Aslan timi hazır ol da beklemektedir. Albay onların görevlerinin ne olacağını, neler yapacakları, hangi alanlarda görev alacaklarını anlatmaya başlamıştır. "Evet, beyler öncelikle hoş geldiniz. Hepiniz başarılı görevler icra ettiğinizden dolayı böyle bir göreve böyle bir time seçildiniz. Timin ismi Aslan, komutanınız Giray Atahanlı." deyip Giray'ı gösterdi albay. "Göreviniz iki gün sonra başlıyor aslında hemen başlayacak olsa da aksaklıklardan dolayı zaman değişti. Belgeleri Giray'a vereceğim o da sizi bilgilendirir. Bizim yüzümüzü kara çıkarmayacağınızı biliyorum hepinize başarılar diliyorum."
Tim albayın ardından "sağ ol" diye bağırdı. Albayın gitmesinin ardından Giray içtima alanının ortasına gelip ellerini arkasında bağlayıp yürürken gür sesiyle konuşmaya başladı.
"Ben Giray Atahanlı. Hepimizin anlaşıp kaynaşacağız bunu biliyorum çünkü biz bundan sonra bir tim olduk. Bu timde herkes birbirine sırtını yaslayıp canını emanet edecek, bir tim ne demek bunu benden daha iyi biliyorsunuz aramızda polisler var. Polislerin ekip ruhlu insanlar olduklarını biliyorum. Ben yemek saatini bekleyen kedilerin değil savaşmaya hazır kaplanların komutanıyım. Hepinizin attığını vuran vurduğunu deviren çakı gibi asker ve polis olduklarınızı biliyorum. Ve buna göre görevimizi yapmalıyız, bizler buraya başarılı olduklarımız için seçildik. Bunu hakkıyla yerine getirelim derim. Anlaşıldı mı Aslan?"
"Emredersiniz komutanım." Diye bağırdıklarında içtima alanı inledi. "Şimdilik dağılabilirsiniz." Giray yavaş hareketlerle içtima alanından ayrılıp odasına girdi. Masasının etrafından dolanıp koltuğa oturdu. Bu sırada odaya Savaş girdi ve Giray'ın karşısına geldi. Gözlerini Giray'a dikti konuşmak istiyor ama konuşmuyor gibiydi. Gözlerini kıstı sanki Teksas'da ki kovboylar gibi.
Önündeki dosyalardan başını kaldırıp yine ne zırvalayacak diye düşündü. O da yumruğunu yanağına dayayıp gözlerine bakmaya başladı. Giray'ın gözleri 'konuş ulan!' derken Savaş 'acaba konuşsam mı' diye düşünmeye devam ediyordu.
"Savaş konuşsana akşama kadar böyle mi bekleyeceğiz?" diye bağırdı. Normal hayatta bağırana deli, askerde ise bağırmayana deli derlerdi ama Giray'da fazla mı abartıyordu sanki. Sonuçta karşısındaki onun gibi rütbeliydi. "Ulan sende bana bağırmaya iyi alıştın." Giray ellerini yüzüne kapatıp gözlerini ovuşturmaya başladı. Birazda şakağına bastırdıktan sonra konuşması gerektiğini biliyordu. Bu sıralar Savaş'a çok fazla bağırır olmuştu. "Sinirlerim bozuk ondan. Bir de bu görev eklenince işte..."
Görevden kaçma diye bir şey yoktu Giray'ın lugatında. Aksine görev aşkı vardı onun için. Her ne kadar görevi bahane etmek istete de Savaşta biliyordu ki verilecek görevler çocuk oyuncağı değildi. Ve büyük olasılıkla Giray kaybetmekten korkuyordu, görev alıp komutanı olduğu bu timde birisinin şehit olmasından korkuyordu. Aklına Taner gelince içini bir ürperti sardı. Aslında o da o mertebeye erişmek istiyordu. Bedeni ay yıldızlı tabutta binlerce eller arasında taşınmanın bir gururu yaşamak istiyordu. Tabi ona göre güzel olsa da geride bıraktıkları için yeryüzünde ölümdü. "Giray biliyorum neden sinirlenin bozuk olduğunu, neler hissettiğini. Merak etme başarıyla tamamlarız biz aldığımız görevleri. Hem sen demiyor muydun harp okulunda başarıya giden yolda her şey mubahtır diye. Bu görev bizim sadece dosyamıza başarı olarak işlenecek. Bundan emin ol."
"Bilmiyorum Taner'den sonra... Ne bileyim ya."
"Ben İstanbul'a gidiyorum."
"Neden? Oğlum görev almışız yalnız mı bırakacaksın beni timde?" Ayağa kalkıp volta atamaya başladı Savaş. Bekledi biraz Giray'ın kurduğu cümledeki saçmalığı anlamasını. Ama tepki vermeyince konuşmaya başladı. "Kendin diyorsun tim var, benden hariç sekiz kişi var. Astek var onbaşı var çavuş var polisler var."
"Nereden çıktı şimdi İstanbul falan. Görevi tamamlayınca birlikte giderdik." Savaş ellerini hava kaldırdı dua eder gibi. Gören gurbete gidiyor sanacak diye düşündü. "Adama bak ya görende gurbete gidiyorum sanacak. İstanbul'daki evimde önemli bir dosya var onu almam lazım babamın hayrına gitmiyorum albay emretti."
Bu söze karşılık Giray ayağa kalkıp Savaş'ın karşısına geçti. Ellerini beline koyup gözlerini alayla kıstı. "Bak bak bak albayla da konuşurmuş. Benden habersiz ne dosyası bu?" O da aynı arkadaşı gibi yapıp elini beline koydu arada olan birkaç santim yüzünden boynunu kaldırdı. "İstersen Mican yengemin yanına da uğrarım ne dersin söylenecek ya da vermemi istediğin paket falan var mı?" Çok kötü yerden vurmuştu. Şimdide o pis gülümsemesiyle damarına daha çok basıyordu. "Adam gibi konuş patlatırım elimin tersiyle." Savaş daha çok sırıtıp daha çok sinirini bozmaya başladı. Savaş ellerini teslim oluyorum dermişçesine kaldırdı.
"Sakın ol rambo. Sadece şakaydı."
"Ne zaman dönüyorsun?" Savaş masasına ilerleyip dosyaları eline aldı. "Şunları albaya gösterip hava alanına gideceğim bir şey vereceksen Mican'a iletebilirim."
"Nasıl, şimdi mi gidiyorsun?" Tek elini ben ne yaparsın dercesine açtı. "Daha önce haber verseydin ya off bir şeyler alırdım."
"Bana da dün haber verildi. Neyse ben albayın yanına gidiyorum bir şey göndereceksen verebilirim. Ama çabuk ol." Savaş odadan çıkıp albayın yanına gitti. Şimdi bu kadar kısa bir sürede nasıl bir şeyler ayarlayacaktı ki? Savaş onu sihirbaz falan sanıyordu. Odada çaresizce volta atmaya başladı. Bir şeyler göndermesi gerekiyordu ama ne olmalıydı? "Ulan Savaş ulan Savaş bağırılmasını hak ediyorsun sen."
Sonra aklına hediye almaktan daha güzel bir fikir geldi. Boynundan atkısını çıkardı güzelce paketledi eline aldığı not kâğıdı ve kalemle bir şeyler karaladı poşetin içine attı. Belki bu gönderdiğini beğenmezdi ama onun yanında olduğunu gösteren bir şeydi.
Odaya adeta daldı koşturarak askeri kamuflajının montunu aldı ve elindeki dosyaları masaya bıraktı.
"Giray gidiyorum geliyor musun sen?"
"Ne bu acele?"
"Uçak kalkacak geliyorsan hadi."
"Şimdi izin almam lazım kim idare edecek beni?"
"Hadi hadi albay izin verdi. Kapıda taksi bekliyor hadisene dikiliyor hala. Geç kaldım diyorum." Giray'da kamuflajının üstünü masanın üstünden uzanıp aldı gönderecek olduğu poşeti eline alınca hızlı bir şekilde alayın önüne çıktılar onlar için gelmiş olan taksiye bindiler. Savaş'ın gitmesini istemiyordu timde yakın olduğu bu tek o vardı. Tamam, astek Gökalp vardı bazen şakalaşsalar da ondan rütbeliydi ve her ne kadar özlediği o arkadaşlığı askeriyedeki devrelerinde buluyordu. Taksiye bindiklerinden beri hiç konuşmadılar parayı uzun uğraşlar sonucu 'rütbeliyim çakarım ağzının ortasına' diyerekten Giray vermişti.
Hava alanının iç hatlar bölümüne geldiklerinde birbirlerinin kemiklerini kırmak istercesine sarıldılar. Sonra kahkaha atarak ayrıldılar. Giray elindeki poşeti Savaş'ın elinde bulunan sırt çantasına koydu. "Vermeyi unutma adresi biliyorsun zaten. Çabuk dön kime bağıracağım ben?" diyerek şakalaştılar. Savaş asker selamı verip konuşmaya başladı. "Görüşmek üzere komutanım."
Gülümsediler birbirlerine. Onun dostluğu Mican ve Sümeyra'nın dostluğu gibiydi. Biri olmadan diğeri alayın canını okuyabilecek şekildeydi. Aynı Mican'ın olmadığında Sümeyra'nın hastaneyi birbirine kattığı gibi.
Savaş çantasını uçağın üstünde bulunan dolaplara yerleştirdi her ne kadar kamuflajla seyahat etmek istemiyor olsa da buna mecburdu üstünü değiştirecek zaman bulmayı es geç albay izin vermemişti. Altı üstü üstünü değiştirecekti ne olurdu sanki. Koltuğa oturdu ve ona göre uzun gelen yolculuğun bitmesini beklemeye başladı. Yanına gelen adam Savaş'a ters ters bakınca o da 'sen ne ayaksın oğlum' dercesine baktı. Adam hiçbir şey demeden yerine kuruldu. Sorun kamuflajı değiştirmemiş olmasıydı ve insanlar ona ters ters bakıyordu. Ülkenin her yerinde polis ve asker vardı hepsine böyle bakıyor olamazlardı.
Eziyet gibi geçen yolculuktan sonra neredeyse yere indiğinde toprağı öpecekti. Nefret ediyordu bu gibi şeylerden. Araba varken uçak niye diye düşünüyordu. Önce kendi evine gidip önemli olan belgeleri aldı. Daha sonra biraz daha yürüyünce Giray'ın söylediği apartmanı gördü. Karanlık caddede sadece onun ayak sesleri yankılanıyordu.
Hızlı adımlarla kapıya ilerleyip zile bastı. Aldığı görevi zamanında yerine getirmeliydi çok sevdiği komutanı ona kızmasın. Çalan zille kim olduğunu dahi sormadan kapıyı açtı evde Arslan yoktu o gelmiş olmalı diye düşündü Mican. Hızlıca asansöre bindi ve çıkacağı katın düğmesine bastı. Asansör kapısı açıldığında hızlıca kapının önüne gelip zile bastı. Evin içinden kapıya doğru gelen bir ses duydu.
"Arslan senin anahtarın yok mu neden zile basıyorsun?" deyip kapıyı açtı Mican. Gördüğü kişiyle gözleri yerinden fırlayacaktı bir an için. Şaşkınlıktan kurtulup konuşmaya başladı. "Savaş? Ne işin var burada." Dedi gülümseyerek. "Gideyim ben o zaman." Dedi başparmağını dışarı göstererek. Daha fazla konuşmasına haber vermeden sarıldı Savaş'ın boynuna. O kadar fazla sıkıyordu ki bir an için Giray'la sarılıyorum sanmıştı. Güç bela konuştu. "Y...Yenge boğuluyorum." Bu sözün üzerine hemen Savaş'ın boynundan ayrılıp savaşmaya hazır aslan moduna girdi Mican. Elini aynı Giray gibi ters çevirip konuşmaya başladı.
"Adam gibi konuş patlatırım elimin tersiyle." Bu söz üstüne kahkaha atmaya başlayınca Mican 'sen deli misin bakışı' atmaya başladı. Kahkahasını güç bela bastırıp konuştu. "Bu sözü bugün ikinci duyuşumda ondan yani senle alakası yok."
"Arslan kapatsanıza şu kapıyı dondum burada. Ya bir şu notları tekrar ettirmiyorsunuz varya illa ben kapatacağım değil mi?" diyerek kapının önüne geldi Sümeyra. Kapıdaki askeri görünce gözleri yerinden fırlayacaktı Mican gibi. Tersliktir ki Arslan'dan çekinmiyordu ama şu an üstünde siyah bisiklet yakalı atlet, siyah eşofman ve siyah pofuduk bir terlik giyiyordu. Tam anlamıyla siyahtı saçları hariç. Saçları ben buradayım dercesine açık kumraldı ve siyahlıklar arasındaki görüntüyü az da olsa kaybettiriyordu. Gevşek bağlanmış ev topuzunu görünce yine kahkaha atmak istedi Savaş.
Mican araya girip kapıda dikilen askeri içeri alması gerektiğini hatırladı.
"Savaş pardon ya kapıda kaldın hadi gir içeri." Deyip sırtından dürtüklemeye başladı. Salona geçince tanıştırmaya başladı. "Savaş bu ev arkadaşım Sümeyra." deyip arkadaşını gösterdi. "Sümeyra Giray'ın arkadaşı Savaş."
"Biz zaten birbirimizi tanıyoruz değil mi çirkin ördek yavrusu?" Sümeyra beklenilmeyen bir şey yaptı gülümseyerek konuşmaya başladı. "Kendisi görünmezlik iksiri istiyordu oralardan tanıyorum işte." Mican gözlerini yine fal taşı gibi açtı ve işaret parmağını Savaş'a doğrulttu.
"Bu o mu?" Bu sözü üstüne Sümeyra ters ters bakmaya başladı. Evet, çok güzel sakladın canım arkadaşım o kadar güzel sakladın ki anlamadı bile. "Baksana İstanbul' da bile hayranlarım varmış."
"Hayranlıktan ziyade yaptığın hayvanlığı anlatmıştım." Dedi yaptığı kafiyeye gülümseyerek. Savaş lafı bir güzel yiyip oturmak zorunda kalmıştı. "Sana bir şeyler getiriyorum açsındır. Sümeyra sen de montunu al Savaş'ın." Sümeyra arkadaşına ters ters baktı. Bu senle görüşeceğiz bakışıydı. Mican mutfağa gidip yapabileceği en kolay ama doyurucu olacak bir şeyler yapmaya başladı. "Yenge ben şimdi eve gidecektim ya niye zahmet ediyorsun?"
"Bak yenge deyip durma patlatırım bir tane ayrıca bugün buradasın hiçbir yere gitmiyorsun." Diye bağırdı mutfaktan Mican. Bu sırada Sümeyra Savaş'ın askeri kamuflaj montunu almış portmantoya asmıştı. Notlarının başına giderek masaya oturdu ona bakıldığından habersiz. Şu anki dikkatini hiçbir şey etkileyemezdi yarın önemli bir ameliyat vardı ve onunla ilgili araştırmalar yapmış nerelerden artı puanlan alabilirim diye çalışıyordu. Elindeki kurşun kalemle saçlarını karıştırdı.
"Görünmezlik iksiri mi hazırlıyorsun?"
"Evet, sarı saçlı yeşil gözlü birinin üstüne dökeceğim ki görünmez olsun da rahat notlarımı tekrar edeyim."
"O sarı saçlı yeşil gözlü ben oluyorum galiba."
"Yoo neden sen olasın ki dünya üzerinde bir sürü Savaş var."
"Savaşlar büyük ses getirmiştir unutma."
"Sen ismin kadar ses getirememişsin Savaş Teğmenim." Yine susmak zorunda kalmıştı. Çok kötü köşeye sıkıştırıyordu. "Yardım edebileceğim bir şey mi?"
"Fallot tetralojisi* olan bir hastamız var yarın ameliyat yapacağız sence hangi ilaçlar işe yarar?" diye sordu. Neymiş yardım edecekmiş. Savaş ellerini pes edermişçesine hava kaldırdı. "Susuyorum."
"Bence de." Savaş bu sırada sırt çantasını karıştırmaya başladı. Sümeyra gelen sesle dikkati yerle bir olmuştu. Ona bakmaya başladı. Çantasından bir poşet çıkartıp sehpaya koydu bu sırada bakışları yakalamıştı. İşte yakaladım diye düşündü. "Ne o kamuflaj giyenlere hasta olan tiplerden misin?" Sümeyra pençelerini çıkarmıştı. "Ne hasta olacağım be? Dikkatimi dağıtıyorsun hepsi bu."
"Karizmadan olmasın o dikkat dağınıklığı." Diyerek kendini gösterdi. "Sesten o sesten."
"Eminim ki öyledir." Diyerek kafasını salladı Savaş. Bu sırada elinde tabakla Mican geldi. Savaş'ın eline tutuşturdu. "Yenge cidden aç değilim."
"Bak bana bir daha yenge dersen..." deyip elini yumruk yaptı. "Tamam susuyorum. Bu arada Giray sana bir şey yolladı poşette duruyor." Mican hiçbir şey söylemeden poşeti alıp mutfağa gitti. Yavaş hareketle paketlenmiş şeyi açmaya koyuldu. İçinden öne bir not kağıdı yere düştü eğilip hemen aldı ve okumaya başladı.
"Boynumdan çıkarıp gönderdiğim atkım. Belki kokum sinmiştir onunla hasret gider onu boynundan çıkarma. Senin yokluğunu çekiyorum. Kendimi gurbete gitmiş askerlik yapıyor gibi hissediyorum. Görevim biter bitmez yanındayım. Seni seviyorum."
Narin hareketlerle paketteki atkıyı çıkarttı, siyahtı. Belki de onun rengiydi diye düşündü. Sonra hayır onun rengi siyah olamaz siyah karanlığın rengidir onun rengi yeşil benimkisi ise beyaz diye düşündü.
"Bizim rengimiz Yeşil Beyaz" dedi. Atkıyı alıp kokladı tamda Giray'ın düşündüğü gibiydi. O kokuyordu Giray kokuyordu. Yeşil ve Beyaz kokuyordu. Aşk kokuyordu. Savaş zorla da olsa Micanlar da kalmayı kabul etmişti. Aslında çok dil dökmüştü ama kazanan belliydi, çok çekecek gibi duruyor benim kardeşim diye düşündü.
Arslan eve gelmemişti o gün onun yatağı boş olduğundan orada kalıyordu. Arslan'ın eşofmanları tişörtü derken resmen Arslan olmuştu Savaş. Şimdi karnına kadar çekmiş olduğu yorganla elini başının altına koyup tavanı izlemekle meşguldü. Ne düşündüğünü ya da neden düşündüğünü bilmiyordu. Sadece düşünüyordu, amaçsızca.
Susadığını fark edince yavaşça yataktan çıktı. Evde iki kız vardı ve beni unutup delice çığlık atıp evde hırsız var diye bağırabilirler diye düşünüp sessizce hareket ediyordu. Kapıyı sessizce açıp mutfağa doğru gitti. Işığı açmadan tezgâhta sürahiyi aramaya başladı ama bunun sonucunda biri ona çarpmıştı. Çarpan kişiyi görünce çığlık atmaya hazır olduğunu görüp elini ağzına kapatıp susturdu.
"Şşşş sakin ol benim Savaş." Savaş'ın elini çekip bağıracaktı ama Mican'ın uyuduğunu hatırlayınca sessizce bağırmaya başladı, fısıltıyla. "Ya sen delirdin mi gece gece kalkıyorsun hadi kalktın ışığı aç."
"Bana diyene bak sende ışığı açmadın."
"Benim huyum bu ne yapacaksın."
"Bende siz uyanırsınız diye ışığı açmadım biliyordum böyle olacağını." Sümeyra ellerini 'tabi tabi' dercesine salladı. "Ayrıca ben ışığı açsam da Mican etkilenmez biliyor benim her gece zor uyuduğumu. Nereden bileyim senin uyurgezer gibi dolaştığını." Savaş masaya oturup başını ellerinin arasına aldı. Sebepsizce içini bir sıkıntı sarmıştı. "Sen de mi uyuyamadın?" Savaş cevap vermek yerine yorgunca başını salladı. Neden böyle içi sıkıldığını o da bilmiyordu sanki kötü bir şey olacakmış gibi. "Süt ısıtmamı ister misin? Bende uyuyamıyorum hem rahatlamış olursun."
"Pençelerini çıkarıp bana savurmazsan olur tabi." Gülümseyerek dolabı açtı cezvede iki kupaya yetecek kadar süt döktü ve ısıtmaya başladı. Bu sırada Savaş da onu izliyordu istemsizce. İkisi de baştan aşağı siyahtı ikizimde siyahız diye düşündü. Isıttığı sütü kupalara boşaltıp bir tanesini Savaş'ın önüne bıraktı. Karşısına geçip oturdu.
"Anlatmak ister misin?" Kupayı yavaşça eline alıp bir yudum aldı Savaş.
"Neyi?"
"Seni bu kadar çok düşündüren şeyi, uyumana engel olan şeyi."
"Benimkisi belli işte aldığımız görev. Peki, seni uyutmayan ne?" Elinde tuttuğu kupayı masaya bıraktı ve sorunun cevabını düşünmeye başladı. Her zaman uyuyamazdı belki de uyurdu ama Emir polis olduktan sonra uykusuzluğa alışmıştı. Her an bir şey olacak diye kaç gece uykusuz kalmıştı. Hala daha uyuyamadığı günler oluyordu. "Galiba Emir'den dolayı. Kardeşim sizin timde. O polis olduğundan beri uyuyamıyorum seçtiği birim o kadar zor ki. Her seferinde ikna etmeye çalıştıkça o daha çok bağlanıyordu. Ona bir şey olacak korkusuyla bazı geceler hiç uyuyamadığımı bilirim. Hoş hala daha oluyor. Mican'da benim bu halimi görünce süt seni rahatlatır demişti ondan dolayı."
"Emir Saygın senin kardeşin mi?" Sümeyra hüzünle başını salladı. Biraz daha az başarılı olsaydın keşke. Sen olmazsan ben ne yapacağım Emir diye düşündü. Onu vazgeçirmeliydi o birimden daha fazla başının etini yemeliydi. Ama sonuç koca bir sıfırdı.
"Oldukça başarılı bir polismiş dosyasını incelerken okumuştum. Onun gibilerin asla yılmayacağını, vazgeçmeyeceğini bilmen lazımdı."
"Senin de oldukça başarılı olduğunu duydum. Orduda yılmayan bir güce sahipmişsin." Dedi gülümseyerek. Savaş kaşlarını çattı dosyasında yazan şeyi harfi harfine doğru söylemişti ama nereden biliyordu ki?
"Sen nereden biliyorsun benim dosyamda yazan şeyleri." Başını havaya kaldırıp konuşmaya başladı. "Kuşlar haber getirdi."
"Albayın postası size iletti değil mi? Ulan... ulan yandın sen."
"Hey çocuğun suçu yok başka kaynaktan. Neyse ben uyumaya gidiyorum iyi geceler." Sümeyra kupayı bulaşık makinesine koyup mutfaktan çıkıyordu ki Savaş'ın sesi onu durdurdu.
"Sümeyra."
"Efendim?"
"Emir sağa salim yanına dönecek merak etme." İçten bir şekilde gülümsedi kız. Kaderi sen mi yazıyorsun dercesine.
"İyi geceler Sümeyra."
"Sana da."
* Fallot tetralojisi: Çocuklarda 2-14 yaş arası olan bir kalp hastalığı.