Mavi

1209 Kelimeler
Gözleri yavaş yavaş aralanıyordu genç doktorun.Ne olmuştu ona? En son ne yaşamıştı? En son ne oldu aklına gelince yüzünü buruşturmak istedi istemsizce.Gözüne giren ışıkla göz kapaklarını yavaşça açtı.Hastane odasındaydı.O sevdiği kokudan anlamıştı. Hiç kimse o kokuyu sevemezken o seviyordu tuhaf bir şekilde. Diğer insanlardan farklı olarak hayatı burada geçiyordu sevmese bile alışması gerekirdi. Bazı şeyler hatırladıfakat gözleri kararırken en son Giray'ı görmüştü.Buraya nasıl gelmişti ki?Yerinden hızlıca kalkınca başı dönüp tekrar oturdu.Murat konuşmaya başladı. "Mican iyi misin?" diye panikle sordu. "Ne oldu bana?Yani nasıl buraya geldim?" diye kuşku ile sordu. "Acile gelen şerefsiz seni bayıltmış sonra ameliyat ettiğin asker vardı ya o seni hastaneye taşımış, serumunu falan çıkartmış.Onunda dikişleri tutmadı seni taşıdığından dolayı..."Hızla ayağa kalkıp başının dönmesini dert etmedi. Öfkesinden dolayı başının dönmesini falan umursamadı. Düşecek gibi olsa da Murat onu kolundan tuttu. "Nasıl taşımış ya? Onun dikişleri var." Diye öfke ile bağırdı. "Bayağı kan kaybetmiş ama gerekeni biz yaptık merak etme."dedi ama Murat'ın odasından hışımla çıktı Mican.Öfkeden kudurmuş bir şekilde koridorda adım atıyordu. Hemşireler ona büyük bir dikkatle bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Neden yaralı haliyle onu taşımıştı?Gidip ona hesap soracaktı. Fakat odaya girdiğinde Giray'ın uyuduğunu görünce yanına yaklaştı.Bu güçlü kollarıyla taşımıştı beni demek diye düşündü.Giray'ın alnında duran ter damlalarını görünce cebinden çıkardığı peçeteyle alnını nazikçe sildi ve ardından daha önce hiç yapmamış olduğu bir şey yaptı.Giray'ın kısacık kesilmiş saçlarına dokundu.Hiçbir erkeğin saçlarına dokunmamıştı bu zamana kadar.Hoş,daha önce hiçbir erkeğe dokunmamıştı zaten.Yumuşacıktı saçları. Beyaz tenine çok yakışıyordu kömür rengi.Kısa dalgalı saçlarla oynamayı kesmesi gerekiyordu. Elini yumruk yaparak ayrıldı o pamuk tarlasından.Koltuklardan birine oturdu,başını ellerinin arasına aldı.Bu sırada odaya Murat girdi.Giray'ın uyuduğunu görünce sessizce Mican'ın yanına geldi. "Mican sabaha kadar uyumamalısın.Tomografi falan çektik,problem yok ama sen yinede uyuma.Hem sen niye buraya geldin ki?" diye şaşırarak sordu. Öfkesinin bir parçası hala daha canlı duran Doktor Murat'a bakıp konuşmaya başladı. "Üsteğmeni fırçalamaya.Beni yaralı haliyle nasıl taşır?Bunun hesabını sormaya."diyerek kısık sesle konuştu. Murat onun söylediklerini önemsemeden kendi söyleyeceklerini bir çırpıda deyiverdi. "Bugün hastaneden çıkma,ne olur ne olmaz.Yarın sana izin yazarız." Diyerek kızın saçlarını karıştırdı küçük bir çocuk gibi. Buna öfkelenen Mican adama ters bir şekilde baktığında çıkması gerektiğini anlamıştı. "Tamam."Murat'ın odadan çıkışını izledi Mican. Süren sessizlik ile yorulduğunu fark etti doktor. Giray'a göre süren sessizlik fırtına öncesi olandı. Birazdan fırtına çıkacak önüne geleni yerinden kaldıracaktı. Gözlerini yavaşça açtı ve çatallanmış sesi ile konuşmaya başladı. "Beni fırçalayacaktın ha? Sor bakalım hesabını." Diye elini başının altına yavaşça yerleştirdi. Gözlerine baktığında öfke dolu olduğunu görmüştü. Giray ise tam aksini düşünerek o beni kurtardı bende onu kurtardım sonuç olarak ödeştik diye düşünüyordu. "Sen uyumuyor muydun?" diye kaşlarını çattı genç kız. "Uyuyor gibi mi gözüküyorum?" diye sordu genç adam. Bıkkınlıkla konuşmaya başladı Mican."Neden beni taşıdın?Yaraların var Üsteğmen. Bunu benim söylememe gerek yok." Diye öfke ile soluyarak aklındakilerin bir kısmını söyledi. Hem ölmeye yaklaşan ben değildim karşımdaki subay diye düşündü. "Yaranmış olabilirdin." Diye homurdandı genç adam. "Bayılmıştım." Dedi sanki çok normalmiş gibi. TamamMican'a göre normaldi ama genç adama göre normal sayılmazdı. "Şok geçiriyor olabilirdin." Diye keyifle devam ettirdi. Bu doktorun halleri onu gülümsetiyordu. Fazla inatçıydı ve ben öleyim ama hastalarım iyileşsin düşüncesindeydi. "Kanaman varmış." Diye devam ettirdi Mican. Bu doğruydu en azından. Giray gözlerini kısarak baktı. doktorluk bilgilerini üzerimde kullanacak diye düşündü. "Önemli bir şey değil,büyütüyorlar.Hem seni taşıdım, çok ağır değildin emin ol."Diyerek sevimli bir çocuk gibi baktı. Hayatında yapmadığı şeyler yapmaya başlamıştı. Kim derdi ki Giray'ın gülümseyeceğini. Askerleri onu gülümserken görse korkudan ve heyecandan düşüp bayılabilirlerdi. Gülümsedi Mican.Ayağa kalkıp Giray'ın yanına yaklaştı.Üstündeki örtüyü kaldırıp yarasını açtı.Pansuman yaptı.Sessizliği bozan Giray oldu. "Eeee madem bu gece uyumuyorsun.Bende uyumuyorum.Zaten uykumda yok." Diyerek söylendi. Öğrenci subay iken olan durumu yaşıyordu. Deli gibi uykusu olsa da uyuyamıyordu. Uyumayı denemesine gerek yoktu çünkü boşuna uğraşmış olacaktı. Bazı geceler nöbete kaldığında uykusu olmasına rağmen uyuyamaz sabahları ise etrafına ters ters bakar gören erler korkardı. Hoş normalde de korkuyorlardı. "Hastalarımla ilgilensem." Diye kapıyı gösterdi Mican. Neden bu kadar inatsın doktor demek istedi. Bu kız neden hayatının her alanında inatçılık yapmak zorundaydı ki? Hem bende onun hastasıyım diye düşünerek düşüncelerini ortaya attı. "Gece oldu.Hem ben senin hastan değil miyim?Murat hoca ne dedi?Sabaha kadar uyumamalıymışsın." Dediğinde genç doktor gülümsedi. "E ne yapmayı planlıyorsun?" diye sordu doktor. Tüm gece uyumamak için bir şeyler konuşmaları gerekiyordu eğer ortam sessiz olursa uyuyabileceğini düşündü Mican. "Birbirimize sorular sorabiliriz bu bizi uyanık tutar." Diye kızın aklındakileri okuyarak söyledi. "Tamam." Diyerek kabul etti. Hastamla konuşsam ne olur ki diye düşündü ama her şey o kadar sarpa saracaktı ki tüm hayatları buradan başlamış olacaktı. "Önce ben başlıyorum.Neden doktor oldun?" diye merakla sordu. "Neden doktor oldum?Süper soru. İnsanlara yardım etmeyi seviyorum.Küçükken muzu iğne iplikle dikermişim o zamandan belliymiş benim doktor olacağım. Peki, aklın mı kalbin mi diye sorsam hangisini seçerdin?"Giray biraz düşündü. Kabul etmesi gerekirse zor bir soruydu, zaten senden bu beklenirdi doktor hanım diye düşünüp konuşmaya başladı. "Akıl ve kalp birbirini tamamlayan şeyler.Biri olmazsa diğeride olmaz.Tıpkı Güneş olmazsa Dünyanın olmayacağı gibi ama ben kalbi seçiyorum.Nasıl bir hayat yaşamak isterdin?" diyerek cevabını geçiştirdi. "Hayatı uçlarında yaşamak isterdim.Aşkıda,heyecanıda,mutluluğuda." Diye gülümsedi. "Aşk mesela?" "Aşk.Hım.Eğer aşk varsa Romeo ve Juliet'inki gibi olmalı.Uğruna ölmeli.Aşkı uğruna aileni karşına almalı ama Romeo ve Juliet öldü.Onlar her ne kadar ölmüş olsalar da onlar ölümsüz,onların aşkı ölümsüz.Sen sorsan ki bana aşkı yaşamadan sana kim iyi anlattı diye.Ben Romeo ve Juliet derim.Şimdiki gibi sevgili olma durumları olmamalı.Vıcık vıcık cümleler. Aşkım, hayatım gibisinden. Seven insan ağır olmalı bana göre. Eskiden sevdiklerinde ne kadar değerli severlermiş, sevgileri nasıl da kıymetiymiş. İki insan birbirini dokunmadan da sevebilmeli. Aşk iki insan,iki beden arasında yaşanır.Ama gelgelelim ki aşk Titanic'le birlikte battı,fakat yeryüzünde aşkın kırıntıları kaldıysa iki kelime:Sonsuz aşk.Aşık olan acı çeker.Ben her zaman kendimi bilinen kızlar olarak görmedim.Bir kişiye bağlanabilir miyim bilmiyorum.Üzüleceksin aşık olunca.Ya aşık olmamalı,yada aşk seni bulmamalı." Diye aklındakileri hızlı bir şekilde söyledi. İçindeki edebiyatçıyı konuşturup derin bir nefes aldı. "Sen tıp okuduğuna emin misin içine edebiyatçı kaçmış olabilir." Dedi gülümseyerek. Bu adam benim aklımı mı okuyor diye düşünmeye başlamıştı. Aklını okuyor olabilir miydi cidden? "Bilmem belki.Sonuçta her insanın içinde bir edebiyatçıda vardır belki.Neden subay oldun?" diyerek ölüme bile bile gittin der gibi sordu. Asker olmak, polis olmak ben ölüme gidiyorum, ölümü kabulleniyorum demekti. Neden bu mesleği seçtiğini merak etti. Aklına gelen şeylerle gülümsedi Giray."Ben kendimi bildim bileli subay olmak istedim.Aslında bir amacım vardı. Hani askerler şehit olduklarında şehadet mertebesine yükselirler ya o gururu yaşamak için subay oldum.Ama başka nedenlerimde var tabi.Peki, seni buraya bağlayan ne?Neden buradasın?Kendi başına ameliyat yapabilecek kadar başarılı bir cerrahsın ama sen doktor olmak için Şanlıurfa'yı seçmişsin.Neden?" "Ben,insanlar buradan kaçarken inadına geldim.Onlar gidebilir bu onların korktuklarını burada yaşamaya cesaret edemediklerini gösterir.Ben insanların cesaret edemedikleri şeyi yaptım.Ailem her ne kadar gitme dese de ben inadına geldim.Çünkü burada insanların yardıma ihtiyacı var.İnsanların bize,bana ihtiyacı var.Onlara sırtımı dönüp gidemem.Eğer onlara sırtımı dönseydim okuduğum onca yıl boşa giderdi.Sen, acilde neden beni kurtarmak istedin?" diye kaşlarını çatarak sordu. "İnsanların hayatını kurtarmayı seven bir tek sen değilsin demek ki doktor hanım." Diyerek gülümsedi. "Bu bir cevap değil." Diye asıl yanıtı istedi. "Bence cevap." "Tamam.En sevdiğin yemek o halde?" diye sorduğunda ikisinin de aklına sevdiği yemekler gelmeye başlamıştı. "Yaprak sarması.Senin?" diyerek heyecanla sordu. "Mantı.Annem hemen yapsa da yeseydikama o İstanbul'da ben burada." Diye hüzünlendi. Yere attığı bakışları son bulunca başını kaldırdı ve sordu. "Peki, en sevdiğin renk?" "Mavi.Senin?" "Benimde mavi." Diyerek ortak nokta buldular. Bu konuşmalar sabaha kadar sürmüş çok güzel vakit geçirmişlerdi.Sabah şafak sökerken birbirlerine hala soru sormaya devam etmiş ancak güneşin doğumundan bir saat sonra ikisi de uyuya kalmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE