Takip

1142 Kelimeler
Mağazada sabah işler her zamanki gibi sakindi. Rafları düzenliyor, aklımdaki soruları susturmaya çalışıyordum. Bu durumun üstesinden nasıl geleceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kapının açıldığını duydum. Başımı kaldırıp baktığımda, içeri giren uzun boylu, koyu renk bir palto giymiş bir adam gördüm. Yüzünde sakin ama ölçülü bir ifade vardı. Tanımıyordum. Müşteri olmalıydı diye düşündüm, ama neden bilmiyorum, içime garip bir his düştü. “Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordum. Adam etrafına şöyle bir göz attı. Gözleri mağazadaki ürünlerden çok beni süzer gibi duruyordu. “Merhaba,” dedi, sesi sakin ve hafif bir alayla. “Arkadaşım için hediye bakıyorum. Belki bana yardımcı olabilirsiniz.” Gülümsemeye çalıştım. “Tabii, ne tarz bir şey arıyorsunuz?” dedim. O sırada adamın hareketlerini gözlemliyordum. Ellerini cebine koymuş, raflardaki ürünlere sanki ilgileniyormuş gibi bakıyordu ama dikkati sürekli üzerimdeydi. “Şık ama sade bir şey olabilir,” dedi, bir raftan şal alarak. “Mesela bu, uygun olur mu sizce?” Şalı incelerken dikkatimi çekti. Adam, bir müşteri gibi davranmaya çalışsa da gözlerinde bir dikkat vardı. Sanki sadece ürünü değil, beni de inceliyordu. Gerginliğimi belli etmemeye çalışarak, “Şık bir seçim,” dedim. “Başka bir şey görmek ister misiniz?” Adam başını hafifçe salladı. “Şimdilik bu kadar,” dedi. Şalı yerine koyup bana tekrar baktı. “Teşekkür ederim, çok naziksiniz.” Yavaşça kapıya yöneldi, ama çıkmadan önce bir an durdu ve arkasına dönerek, “Burada yalnız çalışmak zor olmuyor mu?” diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim. Hafif bir tebessümle, “Hayır, işimi seviyorum o yüzden zorlanmıyorum” dedim. O da başını sallayıp dükkandan çıktı. Ardından derin bir nefes aldım. Kendi kendime, neden bu kadar gerildim diye düşündüm. Ama içimdeki his geçmemişti. Sanki sadece bir müşteri değilmiş gibi bir izlenim bırakmıştı. Daha fazla düşünmemeye çalıştım ve işime geri döndüm. --- Akif, mağazadan çıkar çıkmaz Akın’ın yanına gitmek üzere siyah arabasına bindi. Yol boyunca kafasında Lidya’yı tartıyordu. Sade, kendi halinde bir kadındı. Ancak Akın’ın içgüdülerinin neden onu bulmak için bu kadar ısrarcı olduğunu hâla anlayamıyordu. Akın sert, soğuk ve otoriterdi. Bu kadın ise oldukça nazik ve sempatik görünüyordu. "Zıt kutuplar"dedi Akif kendi kendine Yaklaşık yarım saat sonra Akın’ın ofisine vardığında, kapıyı çalıp içeri girdi. Akın, deri koltuğunda oturuyordu. Önünde yarım doldurulmuş bir bardak viski vardı. “Anlat,” dedi Akın, başını kaldırmadan. Akif birkaç adım ilerleyip ciddi bir ses tonuyla konuştu. “Kadının mağazasına gittim oldukça şık ve pahalı görünüyor" Akın sert bir bakışla Akife baktı. "Sana mağazayı sormadım Akif" "Tamam tamam kızma patron" dedi ellerinin havaya kaldırarak ve devam etti. "Mağzadaydı müşteri gibi girdim, küçük bir sohbet ettik oldukça kibar birisine benziyor" Akın kaşlarını çatıp Akif’e baktı. “Ne sohbeti?" "Arkadaşıma hediye alacağım dedim yardımcı oldu sadece bu" dedi Akif sakince Akın başını salladı. "Tamam çıkabilirsin adamlara söyle her hareketini bana haber verecekler" Akif başını eğdi ve sessizce odadan çıktı. Akın, düşüncelere dalmış bir şekilde viskisini alıp yudumladı. Ve fısıldadı. Yakında karşına çıkacağım Lidya Ivanova sadece gerekli bilgileri topluyorum" Linda~ Mağazada işler devam ederken öğle birkaç müşteri geldi, onlarla ilgilendim. Ancak bedenim her zamanki gibi hissetmiyordu. Sürekli midem bulanıyor, başım dönüyordu. Kendimi zorlayarak ayakta durmaya çalıştım, ama ne kadar çabalasam da halsizlik peşimi bırakmıyordu. Bir süre sonra daha fazla dayanamayacağımı fark ettim. Kıyafetleri düzenlerken ellerim titriyordu. Derin bir nefes aldım, ama bu bile beni rahatlatmadı. Mağazayı erkenden kapatma kararı aldım. Kapıya "Kapalı" tabelasını astım ve kilidi çevirirken içimde bir rahatsızlık hissi vardı. Bunun sadece fiziki bir yorgunluk olmadığını biliyordum. Kararsızlıklarım, korkularım ve içinde bulunduğum durum beni yavaş yavaş tüketiyordu. Arabama binip direksiyona sarıldım. Eve gitmeliydim. Dinlenip her şeyi bir süreliğine kafamdan çıkarmaya çalışabilirdim belki. Motoru çalıştırıp yola çıktım. Gözüm bir an için dikiz aynasına kaydı, ama gördüğüm şey sıradan bir gündüz trafiğiydi. Her şey normal görünüyordu. Midemin bulantısı artarken çantamdan su şişemi çıkardım ve bir yudum içtim. Kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Her an kusabilirdim. Trafik akarken direksiyona sarıldım ve yaklaşık 10 dakika sonra sitenin bahçesine arabamı park ettim. Arabadan indim ve tam yürürken birinin bana seslendiğini duydum ve hızlıca etrafımda döndüm, kimse yoktu. Yukarıya baktım ve yirmi beşinci kattan bana seslenen Dalya'yı gördüm. "Lidya hadi çabuk ol en sevdiğimiz filim başladı" Bağırması kıkırdamama neden olurken arabayı kilitledim ve geliyorum diyerek içeriye girdim. Bu sırada Akın’ın adamlarından biri, telefonunu çıkarıp kısa bir mesaj yazdı: “Kadın eve ulaştı. Beklemeye devam ediyoruz.” --- Akın, büyük camın önünde düşünceli bir şekilde şehiri izlerken. Telefonuna gelen mesaj bildirimiyle dikkati dağıldı ve hızlıca telefonu cebinden çıkardı. Adamlarından gelen mesajı okuyunca hafifçe gülümsedi. “Lidya,” dedi kendi kendine. “Canını yakmayı sabırsızlıkla bekliyorum" Ardından masanın üzerindeki viski kadehini aldı, bir yudum içti ve gözlerini bir noktaya dikti. Sabırlıydı, ama bu oyunda her zaman kazananın kendisi olacağını biliyordu. --- Eve vardığımda ışıkların kapalı olduğunu fark ettim. Bir an şaşırdım, ama sonra Dalya’nın filim gecesi yapacağı aklıma geldi kafamın dağılması için yapıyordu. İyiki yanımdaydı onun gibi bir arkadaşım olduğu için şanslıydım. Dalya, salonda, koltuğa oturmuş, elinde bir kahve kupasıyla beni bekliyordu. Gözleri televizyondaydı, ama kapının açıldığını duyunca başını kaldırıp bana gülümsedi. O sıcak, anlayış dolu gülümsemesi… O kadar çok ihtiyacım vardı ki. “Lidya, sonunda geldin!” dedi neşeyle. Kupasını sehpanın üzerine bırakıp ayağa kalktı. “Seni hemen özledim" Yüzümde hafif bir gülümsemeyle kabanımı çıkarıp portmantoya astım. Dalya’nın yanına gidip onun sarılmasına izin verdim. "Bende seni özledim" dedim ve sırtını sıvazladım Dalya, kollarını omzuma koyup yüzüme baktı. “Nasılsın bugün?" dedi. “Miden çok bulandı mı? Bir şeyler yedin mi? "Atıştırdım bir şeyler ama midem pek almadı" dedim "Yarın ilk iş hastaneye gideceğiz ve bebeği baktıracağız" Gözlerim kocaman bir şekilde ona döndüm. "Hayır istemiyorum." Sana fikrini sormadım küçük hanım ben ne dersem o doktora görünmek şart" dedi kesin bir dilde İç çekerek başımı salladım ne kadar itiraz edersem edeyim o doktora beni kesinlikle götürürdü. "Gel oturalım biraz" dedi ve kolumdan tutarak koltuğa oturttu. "Biraz içini dökmek ister misin? Başımı salladım “Hamilelik haberini alınca her şey üzerime çökmüş gibi hissettim Dalya,” dedim kısık bir sesle. “Hayatım zaten o kadar düzenli değil ki, buna hazır olduğumu hiç düşünmüyorum. Ve o Adam… Düşünmek bile tüylerimidiken diken yapıyordu. “O çok tehlikeli ve eğer bu bebeği öğrenirse ikimizi de öldürür ya da daha acımasız şeyler yapar" Dalya bir süre sessiz kaldı. Sözlerimi tartıyor gibiydi. “Ben yanındayım hiçbir bok yapamaz” dedi sonunda. “Akın hakkında duyduklarım yenilir yutulur şeyler değil evet ama bu onun da çocuğu eğer bu çocuğu doğuracaksan bunu göz önünde bulundurmalısın ya da aldıracaksan. Ki ben aldıracağını düşünmüyorum" dedi Dalya Sözleri, kafamın içinde yankılanırken ona baktım. Dalya hep böyleydi. Beni yargılamadan konuşur, ama söyledikleri beni en zor sorularla yüzleşmeye zorlardı. Derin bir nefes aldım. “Bilmiyorum, Dalya. Gerçekten bilmiyorum. Ama tek bildiğim, O adamı hayatıma dahil edemeyeceğim. Onunla bağ kurarsam, sadece kendimi değil, bu bebeği de tehlikeye atarım.” Dalya başını sallayarak, “Yalnız degilsin ne karar verirsen ver, arkandayım,” dedi. Sözleri beni biraz olsun rahatlatsa da, Hamilelik konusunda ne yapacağımı hâlâ bilmiyordum. Yarın o doktora gitmek iyi hissettirecek miydi? Merak ediyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE