URKAİ SARAYI

2379 Kelimeler
Yolun sonunda bütün görkemiyle sırtını dağa yaslayan Urkai’nin Sarayı vardı. Tikalar yürümeye devam ederken tutsaklar durup yapıya bakıyordu. İki tarafında ucu göğe ulaşan ikiz kulelerle taştan inşa edilmiş devasa yapıt, içinde devlerin yaşadığı hissini uyandırıyordu. Koni şeklindeki çatısının tepesinde Urkai’nin, üzerinde dört tane iç içe geçmiş halkası olan mavi bayrağı dalgalanıyordu. Kulelerin en uç noktasına yapılan girintilerde muhafızların kırmızı kıyafetleri parlıyordu. Onların durduğunu fark eden tikalardan en arkada yürüyeni, “Varınca daha yakından bakarsınız, haydi yürüyün! “dedi. Midi, bu tikanın diğerlerine nazaran daha yumuşak davrandığını düşündü. Fark ettiği diğer ayrıntı ise şimdiye kadar hiçbirine fiziksel bir zarar vermemişlerdi. Aslında çok iyi bakıldıkları bile söylenebilirdi. Arşar’da, zindana hapsedilmiş zavallıların çektiklerini düşününce, tikalar daha vicdanlıydı. Üstelik Arşar’da öleceklerini düşünülüyordu. Kral Marsis, öldüklerini düşündüğü kurbanları karşısında görse ne yapardı acaba? Yıllarca kandırıldığı için tourlara kızar mıydı yoksa yaşadıkları için sevinir miydi! Bunun cevabını belki de hiç öğrenemeyecek olmak yüreğini sızlattı. Urkai’den çıkan hiç kimse görülmemişti. Tikaların ardı sıra yeniden yürüdüler. Yaklaşınca kulelerden boynuz sesi yükseldi. Sarayı yaklaştıkça girişi tutan büyük demir kapıyı ayırt edebilirler. Duvarı yarısına dek kaplıyor, iki kanadın birleştiği yerde büyük demir halkalar normal bir insan kıpırdatamazmış gibi duruyordu. Çalan boynuzun sesini duyan kapı muhafızları tikalar, ikisi beraber tek kanadı güçlükle açtı. Midi, kapıyı açan tikaların gerçekten dev olup olmadıklarını düşünmeden edemedi. Birisi bile üç tikaya bedeldi. Zırhlarının içinde hem boylarına, hem de enlerine geniş olan tikalar, son tutsak da içeri girene dek beklediler. Hepsi içeri girince, bütün güçlerini vererek kapıyı yeniden kapattılar. Midi, büyü yapabilen bu insanların neden bu işleri yaptıklarını merak etti. Bir büyü yapıverip kapıyı kapatamazlar mıydı! Belli ki bu konuda öğrenmesi gereken çok şey vardı. “Öğrenip ne yapacaksam, “diye de içinden geçirmeden yapamadı. Bazen kendiyle tezat olurdu, merak eder, öğrenir sonra da hiçbir işine yaramayan hüner için harcadığı vakte acırdı. Urkai de farklı bir şeyler olmasını diledi. Arşar’da yaşadığı sıkıntıları burada da yaşamak ona çok daha zor gelirdi. Nevameyi, Şia ve nevalar arada sırada da olsa unu mutlu ederdi. Burada ise yüzleri asık tikalardan başka kimseyi görmemişti. Sarayın ağır kapısının açıldığı duvarları ve yeri taştan örülmüş büyük avluyu adım adım yürüdüler. Sarayın iç kapısı dış kapısı gibi kaba değildi. Çeşitli geometrik şekillerle süslenmiş kapının iki kanadının birleştiği yerde Urkai’nin simgesi çemberler işlenmişti. İç kapıda bekleyen tika yoktu, kapıyı itip açan en öndeki tika, “İçeri girin! “deyip kenara çekildi. Onun neden girmediğini içten içe sorgulayan Midi, önünde yürüyen beş kişinin ardından içeri girdi. Tam yüz elli kişi tek tek kapıdan geçip içeri girdi. Bir öncekine ne olduğunu ancak içeri girince görebiliyorlardı. Bu kapının açıldığı yer devasa büyüklükte ve duvarları bile enio taşındandı. Enio taşı, Kanfetis madenlerinden çıkarılan, turkuaz renkli bolca bulunan taşlardan sadece biriydi. Turkuazın tonlarını, çıkarıldıkları derinliğe göre taşıyan taşlar, salonda ahenkli bir gösteri sunuyordu. Dışı gri taşlarla örülü yapıtın içinin böyle gösterişli olacağını hayal edemeyen nevalar hayretle bakıyordu. Tikalar dışarda kalmış, salonda bir başlarına bırakıldıklarını düşünürken, yukarı doğru kıvrılan basamaklarda ayak sesleri duyuldu. Toz pembe elbisenin eteklerini gördüler ilk önce, elbisenin altında, gümüş rengi pabuçların uç kısmı yürüdükçe bir görünüp bir kayboluyordu. Aşağı indikçe kadını tamamıyla gördüler. Tülle işlenmiş kolları ve derin göğüs dekoltesiyle çok güzel bir kadın salona indi. Kahverengi saçları buklelenmiş, kulak diplerinden yukarı doğru birer tutam tepesine toplanmıştı. Geri kalan bukleler ise gelişi güzel sırtına ve göğsüne dökülmüştü. Kumral tenine yakışan pembe ruju ve gözlerinin çevresine sürdüğü karamel rengiyle göz alıcıydı. Kadın yanlarına yaklaştıkça, diğer tourlar gibi uzun boylu olduğunu fark etti. Bedeni yeni büyümeye başlayan fidanlar gibi narindi. “Hoş geldiniz nevalar, sarayımızı beğendiniz mi? “ Kadının billur gibi yayılan sesini hayranlıkla dinlerken hiç birisi cevap verme cesaretini gösteremedi. Midi ise mümkün olduğunca geri planda kalmak niyetindeydi. Kadın, konuşmayan nevaları tek tek süzerken, “Bunu beğendiniz olarak sayıyorum. Zaten sarayımız dört yöndeki ülkelerden tam övgü almıştır. Burayı kendi gözlerinizle gördüğünüz için şanslısınız. “dedi. Konuşurken nevaların arasında geziniyor, cüsselerini inceliyordu. Midi’nin yanına gelince durdu, saçlarına dokundu. “Kızıl bir neva, pek rast geldiğimiz bir durum değil. “diyerek elbisesinin cebine elini daldırdı. Büyük bir cep olmalı ki uzun bir arayış sürdü ve parşömenle geri döndü. Elbisesi gibi toz pembe boyalı tırnaklarıyla dörde katlı sayfayı açtı. “Adın ne? “Midi bir an ne diyeceğini şaşırsa da tikanın sorduğunda gerçek ismini söylediğini hatırlayarak, “Midhill, “dedi. Soy ismini söyleme gereği duymamıştı. Kadın, kağıdı gözleriyle okudu. “Burada neden senin adın yok? “ Midi, o kağıdı alıp isimleri tek tek okumak için neler vermezdi. Şia’nın ismi var mıydı yoksa yerine başka birisi mi koyulmuştu? O an kaç kişiyiz diye düşündü. Eğer yüz elli bir ise Şia’nın yerine başka birisini koymuşlar demek oluyordu, yüz elliyse... O kurban benim diye düşündü. “Hey! Sana sordum neden adın listede yok? “ “Bilmiyorum! “dedi. “Liste yapıldığından bile haberim yok. “ Kadının kaşları oynadı. Midi fazla rahatsız değildi çünkü gidip de Arşar’a neden diye soramazlardı. Ölüler konuşmazdı ki listede uyuşmazlık olduğunu bilsinler. Kadın yeniden aralarında gezdi. “Hepiniz, tek tek şu tarafa geçin! “ Bu bir emirdi. İlk geçen Midi oldu. Kadın sayıyordu. Li, ka, vi, du... Liofen dedi en son. Yüz elli. “Ah Okina! Arşar’daki insanlar gerçekten aptal. “ Midhill, “kurban benmişim, “diye düşünerek iç çekti. Hesapta olmayan, kayıt dışı kurban. “Şimdi, yine tek tek, herkes Arşar’da ne iş yaptığını söylesin, ya da şöyle yapalım, benim ismini söylediğim işini söylesin. “ Elini yine cebine daldırdı. Bunu yaparken onlara bakıyordu. Elinde kalemle büyük cepten geri döndüğünde gülümsedi. Bu oyunu seviyordu. Nasıl da merak ediyor olmalılardı. Kocaman bir cep. “Dinger Ulevya. “ “Balıkçıyım ben, balık tutardım. “ Kağıda, Dinger’in karşısına işini yazdı. “Liano Saly. “ “Oymacıyım ben, ahşap oymacısı. “ Bütün herkesin ismini okudu ve karşısına işini yazdı. Seulayn Zenha’nın yapmayı bildiği iş olmayınca, “İlk kez vasıfsız bir kurbana denk geldim, “dedi. Haklıydı, bütün nevalar iş bilirdi. Sona kalan Midi, ellerini önünde birleştirdi. Kadın dikkatle ona bakıyordu. “Senin yerine buraya Şia Karlem diye birini yazmışlar. Onu silip senin adını yazıyorum. Tam ismini söyle! “ Midi’nin yüreği titredi. Şia’nın adını bir başkasından duymak yaşadığını bilmek... “Midhill Seuglen, el işi yaparım. “ Kadın kağıda ismi yazarken, “Ne tür el işi? “diye sordu. “Dantel, şal, lif, hırka gibi günlük şeyler. “ Kadın, kalemi parmaklarının arasında iki kez döndürdü ve avuç içini onlara döndürdü. Kalem kaybolmuştu. “Büyü, “dedi gülümseyerek ve diğer elini de o eliyle birleştirerek avuç içlerini birbirine çarptı. Çıkan sesin ardından, salonun köşesinde bir kapı açıldı ve saçları sımsıkı tepesinde toplu, üzerinde lacivert düz saten elbiseli bir kadın çıktı. “Touken Lisa, emredin efendim! “diyerek kadının önünde diz kırdı. Karşılarında kıdemli birisi olduğunu anlamışlardı ama kralın kız kardeşi olacağını da tahmin etmemişlerdi. Lisa, elindeki kağıdı kadına uzatıp, “Buradaki yazılanlara göre iş dağılımı yapılsın. “dedi ve hafifçe kadına doğru eğildi. “Şu Midhill, kızıl olan, onu sarayda istiyorum, “dedikten sonra nevalara baktı. “Burada, Arşar’da olduğundan daha fazla refah içinde yaşayacaksınız ve pişman olacaksınız. Neden teslim olmadık diye. “dedi ve topuklarını birbirine vurdu. Geldiği gibi ahenkle yürüyerek merdivenleri çıktı. Görevli kadın, prenses gittikten sonra kapıya doğru ilerledi ve birkaç tikayı çağırdı. Elindeki listeyi Korlion dediği tikaya uzattı. Korlion, yaşlı Dinger’i ve otuz kişiyi yanına katıp saraydan çıktı. Maninci denilen tika da elli kişiyi yanına katıp gitti. Sanko’da yirmi beş kişiyi alıp ayrıldı. Darin’de kırk üç kişiyi yanına alıp ayrılınca Midi tek başına kaldı. “Ben? “dedi kadına. Kadın, ona yaklaşarak, “Öncelikle, bana hitap ederken Keliy diyeceksin, bu benim ismim. Gereksiz hitapları hiç sevmem. Sen burada kalacaksın. Mutfağın olduğu bölümde bizlere ayrılmış odalardan birinde kalacaksın. Sana kıyafet vereceğim fakat lütfen önce yıkan. Saçların yumak yumak olmuş ve kokuyorsun. “ Midi utançla başını eğdi, ardından, “Bu benim suçum mu? “dedi. Keliy ona kısa bir bakış atıp, “Sana suçlusun demedim Midi, sana böyle sesleneceğim, Midhill çok uzun. Haydi beni takip et. “ Midi, Keliy’in ardından sarayın alt katına indi. Alt kat uzun bir koridora açılan sıra sıra odalarla doluydu. “Her odanın üç sahibi var, sen de iki kişiyle beraber kalacaksın. Burada o kadar çok çalışan var ki herkese tek tek oda veremiyoruz. Güvenlik açısından da saray dışında yaşamak sakıncalı. Yanındaki kişiler geçen yıllarda buraya gelen nevalar. “ Yürümeyi bıraktı ve ardı sıra gelen Midi’ye baktı. “Bak nevalayn, burada rahat edersin fakat birkaç şartla. Kimsenin işine karışma, sorulmadıkça konuşma ve asla sana buyrulan işe hayır deme! Ah, bir de şahit olduğun tuhaf bir şey olursa eğer, ilk önce bana söyle, dedikodu yapma. Anlaştık mı? “ “Anlaştık Keliy. “ “Güzel, hadi oda arkadaşlarınla tanışmaya gidelim. “dedi ve yeniden yürüdü. Midi, attığı her adımda artık sonsuza dek burada kalacağını düşünmeden edemiyordu. Midi için diğerlerinden farkı olmayan bir kapıyı açtı Keliy. “Ayinho nevalaynlar, size oda arkadaşı getirdim. “ Midi’nin henüz görmediği kızların sesi yükseldi. “Ayinho Keliy, biz böyle iyiydik aslında. “ Midi, Keliy’in yüzünü görmese de kızların sus pus olmasından mimikleriyle bir şeyler söylediğini anladı. “İçeri gir Midi ve selam ver. “ Keliy’in yana çekilmesiyle içeri girdi. Yan yana konulmuş üç sandalyeden ikisine, yan yana oturan iki kıza baktı. Çekingen yapısına rağmen, utanan ve çekinen insanların ezildiği bu dünyada cesur olması gerektiğini öğrenmişti. Başını öne eğmeden dimdik durdu. “Ayinho nevalaynlar! “ “Ayinho, “dedi kızların ikisi birden ki sesleri selam vermek için pek de istekli çıkmamıştı. “Yeterince odamız yok nevalaynlar ki şanslısınız, bu yıl saraya alınan tek neva bu. “Keliy’in ne ima etmek istediğini anlamasa da üstü örtülü bir tehdit sezer gibi oldu. “Sana kıyafet göndereceğim Midi, boştaki yatağı al, yerleş diyeceğim ama zaten hiçbir şeyin yok. “ Keliy, arkasını dönüp odadan çıkınca kendini kedilerin arasına düşmüş fare gibi hissetti. Gerginliğini korkaklık sanmasınlar diye yüzüne sahte bir gülücük yerleştirdi. “İsimlerinizi öğrenebilir miyim, ben Midhill fakat Midi diyebilirsiniz.” Diyerek Sahte bir samimiyetin ilk gösterisini başlattı. Oturdukları oda salon olarak dizayn edilmişti. Üç sandalye, bir masa ve duvara yaslanmış üç kapaklı dolap. Kapıyla karşı karşıya olan orta büyüklükte, demir parmaklıkla korunmuş pencere. Odanın sağında bir kapı solunda ise başka bir kapı vardı. Kızlardan, esmer ve kıvırcık olanı sağdaki kapıyı işaret etti.” Orası yatak odası ve şurası da banyo ve tuvalet. Gerçekten ismimizi öğrenmek istiyorsan da ben Şemin ve o da Fulia.” “Memnun oldum Şemin ve Fulia. “ Midi, içinden bu kızların kalan ömründe göreceği son nevalar olduğunu söyleyen sese küfretti. Hep kötümser olmak zorunda mıydı? Midi, sağdaki kapıyı açtı ve ahşaptan yapılma, yan yana dizilmiş üç yatağı gördü. Küçücük odada, yatakların arasından bir kişinin geçebileceği açıklık vardı ve yatakların denk geldiği baş uçlarında büyük bir pencere. Pencereyi kapatan eski saten dantelli perde ve şu an çekilmemiş olan kalın ve beyaz başka perde. Midi, yan yana duran iki yatağa serili yorganlardan kızların yatakları olduğunu anladı. Duvar dibine denk gelen üçüncü yatakta ise katlanıp yatağın üstüne konulmuş, kalınca bir döşek, yastık ve yorgan duruyordu. Hepsinin renginin mavi olması, Urkai’nin maviyle olan özdeşleşmiş halini sergiliyordu. Denize olan sevgileri miydi maviyi sevdiren emin olamadı. Bazen insanlar tahmin edilenden fazlası olabiliyordu. “Orası senin yatağın. “ Duyduğu sesle arkasını döndü. Konuşan, Şemin’di. Fulia’nın çekingen mi yoksa konuşmaya tenezzül mü etmiyordu ondan da emin değildi. Onları tanımadan önden hüküm vermek Midi için saygısızlık demekti. “Hıhı,”dedi Midi. “Yatağını ser o vakit, birazdan hava kararır ve ışık yakmak pek hoş karşılanmaz. Urkai’de insanlar güneşe göre yaşar, o doğunca uyanır, batınca uyuruz. “ Midi, ilk gün hava kararmadan kapatıldıklarını hatırladı. Bunu o kadar çabuk yapmışlardı ki tek kelime edememişlerdi. “Daha banyo yapmam gerek! “ Keliy’in söylediğini hatırlayınca paniğe kapılmıştı. Az sonra temiz kıyafetleri gelecekti ve pis haliyle giyinmek Keliy’e hem saygısızlık hem de ilk günden itaatsizlik olurdu. “Çabuk hadi! “diyen Fulia’nın sesini duymak içini rahatlattı. Peşin hüküm vermekte acele etmediğine sevindi. Fulia, elinden tutup banyoya çekiştirince gülümsedi. Belki de artık arkadaşları olacaktı. Fulia’nın gösterdiği demir başlığı sağa doğru kıvırdı. Musluğun altına konulan tahta büyük fıçı sıcak suyla dolmaya başlayınca şaşırdı. “Direkt sıcak su mu akıyor? “ Midi’nin şaşkınlığına iki nevalayn aynı anda güldü. “Evet Midi, ama bunları sana sonra anlatırız, şimdi acele et! “ “Peki, “dedi Midi ve Şemin kapıyı örterek banyodan çıktılar. Midi, fıçıya dolan suya elini soktu. Ne çok sıcak ne de soğuktu. Hemen üzerindeki yırtık elbiseyi çıkardı. Duvarda, içe doğru genişleyen rafında sabun ve şişede bilmediği bir sıvı, hemen yanında süngerden lif, ve taşa benzer bir şey vardı. Lif ve sabun dışında diğerlerini ne yapacağını bilmiyordu. Kızlara sorsam mı diye düşünürken kapının ardından seslenen Şemin’in sesini duydu. “Hey Midi, o şişedekini saçına sür ve yıka, sabun bedenin için, lifi biliyorsun zaten ve o taşa benzeyen şey kil taşı, topuklarını ovala onunla. “ “Teşekkür ederim Şemin. “ Midi, bu kızlarla iyi anlaşacağını düşünmeye başladı. Saçlarını ıslattı, şişedeki sıvıdan eline az bir şey döküp saçına sürdü. Bilmediği bir şeyi ilk kez kullanmak elinde olmadan onu tedirgin etmişti. Gittikçe köpüren ve banyoyu güzel bir kokuya boğan sıvıyı ise sevmişti. Yeterince temiz olduğunu düşününce saçlarını köpükten arındırdı. Su azaldıkça fıçıyı yeniden doldurdu. Su hâlâ sıcak akmaya devam ediyordu. Bedenini yıkadı, topuklarını ovaladı. Ayağından ayrılıp betona dökülen ölü deriyi görünce hayrete düştü. İşi bitince ayaklarını seuulaynların ayaklarına benzetti. Fıçıdaki kalan suyla banyonun zeminini temizledi ve nasıl kurulanacağını düşünürken kapının arkasına asılı olan askılığı ve havluları fark etti. Küçük olanı saçına, büyük olanı bedenine sarıp banyodan ayrıldı ve Keliy’in geldiğini gördü. “Yanakların kızarmış, temizlenmişsin. Kıyafetlerini getirdim, giyin de bakalım sana uyacak mı? “ Midi, bilmem kaçıncı kez, “Peki deyip yatak odasına geçti. Kızlar sandalyelerinde oturmaya devam ediyordu. Havlulardan kurtulup, Keliy’in getirdiği içlik kıyafetleri giyindi. Göğüslerini sıkı tutması için omuzlarından askılı dar ve beline dek uzanan bir atlet ve altına kalçasını tamamen kapatacak bir şort. Üzerine de siyah düz ve yünlü elbiseyi giydi. Kolları tam oturmuştu. Boyu bileklerine dek kapatmıştı. Belinde hafif bir bolluk vardı ama Midi onu dert etmedi. Elbisenin kuşağı bunu hallederdi. Ayaklarına da dizlerine kadar çıkan yün, siyah çorapları giydi. Islak saçlarını yeniden havluyla sarıp odadan çıktı. Keliy’in onu görmek için beklediğini kızlarla aralarında geçen konuşmadan anlamıştı. Midi’yi görünce Keliy memnuniyetle gülümsedi. Masanın üstünde durduğunu yeni fark ettiği kutuyu Midi’ye uzatıp bence elbisen sana tam uymuş, bu ayakkabıların da uyacağından eminim. “ Kutuyu alırken, “Teşekkür ederim Keliy, “demeyi ihmal etmedi. Arşar’da yaz kış, soğuktan titrese de üzerine giyecek kalın bir elbise alamazdı. Güney ülkesinde iklimin çoğu vakit sıcak olması ince kıyafetlere öncelik verirdi. Hayatında giyindiği ilk kışlık elbise hem bedenini hem içini ısıttı. Belki de Tourlar sandıkları kadar kötü değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE