BÖLÜM 3 /Kimsin Sen?

2362 Kelimeler
Psikoloji kitaplarında yoktur ama bir insan bir insana deli olabilir.. •Freud "Bizi duyuyor musun?" "Behin lütfen uyan." Hıçkırık sesi kulaklarıma ulaştığında göz kapaklarımı ne kadar açmak istesem de sanki üstünde tonlarca yük varmış gibiydi. "Sessiz olun. Sadece uyuyor." Bu ses... "Sen nereden biliyorsun be! İkinizde derhal terk edin bu evi!" "Sadece yardım ediyoruz." "Şu gizemli arkadaşının da dediği gibi sadece uyuyorsa, size daha fazla gerek yok!" "Yeter be! İnsanlık da yaramıyor. Pamir gidelim! Bu sarı kafa da ne hali varsa görsün. Sırf arkadaşı iyi değil diye çekemem ben bunu." Bir süre sessizlik olduktan sonra bir hışırtı sesi geldi. "Derhal defol bu evden!" "Gidiyorum lan!" Sert olduğundan sinirli olduğu beli olan ayak seslerinden sonra sert bir kapı çarpma sesi geldi. "Sen de gitmeyi düşünmüyor musun acaba?" Birkaç saniye sonra Efil tekrar konuştu. "Seri katil misin be niye öyle bakıyorsun?" Bu sefer daha derin bir sessizlik çökmüştü. Öyle ki hatta kendi nefes alışlarımı duyabiliyordum. Kalbimin aşırı sakinlikle çarpışı, göz kapaklarımın ağrıması ve denize atladığımı hatırlamama rağmen üstümdekilerin kuru olduğunu hissetmem. Ah! Unutuyordum. İki dakikacık kalacağımı zannederken suda bayılmak gibi talihsiz bir şey yaşamışım bir de. Keşke bayılmak yerine ölseydin! Kaşlarımı çattığımda Efil'in çığlığı doldurdu kulaklarımı. "Uyanıyor!" Dilimle dudaklarımı ıslatıp elimi yavaşça göz kapaklarımın üstüne örttüm. "Efil zaten başım ağrıyor sus lütfen." Uzandığım yerden doğrulmaya çalıştığımda Efil elini sırtıma koyup yardım etti. Gözlerimi kırpıştırıp bir süre görüntünün netleşmesini bekledim. Tamamen doğrulduğumda önce Efil'in kızarmış gözleriyle karşılaştım. Daha sonra salonun çıkışına doğru adımlayan sırtı dönük adam. Beni engellemeye çalışsa da denize atlamama engel olamayan adam.. "O kim?" Gözlerim hala ondayken usulca burayı terk etmişti. Kapının kapanma sesini duyduğumda gözlerimi Efil'e çevirdim. Gözlerini hemen silip burnunu çekti. Ardından elimi tutup başını dizlerime koydu. "Seni sudan çıkarak kişi. Bugün gelen Güney adındaki geni bozuk adamın arkadaşıymış." Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Çok korkuttun beni Behin." Tekrar dizime yattığında gözlerimi karşıdaki duvara diktim. "Bu kadarı da fazla. Resmen intihar bu farkında mısın?" Sözleri pek beni etkilemiyordu çünkü aklım hala mesajlardaydı. "Nedense bayılmana rağmen su yutmamışsın. Artık uzaylı olduğunu düşünmeye başlamış olabilirim." Dümdüz duvar gözlerimin önünde dalgalanmaya başlamış ve deli gibi sokaklarda koşuşum, suya atlayışım bir bir gelmişti gözlerimin önüne. "Bir daha böyle bir şey yaparsan seni gebertirim." "Üstüm neden ıslak değil?" "Ben değiştirdim." Kafamı sakince sallayıp ayağa kalktım. Efil'in gözleri benim üzerimdeyken tek istediğim birazcık uyumaktı. Bayılmış olmama rağmen neden bu kadar çok uykum vardı bilmiyordum. "Ben buradayım." Diye seslendi ardımdan. "Uyuyup dinlen biraz." Sesinin hüzünlü çıkması ve sonlara doğru sessizleşmesi ne kadar üzüldüğünü belli ediyordu. Benim bu hâllerime tanıştığımızdan bu yana hâlâ alışamamış, her seferinde karşı çıkmıştı. Beni bu durumdan kurtarmak istediğini söylüyordu. Ama ben kurtulmak istemiyordum ki.. Buna mecburdum.. Ve bir gün Efil'in pes edip, dayanamayıp yollarımızı ayıracağını hissediyordum.. Kim böyle birini hayatında ister ki..? *** Sakin adımları gittikçe sertleşiyordu ve elini sıkıp sıkıp bırakıyordu. Karşıdaki arabaya doğru yürüyüp kapıyı açtı ve içeri yerleşti. Kapıyı bir çırpıda çekip kapattığında şoför koltuğundaki Güney gözlerini büyüterek ona baktı. "Sakin olsana lan." Kafasını cama çevirip dirseğini dayadı ve elini dudaklarına götürüp çekiştirdi. Aklı almıyordu bir türlü. Bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemişti. Travmatik bir sebep gittikçe psikolojik olarak daha büyük hasarlar bırakıyordu. Ve Pamir bunun farkında olmasına rağmen hâlâ harekete geçmemişti.. "Bu kadar ileri gidemez.." Kendi kendine fısıldadığında Güney ona kısa bir bakış attı. "Tedavi olması lazım, sende farkındasın." Elini saçlarından geçirip dudaklarını dişledi. Ardından cebindeki telefonu çıkarıp rehberde gezinmeye başladı. Behin'in korkularıyla yüzleşmesi lazımdı.. "Ne yapıyorsun?" "Zamanı geldi. Geç bile kaldım.." Güney kolunu camdan sarkıtıp direksiyonu tek eliyle kavradı. İçeri giren serin hava sessizlikle bütünleştiğinde yaşanacak şeylerin fragmanını görür gibi hızla yatağından nefes nefese doğruldu. "Sadece bir kâbus." Elini kalbine koyup sakinleşmeyi beklerken gözlerini sıkıca yumdu. Fakat gördüklerinden dolayı göz kapaklarını sonsuza dek hiç kapatmamayı isteyecek kadar dayanamıyordu. O yüzden gözlerini hemen geri açmış ve odasından hızla çıkmıştı. Banyoya girip yüzüne soğuk su çarptığında rahatlamış hissediyordu. Fazlasıyla terlemiş boynunda ıslak ellerini gezdirdi. Rahatladığında banyodan çıkıp salonda uyuya kalan Efil'in üstünü örttü. Sonbahar gün geçtikçe usul usul şehri sarmaya başlamıştı bile. Behin'in en sevdiği mevsimdi.. Ama altı yıl önce bitmişti bu sevgisi.. Artık sonbahar da diğer mevsimler gibiydi. Hatta onlardan daha kötü bir mevsimdi ona göre. Acımasız.. İç çekip salonun balkonuna çıktı ve sessizce kapıyı kapattı. Köşeye sinip oturduğunda gözleri gökyüzündeydi. Yıldızlar eskisi gibi güzel gelmiyordu gözüne. Ve gece yarısı olduğu için tam tepede duran ay bile artık eskisi gibi bir anlam ifade etmiyordu. O sadece ay ve yıldızları sarmalayan karanlığa odaklanmış, kendi ruhunu da saran karanlığı hissetmişti. İyi değildi. Ama kötü de değildi. Sadece boşlukta gibiydi. Bunu her ne kadar Efil dışında başka kimseye yansıtmasa da içten içe yalnızlaşıyordu. Beyaz eşofmanının üzerine hiçbir şey giymemiş bir vaziyette elinde sıcak kahvesiyle çıktı terasa. Üşüyor olsa bile birkaç dakikalığına temiz hava alma ihtiyacı hissetmişti. Çok da esmer olmayan tenine çarpan esinti ahenkle uzaklaşıyor, yerine yenisi geliyordu. Gözleri şehir manzarasından gittikçe yukarı kaydı ve tepedeki ayda durdu. Aklına, onun sokaktaki çarpışmadan sonra oluşan yüz mimikleri ve yeşil gözleri doluşmuştu. Behin'in beyninin içinde neler döndüğünü merak ediyordu. Ne yaşadığını biliyor olsa da düşüncelerinin çok farklı boyutlara gideceğinden endişeliydi. Kahvesinden büyük bir yudum alıp boştaki eliyle terasın cam korkuluğuna tutundu. Bakışları tekrar tepeye değdiğinde ağzındaki kahveyi yudumlamış ve boynundaki adem elması yukarı çıkıp inmişti. Acı tat yüzünü buruşturmasına neden olsa da tekrar bir yudumu daha midesine indirdi. Bu gece uyumaması gerekliydi. Yapacağı aşamaları tek tek planlaması lazımdı. Tabii Güney'e de uykuyu haram ettirmekten geri durmayacaktı. Neden? Neden ona yardım etmek istiyordu? Yıllar önce şahit olduklarından dolayı ve de ona acıdığı için mi? Hayır. Herkesin her şeyde bir çıkarı olduğu gibi, Pamir Kayhan Er'in de bir çıkarı vardı.. "Behin" Efil kısık ve uykulu gözlerle balkona çıkmış, köşeye sinerek oturmuş olan arkadaşına üzgün üzgün bakmıştı. Behin üzerindeki bakışların farkında olsa da gözlerini gök yüzünden asla ayırmıyor, kendi canını bile bile yakmak için geçmişi düşünüyordu. Yavaşça gözlerini kapattığında bir damla usulca yanaklarından akıp çenesinden yere düştü. Efil sessizce yanına oturup başını Behin'in omzuna yasladı. Yalanlar, ve onlara inanlar Çaresiz, kaderine dayananlar Hiç adil bir yer değil ki bu dünya Genelde kaybeder erken uyananlar "Pamir Bey" Güney gülerek terasa çıkmış ve elini arkadaşının omzuna koymuştu. Pamir kahvesinin son yudumunu da içip bardağı yavaşça kenardaki masaya bıraktı. Bilenler, bile bile susanlar Sadece kendini duyanlar Buyur aklım delir kimsenin umuru değil Bozulmak için var bazı kurallar "Bu süreçte, Behin'e çok acımasız davranmayacaksın değil mi?" Bir süre sadece sessizlik oluştu. Pamir başını indirerek şehir manzarasının ışıl ışıl görüntüsünü seyretti. Daha sonra dudağının kenarı kıvrılmış ve sert çehresini yanındaki adama çevirmişti. "Öncelik benim işim, Güney." Çok geçmeden devam etti. "Tahmin ettiğim sonuçları alamazsam yeni yollara başvurmaktan kaçınmam. Psikolojik olarak alacağı bir hasar olmamasını umuyorum." "Umuyorsun?" Başını sallayıp önüne döndü. Keskin bakışları tam karşısına odaklanmışken yarın onun karşısına çıkacağı için kendisini hazırlıyordu. Bu şehir, benim cehennemim Hayallerimde saklı cennetim Büyümek buysa kendi kollarımda Öldüğümü gördüm demin Her ne kadar ilerleyen zamanlarda ona yakın olması gerekse de, Pamir bu durumdan pek hoşnut değildi. Nedenini bilmediği bir şekilde ona yakın oldukça işlerin tepe taklak olacağını hissediyordu. Ve böyle bir şeyin olmasını düşünmek bile istemiyordu.. *** Sabah uyandığımda fazlasıyla ruhsuz ve bir o kadar da sersemdim. Bugün nasıl çalışacağımı bilemesem de, Efil bu gece bende kaldığı için beni hemen uyanır uyanmaz Siymora'ya götürmüştü. Çekimler beklediğim gibi kötü geçmemiş, aksine Sema sayesinde olmayan enerjim geri gelmişti. Efil telefonunu eline almış şu an üzerimde duran pantolonun duruşunu göstermek için verdiğim pozlardan birini yakalamıştı. Ozan'ın kamerasında olan bakışlarımı ona çevirdim. "Güzel yakaladım ama." Gülerek yanıma gelip resmi bana göstermiş, ardından kenara geçip bitiremediği öğle yemeğine gömülmüştü. "Son birkaç poz daha." Ozan'ın söylediklerini uygularken gözlerim kenarda durup hayran hayran onu izleyen Sema'ya kaydı. Dün olanlar hiç yaşanmamış gibi davranıyordu çünkü Ozan'a anlatmayacağımı biliyordu. O istemediği sürece bir müdahalede de bulunmazdım zaten. Ama anladığım kadarıyla sevdiği çocuk hariç herkesin öğrenmesi ya da öğrenecek olması pek umurunda değildi. "Behin!" Ozan parmağını şıplattığında tekrar ona dönüp bir an önce eve gitmeyi düşünmeye başladım. Ama ondan önce başka bir şey yapmam gerekliydi.. Nihayet benim çekimlerim bittiğinde hemen eşyalarımı toplayıp orayı terk etmiştim. Efil eve gidip her zaman yaptığım şeyi tekrarlayacağımı sansa da benim aklımda o numara vardı. Önce bir şeyden emin olup ardından eve gitmeyi planlıyordum. Dışarı çıktığımda esen hava ceketime sarılmama neden oldu. Yokuşu inip hız kaybetmeden yola devam ettim. Kalbim hızlı hızlı göğsümü dövüyordu çünkü hem korkuyordum, hem de tedirgindim. Benim geçmişimi bilen biri olabilir miydi gerçekten? Başımı iki yana salladım. Şimdi sırası değildi. Önce bu her kimse onu görmem gerekliydi. İçimdeki sesi susturmalı ve tanıdığım biri olmadığını düşünmek istiyordum. Zira tanıdığım herkes beni biliyordu.. Ne yaptığımı biliyorlardı.. Parka vardığımda hemen boş bir banka kuruldum. Etraf oldukça sessizdi çünkü gün geçtikçe havalar daha da serin oluyordu. Sonbahara girmiş sayılırdık ve kış da çok uzak sayılmazdı. Şu an bile etrafımdaki ağaçların yere düşen sarı, turuncumsu yapraklarını görebiliyordum. Etrafta çiçeğe dair hiçbir şey kalmamıştı. Yeşillikler zaten yavaş yavaş solmaya yüz tutmuştu. Güneş tepede olsa dahi rüzgar daha fazla hissediliyordu. Derin bir iç çekip arkama yaslandım. Küçük sırt çantamdan telefonumu çıkarıp bugün o numaradan gelen mesajları tekrar okudum. 053*****: Pişman mısın Erda? 053*****: Biliyor musun? Çok güzelsin. 053*****: Ama her güzel, masum olmayabiliyormuş 053*****: Yine de senden vazgeçeceğimi sanmıyorum. Dudaklarımı dişleyip bir süre bekledim. Her yazdığı şeyi defalarca okumuştum. Ama bir sonuca varamıyordum. Haklıydı. Masum değildim. Kendimi cesaretlendirip mesaj yazmaya başladım. Kim olduğunu öğrenmek istiyorsam harekete geçmeliydim. Zaten beni takip etiğine adım gibi emindim. O yüzden kısa ve net bir şey yazmak yeterliydi. Uzatmaya lüzum yoktu. Behin: Bekliyorum, gel. İlk kez mesaj atmıştım. Bunu ne kadar dikkate aldığını bilmiyordum ama kendi çapında benimle oynuyordu. Yani şimdi bir anda karşıma dikilmeyebilirdi. Ama yine de şansımı denemek istemiştim.. Kaç dakika oturdum öyle bilmiyordum. Ama yarım saati geçtiğine emindim. Bütün umudum tükenmişti ve artık beklemiyordum. Sadece boş boş karşıya bakıyor, ellerim ceplerimde arkama yaslanıyordum. Karşıma çıkmayacaktı. Benimle oynamaya devam edecekti. Ve bana yaptığım şeyi tekrar tekrar hatırlatacaktı. Gülümsedim. Bunu zaten ben kendime yapıyordum.. "Behin Erda Kılıç" Ah! Şüpheli listeme sonunda eklenecek biri.. Yavaşça yanıma oturduğunda gülümsemem sırıtmaya dönüştü. Hâlâ karşıma bakıyordum. Ve o da benim baktığım noktaya bakıyordu. Sessizlik. Ne kadar da güçlü bir şey. İnsanda her türlü düşünceye sebebiyet verebiliyordu. Şu an olduğu gibi. Hayatım çok garip yerlere gidiyordu. Numara, Güney denen adam ve bu bay gizemli. "Şüphelerimde yanılmamışım. İlk başta da kanım ısınmamıştı sana." Düşüncemi dile getirip yavaşça doğruldum. Belki numaranın sahibi bu adamdı, olamaz mı? Yavaş adımlarla evimin yolunu tutarken ardımdan geldiğini hissediyordum. Ve korksam da en baskını olan bezmişlikti. Tanımadığım kişiler gün yüzüne çıkıyordu. Benim tanımadığım, ama beni tanıyan insanlar.. Yolu yarılamıştım bile. O da öyle. Hiç konuşmadık. Ben daha ne kadar ileri gidebileceğini ölçüyordum, o da sanırım ne kadar ileri gidebileceğimi ölçüyordu. Apartmanın önüne geldiğimde durdum ve bir süre içimdeki sesleri susturmaya çalıştım. Nedenini bilmediğim bir şekilde ardımda kalan adamdan çok garip enerjiler alıyordum. Sadece birkaç kez görmeme rağmen içimde bir yerde, bir dürtü uyandırıyordu. Tanımadığıma emindim. Ama hani hiç görmediğiniz bir insan bile bazen çok tanıdık gelir ya.. "Kimsin sen?" Kendi kendime fısıldamıştım. Ama daha sonra sinirlenmiş olacağım ki hışımla ona dönüp daha sesli sordum. "Sen, kimsin?!" Yine gözlük takmıştı. Sanki, sanki duygularını gizlemek için buna ihtiyaç duyuyordu. Sakallarını yeni kestiği çok belliydi. Yüzü hem sakin, hem de bir o kadar gergindi. Dudakları benim dudaklarımdan kalındı. Saçları koyu kahverengi, bukle bukle tepesinde duruyordu ve benden uzundu. Yine siyah bir sıfır kol tişört giymişti. Altına da bacaklarını saran siyah bir pantolon. İki ince zincirden oluşan bir kolye takmıştı. Elleri ceplerinde o kadar rahattı ki.. Peki ben niye bu kadar rahattım? Neden korkmuyordum? Yorulduğum için mi? Bana doğru bir adım attığında kaşlarımı çattım. "Neden kaçmıyorsun? Dudaklarımı yalayıp güldüm. Ses tonu hoş olsa da bu onun iyi biri olup olmadığına karar vermem için yeterli değildi. "Neden kaçacakmışım?" Dudağının sol tarafı kıvrıldı. "Korkmuyorsun." Eğer gece evime girip o notu bırakan sen isen korkarım. Başımı iki yana sallayıp apartmandan içeri girdim. Eğer bu kadar da ileri giderse kafasına çantamı geçirebilirdim. Yine arkamdan ayak sesleri geldiğinde gözlerimi kapatıp açtım. Merdivenleri çıkmaya başlamıştım ve tam ortasında durdum. Yavaşça ona doğru dönüp sırtımdaki çantayı indirdim. "Bunu kafanda paralamamı istiyorsun herhalde?" Tek kaşımı kaldırarak sorduğum soru onu zerre etkilememişti. "Konuşalım." (Yazarcığınızdan:D❤️) Pamir yavaş adımlarla Behin'e doğru yaklaşıp merdivenleri çıkmaya başladı. Bir basamak altta durup bakışlarını karşısındaki kıza dikti. Şimdi boyları eşitlenmişti. "N-ne konuşacağız?" Behin içinden kekelediği için lanet okurken, Pamir doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu. Bu kıza yakın olduğu her an işlerin raydan çıkacağını hissediyordu. Ama bu gerekliydi. O yüzden kendini telkinleyip sakince merdivenlere oturdu. "Misafir sevmem, gider misin?" "Bu merdivenler sana mı ait?" Güldü. "Bilmiyordum." 'Ne kadar da komik.' diye geçirdi içinden kız. Behin de merdivene oturup çantasını kucağına aldı. Hazır bir şekilde bekliyordu. Çünkü yanındaki adamın en küçük bir yanlışında çantayı kafasına geçirecekti. Bir süre ortamda olan sessizlik yukarı katlardan gelen kapı sesiyle bölündü. Behin'in komşularından biri çöpü kapının önüne koymuştu. Hiçbir komşusuyla içli dışlı değildi. Çoğunun ismini bile bilmiyordu. "Neden son iki gündür seninle karşılaşıyorum?" Artık birinin konuşması gerekliydi ve ilk adımı atan Behin olmuştu. Pamir beklediği soru karşısında yavaşça gözlüklerini çıkarıp karşıya baktı. Çenesi gerilmişti. Çünkü dün gece kafasında hazırladığı konuşma Behin'i gördüğü an toz olup uçmuştu. Doğaçlama yapacaktı. "Rahatsız mısın bu durumdan?" Behin de karşıya bakıyordu. "Evet." "Bu beni ilgilendirmiyor." "Gizemli olunca havalı olmuyorsun." "Havalı olmaya çalışmıyorum." Kaşlarını çatmıştı. Genç kız derin bir nefes alıp dudaklarını araladı. "Sen.." Elini saçlarından geçirip rahatlamaya çalıştı. Yoksa ona mesaj atan kişi dışında, bu adam ve başkaları da mı biliyordu geçmişini? "Ben ne?" "Sen, neden peşimdesin? İnkar etme." Sinirle güldü. "Sakın beni aptal yerine koyma." "İlla bir sebep mi olması gerekiyormuş?" "Soruya soruyla karşılık verme. Ayrıca saçma şeyler söylemek yerine benden ne istediğini söyle." "Senden bir şey istemiyorum." Behin sabır çekip gözlerini kırpıştırdı. Yukarı çıkıp küvete girmesi gerekliydi.. "Kimsin sen?" Gülüp şakayla karışık sordu. "Beni mi seviyorsun yoksa?" "Hayır, seni sevmiyorum." Pamir kaşlarını çatarak genç kıza baktı. "Beni sevmiyorsanız neden peşimdesiniz o zaman bayım?" "Birinin peşinde olunca illa onu sevmek gerekmiyor." Alnına düşen saçlarını geriye doğru eliyle taradı. "Belki de senden nefret ediyorumdur, olamaz mı?" Behin iç çekip oturduğu soğuk mermerden yavaşça kalktı. Kucağındaki minik sırt çantasını gevşekçe tutup karşısındaki genç adama tebessüm etti. "Bir delinin peşine takılmanız için ancak bir deli olmanız gerekli." Genç adam da ona uyarak doğruldu ve genç kızın karşısına dikildi. Ona tepeden bakarken dudakları kıvrılmıştı. "Deli değilsin. Ama illa öyle olduğunu düşünüyorsan sorun yok. Bende deliyim o zaman." Yeşil harelerin mavilerle çarpıştığı ilk andı bu. İlk çarpışma ve her şeyin başlangıcı.. *** S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE