18'- Hayallere

3411 Kelimeler
Okula gitmek için hazırdı. Bir iki bir şey için mutfağa gidiyordu ancak Hilal'in sesini duyunca kapının yanında durdu. Bu sırada elinde ıslak mendil vardı, elinde ki mürekkebi siliyordu. "Maral burada bile siftah yaptılar. Gece banyoya girerlerken gördüm, ikisini aynı anda hemde." Dudağını ısırarak mutfağa girdiğinde gözü ellerindeydi ama Hilal'in panik olduğunu düşürdüğü telefondan anladı. Ekranı üstteydi ve Maral yazısını görmüştü. "Al" dedi mırıldanarak. Hilal yerden telefonu alıp kapattı. Sevda hâlâ elini silerken kızın yüzüne baktı. "Sen benim özelimi dışarıya mı anlatıyorsun?" diye sordu sakin sesiyle. "Ben -" "Sen?" "Şey, be-ben." "Sende bu evde yaşıyorsun Hilal, bu evde olan her şey senin de özelin sayılır. Kaldı ki böyle mahrem bir konuyu nasıl bu kadar normal bir şeymiş gibi konuşursun? Benim mahremiyetimi nasıl başkasına anlatırsın?" Bu durum Sevda'nın hoş karşılayabileceği bir şey değildi, kaldı ki anlamazda bir başkasının dedikodusunu yapmaktan. Hilal kızarmış, oldukça da utanmıştı yakalandığı için. " Bir şey mi oldu hanımım? "diyerek yanına geldi Aslı. " Aslı, Gökmen'in mürekkebini döktüm masaya, sen siler misin? " " Tabi. " " Bir de bundan sonra Hilal kesinlikle akşamları üst kata çıkmasın, benim odama günün hiçbir saatinde asla girmesin tamam mı? " " Tamam "dedi anlamayarak. " Kendi odamı kendim temizlerim ama ben yokken sadece sen. " " Tabi tabi anladım. " Sevda üzülmüş bir şekilde mutfaktan çıkarken Aslı, Hilal'in koluna vurdu." Ne yaptın salak?" "Maral aradı." "Sende laf mı taşıdın. Oh oldu sana, dua et de Fatma Hanım'a söylemesin yoksa kendini kapıda bulursun. Geri zekalı." Çantasını alarak evden çıktı Sevda. Kocasının yanına oturmak için Kamil'in açtığı kapıdan bindi. "Teşekkür ederim Kamil." "Ne demek hanımım." Kapı kapanınca karısının bozulan yüzüne dikkatle baktı Gökmen. "Ne oldu canım?" "Hiç, yok bir şey." Üstelemedi. Nasılsa söylemek istediğini söylüyordu karısı. Yola çıktılar. Maral'a gıcık olduğu andan beri ilk defa olan bu şey canını sıktı. Bir insan neden evinde olan şeyleri dışarıya anlatır ki? Hiç hoş değildi üstelik. "Bugün odamızı değiştirsek mi acaba?" diye sordu sıkılarak. "Bugün mü? Ne acelesi var yavrum ya." "Öyle istiyorum." "Peki tamam, dönünce hallederiz." "Sağ ol canım" deyip önüne döndü ama Gökmen ilk defa yakın bir hitap kullandığı için mutlu olmuştu. Banyosu olan odada olurlarsa bir kaza yaşanmazdı, böylece odada ne yaptıklarını kimse bilmezdi. Gerçi olan olmuştu ama. Okulun önünde park edip indiler. Gökmen yine karısının elini tuttu, böyle girdiler bahçeye. Güvenlik Gökmen'i görünce hemen açtı kapıyı. Binaya doğru giderken zil çaldı. Çocuklar birden sınıflardan bahçeye çıkarken aralarında geçiyorlardı. Bir kat çıkıp müdürün odasına doğru yürüdüler. Gökmen kapıyı vurup kapıyı açtığında müdür ayağa kalktı. "Oo Gökmen Bey, hoş geldiniz." İçeriye girip el sıkıştı adamla, Sevda başıyla selam verdi sadece. Masanın önünde ki koltuklara oturduklarında müdür Özcan'ın öğretmenini aradı. "Ne içersiniz?" "Bir şey almayalım." Özcan'ın öğretmeni olan kadın geldi sonra odaya. Dün okulda arama olduğunu, Özcan'ın çantasından sigara paketi çıktığını söylemişti. Üstelik paketi de sehpanın üstüne koymuştu. "Çantasından çıktı diye benim oğlumun mu oldu yani?" diye söyledi Gökmen her zaman ki sert tonuyla. "Çocuklar inkar edip yalan söyleyebilir." "Özcan yalan söylemez" dedi Sevda. "Tamam soğuktur, genelde öfkelidir de ama yalan söyleyecek kadar çaresiz değildir." Gökmen - "Siz farkında mısınız okulda Özcan veya başka bir çocuk sigara içiyor. Bu çocuklar kaç yaşında da okula cebinde sigarayla geliyorlar. Varsa oğlumun bir hatası onu biz hallederiz ama sizler okulda sigara içen çocuğu arayıp bulmak yerine çantasından çıktı diye Özcan'ı itham ediyorsunuz" diye otoritesini konuşturduğunda öğretmen ve müdür kalakaldı. "Ve çok geç olmadan o sigara içeni bulup ailesine önlem almaları söylenmeli" diyerek daha yumuşak tonda konuştu Sevda ama neyse ki kocasıyla aynı şeyi savunuyordu. "Özcan içiyorsa ki hiç sanmıyorum bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederiz. Çocuğumuzla daha ilgili olacağız" deyip kocasına baktı, o da başını salladı. Telefonu çalınca "izninizle" diyerek telefonu alarak dışarıya çıktı. Arayan Baran'ın öğretmeniydi. "Efendim." "İyi günler, Sevda Hanım değil mi?" dedi öğretmen. "Benim." "Müsait misiniz biraz konuşalım." "Evet, yani okuldayım aslında." "A tamam, neredesiniz şu an?" "Müdür odasındayım." "Geliyorum o halde" deyip kapattıktan sonra Sevda odaya geri dönüp yerine oturdu. Bu sırada aramaları daha sık yapacaklarını konuşuyorlardı. Okul hem ilkokul, hemde ortaokul olduğu için Özcan ve Baran aynı okuldaydı. İlkokul aynı bahçede ki diğer binaydı. Kapı vurulup içeriye girdi Baran'ın öğretmeni. "Hayırdır hocam?" diye sordu müdür. "Sevda Hanım'la konuşmak istiyorum" dediğinde Gökmen'in gözü seyirdi. Baran'ın öğretmeni genç bir adamdı. "Merhaba" deyip bir koltuğa da o oturdu. Özcan'ın öğretmeni izin isteyip gitti. Böylece konu Özcan'dan, Baran'a geçti. "Sorun nedir?" diye sordu Sevda. "Aslında tam sorun denemez. Baran derste sesli okuma yapmak istemiyor. Diğer arkadaşları okuyor ama o bir türlü okumuyor." "Sebebini ben biliyorum. Arkadaşları okuyamıyor diye dalga geçmiş onunla, yine dalga geçerler diye çekiniyordur. Aslında evde tekrar yapıyoruz, bir sorunumuz yok." "Evet yaşadık öyle bir şey ama o okumuyor diye diğerleri de okumak istemiyor. Sürü psikolojisi." "Biz onunla konuşuruz evde, teşekkürler." "Ben teşekkür ederim. İyi günler." O da kalkıp çıkarken zil çaldı. Sevda ve Gökmen ayaklandı. Kapıdan çıktıklarında Özcan bekliyordu. "Sevda abla?" "Tamam canım, konuştuk. Daha dikkatli olacaklar." Özcan babasına baktı. "Benim değil baba, valla." Sesli soludu Gökmen. Özcan'ın ne kadar iyi tanıyordu ki? "Seninle erkek erkeğe konuşalım olur mu?" "Olur." "Hadi iyi dersler." Özcan başını sallayıp yanlarından geçip giderken ardından baktılar bir süre. Sonra da çıktılar okuldan, herkes sınıflarına dağılmıştı. Arabaya binip eve giderken ikisi de sessizdi. Sevda hayal kuruyordu. Her okula geliş gidişinde aynı hayalin içinde buluyordu kendini ve sanki hayalinde ki insanmış gibi heyecan duyuyordu. "Gökmen!" diye döndü kocasına. "Efendim karım." "Ben" dedi ve bir süre sustu. "Yani ben..." "Söyle canım." "Ben öğretmen olmak istiyorum" dedi tek nefeste. Gökmen onun dile gelen hayalini duyunca korkmadan edemedi ama yine de onun için, o ne isterse yapmaya gönüllüydü. "Tamam canım, ol." "Yani okumak istiyorum. Lise kaydımı yaptıralım mı?" "Yaptıralım tabi, geç bile kaldın." "Gerçekten mi?" "Niye olmasın, sen iste yeter ki." "Sen" deyip sevinçle başını iki yana salladı. "Muhteşem bir adamsın." Ortaokulu annesi babası yokken okuması çok zordu ama o zamanlar okul müdürü el vermişti de eğer okula göndermezlerse jandarmaya haber veririm demişti. Hatta bir hafta okula göndermemişlerdi, bir sabah müdür jandarmayla gelip almıştı onu evden. Ortaokulu bu şekilde bitirebilmişti. Lise bir hayaldi ama şimdi gerçeğe dönüşmesi muhtemeldi. Kayıt için Havin'in okuluna gittiler. Orada açık lise için kayıt yaptırırken yaşadığını iliklerine kadar hissettiği o heyecanla dost olmuştu. Lise kaydının yapıldığı kağıdı eline aldığında duygulanmadan edemedi. Yirmi altı yaşında yeniden okullu oluyordu ama bu defa gerçekten yanında onu destekleyen bir insan vardı. Ders seçimi için görevli kadından yardım aldı, böyle seçti derslerini. İlk sınava az kaldığı için elini çabuk tutması gerekiyordu ve kitaplarını sonra alacaktı. Çünkü mili eğitimin kitapları okula göndermesi gerekiyordu. Şimdi tek yapması gereken ders çalışmaktı ve bunun yanında sırtlandığı sorumluluklar hiç sorun değildi. Okuyacak olmanın heyecanı ona yeter de artardı. Araba binmiş eve doğru giderken müzik açtı Sevda. Radyoda Kenan Doğulu, olmaz çalıyordu. İçi içine sığmamaya devam ediyordu. Ritimle sağa sola eğilip duruyor, eşlik de ediyordu. Onun ne kadar mutlu olduğunu gören Gökmen'in korkuları katlanarak artıyordu. Açılacaktı gözleri, dünyayı görecekti ve bir sabah üç çocuk, bir koca, bir kaynana gerçeğinden hoşlanmayacaktı. O kadar emindi ki bundan, korkuyordu gelecekten ama onu kendi de hapsederse içine kapanacak ve sahip olduğu ruhsuz bir beden olacaktı. Ruhsuz bir beden istemiyordu. Alparslan çağrısını açtı ekranda. "Efendim." "Oğlum ne bitmez balayıymış, gelsene lan." "Çok durduk zaten, Mardin'deyim oğlum." "Ciddi misin? Ne çabuk ya. Eee sonuç?" diye üstü kapalı aralarının nasıl olduğunu soruyordu. "E'si kardeşim, Ali Ayşe'yi seviyor." "Ooo harika, oğlum ben dedim." "Uzatma, yengen yanımda." "Tamam tamam, yarın akşam meyhane?" "Olur" deyip kapattı. "Ali Ayşe'yi seviyor mu? Onlar kim?" diye sordu Sevda. Gökmen gülüşünü tutarak öteye döndü. Başka türlü nasıl anlatabilirdi. * Kamil ve Murat'la birlikte odaları taşıyordu Gökmen. Büyük eşyalar yerini alırken Sevda yemek işine bakıyordu. İşleri bitince yerleştirme işine girişecekti. Kapı çaldı. "Baktım" dedi Aslı çıkıp giderken. "Sevda" diye seslendi Fatma Hanım. Eline küçük havluyu alarak çıktı. "He ana!" diye baktığı yerde Maral'ı gördü. Göz göze geldiği kadını görmek hiç hoşuna gitmemişti. Ellerini silerek ona doğru yürüdü. Zaten eve davet edilmişti, ona söz kalmadı. "Annem gönderdi, gelin hediyesi" diye uzattığı kutuya baktı. Onlardan hiçbir şey kabul edemezdi. Siyah kurdeleli kutuyu alması için omzunun üstünden Aslı'ya baktı. "Ben alayım" deyip aldıktan sonra Maral'a baktı tekrardan. "Teşekkür ederiz Maral, annene selamlarımızı götür." "Tabi" dedi yüzünü ufak ufak kırıştırarak. "Oturmak ister misin, buyur." Ona ev sahibi edasıyla yol verirken gelinini izleyen Fatma Hanım göğsünü kabartıyordu. "Hiç oturmayayım, Gökmen yok mu? Bir selam verseydim." "Meşgul" dedi hemen. "Sevda" diye seslendi yukarıdan. "Efendim" diye geri seslenirken kadının yüzünden çekmedi gözlerini. Sevmiyordu bu kadını, yüzüne bakınca daha da sevmiyordu. "Bana bir kahve yapar mısın karım?" Tebessüm etti. "Ben yaparım beyim" dedi Aslı. "Karım dedim Aslı" diye kızdığında Aslı gülüşünü tuttu. "Tabi yaparım canım." "Ya da birlikte içelim" deyip merdivenleri indi Gökmen ve Maral'ı gördü. "Hoş geldin Maral." "Hoş buldum nasılsın?" "İyidir, gelsene konuşalım" deyince Sevda başını öyle ağır bir edayla çevirdi ki kocasına altında yatan manayı Gökmen anlamayacaktı. "Olur." Maral bu daveti Gökmen'den alınca sevinerek düştü peşine. "Aslı, sor Maral kahvesini nasıl içer. Sonra da kahveleri sen yap" deyince Gökmen yürümeyi durdurup arkasını dönerek karısına baktı. Yalancı bir tebessümle birlikte mutfağa döndü, hemde topuk sesleriyle kulakları delerek. Fatma Hanım film izler gibi izliyordu. Gökmen, Maral'a eliyle işaret verip salona doğru giderken aklı karısının tavrındaydı. "Sade içermiş" diyen Aslı kahveleri yaparken Sevda hazırlığın başındaydı. Hilal odasında istirahat ediyordu, malum çok kötü yakalandı bugün. Fatma Hanım, oğlunun yanında oturmayı tercih etti, çünkü iyi bilirdi Maral'ı, onların hırs kanında vardı. Gökmen'e olan şımarık hallerinden nefret ediyordu, hep bir göz önünde olma isteği vardı. Onu almalarını istediler Gökmen'e de hiç istemedi. Çünkü Maral'ın gözü göz değildi. Bu evde gelin olsa herkesi bir yere dağıtır, sonra da oturur tadını çıkardı o fesat. Yine de okumuş avukat olmuştu işte, buralarda aranıyordu zilli. Gökmen de bazı hukuki işlerinde ondan görüş alırdı, onu avukat olarak tutmaz ama yolunu yordamını öğrenir. "Buyur beyim" dedi Aslı kahveyi uzatarak. "İçmeyeceğim" dedi ters ters. İçmezsem içme paşa diye geçirdi içinde Fatma Hanım. "Bana ver kızım" deyip boşa gitmesin diye kendi aldı. Karısıyla içecek kahvesini, içer mi bunu hiç. Gökmen bazı sorular sorarak Maral'a danışırken Sevda'nın topuk sesleri içeriye kadar geliyordu. Masayı hazırlıyordu çocuklar için. Maral şu sese gıcık oldu, kadının evde ki varlığı böyle dile gelirken hırsından oturduğu yerde çatlayacaktı. Yüksek sesle konuşmayan, ne dediği anlaşılamayan bir kadın gibi görüyordu onu Maral. Gökmen, Sevda'nın bu yanına tutulmuştu. Hiç bağırmadan ama lafının sanki bağırarak söylemiş gibi etki yaratmasına tav olmuştu. "Of ya, of" diyerek eve giren Baran paldır küldür sesler çıkarınca Gökmen ayağa kalktı. "Sağ ol Maral" deyip çıktı salondan. Baran sinirli sinirli merdivenleri çıkıyordu. Çanta ve mont yine yerlerde. "Ne oldu sana?" diye seslendi Sevda ama hiç oralı olmadı. "Lan sıpa dön geri" dedi Gökmen. Baran bunu duyunca dönüp gerisin geri indi. "Topla şunları" dediğinde yerden çantasını ve montunu aldı kucağına. "Ne oldu oğlum?" "Öğretmen on sayfa okuma verdi." "Buna mı bozuldun çocuğum?" "Ben okuyamıyorum." "Hayır oğlum okuyorsun." "Okuyamıyorum işte, bana gülüyorlar." "Birlikte okuma yapalım mı yine?" "Gerçekten mi?" "Gerçekten tabi. Hadi şimdi çık üstünü değiştir, ellerini yıka gel." Baran bu defa daha sakin çıkarken Havin ve Özcan peşindeydi. "Manyak bu ya" dedi Özcan. "Aslında güzel okuyor ama" dedi peşinden Havin. "Ellerinizi yıkayın gelin çabuk" dedi Sevda, bu sırada gözleri birini arayan Maral gitmek için kalkmıştı. "Hilal'i mi arıyorsun?" diye sordu. "Ne münasebet, ne işim olur hizmetçiyle" dedi burnunda kıl aldırmayan egosuyla. "Birincisi o hizmetçi değil, yardımcı. İkincisi ise benim evimde ki yardımcıyla senin işin olamaz zaten. Güle güle Maral" deyip lafını söylemenin gururuyla yolu gösterdi. Maral anladı, anlayınca da o kapının kapandığının farkına vardı. Maral'ı geçirip geri geldi Sevda. "Sevda!" dedi Gökmen tavrını sorgulayarak. "Gıcık oluyorum işte" diye püskürdü. "Bunun hıncını benden niye çıkarıyorsun ya, ben seninle kahve içmek istiyorum. Sen yap istiyorum." "Tamam kızma, yaparım." Fatma Hanım bir tuhaflık olduğunu anlayınca Hilal'in odasına doğru gitmeye başladı çaktırmadan. Gelinini tanıyordu artık, boş konuşmuyordu. Odaya daldığında Hilal yattığı yerden kalktı. "Ne yaptın sen?" Hilal'in eli ayağına dolandı. "Hanımım valla kötü bir niyetim yoktu." "Ne yaptın dedim kızım, belli ki gelinimi üzmüşsüm, o da bana dememiş. Söyle çabuk." "Maral arıyor her gün, onları soruyor. Bende -" "Laf taşıdın. Tüh gözün kör olsun senin, utanmaz." "Bir daha yapmayacağım hanımım, engelledim valla. Özür dilerim." Fatma Hanım onu kovmak istemiyordu, bir ayyaş babası vardı ve zaten sömürüp duruyordu elinde avucunda ne varsa. "Sevda ne dedi sana?" "Akşamları yukarıya çıkmamı yasakladı, bir de odasına girmemi." "Yerinde olmuş. Haddini bil Hilal, bu evde oğlumu, gelinimi üzecek bir şey olursa kimsenin gözünün yaşına bakmam. Bu huzuru yolda bulmadım. Tek bir hata daha yaparsan benim kovmamı bekleme." "Özür dilerim." "Bakacağız bakalım." Çocuklar gelip yerlerini alınca Sevda kocasıyla kendine yaptığı kahveyi alarak oturdu yanlarına. Gökmen şimdi içiyordu kahveyi, uslu uslu masanın başında ki yerindeydi. "Baran, öğretmeninle konuştuk bugün. Sende konuşmak ister misin bizimle?" diye sordu Sevda. Bir derin nefes aldı Baran. "Sesli oku dedi." "Tamam." "Ama ben okumak istemiyorum." "Seni anlıyorum canım ama sesli okuman gerekiyorsa oku." "Dalga geçiyorlar benimle ama." "Bak paşası, bir şeyi korkarak ya da ondan kaçarak hayatımızdan çıkaramayız. Sen daha birinci sınıfa gidiyorsun, tekrar ederek düzelteceğiz. Bugün biraz yavaş okuyor ve harfleri unutuyor olabilirsin ama bu hep böyle olmayacak. Sürekli okuyarak alışacaksın ve bir gün bir bakmışsın su gibi okuyorsun, ondan sonra aslında korkacak hiçbir şey olmadığını anlayacaksın. " Baran ne demek istediğini yavaş yavaş anladı ama sadece başını salladı. Özcan onu dinlerken yine büyülenmişti. "Benim okumaya başladığım zamanı hatırlıyor musun abla?" "Ay hiç hatırlatma Özcan, saçımı başımı yolasım geliyordu ya." Gökmen o günleri hatırlıyordu da yarım yamalak. Varla yok arasıydı bu evde, göz ucuyla görüyorsa çocuklarını o da gece uyurlarken üstlerini örtmek için yanlarına gittiğinde. Ne kadar zaman kayıp etmişti, şimdi telafi edecek olsa neresinden tutacaktı? "Neyse neyse, yukarıda ne oluyor Sevda abla?" diye sordu Havin. "A şey" deyip kafasını kaşıdı. "Babanın çalışma odasını bizim odamız yapıyoruz" dediğinde, "NE!" diye bağırdılar hep beraber. "Nasıl yani?" dedi Özcan. "Çok uzak değil, odamız küçük sığamıyoruz. Bir de gece tuvalete falan kalkıyoruz ses yapmayalım diye" diye söylerken Gökmen yüzünü saklıyordu. Bu Sevda'nın kıvranışıydı. "Şimdi bizim odamıza yakın olmayacak mısın?" diye bağırarak sordu Baran. "Bağırma canım, duyuyorum. Şey" diye geveledi. Bunu nasıl anlatacaktı. "Gökmen, şey" dedi yardım isteyerek. "Size ne ya, sanki başka bir eve mi taşındık. On adım fazla atarsınız" diyerek ifade etmeye yeni bir soluk getirdi. "Sevda ablayı bizden almaya çalıyorsun baba" dedi Baran. Sevda - "Yok tatlım öyle değil." "Evli olduğunuzu biz unuttuk, pardon" dedi Özcan. Sevda - "Canım öyle değil." "Bir de bizden sorumluydu" dedi Havin. Sevda - "Sen yapma bari." "Ne var bunda amma uzattınız ha" diye kızdı Gökmen. "Yangına körükle gitme Gökmen, lütfen. Gerçekten bunda tuhaf bir şey yok çocuklar, yani olması gerekiyordu diyelim" dediğinde Havin ve Özcan bir süre donuk baktıktan sonra bastılar kahkahayı. Sevda acı dolu bir ses çıkardı. "Aşk olsun. Çok ayıp bu yaptığınız." "Ne güzel kıvranıyor ya" dedi Havin. "Yok abla öyle değil hahaha, Sevda abla ya bunu yedin." "Neden acaba? Ödüm koptu." Kamil ve Murat taşıma işini bitirmiş aşağıya inmişti. "Beyim, başka bir şey?" "Bu kadar." "Ellerinize sağlık" dedi Sevda, adamlar başlarını sallayıp evden çıktı. "Aslı, Hilal nerde?" "Rahatsızmış beyim." "Hım" yaptı düşünceli bir şekilde. "Odaları ben hallederim" dedi Sevda ne düşündüğünü anlayarak. "İyi de hangi arada yapacaksın o kadar işi?" "Baran'a sen yardım edeceksin zaten, ben Aslı'yla hallederim." Havin "Bende yardım ederim Sevda abla, bugün ödevim yok" deyince gördün mü der gibi kafa salladı kocasına. Biraz sonra masayı toplayıp yukarıya çıktılar. Gökmen, Baran'ın odasına gitti, ona yardım edecekti. Özcan sınavı için çalışmaya başladığında Sevda, Aslı ve Havin çalışma odasıyla yatak odası arasında mekik dokumaya başlamıştı. Eşyalar düzgün bir şekilde koridorlardaydı, alıp yerlerine yerleştiriyorlardı. Havin babasının masasını düzenliyor, bilgisayarını kuruyor, kitaplarını yerleştiriyordu. Gökmen ara ara Baran'dan kaçıp nefes almak için Sevda'nın peşine düşüyor şimdi çalışma odası olan odaya girip hüsranla geri çıkıyordu. Karşı koridorda olan yatak odasına varana kadar da Baran'a yakalanıyordu. Kocasının bu halinden bir haber olmayan Sevda halılarını sermiş, yatağının iç örtüsünü takmış çarşaflarını seriyordu. Aslı ise dolapları silmiş perdeleri takıyordu. Yatak kapıdan girince tam karşıda sağdan sola uzanıyordu. Tam karşısı kanatlı pencereler, yatağın hemen ucunda koltuğu, karşıda duvarın dibinde makyaj masası ve pufu, sol duvarda altı kapılı dolabı vardı. Bu kadar eşyaya rağmen o küçük odaya sığmışlardı ama bu odanın gün ışığı alımı çok iyiydi ve daha geniş bir alan vardı. Makyaj masasının pencereyle arasında kalan boşluğa iki koltuk koymak istiyordu. "Bu kadar büyük odası var ama sadece masasında oturuyordu" diye mırıldanarak sonunda dolabına gitmiş kapılarını açıp kıyafetleri koridorda ki kutuların içinden alarak yerleştirmeye başlamıştı. Diğer odada olduğu gibi her şeyi yerli yerine koyuyordu. Komodinlerinin üstünde ki minik lambaderleri takacak prizi yoktu, bunu sevmedi. Gece tavan ışığını açmayı sevmiyordu, hem o lambadeler odanın ilham verici bir yer olmasını sağlıyordu sanki. "Get out dad" dedi Havin kitapları ellerine alıp rafa götürürken. "Sana bakmaya gelmiş olamaz mıyım?" diye kıvırmaya çalıştı Gökmen ama çok belli oluyordu halinden. "Bazen olabilir de şu an mümkün değil. Diğer oda baba." "Gidemiyorum ki, oğlan yakalıyor." "Mola versenize, kaç saat oldu çocuk hâlâ masada. Beyni kıvılcım saçacak." "Mola veriyor muyduk?" "Herhalde yani. Baran birazdan çıldırırsa görürsün." "Tamam tamam... Ha bu arada babayı İngilizce konuşarak da kovmazsın yani." Havin kahkaha attı. "Terbiyesiz." Baran'ın odasına kapısında durdu, o an o kapıdan girince yine çıkamayacakmış gibi gelmişti. "Baran, biraz mola." "Oleey" deyip kalktı ve oyuncakların koştu çocuk. Disiplini de var mola demeyince yerinden kalkmadı çocuk. Elinin tersiyle alnını silerek sonunda karısına doğru hızlandı. Odaya girip perde asan Aslı'yla göz göze geldi, kafasıyla çıkmasını işaret edip dolabın kenarına dayandı. Kapıları açık Sevda işine dalmıştı. "Abla ben az aşağıya ineyim" dedi Aslı. "Tamam. Hilal' e de baksana Aslı, yatıp durmasın. Anam anlarsa bir tuhaflık olduğunu kızabilir." Kaşlarını çattı, tuhaflık mı? Hilal rahatsız değil miydi? Aslı başını sallayıp odadan çıktı kapıya da çekerek. Sevda başta ki kapağı kapatınca Gökmen'i görüp irkildi. " Korktun mu? " " Boş bulundum. "Sevda, Maral eve gelip gittiğinden beri Gökmen'e bir farklı bakıyordu. Kızmış ya da üzülmüş gibi. Gökmen bir erkek, anlamıyor ki. Yatağın ucunda ki koltuğa oturup kadını belinden kendine doğru çekti. Sonra ellerini kadının beline yerleştirip kafasını kaldırırak yüzüne baktı. " Ne oldu sana? " " Ne olmuş? " " Bilmiyorum, bana mı kızdın?" "Kızmak değil bu. Hem bütün hayatını üç aylık karın için değiştiremezsin sonuçta." "Ben neden durup dururken bunu yapayım diye sormayıp, neden böyle konuşuyorsun diye sorayım." Sevda ellerini adamın omuzuna koymuş yüzüne tepeden bakarken Maral'dan rahatsızlık duyduğunu, onunla biraz daha mesafeli olmasını istediğini söyleyemedi. Çünkü bu aşırıydı. Sonuçta onlar yıllarca ahpablık etmiş, kendisi ise daha üç aydır buradaydı. " Maral geldi ya." "Eee? Ne var bunda karım her zaman gelir. Üstelik de arkadaşım." "Bu şey galiba" dedi söylemekten sıkılarak ama saklayamazdı, yapısına aykırıydı bir kere. "Ne?" Gül kurusu rengi dudaklarını birleştirip, sağa ve sola hakaret ettirip zamanı oyalamaya çalıştı ama kocası bunu duymadan gitmezdi sonuçta. "Gökmen bu galiba kıskançlık." Gökmen bunu duymuş olmanın şaşkınlığı, aynı anda sevinci içinde ne tepki vereceğini şaşırdı. "Be-beni! Maral'dan!" "Onun gözü göz değil sanki. Ben gıcık oluyorum ama senin yüzünden gıcık oluyorum. Sana bakışları hoşuma gitmiyor işte aman." Ellerini yanaklarına koyup affedilmeyi bekleyen bir kedi gibi durdu. Bunu kendine yakıştıramıyordu, Gökmen gibi bir adamı kıskançlık yaptığın için durduramazsın. O bir Ağa ve maalesef herkesle yüz göz olmak zorunda. " Beni kıskandın mı? " " Sözlük anlamı paylaşamamak demek değil miydi? Ben paylaşmam sanırım seni." "Beni!!!" "Evet seni. Sen benim kocamsın ve ben seni paylaşamayacağımı anlıyorum. Dahası kıskanç ben nasıl olur bilmiyorum. Çok ileri gitmeme izin verme olur mu?" Kesinlikle verecekti. Genç bir delikanlı gibi karısı tarafından kıskanıldığı için avaz avaz bağırmak istiyordu. Karısının karnını açtı dar kazağını eteğin belinden kurtararak. Sabırsızca öptü sabahtan beri ayrı kaldığını düşündüğü tenini. Bir kolunu kalçasının altına sarıp kadını kendine bastırdığında sanki orada sesinin çıkabildiğine bağırıyormuş ama kimse duymuyormuş gibi hissediyordu. Biraz sonra kucağına oturttu karısını ve dudaklarını yakaladı, artık kurtuluşu yoktu. "Baba" diyen Baran'ın yolunu kesti Fatma Hanım. Oğlu ve gelini odaya girmişti ve kimsenin onları rahatsız etmesini istemiyordu. "Şit" dedi susturarak. "Ne oldu?" "Mola bitti." "Tamam ama babanın işi var, gel ben oturayım seninle, sen bana oku." "Olur." Çocuğun kapıyı açmasına engel oldu ama Baran'ın okumasıyla ona neler olacaktı acaba? Bir saat sonra "aferin çocuğun aferin" diye bir ses geldi Fatma Hanım'dan uykusunun arasında. Dahası bunu kimse duymadı, çünkü o uyuyup kalınca Baran da yanına sokulup uyumuştu. "Gökmen dur artık" diye kıvrandı adamın altında. Bir saattir kadını öpeceğim diye ne hale getirmişti. Hâlâ bile dudakları göğüslerindeydi. "Ya bir şey olmaz, kıpırdama." "Ne arsızsın ya, gündüz gündüz yaptığın ayıp. Biri gelecek şimdi." "Kimse gelmez." "Baran ne alemde?" diye sorunca kafasını kaldırdı. "Aa çocuğu unuttum" deyip toparlandı. "Aklımı aldın vicdansız." Üstünü başını düzeltip hızlıca odadan çıktı. Sevda yeni topladığı yataktan kalkıp örtüyü düzelttikten sonra üstüne başına çeki düzen verdi. İşine dönüp askıları yerine asarken Gökmen geri geldi. "Uyumuş." "Ne!" "Valla, yatmış uyumuş anamla." "Eyvah, ödevi kaldı çocuğun." "Birazdan uyandırırız, gel biraz daha seveyim seni." 🧚🏻‍♀️ Kitabıma yorum yapmayı ve beni takip etmeyi unutmayın
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE