bc

Sahte Milyarder

book_age18+
5
TAKİP ET
1K
OKU
billionaire
dark
contract marriage
family
opposites attract
friends to lovers
heir/heiress
drama
tragedy
bxg
serious
city
office/work place
enimies to lovers
cruel
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

“Babamın iflasıyla birlikte her şeyimi kaybettim. Ama kimsenin bunu bilmesine izin veremem. Bu gece, son umudum olan yatırım fonuna kabul edilmek için sahte bir milyarder rolüne büründüm. Ta ki onunla karşılaşana kadar… Demir Aslan. Gözleri her şeyi gören, elleri her şeyi alan gerçek bir milyarder. Beni nişanlısı olmaya zorladığında, bunun bir oyun olduğunu sanmıştım. Oysa o, babamın intikamını almak için yıllardır bekliyormuş. Ama şimdi, nefretle aşk arasında sıkışıp kaldı. Ve ben, ona kendimi affettirebilecek tek yalanı bulmak zorundayım: Gerçeği.”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Siyah Kadife ve Yalanlar
Azra, aynanın karşısında dikilirken kendi yansımasıyla göz göze geldi. Gözlerinin altındaki mor halkaları kapatmak için sürdüğü kapatıcı, onu başka birine dönüştürmüştü. Uzun kirpikler, keskin bir çizgiyle çekilmiş göz makyajı ve dudaklarında o meşhur “kuralları çiğneyen kırmızı” ruj. O ruju ilk kez üç yıl önce babasının son lansman partisinde sürmüştü. O gece herkes onun göz kamaştırdığını söylemişti. Oysa şimdi aynı ruju sürerken parmakları titriyordu. Siyah kadife elbise, vücuduna ikinci bir deri gibi yapışmıştı. Dekolte, göğüs kafesinin hemen altına kadar iniyor; sırtınsa neredeyse tamamı çıplak kalıyordu. Yırtmaç, sol bacağının neredeyse kalçasına kadar uzanıyordu. Bu elbise, onun son silahıydı. Üç yıl önce annesinin yakut küpelerini satarak almıştı. O küpeler şimdi bir kuyumcu vitrininde başka bir kadının boynunda parlıyordu. Ama elbise hâlâ buradaydı. Hâlâ onu koruyordu. Azra, saçını omuzunun bir tarafına bırakıp hafifçe dalgalandırdı. Bukleler, ensesine düşen incecik altın zincire değiyordu. O zincir, babaannesinden kalma tek mirastı. Kuyumcu onu da almak istemişti ama Azra direnmişti. “Bu satılık değil,” demişti. O zamandan beri hiç çıkarmamıştı. Odada ağır bir sessizlik vardı. Duvarlardaki çatlaklar, son kat boyayla kapatılmaya çalışılmış ama yine de belli oluyordu. Pencere kenarındaki perde, bir ucundan sökülmüş, iğneyle tutturuşmuştu. Zemin parkeleri yıllardır cilalanmamıştı, her adımda hafif bir gıcırtı çıkarıyordu. Bu ev, onların son sığınağıydı. Babasının iflasının üzerinden tam iki yıl, üç ay, on yedi gün geçmişti. Her geçen gün bir eşya daha kaybolmuş, her ay sonu kira telaşı başka bir yara açmıştı. Kapı vuruldu. Nevin Hanım, iki eliyle tuttuğu kahve fincanıyla içeri girdi. Yüzünde o eski gururdan eser yoktu; yerini derin endişe çizgileri almıştı. Saçlarına yeni beyazlar eklenmişti. Bir zamanlar İstanbul sosyetesinin en zarif kadını olan Nevin Hanım, şimdi sabahları beş buçukta kalkıp komşulara özel dikiş yaparak para kazanıyordu. Ama kimse bilmiyordu bunu. Bilmesinler diye Azra da söylemiyordu. — Hâlâ hazırlanıyor musun? Herkes geldi, merak ettiler. Ahmet Amca’nın oğlu bile gelmiş, seni soruyordu. Azra, ruj kapağını kapatıp aynadaki yansımasına son kez baktı. Dudakları aralandı, hafifçe bir iç çekiş. — Bir dakika, anne. Sen dinlen biraz. Geç kalsam da olur. — Olamaz. Bu gece senin için bir fırsat. Dedelerinin kurduğu şirketin adını yeniden duyurmak zorundasın. Fonun yöneticileri seni çağırdı, bunu boşlama. — Biliyorum, anne. Biliyorum. Nevin Hanım, fincanı masanın kenarına bıraktı. Elbisesinin omzundaki ipliği fark etti, sessizce çekiştirdi. Bir şey söyleyecek oldu ama vazgeçti. Oğlu Efe’nin tıp fakültesi taksitleri, kiranın son üç ayı, mutfaktaki eksikler… Hepsi birikmişti. Azra, annesinin o boğuk sessizliğini çok iyi biliyordu. — Ben gidiyorum, anne. Her şey yoluna girecek. — İnşallah, kızım. İnşallah. Kapı kapandıktan sonra Azra, yatağının kenarına oturdu. Ellerini dizlerine koydu, derin bir nefes aldı. Yalan söylemekten yorulmuştu. İki yıldır arkadaşlarına, komşulara, eski iş çevresine hep aynı masalı anlatıyordu: “Babam yurtdışında yeni bir yatırıma girdi, o yüzden şirketi kapattık. Biz sadece tatil için şehir değiştirdik.” Oysa gerçek, çok daha acıydı. Babası, iflasın ardından sinir krizi geçirmiş, bir ay hastanede yatmıştı. Şimdi yeşillik bir kasabada, kira kontratı Azra’nın adına olan küçük bir evde sessizce yaşıyordu. Her ay Azra, ona harçlık gönderiyordu. O harçlığı da başka bir yalandan çıkarıyordu. Azra, elbisesinin eteğini topladı ve ayağa kalktı. Giymeyi planladığı topuklu ayakkabılar, koridordaki karton kutunun içindeydi. Onları da ikinci elden almıştı; marka etiketi sökülmüş, tabanı biraz aşınmıştı. Ama kimse fark etmezdi. Çünkü zengin kadınların sırrı, yeni giymek değil, özenle giymektir. Azra bunu öğrenmişti. Taksi çağırmak için telefonunu açtığında ekrandaki bakiye uyarısıyla karşılaştı. Üç kuruş bakiyesi kalmıştı. İçinden küfretti; sonra dolabının en arkasına sakladığı acil durum zarfını çıkardı. İçinden birkaç kâğıt para aldı. Bu para, mutfaktaki tüpü yenilemek içindi. Ama bu gece her şey değişecekti. Kendine söz verdi: Bu gece kazanacağım. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Takside, camdan dışarı baktı. İstanbul’un ışıkları, Boğaz’ın karanlık sularına vuruyordu. Kız Kulesi, uzaktan bir zümrüt gibi parlıyordu. Bir zamanlar babasının yatıyla o ışıkların arasından geçerlerdi. Şimdi ise taksinin arka koltuğunda oturuyor, şoförün dikiz aynasından kendisini gizlice süzdüğünü hissediyordu. Herkes böyle kadınlara bakar, diye düşündü. Ama kimse gerçeği bilmez. Otel, İstanbul’un en gözde mekânlarından biriydi. Girişteki devasa kristal avize, lobinin tavanına asılmıştı. Beyaz mermer zeminler, ayak seslerini yutuyordu. Kadife kırmızı halılar, özel bir geçit oluşturmuştu. Her yerde gümüş tepsilerle dolaşan garsonlar, elleriyle kadeh kaldıran takım elbiseli adamlar, ipek elbiseli kadınlar. Azra, bu sahnenin bir parçası olmak zorundaydı. Ama bir yandan da içindeki o tedirgin his, onu uyarıyordu: Buranın gerçek sahipleri, senin gibi bir oyuncuyu çok çabuk fark eder. Salonda dolaşırken gözleri ona takıldı. Uzun boylu, esmer, çelik mavisi gözler. Takım elbisesi, koyu lacivertti. Yaka iğnesi, platindi. Kolundaki saat, yılın en pahalı modellerinden biriydi. Adam, bir grup iş insanının ortasında duruyordu; herkes onu dinliyor, cümlelerini tartıyordu. Adam konuşurken kimse araya girmiyordu. Ona sadece “Demir Bey” diye hitap ediyorlardı. Azra, o an durdu. Bardaki viskisini yudumlarken adama baktı. Adam da fark etti onu. Bakışları, kalabalığın arasından süzülüp geldi. Bir saniye, belki iki saniye süren o bakışta Azra, kendini çırılçıplak hissetti. Sanki adam onun sahte küpesini, sahte çantasını, sahte gülümsemesini tek bir anda çözmüştü. Ama sonra adam, başını hafifçe eğip gülümsedi. O gülümseme, hiç de dostça değildi. Yanındaki adam, kulağına eğilip onu tanıttı: — Demir Bey, bu genç hanım Azra Demircioğlu. Demircioğlu Holding’in eski sahibinin kızı. Azra, içinden küfretti: Eski sahibinin kızı. Sanki babası ölmüş gibi konuşuyorlardı. Oysa babası hâlâ hayattaydı, ama borç yüzünden kendi gölgesinden bile korkar olmuştu. Azra, elini uzattı. — Memnun oldum, Demir Bey. — Ben de, Azra Hanım. Adamın avucu sertti, parmakları buz gibiydi. Azra, o tokalaşmada bir elektriklenme hissetti; ama bu heyecan değil, tehlikenin habercisiydi. — Sizi medyada takip ediyorum, dedi Azra. — Ben de sizi. Azra’nın kalbi bir anda hızlandı. Beni takip ediyor mu? Bunu doğrudan soramazdı. Ama o an, adamın gözlerinde bir şey gördü. Sanki arkasında bir dosya vardı; içinde onun tüm sırları yazıyordu. — Yalnız mısınız? diye sordu Azra, sesini kadife gibi yumuşatarak. — Artık yalnız değilim. Bu cümle, Azra’nın içini ürpertti. O an, adamın elindeki viski kadehini masaya bıraktığını ve tamamen kendisine döndüğünü fark etti. Artık onu dinlemiyorlardı. Sadece o vardı. — Bu geceki fon brifingine katılıyorsunuz galiba. — Evet, davet aldım. — O brifingi ben yöneteceğim. Azra, şaşırmıştı. Demek o adam, yardım fonunun asıl sahibiydi. — O hâlde yarın görüşmek üzere, dedi adam. Ama önce size bir teklifim var. Adam cebinden küçük bir anahtar çıkardı. Anahtar, eski bir pirinçten yapılmıştı; üzerinde kabartmalı bir işaret vardı. — Bu anahtar, benim özel ofisimin giriş kapısına ait. Adres, anahtarın arkasında yazılı. Yarın sabah, saat dokuzda orada olun. Tek başınıza. Azra, anahtarı avucunda hissetti. Soğuk metal, tenini dağlıyordu. — Neden? diye sordu. — Çünkü ben, sizin gibi insanlarla çalışmayı severim. Hem dedenizle babam çok eski dosttu. Azra’nın nefesi kesildi. Babasının eski ortaklarından biri miydi bu? Ama babası hiç Demir soyadlı birinden bahsetmemişti. Zaten babası iş dünyasını tamamen terk etmişti. Soracak oldu ama adam arkasını dönmüştü bile. — Saat dokuz, Azra Hanım. Geç kalmayın. Adam kalabalığın içinde kayboldu. Azra, olduğu yerde kaldı. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki sahte incilerinin titreşimini hissetti. Gece ilerledikçe, Azra’nın aklı hep o anahtardaydı. Bir ara tuvalete gitti; aynada kendi yansımasıyla karşılaştı. Ruju, dudaklarının kenarından aşağı incecik bir çizgi halinde süzülmüştü. Peçeteyle sildi, makyajını tazeledi. Aynaya bakarken kendi kendine fısıldadı: Ne yapıyorsun, Azra? Bu adam senden ne istiyor? Ama cevap vermeye cesaret edemedi. Partiden çıkarken annesine mesaj attı: Fon beni kabul etti. Her şey yolunda. Ama içinden geçen gerçek cümle başkaydı: Bu adam beni mahvedecek. Ya da belki de kurtaracak. Bunu bilemiyordu. Ama öğrenmek için çok geçti. Taksiye bindiğinde, anahtarı avucunda sıktı. Parmakları soğuktan uyuşmuştu. Yol boyunca hep o pirinç anahtara baktı. Üzerindeki kabartma, bir aslan başıydı. Aslan. Demirhan. Demir Aslan. Eve geldiğinde, annesi kapıyı sessizce açtı. Nevin Hanım, yorgundu; ama Azra’nın yüzüne bakıp gülümsedi. — Nasıl geçti, kızım? — İyi, anne. Her şey çok iyi. Azra, yatağına uzandı. Tavanın çatlaklarına baktı. Gözleri ağırlaşıyordu. Ama uyumadan önce son bir kez daha anahtarı avucunda çevirdi. Yarın her şey değişecek. Ama nasıl? Ve o soruyla birlikte uykuya daldı. Gözleri kapandığında aklında hâlâ o çelik mavisi gözler vardı. Ve o soğuk gülümseme.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
798.2K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.0M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
374.3K
bc

Not just, the Beta

read
357.7K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook