece sessizce ağlıyordum. Onun parmak uçları ise saçlarımı seviyordu sessizce saçlarıma başını yaklaştırdığını fark, ettiğim de saçlarımın kokusunu içine çektiğini hissettim. Kollarım bedenini sardığın da gitmek istiyordum buradan bu yabancı adam, şimdi ise huzur veren tek yer olmuştu burada. Gözyaşlarım önce sessizce aktı sonra hıçkırıklar eşlik etti yutkundum, sanki kalbimi ellerine almışlarda binlerce bıçak darbeleri yapıyorlar gibi hissettim. Göğsüne daha da sığındığım da sadece bir kaç kelime döküldü dudaklarından sessizce. " Ben omuzlarımda başkasını sevdiği için ağlayan kadını sevdim daha nasıl ölünür bilmiyorum" Hıçkırık dolu ağlama sesim duyduğum cümle sonunda buz gibi kesildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE