bc

KARANLIĞIN KUCAĞINDA +18

book_age18+
392
TAKİP ET
5.3K
OKU
dark
friends to lovers
mafia
drama
sweet
bxg
serious
kicking
mythology
musclebear
love at the first sight
villain
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bir yer altı dünyasında, karanlıkla iç içe yaşayan bir adamın hikayesi...

Selen, sıradan bir hayat süren ailesine bakmak zorunda olan bir genç kızdır. Ancak hayatı, bir gece otelde gerçekleşen olayla değişir. O gece, güçlü ve tehlikeli bir adamın hayatına girmesiyle her şeyin kontrolden çıkacağını henüz bilmiyordur.

Barlas, sadece fiziksel gücüyle değil, aynı zamanda zekası ve stratejik dehasıyla yer altı dünyasında saygı duyulan bir isimdir. Onun dünyasında, kimseye acımaz, kimseyi affetmez.

Selen Barlas'ın farkında olmadan dikkatini çeker. Ama bu sadece dikkat değil, bir takıntıdır. Selen, Barlas’ın dünyasına adım attıkça, Barlas’ın takıntılı aşkının, onu nasıl yavaşça ele geçirdiğini hisseder. Her hareketi, her bakışı, Selen’i daha da derin bir karanlığa çeker. Ve o karanlık, her geçen gün daha da derinleşecektir.

Fiziksel ve duygusal olarak sınanacak, korku ve çaresizlik arasında sıkışacak olan Selen, kendisini Barlas’ın pençesinde bulur. Artık tek bir seçenek vardır: kaçmak ya da teslim olmak. Ama her ikisi de kolay olmayacaktır. Çünkü Barlas, bir hedef koyduğunda onu asla bırakmaz.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
TANIŞMA
Asteria Otel, şehrin kalbinde yükselen devasa bir yapıydı. Altın işlemeli sütunları, kristal avizeleri ve her detayında hissedilen lüksüyle burası, yalnızca en zenginlerin adım atabildiği bir yerdi. Ancak o gece otelin ihtişamı yerini ölümcül bir gerginliğe bırakmıştı. Şehrin yeraltı dünyasında hüküm süren iki güçlü lider Barlas ve Ural, bir anlaşma için bir araya gelecekti. Barlas, sadece bir iş adamı değildi; o, yeraltı dünyasının korkulan ismi, bir gölge patronuydu. Uyuşturucu ticaretinden kara para aklamaya, yasa dışı silah ticaretinden kumarhane işletmeciliğine kadar her alanda parmağı olan biriydi. Gücü sadece zenginliğinden değil, zekasından ve acımasızlığından geliyordu. Ural ise Barlas kadar güçlü olmasa da tehlikeli ve hırslı bir rakipti. O da yasa dışı dünyada kendine sağlam bir yer edinmiş, çevresindeki korku ve saygıyı zekası ve acımasızlığıyla kazanmıştı. Ancak o gece, otelin içinde Ural’ın varlığı bile Barlas’ın karanlık gölgesinde silinmeye mahkûmdu. Barlas ve Ural’ın geleceği bilgisi sabah saatlerinde otel yönetimine ulaştığında otel adeta alarma geçti. Müdür, anında tüm rezervasyonları iptal ettirdi ve oteldeki müşterilerin apar topar otelden ayrılmasını sağladı. Kimse bu karara itiraz etmedi; çünkü kimlerin geleceğini duyduklarında zenginlik ve statü bile bu iki adamın tehlikesine karşı bir koruma sağlamıyordu. Otelin çalışanları o akşam için özel olarak seçilmiş, güvenlik önlemleri doruk noktasına çıkarılmıştı. Daha gün doğmadan, Barlas ve Ural’ın adamları otelin her bir köşesine yerleşmişti. Koridorlarda, lobide, hatta otelin dışında bile onlarca adam sessizce pozisyon almıştı. Hepsi, en ufak bir tehlikeye anında müdahale edebilecek şekilde eğitilmişti. Müdür, akşam saatlerinde çalışanlarını lobide topladı. Sesi her zamanki gibi tok ve otoriterdi ama gözlerindeki korku onu ele veriyordu. “Bu gece buraya gelecek kişiler ile hayatınız boyunca bir daha karşılaşmayabilirsiniz. Ancak şunu aklınıza kazıyın; tek bir hata bile sizin sonunuz olabilir. Tek bir hata, bu otel için sonun başlangıcı olabilir.” dedi. Arkalarda sessizce duran Selen, müdürün konuşmasını dinlerken gözlerini kaçırıyordu. 21 yaşındaki genç kadın, otelin en çalışkan ama en mütevazı çalışanlarından biriydi. Doğal güzelliği, kahverengi gözleri ve dalgalı saçlarıyla dikkat çekse de kendini hep geri planda tutmaya çalışırdı. Çünkü bu işi kaybetme lüksü yoktu; annesi ve 8 yaşındaki kardeşi için para kazanmak zorundaydı. Müdür, çalışanlara bakarken bir anda Selen’i işaret etti. “Selen, sen bu gece toplantı salonunda servisten sorumlu olacaksın.” dedi. Selen bir adım geriledi. “Ama ben...” diye itiraz edeceği sırada müdür gözlerini kısarak ona yaklaştı. “Selen dediklerimi yapmazsan işine veda edebilirsin. Bu otelde çalışmak istiyorsan, emirleri yerine getireceksin.” dedi sert bir tonla. Selen çaresizdi. İşini kaybetmeyi göze alamazdı. Gözlerini yere indirip başını salladı. Saat 10 sularında otelin önünde siyah bir konvoy durdu. Aracın kapısı açıldığında Ural ortaya çıktı. 1.85 boyunda, buz mavisi gözleriyle dikkat çeken biriydi. Takım elbisesi kusursuzdu ve yüzündeki sakin ifade, onun ne kadar tehlikeli bir adam olduğunu gizlemek bir yana, daha da belirginleştiriyordu. Ural, lobideki çalışanlara ve müdüre soğuk bir bakış attı. Müdür, titreyen bir gülümsemeyle öne çıktı. “Ural Bey, toplantı salonunuz hazır, size eşlik edebilirim.” dedi. Ural, ona kısaca baktı. Tek bir kelime etmeden tekrar önüne döndüğünde Müdür, çaresiz bir şekilde öne geçip yolu gösterdi. Ural, toplantı salonuna girdiğinde her şey hazırdı. Şık bir masa, mükemmel düzenlenmiş bir oda... Ancak bunlar Ural’ın umrunda değildi. O sadece bu anlaşmayı sağlamlaştırmak için buradaydı. Saat 10:30’da, otelin dışından gelen motor sesleri lobideki herkesin dikkatini çekti. Siyah arabalar konvoy halinde otelin önünde durdu. Bu sefer gelen kişi Barlas’tı. Onun gelişiyle birlikte otelin atmosferi bir kez daha değişti. Ağır, sessiz bir tehdit otelin dört bir yanını sardı. Barlas, uzun boyu, keskin yüz hatları ve karanlık gözleriyle bir odayı tek başına doldurabilecek biriydi. Onunla aynı havayı solumak bile insanın tüylerini diken diken ediyordu. Girişte bekleyen müdür, Barlas’ı karşılama cesareti bulamadı. Barlas, müdüre tek bir bakış atmadan lobiyi geçti ve doğruca toplantı salonuna yöneldi. Barlas, toplantı salonuna girdiğinde Ural başını kaldırdı ve hafifçe gülümsedi. Ancak bu, samimiyetten çok bir meydan okumaydı. Barlas ise ifadesiz bir yüzle masanın başına geçti. Barlas’ın oturmasıyla birlikte toplantı başlamıştı. Ancak Barlas’ın dikkatini, toplantı salonunda servis yapan bir çalışan çekti. Selen… Onun duruşundaki masumiyet ve ürkeklik, Barlas’ın ilgisini çekmişti. Genç kadının elleri hafifçe titriyordu, ama işini kusursuz yapmaya çalışıyordu. Barlas, bir süre Selen’i izledi. Ancak hemen toparlandı ve gözlerini Ural’a çevirdi. O an Ural’ın da Selen’i süzdüğünü fark etti. Bu, Barlas’ın içinde kıvılcımlar yaratmaya yetmişti. Ancak o, öfkesini kontrol altında tutmayı iyi bilirdi. Barlas, sert bir sesle konuşmaya başladı: “Söyle bakalım, Ural. Bu gece vaktimi boşa mı harcayacağız, yoksa iş konuşabilecek miyiz?” Toplantı, iki tarafın sert bakışları ve tehdit dolu sözleriyle devam ederken, Selen bu ortamın ağırlığı altında eziliyordu. Ancak Barlas ve Ural için bu sadece bir başlangıçtı. Selen, toplantı salonunda servis yaparken üzerindeki ağır bakışların farkındaydı. Her adımında hissedilen bu yoğunluk, onun gibi sıradan bir insanın omuzlarına taşınamayacak kadar ağır geliyordu. Elleri hafifçe titriyor, tepsiye koyduğu bardakları düşürmemek için var gücüyle dikkat etmeye çalışıyordu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki sanki bulunduğu odanın sessizliğinde herkes bu sesi duyabiliyordu. Barlas, ara sıra gözlerini Selen’e çeviriyor, onun her hareketini bir avcı gibi izliyordu. Ural ise o kadar açık bir şekilde değil ama fırsat buldukça göz ucuyla Selen’i süzüyordu. Selen, bu bakışların arasında boğulacak gibi hissediyordu. Gözlerini yere sabitlemiş, görevini bir an önce bitirip bu odadan çıkmak için dua ediyordu. Ancak Barlas’ın üzerinde hissettiği bakışları her seferinde daha yoğun hissediyor, nefesi daralıyordu. Sonunda servis işlemi bittiğinde, Selen hızla odadan çıktı. Adımları aceleciydi, neredeyse koşarcasına kendini mutfağa attı. Oraya varır varmaz tepsiyi bir kenara bıraktı ve tezgaha yaslanarak derin derin nefes aldı. Korkudan gözleri dolmuştu. Müdürün tehditlerini hatırlıyor, yaptığı her şeyin ailesi için olduğunu kendine hatırlatmaya çalışıyordu. Ama bu bile korkusunu dindirmeye yetmiyordu. Toplantının ne kadar süreceğini bilmiyordu. Bu insanlar konuşurken zaman sanki daha yavaş ilerliyordu. Selen, derin bir nefes daha aldı ve mutfaktaki işine devam etmeye çalıştı. Aradan yaklaşık bir saat geçmişti ki otelde büyük bir gürültü koptu. Selen, bir anda irkildi. Mutfaktaki diğer çalışanlar birbirlerine bakarken Selen, merak ve korkunun karışımı bir hisle ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir süre mutfağın içinde neler olduğunu anlamaya çalıştı ama sonra merakına yenik düştü. Tüm cesaretini toplayarak mutfaktan dışarı adım attı. Koridorun köşesinden lobiyi görebileceği bir yere ilerledi. Gözleri hemen büyük cam kapılara kaydı. Orada, Ural’ın sinirden deliye dönmüş gibi görünen yüzüyle karşılaştı. Adamın adımları hızlı, hareketleri sertti. Ural, lobiyi hızla geçip dışarı çıktı. Peşinden gelen birkaç adamı ona yetişmek için neredeyse koşuyordu. Ural’ın sert bir şekilde aracına bindiğini ve konvoyunun otelden hızla uzaklaştığını gördü. Selen, gözlerini kapıya dikmiş, yaşananları anlamaya çalışıyordu. Belli ki toplantı iyi gitmemişti. Ama Ural gibi bir adamı bu kadar sinirlendiren şey ne olabilirdi? Selen’in kafasında bu sorular dolaşırken, bir anda arkasında bir ürperti hissetti. Selen, içgüdüsel olarak gözlerini kapıdan çekip mutfağa dönmek üzere arkasını döndüğünde, merdivenlerin başında duran Barlas’ı gördü. O an nefesi kesildi. Barlas’ın gözleri, bir avcı gibi Selen’e odaklanmıştı. Adamın yüzündeki soğuk ifade, sanki onun düşüncelerine doğrudan işliyordu. Selen, korkudan yerinde çakılıp kalmıştı. Barlas’ın varlığı, odanın tüm ağırlığını daha da artırmıştı. O kadar hareketsizdi ki nefes almayı bile unutmuş gibiydi. Barlas’ın karanlık gözleri, onu bir anda soyutlanmış bir dünyaya çekmişti. Tam o sırada, Barlas’ın yanına bir adam geldi. Adam, Barlas’ın kulağına bir şeyler fısıldarken, Barlas’ın ifadesi değişmedi. Ancak dikkatinin bir an için o adamın söylediklerine kaymasıyla, Selen bu kısa fırsatı değerlendirdi. Hızla mutfağa geri koştu. Arkasına bakmaya bile cesaret edemeden, kendini mutfağın içine attı ve sırtını kapıya yasladı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, göğsünden çıkacak sandı. “Lütfen beni fark etmemiş olsun,” diye mırıldandı. Ama Selen’in bu duayı ederken bile içten içe onun gözünden kaçmadığını biliyordu. Çünkü o bakışları unutması mümkün değildi. Selen, mutfağın soğuk duvarlarına yaslanmış hâlâ sakinleşmeye çalışıyordu. Buradan bir an önce çıkması gerektiğini biliyordu. Korku içindeki bakışlarını mutfağın etrafında gezdirdi. Daha fazla burada durmanın anlamı yoktu. Derin bir nefes alarak üstünü hızlıca değiştirdi, montunu giydi ve mutfağın arka kapısına yöneldi. Kapıdan çıkarken içini bir ürperti kaplamıştı. Dışarı adım attığında, otelin önünde bir hareketlilik olduğunu fark etti. Barlas otelden çıkmak üzereydi. Arabanın yanında bekleyen adamları, onun her an çıkışını bekler gibi tetikte duruyordu. Selen, bu hareketliliği fark ettiğinde, sessizce otelden uzaklaşmayı umarak arkasını döndü. Ancak tam o sırada, arkasında hissettiği sıcak nefesle irkildi. Dizlerinin bağı çözülmüş gibi hissederek arkasını döndüğünde, yüzünde sert ifadeler olan üç adam gördü. Bu adamların, Barlas’ın adamları olduğunu hemen anlamıştı. Fakat onların kendisiyle ne işleri olabilirdi? Selen’in korkusu yüzüne yansımıştı. Adamların biri ona yaklaşıp kolunu kavradığında, “Bırakın beni!” diye bağırdı. Ancak sesi pek güçlü çıkmamıştı. Diğeri, yüzünde kaba bir sırıtışla. “Bu kadar korkma, sadece biraz eğleneceğiz.” dediğinde Selen’in korkusu katlanarak arttı. Selen’in kolunu tutan adam daha da yaklaştığında, Selen bütün gücünü toplayarak korku dolu bir çığlık attı. Ses karanlık sokakta yankılandı, otelin önünde bekleyenlerin dikkatini çekecek kadar yüksekti. O sırada Barlas, şoförünün kapısını açtığı arabaya binmek üzereydi. Ancak gelen çığlık sesiyle bir an duraksadı. Buz gibi bir ifadeyle yanında duran adama döndü. “Ne olduğuna bak.” diye sordu. Adam, Barlas’ın sözlerindeki keskinliği hissederek hemen harekete geçti. “Hemen patron” diyerek hızla sesin geldiği yöne doğru koştu. Fakat daha birkaç adım atmıştı ki ikinci bir çığlık duyuldu. Bu sefer daha acı dolu, daha çaresiz bir ses. Barlas, kapının eşiğinde durmuş, donuk bir ifadeyle arabanın kapısını kapattı. Soğukkanlı bir şekilde çığlığın geldiği yere doğru yürümeye başladı. Selen, ikinci çığlığını attıktan hemen sonra sert bir tokat yüzüne indi. Başının sağa savrulmasıyla dengesini kaybetti ve yere düştü. Sert zemindeki çamur tüm vücuduna bulaşmıştı. Selen nefes almakta zorlanıyor, gözleri doluyordu. Gözyaşları kirle karışmış, yüzünden süzülüyordu. Üzerine çıkan adam, onu susturmak için ağzını kapatmaya çalıştı. Ancak Selen’in direnmeye çalıştığını fark edince daha sert bir şekilde yüzüne bir tokat daha indirdi. “Sus dedim sana!” diye bağırdı. Selen’in bedeni yorgun ve güçsüzdü. O an, buradan kurtulmanın imkânsız olduğunu düşündü. Barlas’ın önden gönderdiği adam, sokağın ucuna ulaştığında gördüğü manzara karşısında dona kaldı. Yerde çamur içinde yatan genç bir kız ve ona saldıran üç adam vardı. Durumu kavraması yalnızca birkaç saniye sürdü. Barlas’ın adımlarını arkadan duyduğunda hızla geri döndü. “Efendim…” dedi, sesi titrek ve şaşkındı. Ancak Barlas, onun konuşmasını bitirmesine bile izin vermeden ilerledi. Birkaç adım daha attığında, yerde kanlar içinde yatan kızı gördü. O an Barlas, beyninden vurulmuşa döndü. Daha az önce içeride dikkatini çeken, bakışlarıyla aklında kalan o narin kız şimdi yerde, çamurun içinde kıpırtısız yatıyordu. Burnundan ve dudağından akan kan, karanlık zeminde bir gölge gibi yayılmıştı. Barlas, gözlerinden ateş çıkacak kadar sinirlenmişti. Kalbindeki öfke, şimdiye kadar hissettiği hiçbir duyguya benzemiyordu. Daha önce böyle bir kontrolsüzlük yaşamamıştı. Etrafındaki her şey bulanıklaşmış, sadece Selen'e odaklanmıştı. O sırada saldırganlardan biri, Barlas’ı fark etti ve bir adım geri çekildi. Üzerindeki çamur ve kan lekeleri, yaptığı şeyin delili gibiydi. Barlas’ın soğuk ve karanlık gözleri, adamın gözleriyle kesiştiğinde, sanki ölümün habercisi gibi bir ürperti yayıldı. Adamlar, onun bu öfkesini daha önce görmüşlerdi ama bu sefer çok daha farklıydı. Ancak o, yere yığılmış olan bedene doğru yavaşça yaklaştı. Selen, kanlar içinde, çamura bulanmış şekilde titrek bir nefes alıyordu. Barlas, etrafındaki hiç kimseyi umursamadan eğildi ve onu dikkatlice yerden kaldırdı. Sanki bir cam parçasını tutuyormuş gibi nazikti hareketleri. Onun gibi acımasız bir adamın böyle bir yumuşaklık gösterebileceğine kimse inanamazdı. Gözleri bir an Selen’in yüzünde dolanırken, dudağından akan kanı ve hafifçe morarmış yanaklarını gördü. Öfkesini daha da derinleştiren bu görüntü. Etrafındaki adamlar olanları şaşkınlıkla izlerken, Barlas sadece başını kaldırıp yanındaki sağ koluna bir bakış attı. O tek bakış, yıllardır onunla çalışan adam için bir emirden çok daha fazlasını ifade ediyordu. Ne yapması gerektiğini, hangi sonuçların beklendiğini anlamıştı. Yanındaki adam başını eğip hızlıca harekete geçti. Barlas, kucağında Selen ile arkasını dönüp arabaya doğru ağır adımlarla ilerlerken, arkasından gelen silah sesleri geceyi doldurdu. O an, bu dünyanın bütün gürültüsü onun için bir fısıltıdan ibaretti. Dikkati sadece kollarında taşıdığı narin kıza odaklanmıştı. Selen’in hafifçe aralanan dudaklarından zayıf bir nefes duydu. Bu ses, Barlas’ı biraz olsun sakinleştirmişti. “Tamam,” diye fısıldadı kendi kendine. “Buradasın, güvendesin.” Etrafındaki karmaşa uzaklaşırken, Barlas arabasına yaklaştı. Şoförü kapıyı hızla açtı ve Barlas, Selen’i dikkatlice arka koltuğa yerleştirdi. Arabaya binerken arkasından yükselen son silah sesi gecenin son yankısı oldu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ÇINAR AĞACI

read
5.8K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

AŞKLA BERDEL

read
80.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
529.0K
bc

HÜKÜM

read
225.7K
bc

PERİ MASALI

read
9.6K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook