Ayperi

2155 Kelimeler
Hastanedeki uzun nöbetten sonra eve gelmişti Mican ve Sümeyra. Kendini koltuklara atmış adeta bütünleşmişlerdi. Sümeyra koltuğa uzandığı gibi uykuya dalmıştı işleri her ne kadar zor olsa da koala arkadaşı ondan çok uyuyordu. Tam o da gözlerini kapatmış uykuya dalacakken sehpahaya fırlattığı telefonu titremeye başladı. O titreme sanki onun beynini matkapla deliyormuş hissi yaratıyordu bu yüzden arayanı bir güzel fırçalamayı düşündü. Gözleri kapalı bir şekilde uzanıp telefonunu sehpahadan aldı düşememeye özen göstererek. Yine gözleri kapalı bir şekilde telefonu cevapladı ve kulağına götürdü. Uykusu olduğundan dolayı kibarlığı bir yana bırakıp konuşmaya başladı. "Ne?" Telefondan kahkaha yükseldi. "Ne kadar kibarsın ama asıl sana ne kızım?" Her ne kadar uykusu olsa da laf yetiştirebilen bir tarafı vardı içindeki çirkef kız ona bunu yaptırabilirdi. "Adam gibi konuş ablanla. Ne var niye aradın Arslan söyle çabuk uykum var." "Ov abla dedik bağrımıza bastık sen ne diyorsun ya sağlam istihbarat getirdim. Size geliyorum kapıyı aç." Son kalan enerjisiyle ayaklarıyla koltuğu tepikledi. Ne diye gelmeden haber veriyor ki çat kapı geliyor zaten. "Ne diye arıyorsun Arslan geldiğinde zile bassaydın beni aramasaydın birkaç dakika daha uyusaydım." "Açık denizlere yol alsaydım." Arslan'ın yaptığı iğrenç espriyi pas geçerek asıl konuya gelmeliydi uykusunun dağılmasını istemiyordu. Sümeyrayla kala kala o da iyice uykusuna düşkün birisi olup çıkmıştı. "Ha-ha-ha." "Geliyorum diye haber veriyorum işte yollarıma kırmızı halı ser. Sağlam istihbarat var diyorum sana." "Bir defol git ya gelince basarsın zile. Sağlam istihbaratmış mitçi misin oğlum sen?" deyip telefonu yere fırlattı. Normalde böyle bir şey yapmazdı ama uyku ağır basıyordu. Dünya yıkılsa umrunda değildi şu an Mican için. Bu sırada Arslan ablasının evine gelmişti elindeki telefona bakarken. Kapının önüne dikilip zile basacakken yanında olan hareketliliği fark etti ve kafasını yana çevirdi. Boyu boyuna denk, açık kumral saçlı bir kız gördü. Kafasını tekrar elindeki telefona gömdü Arslan. Bu sırada kapı Mican tarafından açılmıştı. Elini uzatıp kapıyı açıp gireceği sırada elleri buz gibi olmuş kız onun elini çekti kapıdan. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" dedi Arslan içindeki mahalle karısını dışa vurarak. "Önce ben gireceğim." Bütün vücudunu kızdan tarafa çevirip alaylı gözlerle baktı kıza. Bilim adamlarının yeni biriyle tanıştığınızda güçlü bir izlenim yaratmak için yedi saniyeniz vardır sözü Arslan için oldukça geçerliydi. Güçlü, inatçı, kızlara karşı sempatik tavırlarıyla birçok kızı kendine âşık etmişti ve Arslan her zaman dik başlıydı. Öleceğini bilse yalvarmayan tiplerdendi. "Yok ya. Kızım önce ben geldim parayı veren düdüğü çalar hesabı anlarsın ya." Deyip göz kırptı. Ama karşısındaki kız gram etkilenmemişti bu tavırlardan aksine o da Arslan gibi dik dik bakıyordu. Karşısındaki kıza anlamayan gözlerle baktı ne yani burada önce sen girmeyeceksin ben gireceğim kavgası yapıyorlardı küçük çocuk gibi. İlk defa karşısına bir kız geçmiş ona hayran hayran bakmak yerine dik başlılıkla bakıyordu. Asi kız diye düşündü. Arslan tekrar kapıya elini uzattığında kız onu bildiğin duvara yapıştırdı. Arslan böyle bir şey beklemediğinden dolayı şaşkındı. UFO görmüş masum köylü de denilebilirdi Arslan'ın şu anlık ruh hali için. Kız hiç beklemeden içeri girdi. Arslan yaşadığı ufak çaplı şoktan çıkıp apartmana girdi. Kız önden gidip asansöre bindi. Kızın arkasından baktı belli etmek istemez bir şekilde. Böyle çıtı çıpı bir kızdan böyle bir hareket beklemezdi. Tamam, dövüş onun ilgi alanıydı ama bir kıza karşı vurabilecek kadar adi değildi. İşin garibi kız onu duvara ittiğinde bir anlık olsun karşısında müsabakalarda rakibi var sandı. Tamam, belki de ben abartıyorum diye düşünüp merdivenlerden koşarak çıkmaya başladı. En büyük zevklerinden biriydi. Küçüklüğünden beri merdiven çıkarken koşmak onun eğlencesi olmuştu. Ablası da hızlı koşardı ama düz yolda. Zaten tıp fakültesini kazanınca kendini hayattan soyutlamıştı odası ve fakülte arasında mekik dokuyordu Mican o zamanlar. Ablasına o zamanlar her ne kadar sinirlense de bir şey diyemiyordu. İnsan sağlığını okuyordu ne de olsa ve fakülte zordu. Böyle düşünerek fark edemeden hızlıca en yukarı kata çıkmıştı hatta o kadar hızlıydı ki asansör bile ablasının evinin kapısını çalarken yeni gelmişti. Aynı anda hem ablası hem de karşı komşusu kapıyı açmıştı. Kafasını çevirip çocuğa baktı delikanlı ağzıyla konuşmak gerekirse kıllanmıştı. Artık ablasının yanında kalsa hiç fena olmazdı bu komşunun ne yapacağı belli olmazdı baksana ablam kapıyı açtığında o da açtı kesin ablamı gözetliyor diyerek boşu boşuna kuruntu yapmıştı. Ama kararı kesindi bugünden itibaren ablasında kalmaya başlayacaktı hatta bugün kıyafetlerini toplamaya gidecekti. Asansör açıldı ve yine o gücüne kuvvet kızı gördü. Kıllandığı komşunun kapısına doğru gidince dank etti çocuğun sevgilisiydi. "Abla ne haber ne yapıyorsun?" Mican yeni uyandığı için elini saçlarının arasına sokup başını kaşıdı ve Arslan'a ayı kükremesi gibi gelen bir şekilde esnedi. "Neyse senin cevap vereceğin yok gir gir içeri önemli bilgiler var." "Mican merhaba bugün göremedim seni." Arslan gözlerini kısıp kafasını o siyah komşuya çevirdi. 'Seni siyahlı çocuk seni yanında sevgilin var ablama yazıyorsun sen he bundan sonra yazda görelim bakalım.' Diye düşündü Sherlock Holmes edasıyla. "İyiyim Kıvanç sen nasılsın. Bugün şef bizim biraz canımızı çıkardı da ondandır yani." Çocuğun sempatik tavrı baştan çıkarıcıydı ki Mican az önce uykulu bir şekilde kafasını kaşırken şimdi güler yüzlülükle cevap vermişti Kıvanç'a. Kale içten fethedilmiş he diye düşündü Arslan. "Ee madem yorgunsunuz bir şey hazırlayamamışsınızdır buyrun bize gelin hem kız kardeşimi size tanıtırım. "Mican çekingen bakışlarla Arslan'a baktı. "Zahmet olmasın?" "Yok canım ne zahmet olacak buyrun gelin Sümeyra'yı da çağır." "Tamam, uyandırayım gelelim biliyorsun uzun sürebilir." "Arslan sen gel istersen." "Tamam, geleyim o zaman." Diyerek karşı komşuya doğru ilerledi. Acaba yanından geçerken şuna kafayı gömsem ne olur? Aptal mı lan adam sonra söyler falan diye düşündü. Şu sıralar fazla düşünüyordu Arslan. Hızlı hareketlerle sanki evi kırk yıldır geliyormuş gibi salona geçip koltuklara oturdu. Karşı koltuğa siyahlı komşusu oturunca kafasının üstünde o ampulden parladı. "Adımı nereden biliyorsun?" Gülümseyip konuşmaya başladı Kıvanç. "Mican senden birkaç defa bahsetmişti oradan biliyorum yani." Çok fazla mimik yapıyorsun be siyahlı komşu dedi kafasında. Bu seni samimiyetsiz yapıyor dedi. Bu sırada mutfak olarak tahmin ettiği yerden tanıdık bir ses yükseldi. Ardından yere sürünerek gelinen terlik, kafasını kaldırdı kaldırmaz olaydı. Bu kız birazdan gel beraber güreşelim derse hiç şaşırmazdı çünkü bakışları Kırkpınar güreşindeki pehlivanlar gibiydi. "Abi kupam nerede?" "Dolaba iyi baktın mı?" "Sen bulursun iki dakika gelsene." Kıvanç ayaklanıp mutfağa geçti. İçeriden fısır fısır sesler geliyordu. Kesin beni soruyor bu asi kız diye düşündü. Yüzyılın dedektifine taş çatlatacak tahmin yürütmüştü ve bu tahmin doğruydu. Bu sırada kapı çalmıştı Arslan ayaklanıp kapıyı açtı. Sümeyra bile uykudan uyanmıştı peki neden işin ucunda yemek vardı. İçeri geçip koltuklara oturdular. "Hoşgeldiniz kızlar Sümeyra nasıl bu kadar kolay uyandı acaba?" "Kendisi normalde savaş uçağının sesine uyanmayan kişidir. Kafamızın üstünden bir keresinde F-4 savaş uçağı geçti kendisi uyuyordu haliyle biz sesten korkup uyanır sandık kızda tık yok hala devam etti uykusuna." "Kızlar ve Arslan bu kardeşim. Yani üvey kardeşim Daphne. Kendisi yarı Fransız yarı Türk." Fransız kadını güzel olur diye düşündü Arslan. Sonra düşüncelerinde bile saçmaladığını fark edip düşünmedi. Bu sırada Sümeyra bu işte olan tersliği hemen bulmuştu. "Peki, ismin neden Yunan ismi Daphne?" Anlatma sırası bu kez Daphne'ye geçmişti. "Annem ve babam yani abimin babasıyla annem dünya turunda tanışmışlar. Sonra evlenmişler falan filan derken annem bana hamile kalmış yine dünya turundalar, turda Yunanistan'da mola verince orada doğmuşum ondan yani." Gözlerini kısıp koltukta öne gelip ellerini dizlerine yasladı Arslan. "Peki, Fransız olup bu kadar iyi Türkçeyi nasıl konuşabildiğini sorabilir miyim?" "Tamamen Fransız olmadığımdan olmasın?" diye imalı imalı sordu Daphne. "Aslında Scooby Do daki Daphne'ye benzemiyor değilsin." "Peki, sen kim oluyorsun Shaggy mi?" diye gözlerini devirerek sordu. "Ben olsam olsam Fred olurum zekam ve yeteneklerimle. O tuzaklarda usta bense dövüşte." "Hıı ondan bir hareketimde duvara yapıştın." Ortalık fena halde kızışmıştı. Sümeyra yine akıllı davranıp soru sordu ki ortamdaki gerginlik bir an için yok olsun. "Peki, mesleğin ne Daphne? Abin ve bizim gibi sen de mi hayat kurtarıyorsun?" Daphne elini boşver dercesine salladı. "Ben o kadar okuyup doktor falan olamam. Mankenim ben." Daphne'nin son kurduğu cümle Arslan'da balyozla beynine vurmuşlar gibi bir etki yarattı. Ne yani kız manken miydi? Daha önce dikkatli bakmamıştı ama gideri vardı. Ne kadar saçma düşündüğünü fark etti gideri falan yoktu vücudu ben mankenim diye bağırıyordu. "Ben bir elimi yüzümü yıkayım siz isterseniz masaya geçin." deyip ayaklandı. Ablasının evinin ters formu diye düşündü böylelikle bulabilirdi zaten kimse gel banyoyu göstereyim diye teklifte de bulunmamıştı. Tam banyo olarak tahmin ettiği kapıyı görmüştü ki karşısındaki kırmızı kapı dikkatini çekmişti usulca kapının kulbunu tutup çevirdi. İçeri girdiğinde duvarlarda bikinili bir kız, hatta bikinili Daphne görmesi tekrar beynine balyoz yemesine neden olmuştu. Çeşitli pozlarda durmuş bazılarında eli saçında bazılarında kumsala uzanmış gülümserken çekilmişti. Evet, manken olduğun kesinleşti diye düşündü. Cidden kızın vücudu tek kelimeyle süperdi. Bu sırada omzunda hissettiği el ile irkilip arkasında döndü 'asıl şimdi seni duvara fırlatacak' diye düşündü çünkü kız cidden öyle bakıyordu. Bu sırada Arslan'ın sevmediği ama onu kurtarabilecek tek kişinin sesi geldi. "Ayperi hadi gelin artık." Odadan nasıl çıktığını bile hatırlamıyordu. O hızla fırlamıştı hemen masada ki yerini alıp siyahlı komşuna az önce fark edemediği soru sordu. "Ayperi mi iki ismi mi var?" "Hayır. Yunanistan'da tam Daff (Def) doğduğu zaman Dolunay vardı ondan dolayı, peri kızı gibi olduğu için." Cevap verdi Kıvanç yine fazlaca mimik kullanarak. "Bence Ayperi değil aycadı olmalıymış." Diye sesli bir şekilde söyledi. Manken çıtı pıtı bir kızdan korkacak değildi elbette. O Türkiye tekvando birincisiydi. Şu anki moduyda adamı tekmelerimdi. Ama karşısında adam değil manken, eli ağır bir manken vardı. "Kardeşime cadı deme bozuşuruz Arslan." Dedi Kıvanç kibar bir şekilde ağzını peçeteye silerken ünlü gurmeler gibi. "Eli sert bir peri ama değil mi? Abla dinleyin beni çok önemli bir istihbarat aldım." "Ailenin istihbaratçısıdır kendisi. Bir olay olmuşsa Arslan bilir." Arslan cebinden çıkardığı kaç defa katladığı kâğıtları çıkardı ve okumaya başladı. "Üsteğmen Giray Atahanlı, Teğmen Savaş Tuna, Asteğmen Gökalp Yılmaz, Uzman Çavuş Bora Aslan, Uzman Onbaşı Egemen Karşıt, Uzman Jandarma Komando Alaz Asi, Komiser Emir Saygın. Komiser Demir Sağlam. Komiser yardımcısı Sercan Kızılhan, Komiser yardımcısı Sarp Güneş." Sümeyra hemen Arslan'ı susturup konuşmaya başladı. "Bir dakika bir dakika Emir Saygın mı?" diye bağırdı. "Evet, Emir Saygın. Özel harekât biriminde çalışan aldığı görevi layıkıyla yerine getirmiş olan bu komiser hayatı pahasına görev yerini terk etmez, aldığı görevi tamamlayana kadar yılmaz. Özel harekât biriminde keşifçi ve istihbaratçı olarak da görev almaktadır. Yani burada öyle yazıyor." Diyerek kağıdı salladı. "Peki, bunlar kim ne olacak?" dediğinde Sümeyra hala şoktaydı. "Bak gördün mü Mican Hanım bir de benle dalga geçiyorsun yok haberci yok mitçi diye. Şimdi anlatıyorum bunlar kişiler Şanlıurfa'da toplanıp özel harekât timi kurulacakmış. İsmi ne biliyor musunuz?" Gururlanarak konuşmaya başladı. "Aslan. Benim ismimi çalmışlar ama neyse. Senin o arkadaşının resmini görünce hemen fotokopisini çekip getirdim. İyice casus olup çıktım ya." Mican'ın bu timden haberi vardı zaten bildiği bir bilgiyi getirmişti Arslan getirmese de olurdu. Ama Sümeyra için olay o kadar basit değildi. "Arslan timde Emir Saygın olduğuna emin misin?" "Evet, eminim Sümeyra al kendin bak hatta." diyerek kâğıtları Sümeyra'nın eline tutuşturdu. Kâğıtlara tek tek bakarken tanıdık iki tane yüz gördü. Kardeşi Emir ve kendini filinta sanan o subay vardı. Fotoğrafta o kadar asi bakmıştı ki bir an için tüyleri ürperdi. Kardeşinin bu timde olduğuna sevinse mi üzülse mi bilemedi. Sayfaları tek tek geçip kardeşinin resmine baktı. Her zamanki asiliği burada da konuşturmuştu hakkındaki tüm bilgileri okuduktan sonra keşke biraz daha az başarılı olsaydın diye düşündü. Çünkü anladığı kadarıyla başarılı subay ve polislerden oluşan bir tim oluşturmuşlardı. O kadar demişti özel harekât seçme diye Sümeyra. Kardeşi olup biten hiçbir şeyi söylemezdi ki bu onun işine ne kadar sadakatle bağlı olduğunu gösteriyordu. Umarım görevlerini layıkıyla yerine getirir sağa salim geri dönerler diye düşündü. Tekrar savaş teğmenin sayfasını incelerken buldu kendini. 'Orduda başarılı subaylar arasında yerini koruyor. Ordudaki yılmayan bir güce sahip.' Kim o teğmen bozuntusu mu? Diye kendi kendine düşünüp cevap verdi. Mutlaka yetkililere kendini iyi gibi göstermiş olmalıydı. Yoksa o mu ordudaki yılmayan güce sahip, başarılı subaylar arasında yerini koruyor? Kesinlikle yalan diye düşündü. "Arslan neden getirdin bunları ben zaten biliyordum böyle bir tim oluşturulacağını." "Olamaz ya haber geç geldi tabi. Hani senin şu arkadaşın vardı ya adı neydi Giray hah Giray işte o da o timde olacakmış ya haber vereyim dedim. Bak bunları bilebilirsin ama çok önemli bir haberim daha var. O tim varya biraz zaman geçtikten sonra senin arkadaşından bile başarılı bir asker gelecekmiş." Umursamaz tavırlarla sordu Mican. Onun için başarılı önemliydi ama başkalarının başarısını da o elde edecek değildi ya buna Giray da dahil. "Eee sen nereden biliyorsun bunları?" "Babamın postasından* öğrendim." Diyerek sırıttı. "Yok, artık Arslan resmen şehirle arası istihbarat örgütü olmuşsun. Peki, bundan babamın haberi var mı?" "Sen söylemezsen nereden haberi olacak ki? O kadar bilgi sızdırdım size o son aldığım bilgi senin o arkadaşında bile yok." "Arslan bak bu son bilgi sızdırmak falan yok. Oğlum iyice FBI veya CIA'den olduğundan şüphe etmeye başlayacağım." "Oralarda çalışacak kişiyim de yanlışlıkla dövüşçü olmuşum işte." Diye böbürlendi. "Kıvanç, babam Şanlıurfa'da albay olarak görev yapıyor. Bu akıllıda onun postasından bilgi sızdırmış." Arslan yemeğinden bir parça keserken konuştu. "Her zaman yaptığım şey." Akşam yemeği Arslan ve Daff'in pis pis bakışmalar yaşadığı, Mican, Sümeyra ve Kıvanç'ın bol kahkaha attığı bir akşam yemeği olmuştu. Sümeyra kardeşinin o timde olacağından içini amansız korku ve heyecan sarmıştı 'umarım sağ salim görevlerini bitirirler' diye düşündü. Ve akşam alınan karar iki kızı kızdırmış Arslan'a evde yastıklarla girişmişlerdi. Her ne kadar dövüşçü olsa da ikiye tekdi. Ve emin olunan bir şey vardı ki kızlar sinirlenince çok güçlü oluyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE