Efsun' un hikayesinde bir başrol olmamıştı hiç, onu çekip kurtaran biride olmamıştı. Hayatına girenler de olmuştu çıkanlarda, vazgeçtikleri de olmuştu kaybettikleri de. Belki kayıpları daha ağır gelebilirdi Efsun' un terazisinde ancak bunu önemsememişti hiçbir zaman. Bazı insanları zorla kendinize bağlayamazdınız, gelene kucak açmış gidenin arkasından el sallamıştı. Kimseye karşı ne bir kırgınlığı ne de bir nefreti vardı, geçmiş geçmişti Efsun için. Kurcalanmaması gereken kara kaplı bir defter...
Birde gelip hayatının baş köşesine kurulanlar vardı ki, bunlar Efsun' un tüm hayatını adayacağı insanlardı. Gözü kapalı güvendiği, en büyük sırrını paylaştığı az ama öz insanlar. Tek bir dostu, hayatına girmesi muhtemel tüm arkadaşlara bedeldi, ah birde bu kadar gürültücü olmasaydı tadından yenmezdi.
"Efsuuun!!" diye evin diğer ucundan bağıran Sevgi' nin sesi kulaklarına ulaştığında yeni güne gözlerini açmak zorunda kalmıştı. Ne çabuk sabah olmuştu böyle, oysa kendini yatağa atıp gözlerini kapatalı sadece 5 dakika geçmiş gibi hissediyordu. Son bir ayın tüm yorgunluğu üzerindeydi, dün gece yine eve geç gelmişti.
Efsun' a şeker gibi tatlı gelen uykusu tekrar kendini belli ettiğinde gözleri de yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Daha göz kapakları birbirine kavuşamadan odasının kapısı hızla açılıp, kapısının metal kolu duvara çarpmıştı.
"Hihh! Sen hâlâ evde misin?"
"Hiç çekinme ya valla, al kır şu kapıyı sende kurtul bende kurtulayım." derken ayakları ile ince yorganını yerle buluşturdu. "Zaten sevenlerin arasına girdin, bu vicdan azabıyla nasıl yaşayacaksın."
Sevgi, Efsun' a saçmalaması için yeteri kadar vakit verirken çoktan onun dolabında soluğu almıştı. "Ne saçmalıyorsun sen, kimi ayırmışım ben?"
"Kimi olacak, göz kapaklarımı. Pis kara kedi ne olacak." derken yatakta hayatı sorgularcasına oturmaya devam ediyordu.
Sevgi arkadaşının dolabından uygun kıyafetleri ararken ona laf yetiştirmeyi de eksik etmiyordu. "Bana bak, bu evde bir kara kedi var oda salonda uyuklamakla meşgul. Ben burada mükemmel arkadaş örneği olarak seni işine geç kalmaktan kurtarmaya çalışıyorum sen hâlâ yatakta kıçını büyüt. Ne bakıyorsun kızım kalksana."
Efsun yarıya kadar açık olan gözlerini anlamsızca Sevgi' ye çevirdi. "Ne bu telaşın alarmım çalmadı ki, saat daha 7 bile değil, canıma kastın mı var senin."
"Salak mısın Efsun, saat 8:30" derken kıyafet yığının içinden zorlanarak çektiği zümrüt yeşili elbiseyi çırpıyordu.
Efsun' un gözleri kocaman açılırken başucundaki saate uzandı. "Şaka yapıyorsun...Allah kahretmesin ya, alarm çalmamış." diyerek aniden gelen kuvvetle yataktan fırladı. "Ne yapacağım ben şimdi Sevgi, kesin geç kalacağım."
"Zaten yarım saat geç kaldın aptal, çok konuşmada git elini yüzünü yıka sonrada şirketi arayıp haber ver. Bende kahvaltıyı hazırla...ayy iyi misin Efsun"
Zavallı Efsun banyoya koşayım derken kapı önünde, çıplak zemine basıp kayarak kendini yerde buldu. "Kırdım kırdım, valla bu sefer kırdım"
Sevgi elindeki elbiseyi dağınık yatağa fırlatıp arkadaşını koltukaltından tutup kaldırmaya çalışıyordu. "Yok yok, kırık değildir o, kırık olsa duramazdın. Kalk hadi kalk."
Israrla yerden kalkmayan Efsun, çökmüş gözlerine acı bir bakış ekleyip dudaklarını büzdü. "Ya kırdım diyorum sana, ara şirketi Efsun bir taraflarını kırmış bir hafta, yok yok üç hafta gelemeyecekmiş de."
"Kız kalk!"
"Ya kırdım diyorum, kırdım. Çat diye ses geldi."
"Ayy! Gitti parke, kalk Allah'ın cezası." deyip kalkmayan Efsun' u sürüklemeye başladı.
"Lanet olsun, bırak bırak kalkacağım. Var ya şurada ölsem umurunda olmaz." Yerden destek alarak ayağa kalktı ve az da olsa ağrıyan bir taraflarına vurdu toz kapmış gibi.
Artık sabır sınırlarını aşan arkadaşına karşı bir elini beline atıp en ciddi haline büründü Sevgi. "Efsun."
"Ne!?"
"İşe geç kaldın." diyerek gerçeği bir tokat gibi Efsun' un yüzüne vurdu.
Efsun' un omuzları yenilmişlikle çökerken boynu bükük kalmıştı. "Ne yapacağım ben?"
"Daha fazla oyalanmada git elini yüzünü yıka, elbiseyi de ütüle. Ben kahvaltıyı hazırlıyorum şimdi. Koş koş koş." diyerek arkadaşını gaza getiren Sevgi hızla mutfağa geçip çay suyunu koydu.
Efsun banyoda işlerini halledip odasına döndüğünde elbisenin üzerinde gidip elen ütüyü bir el hareketi ile uzaklaştırdı ve hızla artık üzerine bol gelen elbiseyi üzerine geçirdi.
"Hadi Efsun! Kahvaltı hazır."
"Geldim geldim" diyerek odasından çıkan Efsun peşinden gelen çantası ve baharlık ceketi kapıya giderken kendini mutfağa attı. "Sevgi ya, bu bol geldi sanki."
Sevgi arkadaşına acelece bir ekmek arası hazırlarken yandan onu süzmeyi eksik etmedi. "Sanki değil canım, basbaya bol işte. Ah yavrum benim, işe başladığında kaç kiloydun şimdi kaç kilosun. Kız kilo verince boyun uzadı sanki." diye dalga geçerken hazırladığı ekmek arasını Efsun' a uzattı.
Efsun arkadaşının uzattığı ekmekten koca bir parça koparırken ağzının dolu olmasını önemsemeden cevap verdi. "Dimi dimi, 7 kilo verdim 7."
Sevgi' nin gözleri şaşkınlıkla açılırken, verdiği ekmek arasını hunharca yiyen arkadaşına yaklaştı. "Beni de alsana şirkete, ne olur Efsun. Kilo vermem gerek."
"Hangi kiloyu aptal, aynı boydayız ve benden 3 kilo zayıfsın. Çok konuşma."
"Aman yemedik şirketini, hadi bırak artık tıkınmayı yersin orada bir şeyler. Yürü yürü." Sevgi arkadaşını omuzlarından tutup kapıya ilerletirken, Efsun onu bekleyen ceketini giyinip çantasını da alarak çıktı evden.
Yol boyunca başının etini yediği taksicinin son gazla şirkete gelmesinin ardından, arkasında sabah sabah nerden böyle bir belaya çattığına dair söylenen bir taksici bırakarak koşar adım şirketten içeri girdi.
Efsun' a bu bir ay içerisinde alışan çalışanlar onun her zamanki aceleci ve telaşlı hallerine içten bir gülümsemeyle bakıyorlardı. Daha bir dakika önce girdikleri ciddi görüntüden eser yoktu şimdi.
Ayaklarındaki 9 cm topukluların acısını en derinlerde hissederken koşar adım kapanmak üzere olan olan asansöre yetişme derdindeydi. Kapının kapanmasını biraz geciktirerek yetiştiği asansöre içindekilere bakmadan giriverdi. Daha doğrusu kendini içeri attı demek daha doğru olurdu. Güçlerini insanların içinde kullanmaktan her zaman çekinirdi. Bu yaptığı bile fazlaydı ona göre, başına bela açmak istemiyordu.
O kadar hızlı hareket etmişti ki nefesi tıkanıp duruyordu. Asansör yavaş yavaş hareket etmeye başladığında büyük çantasından çıkardığı su şişesini kafasına dikti. Şu an etrafındaki insanları umursayacak durumda değildi, nefes alamıyordu yahu.
Asansörün en köşesindeki şirketin muhasebe müdürü bir aydır tanıdığı Efsun' u uyarmak amacıyla hafifçe öksürdüğünde Efsun ağzını kapatmaya çalıştığı şişeden bakışlarını ayırıp başını hızla arkaya çevirdi. Bir gün bu aceleci tavırları başına bela olacaktı, belki de çok yakın bir tarihti kim bilir.
Efsun' un at kuyruğu yaptığı uzun saçları başını çevirme hızı ile hemen arkasındaki adamın yüzünü teğet geçerken yanındaki kadının yüzüne çarparak durmuştu.
"Yavaş!"
Efsun sadece yüzünü gördüğü aşırı güzel kadına kısaca "Kusura bakmayın" derken bakışlarının yeni hedefi muhasebe müdürü olmuştu. "Günaydın efendim." diyerek çok tatlı bulduğu yaşlı müdüre dişlerini göstererek gülmüştü.
"Bir yerden mi geliyorsunuz Efsun hanım."
"Ah hayır, biraz geç kaldım bugün." diyerek mahcup bir şekilde gülümsemiş ve ona endişeyle bakan müdürden bakışlarını çekmişti.
Arkasındaki adam arka çaprazında kalan müdüre kısa bir bakış atıp bileğindeki kol saatine göz atıp sertleşen bakışlarını önünde sallanıp duran kıza dikmişti.
Efsun aceleyle evden çıktığı için tuvalete bile gidememişti ve kesinlikle kendini tutabilen biri değildi. Şu an tek düşündüğü asansörün kapıları açılır açılmaz koşarak tuvaletlere gitmekti ve gözünü akıp geçen kat numaralarından ayıramıyordu.
"Hadi be" diye sessizce söylenirken asansör ineceği kata gelmiş ve kapıları yavaşça açılmaya başlamıştı ancak Efsun kapıların bir insanın geçebileceği kadar açılmasını fırsat bilerek asansördeki 4 şaşkın ve de hâlâ değişmeyen bir sert bakışa aldırmayarak o küçücük aralıktan geçip elindeki büyük çantayla koşmaya başlamıştı.
Kattaki diğer çalışanlar Efsun' un bazı sabahlar aynen bu şekilde koşarak tuvalete gitmesine alışık oldukları için ona gülmeyi eksik etmemişlerdi ancak tamamen açılan asansör kapılarından çıkanları gördüklerinde yüzlerindeki gülümsemenin yerini ciddi bir ifade alırken bakışlarını hemen ellerindeki işe çevirmişlerdi.
Efsun çantası ve üzerindeki ceketi ile tuvalete girdiği için toparlanıp çıkması biraz zamanını almıştı. Patronunun sabah kahvesini içmek için kendisini beklediğini bildiğinden eşyalarını masasına bırakıp hemen mutfağın yolunu tuttu.
Bir aydır ona çok iyi davranan ve iki arkadaş gibi oldukları patronu Ömer bey onun elinden içtiği kahveyi hiçbir kahveye değişmeyeceğini her seferinde söyleyerek Efsun' a iltifat etmekten geri durmuyordu. Patronunun bir abi gibi koruyucu tavırları kendini ona daha yakın hissetmesini sağlıyordu. Tabi bu yakınlığa Ömer beyin küçük kızı Duru' nun şirkete her geldiğinde 'Efsun abla' diyerek peşinde dolaşmasının katkısıda vardı.
Cezveyi ocağa koyup kahveyi yapmaya başlarken küçük küçük ıslıklar çalıyordu. Biten kahveyi fincana döktükten sonra, bu sabah ki geç kalma için özür mahiyetinde geçen gün aldığı çikolatalardan kahvenin yanına ekleyip çıktı mutfaktan.
Elinde kahve tepsisi, tüm yorgunluğuna inat yüzündeki güneş gibi parlayan gülümsemesi ile Ömer bey' in kapısını çaldığında içeriden gelen komutla açtı kapıyı.
Ömer içeri giren asistanının yüzündeki gülümsemeye rağmen suçlu bir çocuktan farkı olmayan ifadesine gülmek istesede tuttu kendini. Biraz korkutmaktan zarar gelmezdi. Yapabilirse tabi, her an dudaklarının arasından kahkahasını salabilirdi.
"Neredesin sen Efsun, saatten haberin var mı?"
"Var, yani yok. Aslında olacaktı ama hep o bozuk saatin suçu." diye saçmalarken elindeki tepsiyi masaya bıraktı.
"Ne diyorsun Efsun?" derken gülmemek için burnundan verdiği nefeslere engel olmaya çalışıyordu Ömer.
"Valla patron bende bilmiyorum ki, siz öyle sinirli sinirli bakınca bir an ne diyeceğini bilemedim. Ama gerçekten benim bir suçum yok, alarmım bozulmuş yoksa bu kadar geç kalır mıydım?" diye konuşurken sesinin tatlı tatlı çıkmasına özen gösteriyordu.
"Tamam tamam kızmadım sana sadece küçük bir şaka. Hem dün gece mesai vardı, bu kadar gecikmek senin hakkın."
"Değil mi? Bence de hakkım" derken kahve fincanını, suyu ve çikolataları patronunun önüne bırakıp geri çekildi. 'Keşke biraz daha uyusaydım." diye de ağzının içinde mırıldandı.
Ömer bağımlısı olduğu kahveden bir yudum alırken Efsun' un mırıltısını duymuştu ancak bunu belli etmedi. "Bir şey mi dedin?"
"Hı, yok, şey yani bir isteğiniz yoksa ben çıkayım artık."
Ömer kahvesini hızlı içtiğinden sın bir yudumu da alıp fincanı Efsun' a uzattı. "Tamam bunu da al, sen günlük programı al gel bekliyorum."
Efsun elindeki boş kahve fincanı ile mutfağa girip hem kendi elindeki bulaşığı hemde tezgahtaki diğer bulaşıkları makineye dizip çıktı. Masasına vardığında çekmeceden ajandasını alıp tekrar patronunun odasına ilerledi. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde patronunun önünde oturan adama kısa bir bakış attığında onun asansördeki adam olduğunu anladı.
" Efsun programı okuduktan sonra bize iki kahve yapar mısın?" diye ricada bulunan patronuna en güzel gülümsemesini sundu. "Tabi ki." dedikten sonra odadan çıkıp tekrar mutfağa döndü. Patronunu mahcup etmemek için iki kahveyi hızlıca yapıp yine Ömer beyin odasında soluğu aldı.
Tepsideki kahvelerden birini önce misafiri olarak tahmin ettiği adamın önüne bırakıp yüzüne otomatik yerleşen gülümsemesi ile diğer kahveyi ona aynı samimiyetle gülümseyen Ömer' in önüne bıraktı.
Gökhan zaten sabah sinirlerini bozan çalışanın kuzenine bu kadar samimi davranmasına ayrı bir sinir olmuştu. Sevmiyordu patronu ile yakınlık kurmaya çalışan kadınları, asla da sevmeyecekti. "Bana bula bula iş yerine patronundan sonra gelen bir asistan mı buldun?" diye sertçe konuştuğunda kendisine dönen bir çift şaşkın gözü görmedi.
Tam izin alıp odadan çıkmaya hazırlandığı an duydukları ile olduğu yerde durmuş ve şaşkın bakışlarını ilk kez uzun uzun baktığı adama dikmişti Efsun.
Ömer kuzenine uyarıcı bir bakış atıp ayakta donup kalan Efsun' a çevirdi bakışlarını. Keşke bunu daha önce söyleseydi. Efsun' un ona kırılmamasını umdu. "Efsun"
Efsun hâlâ dik dik baktığı adamdan bakışlarını ancak patronunun sesini duyduğunda ayırdı. "Kusura bakma daha önce söyleye fırsatım olmadı. Tanıştırayım, şirketimizin asıl patronu, bundan sonra senin de patronun olan Gökhan Atabey."
"Ne!" Efsun' un şaşkınlığı ses tonuna yansırken elindeki tepsi parmaklarının arasından kayıp yerle buluşurken, Efsun' un gazabını uğrayan Ömer' in çatlayan fincanından akan kahve masaya yayıldı.
"Birde sakar öyle mi?"