Alevlerin Arasında

1909 Kelimeler
Darga'daki malikaneye ulaştığımızda bu sefer bizi kapının önünde karşılayan küçük bir ordu yoktu. Bu kez de geleceğimize dair haber verdiklerini düşünüyordum. İmkânsız gibi görünen uzlaşmaya varmalarının en büyük sebebi de tamamıyla bendim. Onlar için ortak bir problem. Gerçek duygularımı saklamaya gerek görmeden bir kez daha bu kapının önündeydim ve Arel, usulca küçük siyah zile dokundu. Yarım dakika kadar sonra kapıyı açan Efser, yüzünde gittikçe azalan gülümsemeyle başka birini beklediğini belirtir gibiydi. Bol pantolonu ve vücudunu saran siyah simli kazağıyla gündelik halinde bile özgün modasını yansıttığı anlaşılıyordu. "Sizin ne işiniz var burada?" Kapının arkasına doğru bakmaya çalışan Arel, "Ev sahibini çağır da gerçek bir yetkiliyle konuşalım," dedi. "O evde değil! Ayrıca daha ne kadar bela olmak istiyorsunuz, bizi rahat bırakın!" dedikten sonra kapıyı kapatmaya yeltenirken Arel botlarının ucunu sertçe öne iterek onu durdurdu. "Ne yaptığını sanıyorsun, yüzlerce dolar değerindeki bir kapıyı kıracaktın!" "Bizi içeriye davet etmek zorunda değilsin, Efser. Alexander'ı çağırman yeterli, onun evde olduğunu biliyoruz." Sakin bir sesle konuşan Delfin, dişlerini sıkmamaya çalışıyordu. Duydukları üzerine öfkeli bakışlarını bana doğru kaldıran Efser, sırtımdaki çantayı fark etti. "Hey, şimdi de kendi sorununuzu bize bulaştırmaya mı çalışıyorsunuz? Onu bir besleme gibi buraya atıp gidemezsiniz!" Cümlesini kurmasının ardından yumruklarımı sıkmıştım ki geriye doğru sendelediğinde arkasından onu çeken Alexander'ı gördüm. Efser'in öfkeli gözleri küçük bir kız çocuğunun haline bürününce, üzerindeki tesirinin oldukça büyük olduğu anlaşılıyordu. Uzun saçlarını kulağının arkasına titreyen elleriyle sıkıştırdı. "Alexander, ben..." "Evet sen, şimdi mutfağa gidip içecek servislerini hazırlıyorsun. Misafirlerimize yeterince mahcup olduk," derken mavi gözleri saldırıya geçmek üzere olan bir kaplan gibi parlıyordu. Efser daha fazla üstelemeyip hışımla içeriye doğru yol aldıktan sonra Alexander da geçmemiz için kapıyı sonuna kadar açtı. Gergin gülümsemesini hoş geldiniz benzeri kelimelerin yerine kullanırken eşikten keyifsiz adımlarla girdik. Salondaki orta sehpanın kahve çeşitleriyle dolması fazla zaman almadı. Sevgilisinin yokluğunda sesi çıkmayan Efser, sadece ev sahibinin varlığından güç alabilir gibiydi. Fakat davet esnasında yaşananlardan dolayı aralarındaki soğukluk sezilebiliyordu. "Sizi tekrardan görmek harika," diyen Alexander, cümlesinin sonunu bana bakarak tamamlamıştı. "Umarım bu sefer de erken gitmeyeceksiniz." "Yarın gece yola çıkacağız," diyerek söze atıldı Delfin. "Rotan'da olduğumuz süre boyunca Vera'yı sana emanet etmemizin doğru olabileceğine karar verdik. Burayı onun için daha korunaklı bir yer haline getireceğini düşünüyoruz. Buna sebep olabilir, demek istediğim daha çok korunmaya."  Ona kazadan bahsetmeme kararı almışlardı. "Elimden gelen her şeyi yaparım, tüm tehlikelere karşı önlem alırım." Savaşçı ve mühürlü çehresi yerine gelmiş gibi görünüyordu. "Üstelik biliyorsunuz, bu doğru olandı. Orada daha fazla korkup dışlanacaktı ve bunu yapanlar asla alışamayacağı kişiler olacaktı. Dünyanın gerçek karanlığından bahsetmişsinizdir elbet, bizzat yaşaması çok daha kötü bir deneyim olurdu Vera için." "Başka çaremiz olmadığı için geldiğimizi söyleyerek, çetin hislerle şişirdiğin balonu patlatmak zorundayım." Arel, tam karşısındaki koltuğun köşesinden Alexander'ın gözlerinin içine bakarak konuşmuştu. "Sare sürekli bir yerlere gitmek mecburiyetinde olmasaydı buraya asla gelmeyeceğimizi bilmek zorunda kalacağın için de üzgünüm. Sana ilk gelişim mecbur oluşumdandı ve işimiz bu kadarıyla bitmediği için daha çok üzgünüm." Sanki aynı yakada yer almamışlar gibi sarsıcı konuşmasını bölmeye kimse cüret edemiyordu. "Uzun yıllardır ne yaptığın hakkında en ufak bir fikrimiz yokken, hatta bunu zerre merak etmezken karşına dikilip yardım istememiz bizim çaresizliğimizdi. Davamıza kucak açmanın seni kudretli biri yapacağına inanıyorsan yanılıyorsun. Sana asla tam anlamıyla güvenmeyeceğim ve sen de bu işin altından kalkamayacağını düşünüyorsan bunu hemen söyle. Savaş ortasında Vera'yı düşünerek zaman kaybedemeyiz." "Her defasında seni yozlaştıran savaşın içindeyken kendi canını düşünmekten vazgeçip Vera için endişelenme ihtimali mi? Bu olasılığın cehennemin binlerce kat dibinde olduğunu biliyoruz, sen aksini söylemedikçe tabii."  Cevap verebilecek, onun hakkından gelebilecek tek kişiymiş gibi olan Alexander'ın sözleri, gözlerinden akıttığı ölümcül bakışları tamamlar nitelikteydi. "Benim dar kafalı olduğumu mu ima ediyorsun? Bileklerindeki görünmez kelepçelerle seninle aynı tarafta olmaktansa, cehennemin köküne inip o ihtimali ellerimle çıkarırım."  Adamın üzerine yürüyecek gibi ayağa kalktıysa da odanın en uzak köşesine gitti, sırtını duvara yasladı. Konuşmanın içinde ismimin geçmesi sadece birkaç saniyelik endişeden ibaret kalmıştı benim için. Bu noktada en sağlıklı tepki ellerimle kulaklarımı kapattığımı düşünmekti. Ortalıkta yeterince düşman vardı. Herkes birilerinden belli bir ölçüde zaten nefret ediyordu. Silah olarak kullanılan sözler yerini sessizliğe bıraksa da havada asılı kalan suçlama buharları evin her köşesine dağılmış gibi gergin bir etki oluşturmaya devam ediyordu. Arel'in söylemek istediği, ev sahibinin onlarla ilgilenmeye ve beni kabul etmeye mecbur olmadığıydı. Hiçbir zaman anlaşamadığı için onunla yine aynı ortamda bulunması, içindeki kini kusmasına sebep olmuştu. Karşısında gelen tepkilerin sertliğini hiçbiri tahmin etmese de bunun haklı bir savunma olduğunun bilincindeydiler. Bence en büyük yanılgıları Alexander'ı sadece dışlanmış olarak değerlendirmek, benliğinin derinlerindeki mühürlenmiş gerçeğini göz ardı etmekti. Kılıçla dövüşmelerinin birbirlerini daha az yaralayacağını düşünürken diğerleri gibi oturduğum koltuğa sinmekten başka bir şey yapmaya cesaret edememiştim. Arel'den beklediğim tepki  öfkeli bir gülümsemeyle bakması ve Alexander'a ilk kez haklı olduğunu söyleyip uzlaşmaya varmasıydı. Benden daha fazla nefret ettiği birinin olması ihtimali gülünç ama gerçekti. Elimdeki filtre kahveyi yudumlayıp, sert aromasını hissederek kendime gelmeye çalışıyordum. Arel'in hakkımda ne düşündüğüne daha az kafa yormamı sağlıyordu. "Her şeye rağmen, yani hâlâ kararlıysan Vera burada kalacak," dedi Delfin. "Sana bunun ortak fikir olduğunu söyledim, Arel her ne kadar farklı şekillerde dile getirmeyi tercih etse de. Bilmen gereken diğer bir nokta, eğer Vera gerçekten onunla kalmak isteseydi Sare planlarını erteleyebileceğini söylemişti. Fakat engellememek adına olsa gerek, burada olmayı tercih etti." Karanlığa yakın sırrımı bilen adam yılgın bir şekilde gülümsedi. "Tartışmalarım sadece kişiye yöneliktir. Ortada yanan ateşten ona sıçratmayı değil, siper olmayı tercih ederim. Tabii ki de evimde kalması konusunda fikrimi değiştirmeyeceğim." İçtiğim kahve bir anda boğazımın yanmasına sebep olmuştu. Sehpadaki sürahinin boşalmış olmasını dile getirmem de Efser'i yerinden kaldırmam ve sinsi bakışlarına maruz kalmam demekti. Bu sebeple usulca ayağa kalktığımda cam sürahiyi ellerimin arasına aldım. "Mutfaktan bir şey isteyen var mı?" dedikten sonra da yeterince ılımlı olduğumu düşünüp bu seviyeyi de atladığıma inandım. Alexander, "Buna gerek yok sadece söylemen yeterli Efser getirebilir," diyerek kıza olan kızgınlığının geçmediğini belirtti. "Ah, lavaboya da gitmem gerek. Nerede olduğunu söylerseniz tabii." Aslında böyle bir ihtiyacım yoktu fakat diğer türlü Alexander bunu Efser'in yapması gerektiğini üsteleyecek, durdurmaya çalıştığım atakların içten içe tekrardan filizlenmesine sebep olacaktı. Yine de yüzüme biraz su çarpmamın da beni rahatlatabileceğini düşünüyordum. "Birkaç gün sonra bu koca malikaneye alışacaksın. Koridorun sonunda, solda." Soğuk bir sessizlikle yanından geçip giderken hiçbirine bakmamaya çalıştım. Burada kalacak olmam başıma gelen sislerden beni uzak tutacak mıydı, en ufak fikrim yoktu. Suyun dolmasını beklerken hayatımın akışını da kalbimde hissettim. Bir süre mühürlülerle yaşamamın pahalıya mal olmamasını umut ediyordum. Efser asla uyumlu olmayacak gibiydi, gözlerini üzerinden nadiren çektiği bir oyuncağa bakıyordu sanki bana bakarken. Gerektiği durumlarda cevabını vermekten çekinmeyeceğimi kendime telkin edip, olası tartışmalarımızı düşünürken taşmaya başlayan suyu fark ettim. Halbuki yarısına kadar doldurmak isterken düşlerime kapılıp küçük bir taşkına sebep olmuştum. Havlu peçetelerle dışını kurulayıp hiçbir işi beceremediğimi düşünürken içimden ağlamak geliyordu. "Ne annemi bulmayı, ne olduğum yerde kalabilmeyi, ne beladan uzak durabilmeyi," diye sıkıntıyla söylendim. "Ne de bir suyu doldurabilmeyi, Vera Kuntay." İsmimi gerçekte olduğu gibi hitap eden, sinir sistemimi karmaşık hale getiren bu tonu tanıyordum. Korkuyla arkamı dönerken elimdeki ıslanmış peçeteler yere düştü. "Yine aynısını yapıyorsun, anlaşılan tarzın bu!" Yere eğilip ıslak parçaları toplarken Arel'in adımlarının nasıl bu kadar sessiz olabildiğini düşündüm. "Ayrıca Alexander'a olan kızgınlığınla kendin baş et, beni bir düello malzemesi olarak kullanma." Kapıya yaslanan Arel, söyleyecekleri bitmeden buradan çıkmayacağını belirtir gibi kollarını birleştirdi. "O da aynısı yaparken sen sadece beni suçluyorsun. Gerçekten burada kalmak zorunda olmadığını belirten bir konuşmaydı ve tarzım konusunda sizden fikir almamı beklemeniz beni her defasında hayal kırıklığına uğratıyor." "Kararımın kesin olduğunu biliyorsun ama bunu anlamamakta da ısrarcısın, işte bu nedense beni hayal kırıklığına uğratmıyor." Onunla karşılıklı dalaşmanın bu kadar rahatlatıcı bir etkisi olduğunu tahmin etmezdim. "Duyduğun birkaç farklı cümleyle izin veriyorsun, Alexander'ın süslü kelimelerine kapılıyorsun sadece. Hüküm vermen için gerçekten yeterli mi bunlar?" "Senin bana verdiğin kesin hükümler kadar olmasa da evet. Bazen birkaç iyi söze bile bu kadar ihtiyaç duyabiliyor insan." İlk karşılaşmamızda beni bir bela olarak nitelendirmiş ve şimdiye kadar da bunu ima etmeye devam etmişti. Kulaklarımdan silemediğim kırıcı tartışmalar mevcuttu. Yılgın bir ses tonuyla konuşan Arel, "Kavga etmeye gelmedim," dedi. "Seni fikrinden döndürmeye hiç değil. Ama sorumluluğu ona verirsek geri dönülemez bir adım atmış oluruz. Biz gelene kadar başka yolun olmaz." Peçeteleri çöp kovasına attıktan sonra kararlı bir şekilde önünde durdum. "Geri dönmek isteyen kim? Yalancı merakını da al ve git." Yenilmeye alışık olmadığı belli olan adam kızgınlıkla dudaklarını kemirdiğinde bu hali beni daha çok keyiflendirse de soğuk duruşumu korudum.  "Yalancı kelimesini değil de merakı anlamadım. Sana karşı besleyeceğim en son duygu bu." Tembel öğrencisine laf anlatamayan bir öğretmen gibi kafamı iki yana salladım. "Yine karıştırıyorsun Arel, yine." "Sen neyden bahsediyorsun?" Beyhude bir şekilde alnının kırışmasına engel olmamıştı. "Bana karşı besleyeceğin en son duygu merak değil, sevgi." Ardından sürahinin yarısını büyük bir gürültüyle lavaboya boşaltıp yüzüne bile bakmadan, mutfak kapısına doğru önümü kesemeyeceği bir hızda yürüdüm. "İyiye dair her şey, aynı zamanda bana hissedebileceğin en son duygudur," diye söylenirken salonun güçlü ışığına kavuşmuştum. Geldiğimi gördükleri için ayağa kalkmaları, veda zamanının geldiğinin bir göstergesiydi. Ellerimdeki suyu titretecek kadar buruk bir şekilde konuştum. "Nasıl yani, hemen mi gidiyorsunuz?" "Yarın uzun bir yolculuğumuz olacak. Çıkış zamanımız konusundaki fikrimizi değiştirdik, sabah erken yola çıkmaya karar verdik. O yüzden bu gece dinlenmemiz gerekiyor," dedi Noyan. Aslında o da böyle veda etmek istemiyordu. "Noyan haklı, bu yüzden artık gitmemiz gerekiyor."  Burnumun içinde yakıcı bir sızlama olmasına sebebiyet veren vedalardan hoşlanmasam da Delfin'i başımı sallayarak onayladım. Elimdeki fazlalığı büyük bir dikkatle masaya bırakırken içimden çocuk gibi ağlamamam gerektiğini söylüyordum.  "Pekâlâ, önemli olan da bu. Her şey çabucak bitsin ve dönün." Ağır adımlarla yanlarına yürüdüğümde kollarını açan Noyan'a sıkıca sarıldım. "Arkadaşım olduğun için teşekkür ederim." Bir sürenin ardından, daha fazla böyle kalmamız mümkün olmadığı için uzaklaşan Noyan, ışığın altında daha açık görünen birkaç saç tutamımı gözlerimin önünden çekerek, "Bu asla değişmeyecek," dedi. Bu sefer de Delfin'in yasemin kokusuna kavuşunca gözlerimi sımsıkı kapadım. Bana yaptığı tüm iyilikleri, otoritesini, güçlü karakterini, gerektiği zamanlarda zımpara gibi kullandığı kelimelerini anımsayarak, her zaman örnek almak isteyebileceğim bir model olacağını düşündüm. Birbirimizden ayrılıp, yüzlerimiz yakın biçimde yaptığımız buruk gülümsememiz birçok konuşmadan daha tesirliydi. Alexander'ın eşliğinde hepimiz beraber kapının olduğu geniş açıklığa ulaşınca, Arel'in de burada beklediğini gördük. Veda edilmeyen son kişi ve aynı zamanda bunu istemeyen tek kişi gibi duruyordu. Geldiğimizi fark edince hüzünlü bir tiyatro sahnesine şahit olmuş gibi dudaklarını büzdü. Tek kelime etmeden kapıyı açıp dışarıya çıktı fakat ilerlemedi. Girişte durdu ve ayrılık içeren bölümün bitmesini bekledi. "Delfin ve ben, Vera ile vedalaştık," dedi Noyan. Her ne kadar, sıra sende diyerek devam etmese de açıklamasına. Şimdi herkes ne olacağını merak eder halde ikimizin tepkisini bekliyorlardı. Eğer buna müsaade etse ona sarılabileceğimi isteyip istemediğini düşündüm. Noyan ile zor ayrılmam, Delfin ile boğazımın düğümlenmesi bir yana acaba Arel ile sonsuza dek vedalaşsam ne hissedeceğimi merak ediyordum. Kurtulmayı en çok istediğim, bana Vera demesine bile tahammül edemediğim, kılıcının her zaman saplanmaya hazır olduğunu gösteren adama sarıldığımda ne hissedebilirdi ki? Her şeye rağmen şu anda ağzını açmamış olsa bile, belki benden bir adım bekliyor olabilir miydi? "Biz mutfakta karşılaşmıştık orada da vedalaştık," demekle yetindi. Hiçbir zaman dostane bir sarılma beklemediğimden başımı hafifçe sallayıp onun söylediğini doğruladım. Kısacık bir an göz göze gelmeye cesaret ettikten sonra tek dışlananın mührü alınanlar olmadığını ve bu ayrımcılığı da her zaman Arel'in de hak ettiğini düşündüğümde arkasını döndü ve arabaya doğru ağır ağır yürüdü. Yol gösterici adımları takip etmeleri gerektiğini bilerek, ellerimi sıkı sıkı tutuklarında bir kez daha güçlükle ayrıldık. Araç yoluna ulaşınca arkalarına bakıp, evin çatısından parlayan lamba sayesinde yarım gülüşlerini belli edebildiler. Kapıların sesleri, ardını görmeme izin vermeyecek kadar siyah olan camların kapalı oluşu, her şeyin şu dakikadan itibaren bittiğini gösteriyordu. Tekerlekler kalbimi ezip geçer gibi ses çıkarırken, kapının usulca örtüldüğünü fark ettim. Onları izleme sürem dolmuştu ve bunu uzatamazdım. Ev sahibinin kurallarına uymak zorunda olduğumu biliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE