Tanıtım
Bir bavulla dönmedim…
Bir cesaretle, bir kırgınlıkla, yarım kalmış bir kalple döndüm.
Yıllar önce arkamı dönüp gittiğim o mahalleye,
suskun duvarlara, tanıdık yüzlere ve en çok da ona…
Adını içimde bile fısıldamaktan kaçtığım Mert’e.
Her kaldırım taşında bir anım var.
Bazısı çocuk gülüşlerinde saklı,
bazısı içime gömdüğüm gözyaşlarında.
Bir zamanlar gökyüzüne birlikte tırmandığımız o park hâlâ orada.
Ama ben artık ne o salıncaktaki küçük kızım…
Ne de “bir gün dönerim” yalanıyla giden o genç kadın.
Bazen sadece gitmek istersin.
Arkana bakmadan, kimseye veda etmeden, hiçbir açıklama yapmadan.
Sadece yutkunur, gözlerini kaparsın ve gidersin.
Ben de öyle yaptım.
O mahalle, o sokaklar, o park…
Her taşın altında bir anı vardı.
Bir çocukluk kahkahası, bir gençlik suskunluğu, bir vedasız ayrılık…
Ve en çok da Mert.
O bana gökyüzünü vaat etmişti.
Ben ise ona yalnızlığı bırakmıştım.
Yıllar sonra geri döndüm.
Aynı taşlar, aynı banklar, aynı salıncaklar yerli yerindeydi…
Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Ben değişmiştim.
O da öyle.
Ama bazı duygular, zamanla şekil değiştirse de yok olmuyordu.
Yalnızca sessizleşiyordu.
Şimdi adım adım geçmişin izlerinde yürüyorum.
Bir zamanlar ağlayarak terk ettiğim yerlere,
yıllarca aklımdan çıkmayan bir gülüşe,
ve belki de hiç kapanmamış bir yaramın tam ortasına dönüyorum.
Mert’in sesi kulağımda yankılanıyor hâlâ:
“Gerçekten dönmüşsün.”
Evet, döndüm.
Ama bu kez kaçmak için değil.
Bu kez kendimi bulmak,
ve belki de…
yeniden sevmek için.
Şimdi buradayım.
Yılların suskunluğuyla.
Beni tanıyacak mı, affedecek mi, yeniden sevecek mi bilmiyorum.
Ama bir şeyden eminim:
Bu, sadece bir dönüş hikâyesi değil.
Bu, bir yüzleşme, bir cesaret, bir kalp atışı hikâyesi.
Ve belki de yarım kalan her şeyin,
yeniden başlamaya cesaret edişi.