Acı geçiyor
Acı elbette geçiyor
Acı çekmiş olmak geçmiyor.
•Kemal Varol
"Bu sana gerçekten çok yakıştı."
"Öyle mi dersin?"
Behin sakince iki adım uzaklıktaki aynaya gidip karşısına geçti. Üstünde fazlaca pahalı olan cekette elini gezdirmiş ve dudaklarını birbirine bastırmıştı.
"Güzel ama bu kadar paraya değeceğini sanmıyorum."
Hemen soyunma kabinlerine doğru adımlamış ve kendi kıyafetlerini giyinmişti. Efil ona tekrardan kahve içmeyi teklif etmek için kapıda bekliyordu. Behin'in aceleci bir şekilde yanından geçmesiyle hemen peşine takıldı.
"Behin! Hadi ama artık çıkışlarda benden kaçmaya mı başladın?"
"Kahve içmek istediğini biliyorum çünkü."
Efil sinirle oflayıp sarı saçlarını arkaya attı. Topuklu ayakkabısına basa basa hızını arttırmış ve dışarı çıktıklarında Behin'in koluna yapışmıştı.
"Çekimler bittiğinde her defasında çok yorgun oluyorum ve kahve bana en iyi gelen şeylerden biri. Neden bana eşlik etmemek konusunda bu kadar ısrarcısın anlamıyorum."
Behin gözlerini birkaç kez kırpıştırıp karşısındaki kıza bir süre anlamazca baktı. Nedenini o da biliyordu, neden bu kadar ısrarcıydı ki?
Efil elini yavaşça çekip göz devirdi.
"Of tamam! Seni o garip ve saçma alışkanlığından kurtarmaya çalışıyorum!"
"Garip ve saçma değil."
Behin kaşlarını çatıp anlamazca ona baktı. Bunu sadece Efil bilirken, sadece onunla paylaşmışken buna saçma veya garip dememeliydi. Normal bir şeydi bu.
Bir insanın su içmesi kadar normaldi bu Behin için...
Sırtını dönüp yol kenarından bir taksi çevirdi ve evine doğru yola koyuldu. Arkasında sinirden tepinen bir Efil bırakmıştı. Her zaman olduğu gibi.
İnsanlar neden böyleydi ki?
Başkalarının yaptığı şeyleri sırf kendileri yapmıyor diye onlara garip demek?
Yorgunca iç çekip cebinde titreşen telefonunu çıkardı. Yine o numaradan saçma sapan bir mesaj vardı.
053*****: Çok güzelsin..
053*****: Her zamanki gibi..
İki haftadır böyle mesajlar alıyordu. Kim olduğu hakkında ise zerre fikri yoktu. Hangi salak ona kafayı takmıştı merak etse de, aslında umursamamak gerektiğini düşünüyordu ve ciddiye almıyordu.
Yine sadece mesajı okumuş ve yanıt vermeden telefonu cebine koymuştu. Eve gitmeden önce marketin önünden geçerken taksiyi durdurup ücreti ödedi. Para kazandıkça harcayıp ihtiyaçlarını karşılamak varken, o hep son dakika alışveriş yapardı.
Şimdi de aklına buzdolabının bomboş olduğu gelmiş, bir şeyler almak için kendini ikna etmiş ve de aklında hemen kısa bir liste oluşturmuştu.
İki paket makarna ve sos için malzemeler alıp sepete attı. Biraz da kahvaltılık almak için gezinip sepeti yarıya kadar doldurmuştu. Geriye sadece bir paket çay kalmıştı. Üst rafta gözüne çarptığında uzanıp almaya çalışırken başka bir el yardımına yetişti. Behin sakince uzanmak için kaldırdığı topuklarını indirip uzun parmaklı ve de damarlı elin üzerindeki dövmeye odaklandı.
Su damlası şeklinde siyah bir dövme..
"Teşekkürler."
Uzatılan çayı alıp sepete attı ve ardını dönüp kasaya doğru ilerledi. Kapüşonlu adam zaten Behin'e yüzünü göstermeye pek niyetli olmadığı içi çay paketini uzatırken başka yöne bakmıştı.
Behin'in içinde huzursuz bir şeyler vardı. Sanki kalbi canını acıtıyor gibiydi..
Kasada aldıklarının parasını ödeyip poşetleri kavradığında iki çift gözün kendisini izlediğinden bir haberdi.
Ve birinin amacı başka, ötekininki bambaşkaydı..
"Sonunda."
Anahtarları köşeye fırlatıp elindeki poşetleri yere bıraktı. Ayakkabılarını çıkardıktan sonra önce tişörtünü çıkarıp salonun girişine bıraktı. Cebindeki telefonu koltuğa bırakıp pantolonunun düğmelerini çözdü ve onu da olduğu yere bıraktı.
Saçındaki tokayı açarak banyoya girip musluğu açtı. Küvet suyla dolarken o da iç çamaşırlarını çıkarıp aynanın karşısında bir süre kendiyle bakıştı.
Yeşil gözleri, kısa saçları ve de çilleri.
Bu aynaya her baktığında zihni geçmişe gidiyordu, o da buna engel olmuyordu. Tam aksine;
Bunu kendisine bile bile yapıyordu. Unutmamayı seçmişti..
Küvet doldu.
Sakince musluğu kapatıp ayağını yavaşça suya koydu. Küvetin tabanıyla temas ettiğinde diğer ayağını da aynı sakinlikte içeri aldı.
Yavaşça çöküp oturdu. Boylu boyunca uzanıp, kafasını da suyun altına hapsetmeden hemen önce karşı duvara astığı saate baktı.
İki dakikası başlamıştı..
***
"Bugün ne yaptı?"
"Alışveriş."
Pamir bitirdiği sigarasını yere atıp ayakkabısının ucuyla üzerine bastı. Arabanın kapısını açıp yan koltuğa geçti ve kamerasını arka koltuğa bıraktı.
Güney arabayı çalıştırıp harekete geçirdiğinde güneş ışıklarına dayanamadığı için hemen tişörtünün yakasına astığı güneş gözlüğünü taktı.
"Güneşten nefret ediyorum."
"Vampir Güney."
Pamir onunla dalga geçip sırıttığında göz devirdi.
"Sapık Pamir."
Pamir kaşlarını çatıp ona dik dik baktı. Ardından koltuğa yayılıp o da gözlüklerini taktı.
"Sapık olmadığımı biliyorsun."
"Sadece şaka yapmıştım." Kısa bir bakış attı. "Onu neden takip ettiğini biliyorum."
"Kapat şu konuyu." Gergin bir şekilde çenesini sıvazladı. "Başka konu var."
Güney yine ona kısa bakış atıp ardından tekrar yola dönmüştü. "Ne konusu?"
"Behin," Pamir elini yumruk yapıp sonrada serbest bıraktı. Ve sonra aynı şeyi tekrar tekrar yapmaya başladı. Gergin olunca böyle bir huyu ortaya çıkıyordu. "Normalde dışarıdayken biriyle telefonda konuşmaz veya yazışmaz. Gerekmedikçe ekranı açıp bakmaz bile. Sosyal medya hesapları da yok."
"Biliyorum."
Pamir Güney'e bakıp gözlerini kıstı. "Ama son iki haftadır sürekli telefona bakıp tekrar cebine atıyor. Mesajlar alıyor anladığım kadarıyla."
"Ee? Belki bahsettiğin o arkadaşı, ismi neydi?" Güney yanağını kaşıyıp ondan sonra parmak çırptı. "Hah! Efil. Onunla mesajlaşıyordur, olamaz mı?"
Pamir önüne dönüp iç çekti. "Yıllardır Efil'le bile bu kadar konuşmadı. Son iki haftadır böyle diyorum."
"Planın ne o hâlde?" Sağa sapıp arabayı caddeye çıkardı. "Sen bir şeyden şüpheleniyorsan mutlaka birkaç fikir düşünmüşsündür." Gülerek yanındaki adama baktı. "Seni tanıdığım kadarıyla böylesin dostum."
"Yine yanılmadın." Pamir gülerek oturduğu yerde iyice yayıldı. "Yarın çalıştıkları internet sitesi mağazasının kendi binasına gidip Behin'in telefonuna bakacaksın."
"Ne?"
"Duydun."
Güney sinirle dudaklarını yalayıp güldü. "Neden ben?"
"Çünkü," Ağır bir şekilde kafasını yan yatırıp ona baktı. "Behin'e bu kadar fazla yakın olmak istemiyorum."
"Ama sürekli onu takip ediyorsun."
"Zorlama daha fazla Güney."
"Pislik herif."
"Seni duydum."
***
Üst üste çalan kapı Behin'i çıldırtmıştı. Sinirle saçlarını kurulamayı bırakıp havluyu kenara fırlattı. Çalar çalar gider diye düşünüyordu ama inatla zil susmuyordu. Kapıdakinin Efil olduğuna adı gibi emin olsa da yalnız kalmak istediği için açmamıştı.
"Zile basıp durma!"
Kapıyı açıp sinirle karşısındaki kıza baktı.
"Sonunda açtın!"
"Çaldığın kapı açılmıyorsa evde kimse yoktur Efil."
"Ama bak evdesin."
Efil içeri girip çantasını portmantoya astı. Yerdeki market poşetleri gözüne çarptığında göz devirdi.
"Yine dağınıksın."
Poşetleri alıp yerleştirmek için mutfağa doğru adımladı. Behin ise arkasından bakıp başını iki yana sallıyordu.
"23 yaşındasın ve hâlâ yemek yapmayı bilmiyorsun Behin!"
Efil'in tek iyi olduğu konu yemekti ve bu konuda karşısındakini ezmekten asla geri durmazdı.
"24 yaşındasın ve yemek biliyorsun diye benim annem değilsin Efil."
Dolaptan tencere çıkaran Efil bileğindeki tokayla saçlarını dağınık bir topuz yapıp ruhsuz gibi duran kıza baktı.
"Bak işte büyüğüm senden. Hadi yavrum git dağınıklık varsa topla bende bir şeyler hazırlayayım çünkü açım."
"Hiç değişmeyeceksin."
"Sanki sen değişiyorsun."
Behin onunla uğraşmaktan bıktığı için salona gidip tişörtü ve pantolonunu aldı. Kirli sepetine atıp tekrar geri döndüğünde koltuğun üzerindeki telefonu gözüne çarpmıştı. Eline aldığında Efil'den beş cevapsız çağrı olduğunu gördü. Mutfağa doğru bakıp göz devirmiş, ardından gelen dört mesaja tıklamıştı.
053*****: Gece gibi karasın,
053*****: Ama bana hissettirdiğin şey aydınlık.
053*****: Gökyüzünün süsü yıldızlarken,
053*****: Seninki tek tek itinayla serpiştirilmiş çillerin.
Kaşlarını çatıp ekranı kapattı ve koltuğa geri bıraktı telefonu. Aklından birçok şey geçiyordu. En ağır basanı ise birinin kendisine gerçekten kafayı taktığıydı.
"Eğer şuan boş boş oturuyorsan çabuk gel ve derhâl bana yardım et Behin!"
"Ortalığı toplamamı söyledin ve bende öyle yapıyorum Efil!"
Ellerini saçlarından geçiren Behin sakince yürüyüp balkona çıktı. Uzun perde arkasında rüzgâra esir olup salınırken o ıslak saçlarını serin havayla kurutmaya başlamıştı. Demirlere tutunup kafasını gökyüzüne kaldırdı. Gözlerini yumduğunda önünde beliren masmavi dalgalanan su, kulağında uğuldayan bağırış sesleri gözlerini doldurmuştu.
Hayır o çok güçlüydü.
Güçlü insanlar ağlardı.
Bunun aksini söyleyenler ise zayıflardı.
Ve Behin Erda Kılıç altı yıldır hep güçlüydü..
***
Daha ilk bölüm olduğu için biraz karışık gelebilir ve daha karakterleri tam tanımıyoruz. Zamanla oturacaktır:)
S.D.