BÖLÜM 2 /Geçmiş Halâ Geçmemiş

3033 Kelimeler
Tek bir şey için ağlanmaz, birikmiştir.. •Frida Kahlo "Behin ben çıkıyorum!" Efil içeriye doğru seslenip kapıyı kapattığında Behin onu duymamıştı bile. Koltukta, kafası yana düşmüş bir şekilde uyuya kalmıştı. Saat gece bir olmak üzereydi ve etraf çok sessizdi. Behin odasındaki tekli koltukta saçma sapan bir rüya görürken, aslında uyandığında ne gördüğünü hatırlamayacaktı. Üzerindeki tişörtün açıkta bıraktığı kolları üşüyordu. İçeriye soğuk hava girerken bu, yaklaşan soğuk günlerin habercisiydi. Açık balkon kapısından biraz daha ileride, balkon demirlerinden garip sesler geliyordu. Küçük bir aydınlatmanın olduğu balkonun zeminine siyah bir gölge yansımıştı. Uğursuz hava etrafta kol gezmeye başladı. Gri ve parlak demirler gıcırdadığında gölge bir süre olduğu yerde durmuş, ardından diğer bacağını da içeri alarak balkona girmişti. Behin'in her seferinde sürgülü kapıyı açık unutması işine geliyordu. Bir ruh gibi içeri süzülüp her seferinde siyah kısa saçlarına elini daldırıp kokusunu içine çekmek vazgeçilmeziydi. Ona hem deli gibi bağlanmıştı, hem de nefret ediyordu. Gariptir ki iki duygu da ateş gibi bütün vücudunu sarmıştı. Behin onun önce kalbini sonra değerlisini almıştı. Ama o yıllardır izini sürüp bulduğu bu kızdan vazgeçecek gibi durmuyordu. Önce vicdanını rahatlatmak için korkutup, acı çektirmeliydi. Daha sonra zaten onu mutlu etmek için elinden geleni yapıp yanından asla ayırmayacaktı. Fakat her şeyin olduğu gibi bunun da bir zamanı vardı... Beyaz tül perde uçuşurken içeri girip yavaş adımlarla koltuğa doğru yürüdü. Yanağı koltuğun kenarına dayandığı için dudakları büzüşmüştü. Ona bir süre yukarıdan bakıp ardından eğildi ve yüzüne doğru nefesini verdi. Bakışları önce kapalı gözlerinde, çillerinde, dudaklarında ve sonra tekrar gözlerinde durdu. Rüya görüyor oluşundan kirpikleri titriyordu. O yüzden acele edip hemen gitmeliydi. Her zaman yaptığı şeyi yapıp elinin tersiyle yavaşça yanağına dokundu. Hafifçe okşayıp gözlerini bile kırpmadan onu izliyordu. Saçlarına parmaklarını daldırıp gezindi. Öne eğilip boynunu ve saçlarını kokladı. Behin'in kirpikleri daha çok oynamaya başlayınca hızlı olması gerektiğini hatırlayıp hemen ayaklandı. Gözüne ilk çarpan yatağın üzerindeki telefon oldu. Daha sonra komodinin üzerinde yarım kalmış bir kitap. Köşedeki çekmecenin üzerinde post-it ve kalemi fark ettiğinde ise seri adımlarla oraya ilerleyip hızlıca birkaç kelime yazdı. Bu sayede onu korkutmak için ilk adımı bu gece atmış olacaktı. İki haftadır attığı mesajlar onu korkutmak için değildi fakat artık onları da bir nevi tedirgin etmek için kullanacaktı. Tanımadığınız bir numaradan intikam ve tehdit mesajları almak sizi korkuturdu, öyle değil mi? İşte Behin de önce ürküp, bedel ödeyip, ardından kendisini teslim etmeliydi. En azından ona göre öyleydi.. *** Belim uyuşmuş olmalıydı ki bu kadar çok sızlıyordu. Kafamı koltuğun kenarından kaldırıp bir süre sadece gözlerimi kırpıştırarak etrafa bakındım. Odamın içerisi oldukça karanlık olsa da balkondan sızan ışık bir nebze de olsa aydınlık veriyordu. Duvardaki saate gözlerim kaydığında sabahın dördü olduğunu fark ettim. Saat on olmadan evden çıkmam lazımdı ama hala vaktim çoktu. Neden uyandığımı bile bilmezken gözlerim doymamış uyku istiyordu. Önce ayaklarımı koltuktan indirip terliklerimi giyindim. Yavaşça doğrulup yönümü yatağıma doğru çevirdim. Üzerinde duran telefonumu alıp komodine bırakarak kendimi yatağa attım. Gözlerimi kapattığımda balkondan esen rüzgar tülü uçurup içeri doluşmuştu. Soğuk sevdiğim bir şey olduğu için kalkıp da balkonun kapısını kapatma gereği duymadım. Derin bir soluk alıp uyumayı bekledim. Rahat edemeyince sağıma dönüp bir de öyle denedim. Az önce çok uykum varken birden kaçmıştı. Dönüp bakışlarımı tavana çevirdim ve ellerimi karnımın üzerine koydum. Rüyamı hatırlasam devam ettirirdim ama hatırlamıyordum. Halbuki uyanalı beş dakika bile olmadı. İç çektiğimde anlık zihnime düşen görüntüler kanımın çekilmesini sağlarken, kendime verdiğim cezaların yetersiz olduğu bir kez daha çarptı yüzüme. Burnum sızladığında gözlerimin dolacağını anlamıştım. O yüzden hemen yataktan doğrulup kafa dağıtmak için kahve içmeyi düşündüm. Ayaklanıp burnumu çektim. Kapıya doğru bir adım atmıştım ki çekmecenin üzerindeki post-it gözüme çarptı. Kaşlarımı çattım. Yönümü oraya çevirip üzerindeki solgun sarı renkteki notu aldım. Efil'in koyduğunu düşünmüştüm ki okuduklarımla kaşlarım daha çok çatıldı ve gördüğüme inanamadım. Mesajlarımı ciddiye alsan iyi olur. Ç.A. Mesaj derken ne anlama geldiğini çok iyi anlamıştım. İki haftadır mesaj atan o numara... Odama kadar girip böyle bir notu kim bırakabilirdi? Elimi saçlarımdan geçirip notu yere fırlattım. Ne oluyordu bilmiyorum ama umursamadığım mesajların ardında ciddi bir şey olduğunu bilmek ürkütmüştü. Esinti daha da artınca yutkunup yavaşça arkama baktım. Açık balkon kapısına diktiğim gözlerimi kırpmadan herhangi bir hareketlilik var mı diye bekledim. Ama hiçbir şey olmadığını fark ettiğimde gözlerimi sıkıca kapatıp açtım ve hızla oraya adımladım. Perdeyi ittirip sürgülü kapıyı çektim. Kilitlendiğinde vakit kaybetmeden perdeyi de çektim ve yandaki düğmeye basıp balkon aydınlatmasını kapattım. Odadan çıkıp mutfaktan aldığım bıçakla evin her yerini köşe bucak aradım. Bir şey olmadığını anlayınca kapı ve pencereleri kilitledim. Üçüncü kattaydım ve birinin eve bu kadar rahat girip fark ettirmeden çıkması tüylerimin ürpermesine yetmişti. Bu her kim bilmiyorum ama iki haftadır mesaj attığından dolayı evime ilk girişinin olmamasından korkuyordum. Telefonumu almak için odaya geri döndüğümde notu yerden alıp defalarca okudum. Yazının altındaki iki harfe yine gözüm kaydığında ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyordum. Ç.A. Anlamı neydi? Telefonumu elime alıp o numaranın attığı tüm mesajları tek tek okudum. Saçma sapan mesajlardı hepsi. Her seferinde güzelsin demişti ve saplantılı biri olduğunu düşünüyordum artık bu nottan sonra. Mesajlarımı ciddiye al diyordu ama burada ciddiye alınacak bir şey varsa o da yaptıklarının çok saçma olduğuydu. Beni tanıyan biri ise neden yüz yüze derdini söylemiyordu da böyle yapıyordu? Kafamı ellerimin arasına alıp yatağıma oturdum. Efil'e fark ettirmeden bu beladan kurtulmam gerekliydi. Onun da korkmasını istemiyordum. Bir dakika? Bu mesajları atıp evden çıkmadan öncede böyle bir not bırakmış olabilir mi? Bu gerçekten Efil'in salakça bir şakası olabilir miydi? Çekimlere gittiğimde orada fark ettirmeden ağzını aramam gerekiyordu. O olmayabilirdi ve bu yüzden belli ettirmemem lazımdı. Bütün ışıkları açık bırakıp salona geçtim. Elektrik faturası umurumda bile değildi. Koltuğa oturduğumda korktuğumu hissedebiliyordum. Her nefes alışımı sanki saniye saniyesine içimde hissediyor gibiydim. Ellerimi iki yana koyup koltuğu sıktım. Pekala tanıdığım biri olmasından çok tanımadığım biri olmasından korkuyordum. Zaten pek bir tanıdığım insan da yoktu ki benim. Onu tanıyordun. Ama artık senin yüzünden nefes almıyor... O senden hoşlanıyordu. Sen onun kalbini kırdın... "Sus!" Dişlerimi birbirine bastırıp gözlerimi sıkıca yumdum. Düşünmek istemiyordum zaten kendi cezamı her gün verirken artık kaldıracak gücüm kalmamıştı. Gözlerimin önüne gelen sahneleri geri it Behin! Her şey senin yüzünden! Hepsi senin suçun! "Yeter sus lütfen!" Koltuktan inip yere çöktüm. Beynimin içindeki sesler susmuyordu. Boğuluyor gibi oluyordum. Nefes almam lazımdı! Sen nefes almayı hak etmiyorsun. Ölmeyi hak ediyorsun! "Lütfen!" Çığlık atıp ortadaki sehpanın üzerindekileri bir hışımla yere fırlattım. Biblo parkenin üzerinde tuzla buz olurken dizlerimi kendime çekip ellerimi kulaklarıma dayadım. "Kurtar beni Erda!" Hıçkırarak ayağa kalktım ve kendimi bir hışım banyoya attım. Soyunmadan direkt koşarak küvete gidip içine oturdum. Soğuk suyu açıp küvetin dolmasını beklerken saçlarımı yolmak üzereydim. Sesler bir türlü susmuyordu ve kendimi cezalandırmadan da susmayacaktı. "Ben senden hoşlanıyorum! Oh be söyledim!" Su gittikçe dolmuş ve bütün bedenimi sarmıştı. Çeşmeyi kapattım ve beynimin içindeki son sesi duyar duymaz kafamı suya gömdüm. "Seni arkadaşım olarak görüyorum." Gözyaşlarımın suya karıştığını biliyordum ve bu beni güldürmüştü. Ancak su yutunca tekrardan ağzımı kapatmam gerekti. Kahretsin ki saate bakmayı unuttuğum için içimden yüz yirmiye kadar sayacaktım.. *** Saat dokuz gibi evden çıkmış ve bir an önce neler olduğunu öğrenmek istediğim için çalıştığım internet sitesinin binasına gelmiştim. Bir apartmanın karşılıklı iki dairesi de siteye aitti. Çekimler buradan oluyor, ürünler buradan kargoya veriliyordu. Efil ile beraber giysilerin mankenliğini yapıyorduk. İkimizde lise mezunuyduk. Onun burada dört, benim ise ikinci senem dolmuştu. Her gün kendime verdiğim cezayı sadece Efil biliyordu. Tek ona güvenerek anlatmıştım ve beni bu yaptığım şeyden uzaklaştırmak için elinden geleni yapmıştı. Çoğu zaman kavga bile etmiştik ama o pes etmemişti. Ona karışmamasını söyleyip sinir krizi bile geçirmiştim. Bunun çok normal bir şey olduğunu savunup bağırarak onun yeterince kalbini kırmıştım. Ama o da beni anlamalıydı. Nedenini söylemesem de bana saygı duymak zorundaydı. Öyle de yaptı.. Şimdi sadece çıkışları kahve bahanesiyle beni durdurmaya çalışıyor... Fakat işe yaramadığının o da farkında.. "Yorgun görünüyorsun." Ayşe Hanım'a nezaketen gülümseyip etrafa bakındım. "Uyku tutmadı." Bakışlarımı gözlerine çevirdim. "Efil gelmedi mi hâlâ?" Her sabah olduğu gibi bugün de güzel gülümsemesini sunup elini omzuma koydu. "Bugünlük sadece şuradakilerin çekimi olacak." Eliyle gösterdiği açık askılıktaki giysilere baktım. "Üçü senin bedenine göre seçildi ikisi Efil'in. Bizi arayıp önce senin çekimlerini yapmamızı rica etti, kendisi iki saate gelecek." Ardını dönüp masanın üzerinden telefonunu aldı. "Küçük bir işi çıkmış." "Anlıyorum." İki elimi de belime yerleştirip giysilere kısa bir bakış attım. "Şuradaki ceketin çekimleri dün bitmemiş miydi?" Güldü. "Dün gülmekten çekimler bitti sanmıştık ama arka detaylarını çekmemek gibi bir hata yapmışız." "Sema yüzünden." dedim gülerek. Ozan kamerayı her ayarladığında önüne geçip dil çıkartıyor, garip hareketler yapıyordu. Biz Efil ile ciddi bir poz verdiğimizde uzaktan bizi güldürmek için elinden geleni yapıyordu. Biraz komik bir yapısı vardı ama seviyorduk onu. Ozan'ın dibinden ayrılmıyor ne derse ikiletmiyordu. Ozan da her getir götür işlerini ona yaptırırdı. Bizim saf arkadaşımız da gıkını çıkarmazdı. Önce parmağıyla sakince gözlüğünü düzeltir, ardından toz olurdu. "Sema nerede?" "Mutfaktaydı en son." Gülümseyip kapıdan çıktım ve karşı daireye girdim. Mutfağa doğru ilerlerken yerde duran etiketleri ayağımla ittiriyordum. Sema yine bunları toplamayı unutup mutfağa dalmıştı. İçeri girdiğimde fırından kek çıkardığını gördüm. Kakaolu keki itinayla tezgâha koyarken dudaklarını birbirine bastırıyordu. Gözlüğü burnunun üstüne düşmüştü. Yanına gidip hemen gözlüğünü düzelttim. "Günaydın." "Günaydın." deyip heyecanla keki gösterdi. "Bak kek yaptım!" Kaşlarımı kaldırıp bakışlarımı keke indirdim. "Çok güzel kokuyor birazdan Ayşe Hanım buraya ışınlanır." Beraber güldüğümüzde gözlerindeki parıltı dikkatimden kaçmamıştı. "Sence Ozan beğenir mi? Kakaolu seviyormuş da." Gözlerini belerterek baktığında gülmemek için yanağımın içini ısırdım. "Şey.." "Beğenmez mi?" "Bence-" "Biliyorum beğenmeyecek!" Elindeki bezi fırlatıp surat astığında göz devirip kollarından tuttum. "Ya bir konuşturmadın! Beğenir diyecektim. Ayrıca beğenmese kaç yazar ben yerim." Gülümsediğinde yanağından makas aldım. "Sema, sen niye taktın Ozan'a bu kadar? Son iki aydır bir garipsin." Kekten bir parça aldığımda elimin üstüne vurdu. "Parçaladın ya şekli bozuldu!" Keki benden uzaklaştırıp tezgâhın öbür ucuna koydu. "Ayrıca insan sevdiğine kek yapamaz mı?" "Ne?" Kek boğazımda kaldığında öksürmeye başladım. Sema ağzından kaçırdıklarıyla dehşet içinde bana bakarken ona elimle sürahiyi gösterdim. "Şeyy.. yani ben öyle demek istemedim!" Onu ittirip sürahiyi aldım ve hemen bir bardağa doldurup iki büyük yudum aldım. Birkaç defa daha öksürdükten sonra Sema yavru kedi gibi karşıma geçti. "İyi misin?" "Ölüyordum." Sen ölmeyi hak ediyorsun! "Lütfen Ozan'a söyleme Behin!" "Bir dakika Sema." Elimi kafama bastırıp sesi susturmaya çalıştım. Öl Behin! "Behin iyi misin?" Öl ve kurtul! "İ-iyiyim." Hemen mutfaktan çıkıp lavaboya girdim. Elime yüzüme soğuk su çarpıp sakinleşmeye çalıştım. Lütfen burada olmaz lütfen.. "Behin!" Sema kapıya vurduğunda başımı kaldırıp aynaya baktım. "İyiyim Sema!" İyiyim ben.. *** Çekimlerimin sonlarına yaklaşmıştık ve Efil daha yeni gelmişti. Son olarak giyindiğim kırmızı ama beyaz çiçekli elbisenin arkası da çekildiğinde derin bir soluk bıraktım. "Bitti şükür." "Yakıştı he." Efil güldüğünde gidip yanına oturdum. "Sen her şeye yakıştı diyorsun zaten." "E yakışıyor çünkü." Elini çenesine koyup bana baktığında kafamı iki yana salladım. "Ne?" Uzanıp elini kafamın arkasına attı ve tokamı çözdü. Parmaklarıyla saçlarımı taradığında gözlerimi kısarak ona baktım. "Ne yapıyorsun?" "Böyle daha güzel oldu." Göz devirdim. Ayaklanıp tokamı vermesi için elimi uzattığımda başını iki yana salladı. "Böyle daha güzel oldu diyorum Behin!" "Pekâlâ." Arkamı dönüp kağıt, karton ve etiketlerle dolu çöpün poşetini aldım. Ucunu bağlayıp kapıya ilerlediğimde herkes bana bakmıştı. "Ne? Alt tarafı çöp atacağım." "Daha dolmadı ki o çöp." dedi Ozan. "Olsun hava almış olurum." Hemen oradan uzaklaşıp merdivenleri yavaşça tek tek indim. Sırf çekimlerde elbise güzel çıksın diye kalın topuklu bir ayakkabı giydirmişlerdi. O yüzden düşmemek için yavaş inmek zorunda kalmıştım. Dışarı çıktığımda derin bir nefes alıp bir süre gözlerim kapalı bekledim. Ondan sonra başımı eğip elbiseye baktım. Yarım kollu, bisiklet yakaydı. Ve dizimin altında bitiyordu. En son kendi isteğimle bir ay önce elbise giymiştim. O da Sema'nın doğum günü içindi. İç çekip ilerideki çöp konteynerına doğru yürüdüm. Topuklu ayakkabı hoş ve tok bir ses çıkarırken gülümsemiştim. Çöp bahaneydi aslında. Efil'e mesajları atanın kendisi olup olmadığını nasıl soracağımı bilmediğim için zaman kazanıyordum. Tam geri dönecekken ilerideki arabadan hızla bir adam inip "Kırmızılı" diye seslenmişti. Önce üzerimdekine, ardından dönüp o adama bakmıştım. Koyu kahve saçlı ve uzun boyluydu. Mavi bir kot, üzerine de beyaz bir tişört ve kot gömlek giyinmişti. Gömleğin önünü açık bırakmış, kollarını da dirseklerine kadar sıvamıştı. Beyaz bir spor ayakkabı vardı ayağında. Güneş gözlüklerini çıkarıp bana doğru gelmeye başladığında kaşlarımı çattım. "Merhaba." Gülümseyerek karşıma dikildi. "Şey Güney ben." Elini uzattığında saf saf ona baktım. "Buyurun?" Bozulup elini geri çekmiş ve ensesini kaşımıştı. "Şey.. Ben Siymora'yı arıyordum da buralardaymış. Siz de orada çalışıyorsunuz sanırım sitede resimlerinizi görmüştüm." "Evet." dedim ve elimle ileride kalan binayı gösterdim. "Altıncı kat." "Teşekkürler." Gözlüklerini geri takıp gülümsedi. Sema da her şeye gülümsüyordu. Kaşlarımı kaldırıp bakışlarımı başka yöne çevirdim. "Siz de mi oraya gideceksiniz?" "Evet, sadece çöpü atmak için çıkmıştım. Ben size eşlik edeyim." Kim olduğunu bilmiyordum ama Ayşe Hanım'a yeni bir destek daha çıkmış olabilirdi. O yüzden bu tanımadığım adama eşlik edip yanında yürümeye başladım. Arkamızdan araba kapısı sesi geldiğinde irkilmiş ve dönüp bakmıştım. Aynı arabanın kaputuna yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş başka bir adam vardı. Gözlüklerinden dolayı bize mi bakıyor emin değildim ama yüzü buraya dönüktü. Yanımdaki adama tezat siyah bacaklarını saran bir pantolon ve siyah bir tişört giymişti. Onun da saçları koyu kahveydi. "Bugün niye herkes gözlük takıyorsa." Kendi kendime konuşup önüme döndüğümde Güney denen adam bana bakmıştı. "Efendim?" "Size demedim." Binaya girip yukarı kata çıkana kadar asansörün neden olmayışını içimden tekrar tekrar sorguladım. Ardımdan gelen adam etrafı incelerken altıncı kata geldiğimizde derin bir soluk almıştım. "Geldik." Her iki kapı da açıktı ve önce onlara, sonra da suratıma bakmıştı. Ben sol taraftaki daireye girince o da peşimden geldi. "Ayşe Hanım!" İçeriye seslenip biraz beklediğimde gülüşü meşhur kadın ilerideki kapıdan çıktı. Diğerleri sanırım mutfakta soğumuş olan keke gömülmüştü. "Bu beyefendi kim Behin?" Ayşe Hanım hemen üstüne başına çeki düzen verirken ben onları yalnız bırakmak adına geri çekildim. "Sizinle görüşmek istiyor sanırım." dedim. Üstümü değiştirmek için gideceğim sırada masanın üzerindeki telefonum titremişti. "Bir şey içer miydiniz?" Telefonumu alıp baktığımda yine o numaradan mesajlar vardı. Göz devirerek açıp okudum. 05*****: Hiç kendinden nefret ettin mi? 05*****: Herhangi bir sebepten ötürü. 05*****: Sebebin ne olduğu mühim değil. 05*****: Belki kendini beğenmediğinden, 05*****: Belki de geçmişinden. 05*****: Herhangi bir sebepten.. Elimi kalbime koydum. Titremeye başladığıma emindim ama kendimi durduramıyordum. "Beyefendi bir şey demeyecek misiniz?" Dönüp onlara baktığımda Güney denen adamın bakışları suratıma, ardından elimdeki telefona kaymıştı. Ayşe Hanım'da bana döndüğünde zoraki gülümseyip telefonu kapattım ve masaya bıraktım. "Şey.. üstümü değiştirip çıksam iyi olacak." Yanlarından geçip soyunma kabinlerinin bulunduğu odaya girdim. Kapıyı kapatıp aynanın karşısına geçtiğimde göz yaşlarımı tutamamıştım. Ellerimi aynanın iki yanına koyup kafamı kaldırdım ve karşımdaki kıza baktım. Bu Efil değildi.. Efil benim geçmişimde bir şey yaşadığımı bilmiyordu ki.. "Sakin ol Behin.." Derin derin soluklar alıp kenardaki kıyafetlerimi aldım ve kabinlerden birine girdim. Üstümü hızla değiştirip spor ayakkabılarımı giyindim. Elbiseyi ve ayakkabıyı kabinde bırakıp hızla odadan çıktım. Eve gidip küvete girmem lazımdı.. "Size mi kaldı bakmak?!" "Biraz sakin olur musunuz hanımefendi?!" "Sizsiniz hanımefendi?!" İçeri geçtiğimde Efil'i bugünkü adamla ayakta tartışırken buldum. Güney denen adam kaşlarını çatmış ona bakarken karşısındaki kız dudaklarını birbirine bastırmış ve o da kaşlarını çatmıştı. "Ne oluyor burada?" Efil bana bakmadan "Bu adam senin telefonunu kurcalıyordu Behin!" dedi. Tek kaşımı kaldırıp ona baktığımda yüzünü sıvazlayıp bana döndü. "La havle! Kurcalamadım diyorum kaç dakikadır. Bildirim geldi bende size getirecektim sadece. Üst üste iki kere gelince önemlidir diye düşündüm." "Teşekkürler ama sizi ilgilendirmez." Hemen gidip Efil'in elindeki telefonumu aldım ve cebime yerleştirdim. "Tamam sakin ol sende." Onu kolundan tutup çekiştirdiğimde adamın üzerindeki delici bakışlarını çekip bana döndü. "Gerçekten kötü bir niyetim yoktu." Yüzüne bakmadan "Tamam sıkıntı yok size iyi günler." Efil'i daireden çıkartıp karşı daireye doğru çekiştirdim ve içeri soktum. "Sakin olsana sen biraz." Gözlerini belerterek bana baktı. "Yanlış anlamış olamaz mıyım? Allah Allah! Ayrıca hiç gözüm tutmadı bu adamı." Gülümsedim. Bana da bir dilim kek ayırdıklarını biliyordum. "Sen git benim kekimi ye eve geçeceğim ben." Hemen kolumu tuttu. "Beraber yeseydik?" Yine beni engellemeye çalışıyordu. "Hadi." dedim onu içeri ittirip. "Görüşmek üzere." "Görüşürüz." dedi surat asarak. Dönüp merdivenleri hızlıca indim ve binadan çıktım. Vakit kaybetmeden yolda hızlı hızlı yürüyüp aynı zamanda da telefonumun şifresini girmiş ve mesajlara tıklamıştım. 05*****: Geçmişin peşini bırakmayacak, 05*****: Behin Erda Kılıç.. Olduğum yerde dururken suratımın bembeyaz olduğuna emindim. Beni tanıyan biri ve... ve geçmişimi bilen biri. Boğul Behin! Çıkma sudan! Senin hak ettiğin bu! Kafamı yana eğip gözlerimi sımsıkı kapattım. Beynim.. "Kurtar beni Erda!" "Ben senden hoşlanıyorum! Oh be söyledim!" "Seni arkadaşım olarak görüyorum." Bir anda birinin bedenime çarpmasıyla savrulmuş ve yere düşecekken sımsıkı tutulmuştum. Yumduğum gözlerimi daha da sıkı yumarken beni tutan kişinin kollarına tutundum. Beynimdeki sesler aniden kesilmişti ve gözlerimi açmak istemiyordum. Sadece uyumak istiyordum.. "İyi misin?" Hoş bir tını kulaklarıma ulaştığında gözlerimi kırpıştırdım. Bir erkek sesiydi ve beni yavaşça yere yatırırken ellerimi gevşettim. Başımın altına elini koyup yavaşça yere bıraktı. Gözlerimi açtığımda karşımdaki adamın siyah gözlükleri yüzünden sadece alnı, burnu, dudakları ve çenesini görüyordum. "İyi misin?" Sorusunu yinelediğinde kıpırdanan dudaklarına baktım. Dolgun pembe dudaklara bakarken aklıma küvete girmem gerektiği geldi. Hemen onu ittirip doğruldum ve yere düşen telefonumu aldım. "B-benim g-gitmem lazım." Yanından geçeceğim sırada kolumdan tutmuştu. Hemen geri çekilip yüzüne baktım. Siyah cam gözlerini gizlese de inatla oraya bakıyordum. Dudakları aralanmış ve göğsü hızla inip kalkıyordu. Ben de ondan farksız değildim. Güney denen adamın indiği arabada kaputa yaslanan kişiydi bu. Onu mu bekliyordu bilmiyorum ama hiç kanım ısınmamıştı ikisine de. O bana bakıp hiçbir harekette bulunmadığında fırsattan istifade hızla yanından uzaklaşıp kaldırımdan indim. Boğuluyor gibi hissediyordum. Nefes almam lazımdı ama kendimi cezalandırmadan nefes alacağımı da zannetmiyordum. Gözlerimin önüne hırçın dalgaların kayalara vuruşu gelirken önümü bulanık görmeye başladım. Sahile doğru olabildiğim kadar hızlı koşuyordum ve ne etraftaki sesler umurumdaydı, ne de peşimdeki adamın sesi. "Bekle!" Kafamı iki yana salladım. Bekleyemezdim. Sen canisin Behin! Başım yine iki yana sallayıp iç çektim. Neden kendini öldürmüyorsun? Altı yıl oldu. Öl artık. Beynimin içinde benim iliğimi kemiğimi sömüren bir şey vardı. Deli olmadığım kesindi, ama normal de değildim.. Kan ter içinde kalmış bir vaziyette sahile geldim. Cebimdeki telefonu ve içinde kimliğim ile param olan ceketimi çıkarıp hızla kenara fırlattım. Hâlâ koşuyordum ve son adımlardı bunlar. Sadece iki dakikalığına buna ihtiyacım vardı. Cezamı çekip eve gidecek ve yarına kadar yatağımda sakince uyuyacaktım. "Sakın!" Ardımdaki adam bana yetişemediği için bağırırken ben onu duymadım bile. Yolda gördüğü herhangi bir kızdım ve garip hareketlerim yüzünden peşime takılmıştı. Sanırım kendime bir şey yapacağımı sanıyordu. Bu düşünce beni güldürdüğünde çoktan yerden kestiğim ayaklarım ve bedenim suyun altına gömülmüştü. Gözyaşlarım da her zamanki gibi suya karışırken güldüm. Muhtemelen ölmeye çalıştığımı zannediyordu. Ama benim kendimi öldürmeye cesaretimin olmadığını bilmiyorlar ki.. *** Behin gördüğünüz üzere psikolojik olarak pek iyi bir durumda değil. Güney'in indiği arabadan inen diğer kişi tabii ki bildiğiniz üzere Pamir. Bu bölümden sonra geçmişte acaba ne yaşandığına dair tahminleri olanlar var mı? S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE