Giray

1214 Kelimeler
Gözlerini açtığında saat sekize geliyordu. Bir anda gözlerini büyütüp kalktı. Ne saat sekiz miydi? Aptal alarm ne diye çalmamıştı ki? Yataktan öyle bir fırlamıştı ki gören maratona çıkıyor sanabilirdi. Dolaba ilerleyip eline ne gelirse giydi. Saçları savaştan çıkmış gibiydi. Hızlıca elini yüzünü yıkayıp saçlarını taradı. Mutfağa koşa koşa girdiğinde buzdolabına yapışacaktı. Kapağını açıp meyve suyunu alıp bardağa doldurdu. Meyve suyunu dolaba geri koyup kapağı kapattı. Bardağı bir defada kafasına dikti. Bardağı bulaşık makinesine koyup çantasını alıp çıktı. Asansörü kullanamayacak kadar acelesi vardı. Ve asansör yakalamış olduğu bu hızı kaybettirebilirdi. Merdivenlerden koşar adım indi. Taksiye bindiğinde hastanenin ismini söyledi. "Beni yetiştirirsiniz değil mi şoför bey?" Ellerini kalbinin üstüne koyup konuşmaya başladı. "Abla o iş bende rahat ol. Doktor musunuz ablacım?" diye sorunca "Evet doktorum." Diye yanıtladı. Adam gaza basmaya başladı. Bir anda arkasına yaslanmak zorunda kalmıştı. Doktorum deyince gaza geldi galiba diye düşünmüştü. "Daha önce söyleseydin ya ablacım. Yetiştiririm ben seni merak etme." Adam cidden sözüne sadık kalmış beş dakika gibi kısa bir sürede İstanbul trafiğinden kurtararak hastanenin kapısına getirmişti. Arabadan inmeden önce elindeki yirmi lirayı adama uzattı ve üstünü beklemeden indim. Beklerse cidden geç kalacaktı. Adam elindeki parayla arabadan inip hızlıca konuşmaya başlamıştı sanki onu oyalamak istemezcesine. "Abla bu kadar tutmadı ki. Paranın üstünü almadan nereye?" Hızlıca adama doğru döndün. "Üstü kalsın. Beni İstanbul trafiğine sokmadığın içindi." Adamda elindeki parayla bakışarak arabaya binmek zorunda kaldı. Hemen acil kapısından giriş yaptı. Asansörlere doğru koşup düğmeye bastı. Aksiliktir ki hastanenin en üst katındaydı. Diğerine baktığımda da aynı durumda olduğu gördü. "Hay ben şansıma..." deyip tabanlara kuvvet merdivenlere yöneldi. On katı çıktığında dudakları kurumuş bir şekilde hızlı hızlı nefes alıyordu. Az mıydı on kat? Kendisini soyunma odasına atıp hızlıca formasını giydi. Ayakkabılarını da ayağına geçirip bağcıklarını bağladı. Odadan koşarak çıkıp şefin yanına gitti. Umarım fark etmemiştir diye dua ediyordu. Geldiğini belli edercesine öksürdü. Kafasını gömdüğü dosyadan kaldırıp ona baktı ve tekrar dosyaya döndü, konuşmaya başlamıştı. "On iki dakika sekiz saniye geciktin." Ellerini bağlayıp yüzünü yere eğdi. Saniyesi saniyesine göre tutuyorsa cidden bu hastaneye bir yarım saat kadar önce gelmem gerektiğini kanıtlamıştı diye düşündü. "Özür dilerim hocam." Öldürücü bakışlarını kaldırıp ona baktı. Cidden korkmaya başlamıştı. Tamam, Hakan hocanın yanında gayet de sevecen davranıyordu ama işi başında olduğunda korkması gerektiğini anlamıştı. "Bir daha olmayacak hocam." Kolundaki saate bakıp öldürücü bakışlarını ona sabitledi. "Bir daha olamaz zaten. Her neyse diğer asistanların görevleri belli. Sen acile iniyorsun Burak'la berabersin. Umarım altından kalkabilirsiniz. Sahada da başarılı mısın bakalım. İlk günün değil ama olsun." Dosyaları eline tutuşturup tam ters yöne doğru gitmeye başladı. O da elinde dosyalarla acile indi. Dosyaları doldurup acildeki hastalarla ilgilenmeye başladı. Kaşı patlamış olan hastayla da ilgilendikten sonra elindeki eldivenleri çıkarıp attı. "Pansumana gelirsiniz ara ara." Minnettar olan gözlerle bana bakıp konuşmaya başladı. "Çok teşekkür ederim. Ellerinize sağlık." Mahcubiyetle gülümsedi. "Tekrar geçmiş olsun." diyerek çıkışa yönlendirdi. Acil boşalınca sedyeye oturup başını ellerinin arasına aldı. Yanında hareketlilik hissedince kafasını kaldırdı. Beyaz tenli kahverengi tonlarında saçları olan doktor yanına gelmişti. O da benim gibi asistan sanırım diye düşündü. Derya hocanın bahsettiği Burak bu olmalıydı. "İkinci günden ölmüş gibi görünüyorsun. Tıp sana yaramadı mı?" diye dalga geçti. Kaşlarını kaldırıp sırıtan asistana baktı. Beni ilk gün görmemişti nasıl tanıyabilirdi ki diye düşündü. Zaten ilk gün çoğunlukla hasta dosyalarından dolayı ne ameliyat yüzü ne de başka bir şey yapabilmişti. Gelmiş ona 'tıp sana yaramamış' diyor. "Ben ölsem bile tekrar dirilirim merak etme." Arsız sırıtışını suratına daha fazla yaydı. Ah keşke konuşmasaydı. Ne güzel olurdu. Bir bayandan beklenilmeyecek şekilde iddialı konuşurdu. "Ne kadar başarılı olduğunu biliyorum. Ölsen dirileceğini de. Zaten ameliyat yaptıysan iş bitmiştir." Bir dakika ya ne oluyor ne ameliyatı? Neyden bahsediyor? Yoksa... Ama onun ameliyat yaptığım bilinmiyordu hani. İki seçenek var, ya Hakan hoca ya da Derya hoca diye düşündü. "Neden bahsediyorsun sen?" diye yine de sormayı denedi. Kaşları kaldırıp ona 'ben oradan saf gibi mi duruyorum' diye sordu. "Ameliyata tek başına girmişsin bundan bahsediyorum. Sen çok çabuk unuttun galiba." "O hasta ayaklandı bile." Diye söylendi. "Hatta hastaneye birlikte geliyorsunuz gördüm." Cevap vermeyince konuşma gereği duydu. "Of salağa yatma. Başhekimin oğlunu ameliyat ettiğini biliyorum. Evet, bunu bir tek ben biliyorum. Hastanenin bildiği kadarıyla ameliyatı tek başına yaptığın." Diye söylendi. "İlk defa girdim bir ameliyattan pişman olacağım. Bu ne sorgu ya?" hem ben o ameliyatı başka bir şehirde yapmıştım burada nasıl duyuluyordu ki diye düşündü. Elini ona uzattı. "Ben Burak." "Mican. Hoş bilmeyen kalmamış." diyerek elini sıktı. "Emin ol seni tanıyorlar ama ismini bilmiyorlar." ******** Aslında iyi çocuktu Burak. Zevzekliği sayılmazsa. Öğle arası tatiline girmiş bir bankta oturuyorlardı ve Mican kahkahadan yıkılıyordu. Burak'ın tek iyi yanı komik olmasıydı galiba diye düşünüyordu. "E o ameliyattan sağa salim çıkabildin mi? Yani anlattığına göre Derya hoca seni haşlayacak gibiymiş. Ama hala sağlamsın." Kahkahalarla Mican'a cevap vermeye çalıştı. "O günden sonra köşe bucak kaçtım hastanede. Zaten gördüğümde de siniri geçmişti. Kıvanç hoca kurtarmış beni." Karşı komşusu Kıvanç olmalıydı. "Hı. Kıvanç hoca mı?" "Tanıyor gibi tepki verdin." Gülümsedi. Dudaklarını birbirine bastırdı mahcup olmuşçasına. "Tanıyorum zaten. Kendisi karşı komşum olur." Şaşırmıştı Burak, hem de öyle böyle değil gözlerini büyütüp ona dikkatle bakıyordu. "Hadi canım." Diyerek sondaki m seslerini uzattı. İnanmışa benzemiyordu. Sanki yalan söyleyecekti. "İnanmazsan inanma Burak Bey." "İnandım da ne bileyim şaşırdım yani..." Kafasını sallayıp onay verdi. "Fazlasıyla belli oluyor." Konuşmalarını ceplerindeki çağrı cihazı bölmüştü. İkisi de birden ayağı kalkıp çağrı cihazlarımızı çıkardılar. Micanın ki acildendi. Koşmaya başladığında Burak onun yanındaydı. Sanırım onu da acilden çağırmışlardı. Acile girecekleri sırada bahçede yerde yatan bir adam gördü. Onun yanına ilerlerken Burak da Mican'ı takip ediyordu. Adamın yanına gelip durumuna baktı. Yaralanmamış gibi duruyordu ama solunumu kötüydü. Burak bir şeyler fark etmiş olacak ki adamın gömleğini tek hamlede yırttı. Gözleri yerinden fırlayacak gibi olmuştu bir an. Adam resmen dayak yemiş işin ilginç yanı suratında bir iz dahi yoktu. Adam gözlerini açıp zorlukla konuşmaya başladı. "Orada... Kapıda... Beni kurtaran." deyip gözlerini kapatmıştı. "Burak burayla sen ilgilen." "Emin misin?" "Evet." Hızla yerden kalkıp çıkış kapısına doğru ilerledi. Normalde bu kapı çok kalabalık olurdu. Hastaneye girenler, çıkanlar ve daha birçoğu... Çıkışa gittiğinde duvara yaslanmış yerde zorlukla oturan adamı görünce şaşırdı. Hatta şoka girdi bile denilebilirdi. Hızla yanına gitti. Başını kucağına yaslayarak konuşmaya başlamıştı ne dediğinden habersiz. "Giray. Yine mi yaralandın?" diye haykırdı adeta. Yeşilin en güzel tonu olan gözleri şu anda mavi gözüküyordu. "Beni sen yaraladın. Kalbimden." deyip elini kalbine götürdü. Eli yavaşça yere düşünce kalbine baktı. Ne? Kalbinden mi vurulmuştu. Bunu nasıl fark edememişti? Ama canını yakan sözleri değildi onun yaralanmış olmasıydı. Onun iyileştirir tekrar bakardı sorun değildi ama... Ama eğer ölecek... Hayır, ölemez şu anda ölemez. Bana yaptıklarının cezasını çekmeden ölemez diye düşünceleriyle kavga etti. Onu kışlada koruması, evine yeni geldiğimde o aptal basketbolcu şortuyla dalga geçmesiyle ve şu anda aklına gelmeyen şeylere kızmıştı. Bunların cezasını çekmek zorundaydı. Hiç bir yere gidemezdi. Gitmemeliydi. Kendini bana 'ben buradayım' deyip gitmesiyle boşluğa fırlatamazdı onu. Daha gidip onu babasına şikâyet etmeliydi. Sen ne biçim asker yetiştiriyorsun diye. Onda alıştığı şey belki dostluktu, arkadaşlıktı belki aşktı... Bunu zaman gösterirdi. Ne olduğunu anlayamasa da güzeldi. Gün bitmeden mutlaka karşısına çıkması onu mutlu ediyordu ama bu şekilde çıkacaksa onu görmemeyi tercih ederdi, yeter ki ölmesindi... Kucağına daha çok bastırıp adını haykırdı korkmadan. "Giray!" "Giray!" yataktan fırlamıştı hatta düştü de denilebilirdi buna. Saçları birbirine girmiş bir haldeydi. Çalan kapıya lanet ederek gidip açtı. Daha gördüğü şeyi hazmedememişken karşısında Giray'ı görünce hızla boynuna atladı ve adını rüyasında olduğu gibi haykırdı. "Giray!" Ağlamasıyla omzunu ıslatmıştı. Bunu dert etmeyip ona daha sıkı sarıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE