Şef

1116 Kelimeler
Mican evden Kıvanç'ı beklemeden çıkmıştı. Biraz erken gitmesi onun yararına olurdu, her açıdan. Caddeden geçen taksilerden birini durdurup gideceği yeri söyledi. Sanki ilk defa gidiyormuşçasına heyecanlanmıştı. Hastanenin kapısında durup büyük binaya baktı ve heyecan yapmaması gerektiğini kendi kendine söyleyip hastaneye girdi. Nereye gideceğini kestiremeyince en iyisi Hakan hocanın yanına gitmeyi düşünüp bildiği odaya doğru ilerledi. Kapısına geldiğinde sekreter kıza ben buradayım der gibi boğazını temizledi. "Merhaba ben Hakan hocayla görüşecektim de." Bilgisayara bakıp konuşmaya başladı. "Randevunuz var mıydı?" Burada randevuya ne gerek var diye düşünmeden edemedi. Sonuçta o da bir doktordu, karşısındaki de. "Hayır, yoktu ama Mican, Mican Dinçer derseniz beni hatırlar." Eline telefonu alan kız numarayı girip konuşmaya başladı. "Efendim Mican Dinçer sizinle görüşmek istiyor... Anladım efendim içeri alıyorum." Ahizeyi kulağından indirip telefonu kapattı. "Evet Mican Hanım. Hakan bey sizi bekliyor." Memmuniyetle gülümsedi sekreter kıza. "Teşekkürler. Kolay gelsin." deyip odaya doğru ilerledi. Kapıyı tık tıklayıp içeriden 'gel' komutunu bekledi. "Girin." Kapının kolunu kavrayıp sessizce açtı ve odaya yavaşça girdi. Ardından kapıyı kapattı. Memnuniyetle gülümsedi. "Merhaba Hakan hocam, nasılsınız?" "İyiyim Mican'cığım sen nasılsın? Ayakta durma geç otur." deyip karşısındaki koltukları gösterdi. Yavaşça ilerleyip oturdu. "Bir problem yok değil mi? Bizim yarım akıllı mı bir şey yaptı yoksa?" deyip kaşlarını çattı. Kesin oğlunun bir hatası vardı diye düşündü. Nasıl da tanıyordu oğlunu. "Hayır. Hayır. Sadece burada yeni olduğum için nereye gideceğimi bilmediğimden hem sizi bir ziyaret etmiş olurum hem de gideceğim yeri öğrenmiş olmak için geldim." "Bizimkisi bir şey yapmadı yani?" diye gülümsedi. "Yapmadı." Diyerek korudu. Kaşlarını çattı yaşlı adam. Ne olmuş olabilirdi ki eline? "Kızım eline ne oldu?" diye merakla sordu. Mican ellerine baktı. Unutmuş olduğu şeyi tekrardan hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Aptal asker yüzünden elini de kırmıştı hiç yoktan. Neymiş efendim 'Kıvanç mı ben mi?' .Ne hakla soruyordu bu soruyu ona daha anlamamıştı. "Elim mi?... Önemli bir şey değil. Emin olun beni etkilemeyecek." Gözlüğü çıkarıp karşındaki başarılı doktora gözlerini kısarak baktı. İşine bu kadar değer veren birisini hatırlatıyordu ona. "İşini etkilemez buna eminim ama bizler doktoruz öncelikle kendi sağlığımıza dikkat etmemiz gerektiğini sende biliyorsundur. Yoksa hastalar demezler mi 'sen iyi misin ki bize şifa dağıtabilesin.'" Mahcubiyetle dudak büzdü. O aptal asker yüzünden olmuştu her şey. Tüm suç onundu. "Haklısınız." Yaşlı adam eline telefonu alıp birkaç numara tuşlayıp kulağına götürdü. "Derya bir odama gelebilir misin? Sana göstermek istediğim biri var. Evet, bekliyorum." deyip telefonu kapattı. Birkaç dakika sonra kapı çalındı ve içeri orta yaşlı saçları beline kadar gelen sıkıca toplanmış ve örülmüş birisi girdi. 'Yeni şefim diye düşündü' Mican. Haklıydı zeki birisi olduğunu her yerde kanıtlıyordu. Hocanın karşısında hazır ola geçmiş bir şekilde duruyordu. Bir doktordan çok asker edası vardı. Doktorun bu tavrı Mican'ı bile etkilemiş olmalı ki o da oturduğu koltukta dikleşti. "Buyurun hocam beni çağırmıştınız." Adam elini Mican'ın karşısındaki koltuğu gösterdi ve oturmasını bekledi. "Otur Derya. Bak bu Mican. Artık bizimle çalışacak." "Hangi alanda efendim?" diye sordu. Branşını sorması yüzünü kızartmıştı genç doktorun. Daha o asistandı. Kesinlikle uzmanlaşmalıyım diye düşündü. "Asistan. Ama çok başarılı olduğunu biliyorum. Hatta o kadar başarılı ki kendi başına ameliyata bile girebiliyor. Buraya gelmeden önce de böyle olmuş." Derya ilk defa karşısındaki kıza baktı. Ne yani bu kız mı tek başına ameliyat mı yapmış diye düşündü. Ona göre anca defilede manken olabileceğini düşündü. Bir kız hem güzel hem de başarılı olabilir miydi? Dünya da fazla olmadığı kesin diye düşündü. Ve bizde o fazla olmayanlarla uğraşıyoruz anlaşılan diye düşündü. "Kendi başına ameliyata girmiş derken?" diyerek kaşlarını kaldırdı. "Şöyle söyleyeyim. Doktor yetersizliğinden olmuş bu olay. Mican'da mecburen ameliyata girmek zorunda kalmış. Kendisinin puanı yüksek olmasına rağmen insanlara yardım etmek amacıyla Şanlıurfa'da göreve başlamış. Bu yüzden onu buraya almayı görev kabul ettim." "Peki, hastaya ne olmuş?" Anlaşılan genç doktorun hatasını arıyordu. Ama bulamayacağı kesindi. "Hasta gayet iyi, ayaklandı hatta insanların ellerini kırmakla meşgul." dedi Mican içindeki dürtüye engel olamayarak. Bu cümleden sonra genç doktorun eline ne olduğu da açıklığa kavuşuyordu. Yani Mican'ın elini Giray kırmış gibi bir anlam çıkıyordu. Bunu fark eden Hakan hoca istemsizce sırıttı. Sanki aralarında bir şey varmış gibiydi. "Hadi bakalım Mican mesain başlasın artık. Burada da başarılı olabilecek misin dört gözle bekliyorum" diyerek ayaklandılar. Böylece Mican'ın yeni hastanesindeki ilk mesaisi başlamış oldu. *** Hastaneden çıkmış eve gidiyordu. Gecenin karanlığında eve gitmekten nefret ettiğini bir kez daha hatırladı. Sokaklardan ne çıkacağı belli olmuyordu ona göre. Haklıydı özelikle İstanbul'un sokakları böyleydi. Yolun ortasında adam öldürseler elini kolunu sallayarak geçer giderdi insanlar. O derece umursamaz olmuşlardı. Gecelerini hastanede geçirmeyi daha çok seviyordu. Eğlenceli geçiyordu onun için. Hastaların mutlu olmasını sağlamak, umutsuz olanlara destek olmak onun meşgalesiydi. Bu zamanda hem başarılı hem güler yüzlü hem de hastalarına şefkatli davranan doktorlar kalmamıştı. Ama bu özellikler Mican'da toplanıyordu. Sanki şifa tanrıçası Hera gibi dolaşıyordu koridorlarda. Taksiye binmek yerine esen rüzgarı hissetmeyi tercih etti. Usul usul İstanbul'un sokaklarında yürüyordu. Yılbaşı yaklaştığı için sokaklar şimdiden süslenmişti. Yılbaşında özel olarak yaptığı bir şey yoktu ama yılbaşı süslerine bakınca bu yılın daha özel geçeceğini hissetti. Adımlarını hızlandırıp evine ilerledi. Issız bir sokağa saptı sapmaması gerekirken. Hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Açıkçası bu sessizlik onu bile rahatsız etmişti. Yolun ortasında dört kişi vardı. Sanki birbirleriyle kavga ediyorlar gibi gözüküyordu. Mican hızlı adımlarla yanlarına yaklaşınca sustular. Erkek olmalarına rağmen sanki bir kız edasıyla kol kola girdiler. Onların yanından geçerken kafasını kaldırıp baktı. Dik dik ona bakıyorlardı. Fısıldamaya başlamışlardı mahalle kadınları gibi. Mican sanki ufaktan koşmaya başlamıştı. Takip edildiğini anlayacak kadar zekiydi ama taksiye binmeyecek kadar da deli yürekliydi. Eve tam girdim girecekken derken kolundan birden çekilmesiyle zıpladı. Kafasını kaldırıp baktığında bu sefer işe yarıyorsun bari diye düşündü. Aslında özlemişti o yeşilleri. Yalancı bir kızmaydı sanki. Hızlıca arkasına çekti, önüne bir duvar oldu adeta, karşısındakine buradan geçemezsin dercesine. "Defolup gidin. Belanızı bulmayın." Kahkahalarla güldüler. Sana inanmıyoruz hadi bizi döv der gibi. "Hadi belamızı bulduk. Ne olacak sen mi vereceksin cezamızı?" "Ne o beğenemedin mi?" diye haykırdı Giray. "O iş öyle değil aslanım. Kızı arkana çekmekle olmaz o işler." Giray patlayacak bomba olmuştu adeta. Dişlerini birbirine bastırıyor. Öfkesine hakim olmaya çalışıyordu. Yok, bu böyle olmaz diye adama yumruğu geçirdi. Kusmaya başladı içindeki öfkeyi. Bunun üzerine üstüne arkadan atlayan adamlardan birini kolundan çekip yere savurdu. Diğerini aynı şekilde kolundan yakaladı 'bu sefer farkımız olsun' diye kolunu çevirerek takla attırıp yere yapışmasını sağladı. Yerden kalkan diğer adamla iki elini yumruk yapıp 'hadi gel' dedi. Adam içinde kalan son cesaret kırıntılarıyla Giray'a yumruk savurdu. Savrulan kolu tutup arkasında sabitleyerek arkasına geçti. Adamın düşmesini sağladı. Arkasında sabitlediği koluna baskı yaparak konuşmaya başladı. "Bundan sonra ne yapıyoruz. Kızlara sataşmıyoruz. Sataşırsak ne olur? Böyle karşınıza beklemediğiniz birisi çıkar ve nakavt eder." Birden bağırdı ve ses sokakta yankılandı. "Anladınız mı?" Korkudan cevap verdi. "Anladık abi. Anladık. Çok sağ ol." Ayağa kalktığı sırada yapmak istediği şeyi unuttuğunda adamın üstüne doğru tekrar eğildi. Saçlarından kavrayıp adamın kafasını yere vurdu. Ayağa kalktı sessizce ilerlemeye başladı. Arkasına dönüp baktığında yere serilmiş it sürüsü gördü. Hafifçe gülümsedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE