“Yalancılar tüm Dünya’da ki suç ve günahların sebebidir.”
Epiktetos
Dizlerimi göğsüme doğru çekip, başımı yatak başlığına yasladım. Nisa’nın gelişi içimde bir bayram havası başlatmıştı ama kafamdaki sorunlardan yine de kaçamıyordum. Her soru beynimin içinde bir elmaya yerleşmiş kurt gibi beynimi kemiriyordu. Komodinin çekmecesini çekip içinden ilaç kutusunu alıp ağzıma bir tanesini yerleştirdim , baş ucumda duran sudan bir yudum aldım. Herkese kafa tutan Atmaca beyninde kendine yeniliyordu.
Mutfaktan gelen seslerle kafamdaki Hale’yi çıktığı mağaraya yolladım . Hale hiç bir zaman o mağaradan çıkmamalıydı. Atmaca ne kadar korkusuz cesur yürekse Hale o kadar saf ve temiz kalpliydi. Onu bu zamana kadar herkesten sakladım ve saklamaya devam etmeliydim. Nisa bile Hale’yi tanımıyordu tanımaması gerekliydi. Yatakta aciz ve korkan Hale’ydi ayaklarım yere değer değmez Atmaca oldum . Tehlikeli ve korkusuz Atmaca. Hızlıca hazırlanıp adımlarımı mutfağa yönelttim.
“Geldiğin nasılda belli oldu. Aylardır bu mutfakta kimse ses çıkarmıyordu.”
Yüzündeki şikayet ve sitem karışımı bir ifadeyle “belli zaten baksana tabaklar yerinden oynamamış bunun avantajı sadece düzenim bozulmamış ama sen 3 ay boyunca ne yedin içtin?”
Nisa anaç bir kızdı kızgınlığı bile anaçtı başkası bu kadar önemsemezdi ev arkadaşını.
“ Of Nisa annem bile bu kadar merak etmiyor beni, hem sen özlemedin mi? bu şehirdeki suçlu kardeşlerimizi bir bakalım biz uyurken neler olmuş bu ışıklı koca şehirde.”
Konuşmamı bölen Nisa’nın ağzıma tıkadığı ekmek dilimi olmuştu.
“Özledim, özlemesine de senin karnını doyuralım suçlular kaçmıyor ya ? Hem kaçsalar bile sen ne güne duruyorsun sayın Atmaca?”
Nisa’nın en çok bu rahatlığını seviyordum galiba kendi konforu ve rahatı önemliydi her zaman eğer açsa operasyonda bile olsa bir şekilde karnını doyururdu.
Kapıdan dışarı bedenimi çıkardığımda, güneş tüm haşmetiyle yüzüme gülümsemişti. Ruhum ısınmıştı her yerden önce gözlerimi kapayıp aynı güzellikle gülümsememi sundum günüm güzel başlamıştı, Nisa yanımdaydı ve daha güzel bir şey olamazdı.
Bu düşünceye erken kapıldığımı emniyete ulaştığımızda anlamıştım. Normalde ortalıkta olan çaylak hala gözüme ilişmemişti ve ben bu durumu hiç sevmemiştim. Nisa ile masama geçtiğimde emektar Reşit abi elinde tavşan kanı çaylarıyla bize doğru geliyordu ona sormak en iyisiydi sonuçta en iyi cevabı ondan alırdım.
“Reşit abi Çaylak nerede ? Haberin var mı ? Göremedim onu.”
“Bir hanım geldi komiserim ihbar için buralarda kalabalık diye sorgu odasının bulunduğu kısıma geçti. Kadın kayınvalidesinin cinayet işlemesinden korkuyormuş çay verirken kulak misafiri oldum.”
Nisa muzurca gülerek “kayınvalide gelin kavgaları artık polisle mi çözülüyor? Gündüz kuşağında poliscilik oynayan ablalarımız işsiz kalacak desene!”
Gözlerimi Nisa’ya çevirdiğimd, kendimi gülmekten alıkoyamamıştım sonuçta çok iyi bir tespit vardı ortada ekranda bağırıp çağırarak polislik yapıyorlardı. Bir kaç cinayet çözüp üstelik bunu da insanların gözlerinin önüne sununca çarpık ilişkilerden tutunda, aile içi cinayeti daha çok yaygınlaştırıyorlardı ama bunlar kimin umurun da, onlar reytinglerden yüksek puan alıp ceplerini doldurma peşindeler böyle devam ettikçe biz daha çok yoruluyorduk daha çok canımız yanıyordu. Reşit abi biraz şaşkın biraz gülmeyle karışık bir ifadeyle bende anlamadım ki komiserim, kadın hayati tehlikemiz var deyip duruyordu.
“şimdi daha çok merak ettim. Ne dersin Nisa bir gidip izlesek mi kadın neler anlatıyor ne kadar doğru. Hem senin şu eğitim işe yaramış mı? Öğreniriz.”
“Bende bu sınav ne zaman olur diye merak ediyordum komiserim hadi gidelim gözümüz bir Atmaca kadar keskin değil ama biz de öğrendik bir şeyler.”
Çaylarımızı elimize alıp sorgu odasının olduğu tarafa doğru adımladık. Sorguya müdahil olmadan sadece dinledik şikayetçi kadının yüz ifadelerinden beden diline kadar hepsini izleyecektik ve sıradan bir gelin kayınvalide kavgası mı karar verecektik.
Bu bir yetenekti bana göre herkes bakardı ama nadir gören çıkardı.
“Sence de çok korkmamış mı ? Yakaladın mı ? Yüzünde ki ifadeyi .
Bu kadın korkusunu bastırmaya çalışıyor ve aşırı stresli sürekli kulak memesine dokunuyor stresini dengelemek için.”
Haklısın Nisa! Elleri de sık terliyor sürekli kurulamak için ellerini pantolonuna sürtüyor. Üzüldüm kadına nasıl korkmuşsa odanın içini bile kontrol etme hissi ile köşelere ve sürekli arkasına bakıyor.
Bizim analizimizi bozan kadının normalden yüksek çıkan sesi olmuştu. Benim ve oğlumun canı tehlikede ikimizden birine bir şey olursa yapan kişi muhakkak kayınvalidem yapmıştır, bunu bilin.”
İzlemeye devam ettik.
-Kayınvalidem tek yaşıyordu bu zamana kadar. Gayet normal bir hayatımız vardı. 5 senedir evliyim bir kere bile bu hisse kapılmadım, bir iki saniye kadar gözlerini kaçırdı Eren’den, hafızasını yoklama kararı almıştı ve başıyla onayladı. Hiç hiç hissetmedim bir ay öncesine kadar. Korkuyordu ve korkusu gerçekti. Beden dili her halini onaylıyordu. Korkusu endişesi stresi hepsi gerçekti ve bu ihbarının şüphelerinin aktarım şeklini doğru kılıyordu bizim gözümüzde.
Nisa kafasını bana çevirip
Atmaca zorlamaya gerek yok kadın doğru söylüyor. Ne kadar usta bir yalancıda olsa beden dilini yalana uyduramaz sonuçta. Bana kalırsa biz bu ihbarı değerlendirelim bu babaannede bir şeyler var.
Derin bir nefes verdim kaburgam da ki tüm hisleri serbest bırakıp haklısın Nisa! Kadına koruma evi teklif edelim eşi yada kayınvalidesi bu ihbarı öğrenince zarar vermek isteyebilir.Eren sorgudan çıkıp karşısında bizi görünce şaşırmıştı, beklemiyordu . Nisa hiç zaman kaybetmeden kadına doğru yöneldi merhaba hanımefendi ben Nisa cinayet masa komiser yardımcısı.
İhbarınızla biz ilgileneceğiz, öncelikle eğer isterseniz sizi koruma evlerimizden birine aldırabiliriz .
Teşekkür ederim Nisa hanım böyle bir şeye gerek yok. Bu şüphelerimi eşimde biliyor beni de buraya kendisi getirdi zaten annesinden eşimde şüphe duymaya başladı. Ne kadar annesi olsa da evladı daha ağır bastı.”
Nisa...
Peki o halde biz bu şikayeti ihbar kabul ediyoruz ve kayınvalidenizle ilgili araştırmalar yapacağız bu olayın takibi cinayet masa Hale Demir tarafından takip edilecek. Yine de hatırlatmam da fayda var eğer isterseniz her türlü koruma desteğimiz olacaktır. Talep etmeniz yeterli...
Sonbaharda düşmekle düşmemek arasında kalan bir yaprak gibi titreyen elleri ile çantasındaki su şişesini çıkartıp bir iki yudum su içti. Korkusunu bastırmaya çalışıyordu. Korku bastırılmadığında tüm vücut fonksiyonlarını orantısız bir şekilde ele geçirirdi, Zehra’da bu hal mevcuttu bir süre ellerini ne yapacağını bilemeyip kararsızlıkla elini tokalaşmak eylemi için uzattı elinin havada kalmaması için elimi uzattığımda ellerinin soğukluğunu hissettim sarılmak istedim ama yapmadım Atmaca buna izin vermedi. Hale herkesi sarar sarmalardı oysa herkesin yaralarına çare olmaya çalışırdı. Atmaca daha soğuk gerekeni yapan çözüm odaklıydı.
Nisa ve Eren ile masaya oturduğumuzda şikayet dosyasını açıp tamamen işkillenmemiz gereken elle tutulur bir şeyler bulmaya çalışıyorduk.
Eren sözlerini sıralamaya başladı ardı ardına bazen çok fazla konuşuyordu ama işinin aşığı olduğu için bizimleydi .
“şüpheli Lamia Arslantaş 65 yaşında daha bir kaç aylık anne iken eşi kaybolmuş. O zamandan beri haber tok adamdan. Lamia’da o zamandan sonra hiç evlenmemiş. Adına bir tane bile şikayet yok hiç bir ceza almamış elimizdeki tek kaydı 8 Haziran 1980 de yapmış olduğu ihbar kocasının 2 gündür eve gelmediğini söylemiş eşi bu zamana kadar bulunmamış ismi hala kayıp olarak geçiyor.”
Adam kayıp olsa bu zamana kadar çıkardı ortaya haksız mıyım Atmaca ?
Nisa bana yöneltmişti sorusunu beynimdeki çözümü bulmaya çalışıyordu.
İhbar tutanağı ve o döneme ait faili meçhul cinayetler kimliği belirsiz ölen kişiler var mı bunları getir bana Çaylak !
Nisa bana dönerek sence kocasını öldürüp sonra ihbar mı etti ?
Nisa, insan bu ne yapacağı belli olmaz ! Biz tedbirimizi alalım hem bu kadına öylece gidip soruşturma başlatamayız ama eşinin dosyayı tekrar açılırsa kadınla birebir konuşma fırsatımız olur o zamanda her şey gün yüzüne çıkar .
Çaylak önünde ki bilgisayardan polis arşivine bakarken bir yandan da bana yöneltti sözlerini açıkçası ben bu kadar ilgi göstereceğinizi düşünmemiştim komiserim belkide gelin kuruntu yapıyordur.
Nisa söze girdi ben 3 aydır eğitimdeyim ve bunum büyük bir kısmı beden dili ve makro ifadelerdi her şey yanılır ama makro ifade yanılmaz. Kadın aşırı derecede korkuyor ve bu korkusu gerçek şüphe duyuyor. Kayınvalidesinden bahsederken hep bir temkinli sanki kadın bir yerlerden çıkıp ona zarar verecekmiş gibi korkuyordu. Birde sürekli torun ve babaanne baş başayken bebek boğulma tehlikesi atlatıyor Atmaca şimdi iyi yerden tuttu ipi babanın başına gelenleri bulursak babaannenin üstündeki her toz bulutu tek tek kalkacak.
Eren bilgisayarın ekranını bize çevirdi. Yüzüne takındığı ifade ve memnuniyetsiz ses tonu durumu ortaya sermişti 80’li yıllar gerçekten çok karanlık bir dönemmiş burada bir sürü faili meçhul var ! İki kişi hariç hepsinin kimliği tespit edilmiş 2 kişi hariç onlarda biri İstanbul biri Düzce kimsesizler mezarlığına defnedilmiş ikisi de erkek bu iş sandığımızdan daha çok oyalayacak bizi galiba ayrıca bu dava takipsizlik kararı ile rafa kaldırılmış bunu nasıl tekrar gün yüzüne çıkartacağız ki?
Orası Nisa’da .
Nisa sen Çetin Arslantaş’ı bul ve babası için tekrar araştırma için başvurmasını iste en azından bir ihbar sonrasında savcıdan daha kolay izin alırız araştırma için.
Nisa pantolonun paçalarını düzeltip. “işte özlediğim mevsim,av mevsimi başlıyor. Bana Çetin Arslantaş’ın işyeri bilgilerini atarmısın kara çocuk.
Kara çocuk mu ? Komiserim çaylak’a yeni alıştım.
Aman be kara çocuk takılma ben ağzıma geleni söylerim.
Nisa’yı bölen telefonun bildirimi oldu.
Göz kırpıp Eren’e gülümsedi aferin kara çocuk sana, Hale ben bu çocuğu sevdim hızlı adapte oldu.
Başımı aşağı yukarı sallayıp onayladım. “Evet, haklısın.”
Haklıydı Nisa ,Eren haddinden fazla çalışıyordu, her şeye yetişmeye çalışıyordu bu azmi ile benim gözümde çoktan yer edinmişti bile
.
Nisa dışarı çıktığında sıra Eren’e gelmişti hadi bakalım çaylak doğru adalet sarayına biz buradaki ihbarı kayıta geçer geçmez sen izin çıkartacaksın savcılıktan mezar açma talebimiz olacak savcının hemen onaylaması için elinden geleni yap. Eren silahını masanın çekmecesinden alıp beline yerleştirdi ve hızlıca çıktı. Odada tek kalmanın huzuruyla kafamda ki tilkileri istedikleri gibi serbest bıraktım hepsi yine farklı teoriler üretti.
~~~
Nisa Çetin Arslantaş ile birlikte emniyete geldiğinde gerekli evrakları imzalayıp direkt olarak Eren'e haber vermiştik. Savcıyı bilgilendirip mezar açma ve testler için izin isteyecekti..
İşlerimizin yolunda gittiği bir gündü ve savcı faili meçhullerin araştırmasına izin vermişti.
Ve cinayet masadan bir ekip Lamia Arslantaş'ın evine doğru yola çıktı..
~~~
Sorgu odasına girdiğimde karşımda oturan kadına baktım. 65 yaşındaydı, beli hafifçe kamburlaşmış, saçları boyasız ve dağınıktı ama gözleri… Gözleri dikkatli ve sakindi. Sanki bir yere geç kalmış da sonunda ulaşmış gibiydi.
Masaya oturdum. Kalemimle not defterimi açarken hiçbir şey söylemeden beni izliyordu. Gözlerinde ne korku, ne inkar, ne öfke... Sadece hazır oluş.
“Lamia Arslantaş, bugün buraya neden geldiğinizi biliyor musunuz?” dedim.
İlk kez dudakları kıpırdadı. Hafifçe gülümsedi. “Hale Komiser... Ben size neden geldiğimi anlatmaya geldim zaten.”
Şaşırmadım. Ama temkinliydim. “Dinliyorum.”
Ellerini önünde birleştirdi. Bir itirafın huzuru, kelimelerinde yankılandı:
“Çetin’in babasını ben öldürdüm. Mehmet Arslantaş. Sizin yıllardır çözülemeyen o dosya, işte onunla ilgili. Kucağımda henüz kundakta bir bebek varken... Mehmet’in gözlerinde, oğluma yönelteceği karanlığı gördüm. Önce bana vuran ellerinin bir gün Çetin’e uzanacağını biliyordum.”
Yüzüme bakıyordu. Göz göze geldik. Anlattıkları doğruysa, yılların kanı, acısı, kararı aynı kadında toplanmıştı.
“Peki başka?” dedim. “Sadece Mehmet mi?”
Başını salladı. “Hayır. O sadece başlangıçtı. Hayatım boyunca kötülük edenleri adaletin değil, kendi vicdanımın terazisinde tarttım. Bazılarını affettim. Bazılarını da... öldürdüm.”
Bu kadar açık konuşması beni şaşırtmalıydı. Ama nedense içimde bir huzursuzluk yoktu. Lamia, öyle bir teslimiyetle anlatıyordu ki, kelimeleri suç değil, sanki yıllar sonra gelen bir rahatlamaydı.
“Günlük tuttum,” dedi sonra. “Hepsini yazdım. Tarihleriyle, isimleriyle, hissettiklerimle. O günlük… Evimin salonundaki turuncu berjerin alt kısmına sakladım. Döşemenin altında. Açarsanız, sizi bütün geçmişimle yüzleştirir.”
Kalemimi bırakıp, ses kaydını doğruladım. Bir kelimesini bile kaçırmak istemiyordum.
“Lamia Hanım,” dedim yavaşça, “Bunu neden şimdi yapıyorsunuz?”
“Çünkü artık ölmekten korkmuyorum,” dedi. “Ama ardımda yalan bırakmak istemiyorum. Çetin hâlâ annesini iyi biri sanıyor. Belki değildir... Ama korkak biri de değilim.”
Bir an sessizlik oldu. Sorgu odasının floresan ışıkları, gri duvarda titrek bir gölge oluşturdu. Bu sessizlikte bile Lamia'nın sesi yankılanıyordu içimde.
Ben Hale Demir, yüzlerce sorguya tanık oldum. Ama ilk defa biri, suçunu anlatırken bu kadar dik, bu kadar sade, bu kadar... insan kalabildi.
Ayağa kalktım. O an biliyordum, Lamia Arslantaş bir suçluydu — ama sıradan bir katil değildi. O, bir annenin korkusundan doğmuş, vicdanla hesaplaşan uzun bir hikâyeydi.
Ve artık o hikâyeyi ben yazacaktım.
Sorgunun ardından merkezde kısa bir hazırlık yaptık. Savcıdan arama emri çıkartıldı. Lamia Arslantaş’ın evine olay yeri inceleme ve ekip otosuyla birlikte hareket ettik. Aracın içinde sessiz bir ciddiyet vardı. Herkes bir şeylerin çoktan başladığını, ama asıl önemli olanın şimdi başlayacağını hissediyordu.
Evin kapısına geldiğimizde Lamia bizimleydi. Ne kaçma çabası, ne direnç. Sanki bizi yolcu eder gibi evine girdi.
Salon… Sessiz, temiz, düzenli. Yaşlı bir kadının yalnız hayatı. Ama o turuncu berjer… Tuhaf bir şekilde göze batıyordu. Sessizliğin içinde onun rengi bağırıyordu adeta. Lamia’nın bakışıyla yönümüzü belli ettik. “Altına,” dedi yalnızca.
Olay Yeri İnceleme’den Uzman Gaye diz çöküp berjeri kaldırdı. Döşeme tahtalarından birinde, sonradan yerleştirilmiş gibi duran bir parça vardı. Tornavidayla nazikçe kaldırdı tahtayı. Hepimiz nefesimizi tuttuk.
Altından çıkan küçük metal kutu, özenle sarılmış defterlerle doluydu. Sarımsı yaprakları, zamanla kararmış kenarları… Günlüklerdi bunlar. Lamia’nın geçmişi bir mürekkep mezarlığı gibi önümüzdeydi artık.
Gaye eldivenleriyle defterleri numaralandırdı, poşetledi. Sonra salonun diğer köşelerine dağıldık. Çekmeceler, dolaplar, yüklük… Her şeyin içinden sade bir kadının hayatı akıyordu ama aralara saklanmış başka izler de vardı.
Mutfak dolabının arkasına, ters yerleştirilmiş fayansın içine gizlenmiş bir eski mektup zarfında paslı bir çakı bulduk. Üzerinde kurum kalıntıları ve eski kan izleri vardı. Ön raporlamada kullanılma ihtimali yüksek not düşüldü.
Yatak odasında, çeyiz sandığının alt kısmında paslanmış bir meyve bıçağı çıktı. Üzerinde soyulmuş sap kaplaması dikkat çekiciydi. Gaye, “Bu da muhtemelen başka bir vaka için kullanılmış,” dedi.
Her yeni delilde, Lamia’nın sessizliği daha çok anlam kazanıyordu. O, her şeyi saklamış ama asla unutulmasın diye belgeleri de bırakmıştı geride. Sanki bir gün, bu an gelecekti ve o hesaplaşma yapılacaktı.
Evden çıkarken geriye dönüp salona bir kez daha baktım. Turuncu berjer hâlâ oradaydı. Bu kez sır saklamıyordu. Görevin bittiği yerde bir sessizlik vardı şimdi. Ama aynı zamanda adaletin başladığı bir yerdi orası.
Lamia, polis otosuna binerken bana döndü. “Çetin öğrenince ne yapar bilmiyorum,” dedi sessizce. “Ama artık bir yük taşımayacak.”
Göz göze geldik. O an anladım ki, Lamia Arslantaş bu dünyadaki cezasını yıllar önce kendi ruhuna vermişti. Bizse sadece kayıtlara geçiyoruz.
~~~~
6 haziran 1980
“İçimde vahşi bir at dört nala koşuyor. Engel olamıyorum. Bu gün büyük bir kavga ettik. Ben suçluymuşum kendimi çocuğuma adamışım.
Üstüme çok geldi. Böyle olmasını istemezdim. Kavgalarımız kelimelere sığamaz oldu, eylemlere taştı.
İlk defa bana vurdu. O sinir halimle anlamadım masadaki bıçakla kaç defa bıçakladığımı hatırlamıyordum.
Beyaz gömleği kan olmuştu. Ben kanlı ellerime bakarken içerden Çetin’in sesi geldi. Ellerimi yıkayıp Çetin’in yanına gittim artık hem anne hem babaydım. Bu cesetten de bir an önce kurtulmam lazım.”
12 kasım 1986
“ Bazen kendimi çok güçsüz ve aciz hissediyorum ama Çetin için yaşayacağım. Ben olmazsam ona kimse bakamaz.
Bir adamla tanıştım uzun zamandır görüşüyorduk. Evlilik düşünüyorduk hatta ama ya ben ya çocuğun dedi Çetin’imden nasıl vazgeçerdim
.
Konuştuk çok konuştuk anlaşmaya çalıştık içimde 6 yıl önce beliren o deli halim belirdi. Kendime mukayyet olamadım. Çetin bir seçenek olamazdı olmazdı. Ama Erhan’a da bağlanmıştım...
Kavgaların şiddeti yükseldikçe kendimizden geçmiştik. En son gözlerimi açtığımda Erhan yerde kanlar içinde duruyordu. Kemal’i boş ormanlık bir alana bırakmıştım. Erhan için bu kadar zahmete girmeyecektin. Hem Çetin’i bırakacak kimsemde yok.
Yanımda götüremezdim çünkü artık gördüklerini anlayabilecek yaşta.
Aklıma gelen fikirle Erhan’ı mutfakta bulunan kapalı balkona sürükledim sonra evi bir güzel temizledim. Çetin okuldan gelmeden her şeyi halletmem lazımdı. Evi temizledikten sonra kurban bayramında kullandığım bıçak ve satırları çıkarttım etleri kemiklerinden ayırdım çok zorlandım ama sonunda sadece kemikler ve kafası kalmıştı onları da gece Çetin uyuduktan sonra denize attım.
Çıkan et çok fazlaydı günlerce sokak hayvanlarına verebilirdim ama bu dikkat çekerdi tek seferde kurtulmayı düşündüm aklıma Cankurtaran sahilindeki yetimhane geldi en azından ölüsü bir işe yarasın çocuklara yemek verdim....
Eren okumaya devam ettikçe beynimin içinde ateşler yandı. “Yeterli Eren.”
Bu kadarı kafi tekrar konuşalım bu defteri gösterelim ne diyecek bakalım.
-Defteri nerede bulmuştunuz?
-Lamia’nın dediği yerde bulduk. Turuncu bir berjerin içindeydi. Bahsettiği bıçaklar olduğunu düşündüğümüz bıçaklarda evdeydi. Evdeki her şey delil niteliğinde adeta.
Nisa yüzünü buruşturup. “ aklım almıyor bu kadını.”
-akıl ve mantık aramıyoruz ki karşımızda bir ruh hastası var. Bir de Türkiye’de seri katil yok derler bunlar ne oluyor o zaman?
Eren’in sorusunu cevaplama gereği duydum. “Seri katiller farklı bir yapı onların beyni genleri normal insandan daha farklı ayrıca her seri katilin stili genelde aynıdır. Durulma süresi vardır ve bazen sırf eğlence uğruna bile öldürebiliyorlar. Türkiye’de seri katil varsa bile şuan biz bilmiyoruz.”
“Lamia Arslantaş günlüğün elimde büyük bir delil niteliği taşıyor bu günlük farkındasın değil mi ?”
-Farkındayım güzel kızım. Ama bu senin başarın değil defterin yerine kadar her şeyi ben söyledim.
Yani sen bulamadın beni... ki zaten istesen de bulamazdın. Bunca sene sizden saklandım hatta devlet olarak bana ödül bile verdiniz.
Hiç bir şekilde beni bulamazdınız eğer ben kendimi yakalatmak istemeseydim.
- Kendini neden yakalatmak istedin süper babaanne?
-Yoruldum. Kendimden korkmaya başladım artık Çetin’imin yavrusunu öldürecektim eğer siz beni yakalamasaydınız.
Salak gelinim anlasın diye baya çaba harcadım. Sonunda o yarım aklıyla anlayabildi.
- Yani sen aslında kendini bilerek yakalattın. Sebebi de Çetin’in bu olay sonunda çok üzülecek olması.
-
Çünkü sen Çetin’e zarar gelmesini istemedin hiç bir zaman muhtemelen babası da Çetin’e zarar vermeye kalktı. O dönemde ki psikolojinle Çetin’i korumak istedin.
“Mehmet....
Tam bir hayal kırıklığıydı benim için. Her şey çok güzeldi ilgili alakalı bir adam nasıl o hale evirildi anlamıyorum. İnsan daha kundaktaki bebeğe bağırır mı? Dayanamadım ben onu öldürmeseydim o yavrumu öldürecekti...”
-Peki sen neden torununa zarar vermeyi istedin Lamia?
“ Kabul edemedim onu içimde ki duygular sevemedi çocuğu. Çetin oğlu doğduktan sonra beni aramaz oldu ben ona hem anne hem baba olmuşken o beni unuttu.”
-Ama gelinine karşı öldürme hissin yoktu değil mi? Ona zarar vermek istemedin yoksa bu zamana kadar öldürürdün.
“O kız Çetin ile arama giremedi Çetin hep bana bağlı bir çocuk olarak kaldı ama ne zaman bir torunumuz oldu.
Çetin beni unuttu..
Evladı sonuçta sevecek canından öte sevecek ama bende normal bir insan değilim ben hastalıklı bir kadınım bunun farkına vardım.”
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Lamia her ne kadar katil olsa da kendi düşüncelerinin yanlışlığını kabul ediyordu. Bana göre kendini kurtarmak isteyen bir şizofreniydi. Ama hiç bir suçlu hatalarının bedelini ödemeden kurtulamayacaktı elimden. Gerekirse ölene kadar orda kalacaktı.
-Günlükte yazdıkların yani insanların etini yedirdin mi çocuklara ?
-Güzel kızım beni yorma ben yaşlı bir kadınım yollayın beni savcıya, hakime atsınlar cezaevine.
“Gözleri yorgunluğunu haykırıyordu. Yüzünde yer edinmiş çizgiler hayatının zor yılları sanki tek tek yerleşmişti o çizgilere. Zor geçen yıllarını anlatırken hep ellerini batırdı tenine acısını yine kendinden çıkardı.”
Elimle casus aynanın arkasından bizi izleyen Nisa’ya gel işareti yaparak yanıma çağırdım.
İçimdeki tüm yorgunlukla evet süper babaanne şimdi polis hanım seni nöbetçi mahkemeye götürecek akşama cezaevinde tek kişilik hücrende olursun
Nisa Lamia’nın ellerini masadan çıkartıp önüne kelepçeledi. Onlar giderken önümdeki sorgu kaydını tekrar okudum. İnsanlar yaşanmış ve yaşanmamış her şeyin sebebi olabilir mi ? Hayatımıza aldığımız ve verdiğimiz her karar kendi hayatımızı mahvetme sebebimiz olabilir mi ?
Sorgu odasından çıkıp telefonumu elime aldığımda yüzümün sırıtmasına sebep olan Kaan’dan gelen mesajdı.
“Hale müsaitsen seni almaya geleyim bir öğle yemeği yiyelim.”
Nisa'ya daha söyleyemediğim biri vardı...
KAAN...
Benim ilk kalp çarpıntım...
Mesajına cevap verdim bekletmeden.
Biraz evrak işlerim var 1 saat sonra almaya gelirsen çok iyi olur çünkü ben çok acıktım...