17'- Hanımağa Yetişiyor

3221 Kelimeler
"Seviyorum seni. Seni seviyorum ." "Sarhoşluğu da amma pismiş, kız sus." Silan baygınlık geçiriyordu arkada. "İçim gidiyor sana, üstüne titriyorum." Kocasının omuzunda yatarken elini gömleğinin içine soktu. Gökmen direksiyonda ki ellerinin birini elinin üstüne koydu. Başı, başının üstündeydi. Müzik usul usul çalarken bir kadeh içkinin, bir de aşırı mutluluğun sarhoşluğu içindeydi. " Hiç uykum yok "deyip çenesini adamın omuzuna koyup yanağını öptü. " Benim de yok. Ne yapacağız?" " Sevişin. Sabaha kadar sevişin anasını satayım. Ne bu haliniz ya, iyice buldumcuk oldun Gökmen. " " Silan bir sesini keser misin? " " Sıkıldım sizden, daha gelmedik mi? Ne bitmek bilmeyen yolmuş bu." Gökmen arabayı bilerek yavaş kullanıyordu. Hem biraz yağmur yağıyordu, hemde Sevda'nın keyfi yerindeydi. Sarhoş denemezdi, biraz başı dönüyordu o kadar. Otelin önünde durdular. Arabayı valeye bırakıp hızlıca gidip karısının kapısını açtı, laf etmesin diye Silan'ın kapısını da ama karısını tutup indirdi. Kollarını boynuna dolayan kadının beline sarılıp kapıyı kapattığında Sevda yağan yağmura kaldırmıştı yüzünü. "İyi geceler" deyip kaçarak gitti Silan. Vale arabayı çektiğinde oldukları yerde durup kaldılar bir süre. Yağmur şarkı söylüyormuş gibi kafasını sağa sola yatırıyordu ağır. En mutlu günüydü ve gün daha bitmişti. İstanbul'a diye yola çıktığı o saatten beri bulutların üstünde yürüyordu sanki. Evet biraz alkol var kanında ama bu onu yine konuşkan yapmamıştı. Daha melankolikti, daha bir uysal ama tatlı da. Kendini teslim ettiği evlilik her şeyiyle onu sarmalarken kaygı yoktu, endişe hiç uğramadı ander sokaklarına. Rüzgarın şarkısı bu diyeceği bir durumdu bugün olan her şey. Üstelik yavaş yavaş dahi olsa adım atamadığı adama sarılıyordu, kalbini ellerinde tutuyordu sanki. Öyle güveniyordu artık bu adama. Birinin yanında güvende hissetmekle ona güven duymak arasında nasıl bir fark vardı ki? Bilmiyordu, her şeyi yaşayarak öğreten hayat bunu da öğretecekti. Islanan yüzünü önüne doğru getirip adamın yüzüne baktı. Kimse dokunmasın istedi bedenine ama artık bu adam ellerini hiç çekmesin istiyordu. "Benden sıkılırsın diye çok korkuyorum" diye itiraf etti adamın yüzüne. Gökmen bunu beklemiyordu ve şaşırdı. "Ben mi?" "Evet. Senin düşündüğün bir sürü şey var, sürekli çalıyorsun. Bir an fazla konuşmuş olursam of dersin diye çekiniyorum aslında. Sonuçta benim duygularım kimsenin umurunda olmaz." "Saçmalama Sevda, sen benim karımsın. Elbette duyguların umurumda." "İçki içmiş olsam da bilinçaltımda normalde olduğum gibiyim. Yani ben her halimle aynıyım." "İşi yaramadı işte ama olsun bana tamamen alıştığında dırdır ettiğin günleri göreceğimi biliyorum. " " Çok öpmek istiyorum şu an seni. " " Odamıza çıkalım mı?" " Evet. " Karısını sıkıca tutup yürümesine yardım etti. Otelin kapılarından girip asansöre yürüdüler, zaten kapanmak üzere olan kapıyı tuttu ve orada ki çocuğu görünce tuttuğu için pişman oldu. Çocuk kenara çekildiğinde girip bir kenara da onlar geçti. Düğmeye bastıktan sonra karısını kabinin duvarına yaslayıp önünde durarak elini duvara koydu. Asansörün kapıları kapanıp yukarıya doğru çıkarken Sevda kocasının yüzüne bakarak tebessüm ediyordu. Onu ulu orta öpmek gibi bir şımarıklık yapmıyordu ama içi gidiyordu adamın bu ağır tavırlarına. İki parmağıyla adamın göğsünde kedi yürüyüşü yaparken Gökmen ciddi duruyordu. Beş kat sonra duran asansörden çocuk indi, kapılar kapanır kapanmaz dudaklarına eğilen adamın ağzına elini koydu. "Kamera!" Alnını alnına koyup bekledi. Biraz sonra durmak zorunda kalmayacaktı neyse ki. Asansör durdu, içinden çıkıp odaya doğru hızlı hızlı giderek kapıyı açtılar ve sadece bir adım sonra tutkuyla öpüşmeye başladılar. Kollarını kalçasının altına sarıp kucağına aldı, bu sırada Sevda ceketini çıkarıyordu ama en az kocası kadar hırslı öpüyordu. Ceketi yere atıp elbisenin düğmelerini açarken Gökmen onu yatağa götürmüş onunla birlikte üstüne düşmüştü. Yaramaz elini elbisenin altına sokarak bacağını tuttu. Elbiseyi kasığına kadar açmıştı. Kadının teninde soluksuz bir keşfe çıktığında hiç soyunacak zamanı yokmuş gibi sadece pantolonunun önünü açıp kıskançlıktan dirilen erkekliğini kadının kilotunu kenara çekerek girişinden içeriye itti. Bir inleme aynı anda döküldü dudakları arasında. Öpüşerek ritmi ayarlamıştı, bu yüzden üstlerinde ki bez parçalarının hiçbir önemi yoktu. Tadını çıkardığı o anlarda kadının yüzünü gözleriyle sevip alevini dindirmeye çalışsa da bir türlü içi rahat etmiyordu. İçinde olduğu kadın genç, henüz gözü açılmamış bir kızdı ama sanki aklı karışacak ya da ben ne yapıyorum deyip çekip gidecekmiş gibi geliyordu ona. Yaş farkının ne büyük bir eziyet olduğunu orada anladı. "Benimsin" dedi hırslı bir fısıltıyla. "Sende benim" diye karşılık verdi kadın. Nitekim aynı hisleri paylaşıyorlar ama korku duyan sadece adam oluyordu. Sevda'nın kaygıları onunki kadar yoğun değildi. Yapamadı, birlikteliği zirvede durdurmak zorunda kaldı. Kafasını boşaltamıyordu ve kalktı kadının üstünden. Neden böyle yaptığına anlam veremeyen kadın ona hüsran dolu gözlerle bakarken adam hızlıca banyoya gitti. "Bu yaptığın çok ayıp" diye bağırdı arkasından. Sonra kızarak peşine düştü. Bu sırada elbiseyi çıkardı, sandaletlerini de. Sütyeni çıkarıp atarken her biri bir yerdeydi. Banyoya girip kilotunu çıkardı ve kendini suyun altına bırakmış adamın yanına girip kabinin kapılarını kapattı. Sırtı dönük adamın beline sarılıp suyun altında onunla birlikte ıslanmaya başladı. Kendini sakinleşmek için uğraşan adam dönüp karısını kollarını arasına aldı. Ne duyarsa ona iyi gelirdi bilmiyordu. Şimdi Sevda'yı alıp Mardin'e dönmeyi deli gibi istiyordu. Ona değil de kendine güvenmiyordu aslında. Sevda her türlü ona sığınıyordu, bunu anlıyordu ama lanet olasıca öz güveni yoktu işte. "Beni öylece bırakmak sana hiç yakışıyor mu?" diye sorunca güldü. "Özür dilerim karım tamam, dön hadi" deyip duvara döndürdü. Ellerini duvara yaslayıp belini kendine doğru çekti. Suyun altında oldukları için kadının ıslaklığını kullanamadı, bu yüzden erkekliğini kendi tükürüğüyle ıslatıp içine girdi. Kaldığı yerden ederken aslında hiç ters bir şey yoktu. Uzun süre suyun altında sevişip eğlendiler. Bir hayli zaman sonra bornozlarla çıkıp kurulandılar. Gece epey geç bir saatte pijamalarını giyip yatağa girdiler. Gece uykusu açılan adam yanında karısını bulamadı. "Sevda" diye seslendi. Banyodan ses gelmedi, merak ederek kalkıp banyoya gitti ama boştu. Sevda odada değildi. Kapıyı açıp dışarıya çıktı. Karısını arayan gözleri koridorun ucunda iki kişi gördü. Yaklaştıkça netlik kazanan gözleri karısını buldu. "Sevda" dediğinde ona dönen gözler karsına aitti ve yanında o çocuk vardı. Tiz bir titremeyle açtı gözlerini, elini yüzüne koyarak kısa bir an nefesini tuttu ve kolunun üstünde ki ağırlığın farkına vardı, Sevda yanındaydı. Rahat bir nefes verip kendine geldi. Nefesleri hızlanıp yavaşladığında karısına sıkıca sarılıp yüzünü başının üstüne koydu. Ah lanet kabus! Burada işte, nefesi göğsüne çarpıyor, mışıl mışıl uyuyor. Uykusu kaçmıştı ve biraz aşağıya kayıp kadının dudağını öptü hafif hafif ama Sevda uyanmıştı. Yanında kocasının olduğunu biliyor ya, artık uykuları rahattı ve o kadar çok birlikte oldular ki onun olduğu bilincindeydi. Gözleri araladı, kara gözleriyle gözlerine bakan adamın neden uyanık olduğunu düşündü. "Yorgun değil misin Gökmen?" "Uyu" deyip dudağını öptü "yamadım" diye tamamladı cümlesini. "Uykum var enerjim yetmeyebilir." "Sen uyu, ben seni izleyeceğim." "Neden?" "Öyle istiyorum." "Ben yanındayım, hiçbir yere gitmem. Hadi lütfen biraz uyu." "Tamam." * "Gökmeeeen... Gökmeeen" diyerek asansörün önünde volta atıyordu Sevda. Zemin kattaydı, kahvaltı etmişler, dışarıya çıkmak için ayağa kalkmışlardı ancak Gökmen'in yukarıya çıkması gerekmişti. Sevda tekrar yukarıya çıkmak istemedi, o nedenle de asansörün önünde beklemeye başlamıştı. On yedi dakika olmuştu ama hâlâ gelmemişti. "Gökmeeeen" diye mırıldanmaya devam ederken bir kahkaha sesiyle arkasını döndü. Dün ona yardım eden çocuktu bu ve hemen arkasında durmuştu. "Bağır bağır" deyince duyduğunu anlamış utanmıştı. "Pardon." "Yalnız mı bıraktı yine?" "Hayır, işi var" dedi savunarak. "Tamam tamam. Bu arada ben Eyüp " dedi elini uzatarak. Sevda hiç tereddütsüz uzattığı elini sıktı. "Bende Sevda. Dün için teşekkür ederim. Asansörle aram pek iyi değilmiş. Eşim yanımda olmayınca da panik oldum. Onun kusuruna bakma lütfen." Elini geri çekti usulca. "Karısını kıskandı. Olabilir, bende nişanlımı deli gibi kıskanıyorum." "Nişanlın mı var?" diye sordu gülümseyerek. "Evet ama kıskançlığım yüzünden yüzük attı." "Aaa!" "Buraya gönlünü almak için geldim ancak sonuç değişmedi." "Burada mı?" "Hı hı, otel müdürünün kızı." "Ne derece kıskançlık yapmış olabilirsin? Çünkü samimiysen seni affetmiş olmalıydı." "Ben" dedi çocuk kabahatini bilerek. "Hıyarlık ettim ya. Kültür karmaşasına kapıldım sanırım." "Kültür karmaşası mı? Yani hayatlarınız çok farklıydı ama siz onlarca insan arasından birbirinizi bulup sevdiniz, üstelik bunu evliliğe dönüştürmek adına bir yola çıktınız, yüzük taktınız kendi rızanızla ve sen kültür karmaşası yüzünden kızı üzdün, o da haklı olarak yüzük attı öyle mi? " Nutku tutulan Eyüp ayıbını bir kere daha anlayınca kalakaldı. " Valla müthiş, eksiği var fazlası yok. Tertemiz. " " Kusura bakma ama cidden hıyarlık etmişsin. Çiçek alsaydın kıza, özür dileseydin. " " Yaptım ama kendim veremedim kapısına bıraktım. " "E aferin." "Başka ne yapabilirim? Senin bir tavsiyen var mı?" "Benim mi? Hiç anlamam ki." "Ama kadınsın." "Eşimle yaşadığım her şeyi yeni tecrübe ediyorum, benim bildiğim etkili bir yol yok ama bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye bir söz var. Onu bir kahve içmeye davet et, kabul ederse ona hislerini açık yüreklikle, dürüstçe ifade et. Biz kadınlar karşımızda dürüst insan görmeyi isteriz. Hele de bu insana gönlümüzü vermişsek. " " Bunu deneyeceğim sanırım. " " Bol şans. " " Teşekkür ederim Sevda... Görüşürüz o zaman "deyip depar atan adımlarla ilerleyerek uzaklaştı. Gülümseyerek önüne döndü ama onun için beklemek devam edince sıkıntılar içinde omuzlarını düşürdü. " Gökmen! "deyip astı yüzünü. Ne bitmez işmiş. Nihayet asansörün kapıları açıldı ve çıktı Gökmen. Hızla yanına gelen adamın uzattığı elini tuttu. " Sıkıldın mı? " " Evet. " " Dürüst karım benim. Şimdi seninim, uçak saatine kadar ne dersen yapacağım. " " Önce galataya gidelim lütfeeen." "Gidelim tabi." Otelden çıkıp arabaya bindiler ve galataya doğru yola çıktılar. Sevda'nın içi içine sığmazken Galata'yı göreceği için heyecanlıydı. İstediği şeylerin bir bir oluyor, kocasının olduruyor olmasına seviniyordu. Ayakları yere basmıyordu sanki. Galata'ya giden bir sokakta el ele yürürlerken uzaktan şavkı vuran kuleyle büyülenmeye başlamıştı. Boşta ki eli her daim elini tutan adamın kolundaydı. Bir kelebek gibiydi ya da kelebekler onun içindeydi. Sokağı yürürlerken başka hiçbir şeye bakmayan kadın sonunda o ihtişamlı kulenin tam önündeydi. "Çok güzel" dedi heyecanlı sesiyle. "Senden güzel olamaz." "Gökmen! İçine girelim mi?" "Şansımız varsa neden olmasın" dedi ve kuleyi gezmek için sıraya girdiler. Bu sırada sokakta göz gezdirerek gördüğü her şeyi hafızasına kazıyordu. Epeyce bir zaman geçmiş sonunda kule çıkmışlardı. Muhteşem bir manzara göz doyururken bunun birlikte paylaştığı adamla sarılıydı. " Romalılara dayanan efsaneye göre Galata Kulesi'ne ilk kez beraber çıkan bir çift mutlaka evlenirmiş. Eğer o çiftin kaderinde evlilik yoksa ne olur, ne biter kuleye çıkmamaları için önlerine bir engel çıkarmış." Gökmen bunu söylediğinde ilk kez duyduğu efsane karşısında, kulenin en tepesindeydi Sevda. " Bir daha mı evleneceğiz? " " Hayır da, çıktık ya onu diyorum. " " O zaman şöyle yorumlayalım biz bunu, çünkü evliyiz. Eğer kaderimizde birlikte olmak olmasaydı çıkamazdık. Demek ki bir ömür boyu evli olacağız." "Tek temennim bu canım karım." "Sen muhteşem bir adama benziyorsun!" "Kimmiş o benzediğim muhteşem adam? " "Bilmem. Fatih Sultan Mehmet olabilir, çünkü İstanbul'u fethetti, sende beni. Hezârfen Ahmed Çelebi olabilir, takmış kanatları ve Galata'dan, Üsküdar'a kadar uçmuş. Ayaklarımın üstüne basıyor olsam da iki gündür uçuyorum sanki. Yani kocam ben öyle çok muhteşem insan bilmiyorum, bildiklerimde hep kuzenlerimin tarih kitaplarından ve sen gördüğüm en muhteşem adamsın. " Sözleriyle başını döndüren kadına kocaman gülümsedi. "Hah, deli "dedi birbirine değmeyen dudakları arasında. " Dilek tutmak istiyorum "deyip manzaraya döndü. Ellerini birleştirip gözlerini yumdu. *Bundan daha fazla mutlu olmam mümkün değil ama dilerim ki hep böyle mutlu oluruz. Bu evlilik bize özgürlüğü getirsin... * Otelden çıkış yaparlarken çok yorulmuş olan Sevda esniyordu. Gökmen çıkış için imza atıp işini bitirdi. Çanta çoktan arabaya gitmişti. Gidip ayakta uyuyan karısının elini tutup burnunu sıktı. "Uyuma." "Yorulmuşum ama bugün çok güzeldi." "Polyannam benim. Hadi gidelim." Kapıya doğru yürümeye başladılar. Sonra, "Sevda!" diyen sesle durdular. Sese döndüklerinde aynı çocuğu gören Gökmen saniyede sinirlendi. "Sevda mı! Adını nerden biliyor?" "Ben söyledim." "Ne zaman?" "Bu sabah, asansörün orada seni beklerken tanıştık." Bu sırada Eyüp gelip önlerinde durmuştu. "Gidiyor musunuz?" "Sakıncası mı var!?" "Gökmen!"diye uyardıktan sonra çocuğa baktı." Evet, gidiyoruz. " " Tüh. Bu senin "dedi elinde ki küçük, mor, kare ve beyaz kapaklı kutuyu Sevda'ya uzatarak. " Benim mi? " " Evet. Tavsiyene uydum ve nişanlımla konuştum. İlişkimize bir şans verdi, yüzüğü taktı. " " Ah çok sevindim. " " Bir kahvenin kırk yıl hatırı varsa size de yarasın "dediğinde Sevda almadan kutunun kapağını açtı. İçinde iki fincan duruyordu. İstanbul'u simgeleyen bütün güzelliklerini üstüne işlemişler. Türk kahvesi fincanıydı ve almak için çıldırıyordu. " Ama ben sana tavsiyeyi koşullu vermedim. " " Ama bu içimden geldi." Gülümsedi. " Alabilir miyim? "diye sordu kocasına. Gökmen neler olduğuna anlam veremedi ama öyle sanıyor ki korkacak bir şey yok. " Tabi "dedi kısaca. Sevda kutuyu aldı. " Teşekkür ederim. Bu çok zarif bir hediye. " " Muhabbetli günlerde kullanın. Ben çok teşekkür ederim Sevda, seninle tanıştığıma çok memnun oldum. " "Bende öyle. Kendine iyi bak ama nişanlına daha iyi. " " Tamam. Sende kendine iyi bak. Artık Bursa'da bir arkadaşın var. Yolunuz Bursa'ya düşerse eğer tatlıcı Selami ustanın yeri diye sorarsanız herkes gösterir. İyi yolculuklar." "Teşekkür ederim Eyüp. Senin yolunda Mardin'e düşerse eğer Dağlı konağı diye sor, herkes gösterir." Bu Sevda'nın ilk arkadaşlığıydı ve ilk defa hediye alıyordu. Kutuyu karnının üstüne bastırıp kocasının elini tuttu. Böylece gitmek için hazırdı. "İki dakika yalnız bıraktım seni." "Yirmi iki dakika diyecektin herhalde. Hem fena mı oldu, böylece onun zararsız bir insan olduğunu öğrendin. Kurup dumana gerek kalmadı. Üstelik bir arkadaşım var." "Allah Allah, ben izin veriyor muyum onun arkadaşın olmasına." "Eğer izin vermeseydin hediyeyi alma derdin bence." "Hı hı, bin" deyip bıraktı elini. Yerlerini alınca yola çıktılar. Saat sekiz uçağına bineceklerdi ve yarım saat havaalanı yolunda geçecekti. Tam da tahmin edilen zaman da havaalanına gelmişlerdi. Orada Semih vardı yeğenini yolcu etmek için bekleyen. "Dayı." Koşarak gidip boynuna sarıldı. "Çiçeğim biraz daha kalsaydınız keşke." "Sen gel ya dayı, çocuklar sıkıldı bensiz." "İyi iyi bir şey demedim. Yakında gelirim." Arada sıkışıp kalmış yıllar sarıl sarıl bitmiyordu ama her şeyin olduğu gibi bunun da bir tesellisi vardı. Sevda iyiydi, daha ne olsun. "Görüşürüz Semih." "Görüşürüz Gökmen, teşekkür ederim tekrardan." "Ne demek, her zaman başımızın üstünde yerin var. Kendine iyi bak." "Sizde, en önemlisi yeğenime iyi bak." * Sonunda evin önünde durmuştu Kamil'in sürdüğü araba. Kapıyı açıp dışarıya koşan çocukları göründe hızlıca indi Sevda. Üçü birden ona sarılırken cıvıl cıvıl sesler yükseliyordu bahçede. Baran bile bu saate kadar uyumamış beklemişti. Fatma Hanım çıktı kapıdan, olduğu yerde kollarını bağlayıp seyre durdu. Yüzünden düşürmediği sert mizacıyla duruyor olsa da gözleri gelinin yüzünde açan güllerdeydi. "Ana!" "Oğlum. Hoş geldiniz." "Hoş bulduk. Aslı çantaları odaya çıkar." "Hemen beyim." "Hadi hadi girelim, sabah okul var siz hâlâ ayaktasınız." Çocuklar önden giderken peşlerindeydi. Yüzüne alıcı gözüyle bakan kadından utanmış başını eğerek geçmişti yanından. Çocuklar merdivenleri çıkarken peşlerinden gitti. "Benim odama" dedi Özcan. " Ya hayır ya, benim odama "diye itiraz etti Havin. " Benim "dedi Baran kızarak. Kazanan elbette küçük olduğu için Baran olmuştu ve onun odasında toplandılar. Baran yatağa girdiğinde abisi ve ablası ayak ucuna oturdu. Sevda, Baran'ın yanına yarım uzandı. " Nasıldı İstanbul, eğlendin mi? "diye sordu Özcan. " Çok güzeldi, her şey muhteşemdi. " " Babam seni üzecek bir şey yapmadı değil mi?" " Hayır canım. " " Galata'ya gittiniz mi? "diye sordu Havin. " Evet, nasıl güzel bir yer orası. Muazzamdı manzarası, hele sokakları. Kafeleri gezdik, bir sürü şey içtik yedik. " " Çok sevindim, babam bizi de götürmüştü çünkü. Senin de görmen güzel oldu. " " Adaya gitmediniz değil mi? "diye sordu Özcan." Orası da çok güzel, vapurla gidiyorsun. " " Onu hep beraber yapalım bir dahakine. İki gün içinde yapılacak olan ne varsa yaptık bence. Dayımı görmeye gittik biliyor musunuz? O kadar mutlu oldum ki. " "Bence bu hepsini sollar" dedi Havin Özcan'a bakarak. "Bence de. Babama da bak abla, düşünceliymiş." Kıs kıs güldüler buna. Bu sırada Baran alışık olduğu gibi uyuyup gitti. Sonra Özcan'ın odasına geçtiler ve masal için yerini aldı. Orada bir kerede biten kısa bir masal anlattı ve Özcan için uyku vakti de tamamdı. " İyi geceler. " "İyi geceler. "Havin'le birlikte çıktı ve onunda yatmasını bekledi. " Sevda abla, gerçekten iyisin değil mi? " " Evet canım iyiyim. " " Lütfen iyi ol, sen iyi olmazsan olan her zamanki gibi bize olur." O da haklıydı şimdi. Saçını öperek kalkıp ışığı kapatarak odadan çıktı. Kendi odasına girip yığılan çantaları açtı. Her şeyi yerine yerleştirip hediyeleri ayırdı. Çocukların hediyelerini sabah verecekti ama Fatma Hanım için aldığı şalı kutusuyla birlikte odasına götürüp yatağının üstüne koydu. Elinde iki torbayla aşağıya indi. "Aslı." Aslı işini bırakıp mutfaktan çıktı. "Bunlar sizin." "Bizim mi? Bize de mi aldın?" "Aşk olsun, sizde bu evin kızları değil misiniz? Güle güle kullanın." "Sağ ol hanımım" dedi Aslı. Tebessüm ederek yanında ayrılıp salona geçti. Usul usul gidip kocasının yanına oturdu. "İmzayı attım, parayı da yatırdım. Hayırlısı artık ana." "Olsun olsun. Benim birikmişim var, altınlarım da var. Gelinimin altınlarına dokunma seni gebertirim." "O dedi valla." "Yeni gelin o. Sanki her şey bitmiş gibi karartma enseyi. Ben ne güne duruyorum burada?" "Şu babamın alacaklarını alsaydık keşke." "Bizi oyalıyorlar ama sorarım ben onlara." "Kadınlar okusun kampanyası için bağış yapma zamanı geldi. Fikir sahibi olduğum için de önce benden beklerler. Bütçeyi ayırdım gerçi." "Fikir sahibi mi?" diye sordu Sevda şaşkınlıkla. "Sana söylemedim mi?" derken eğleniyordu. "Söylesen unutur muyum Gökmen aşk olsun." "Olsun madem." "Olsun olsun. Hadi bende yatayım." Fatma Hanım kalkıp iki adım attıktan sonra durup dönüp. " Aklıma gelmişken, yatak odanızı banyolu bir odayla değiştirelim." "Ana!" "Senin çalışma odanı yatak odası yapalım, şimdi ki odanızı da çalışma odası. Malum sizin oda küçük" deyip gitti kadın. Sevda utanç içinde yanarken tavana bakıyordu. "Alnımızda mı yazıyor ben anlamadım ki" deyince Gökmen kahkaha attı. "Kalk hadi bizde yatalım." Karısının elini tutarak kaldırdı. Birlikte odalarına çıktılar. Çocuklara yakın olsun diye Sevda'ya düzdüğü oda gerçekten küçüktü ve banyodan uzaktı. E ne kadar ateşli bir çift olduklarını da İstanbul'da anlamışlardı. Üstlerini değiştirip sakince yattılar ama gel gelelim sarmaş dolaş olunca öpüşmek kaçınılmaz olmuştu. Artık birbirlerinden ayrılmayan iki beden haline gelmişlerdi ve dokunmak özgürleşince her şey daha kolay olmuştu. Yaramaz elleri kadının pijamasının içinde göğsünü bulunca da olanlar oldu. * Topuk sesleriyle masanın etrafında dört dönen gelinini izliyordu Fatma Hanım elinde kahvesiyle. Daha bir alımlı görünüyordu Sevda, daha bir cesur. Artık başını önüne kolay kolay eğmiyor, yüzünü asmıyordu. Saçları sırtında ahenkle dans ediyor, gözleri ışıl ışıl parlıyordu. "Sevda cüzdanımı bulamıyorum" diye bağırdı yukarıdan Gökmen. Çocukların yaptığı bu şeyi bu sabah Gökmen yapınca komik olmuş, herkes kahkaha atmıştı. "Komodinin çekmecesine koydum." "Oraya baktım." "Benimkine bak o zaman." Sesiyle birlikte kendide odaya geri döndü. Çocuklar merdivenleri inip masaya gelmiş, yerlerini almıştı. "Günaydın" dediler aynı anda. "Günaydın" diye karşılık veren Sevda olmuştu. Baran'ın yanına oturup hep yaptığı gibi yakasına bir peçete taktı. "Bugün okula gelir misin Sevda abla?" diye sordu Özcan. "Tabi de, bir sorun mu var?" "Hı, yemiş bir halt da bana demedi hocası" dedi Fatma Hanım. "Ana!" diye uyarıp tekrar Özcan'a döndü. "Ne oldu Özcan?" "Benim bir suçum yok." "Peki gelirim, kahvaltını et hadi." Havin'e baktı sorgulayan gözlerle, belki ablası biliyordur. Sonra der gibi başıyla işaret ettiğinde çok da sonra olmadı. Çünkü Gökmen'i aradı öğretmen ve her şeyi söyledi. O da delirip geldi. "Özcan!" dedi kızgın bir sesle. Sevda ayağa kalktı, Özcan ise korkarak gelip Sevda'nın arkasına saklandı. "Senin çantanda sigaranın ne işi var? Ulan senin yaşın kaç?" "Benim değil baba, biri çantama koymuş." "Yalan söyleme bana." "Gökmen!" diye araya girerek eliyle çocuğu arkasında tuttu. "Benim değil diyorsa değildir. Özcan sigara içecek bir çocuk değil, yaşının da son derece farkında. Birlikte gider öğreniriz doğrusunu." "Eğer gerçekten sigara içiyorsa ne yapacaksın Sevda?" "Bunu o zaman düşünürüz ama ben Özcan'a güveniyorum. Üç aydır yanındayım içiyor olsa anlardım." "Eğer sigara içen biriyle arkadaşlık ediyorsan bile fena bozuşuruz seninle." "Benim değil Sevda abla, yemin ederim." "Tamam canım, hadi otur." Özcan yerine geçerken kocasına kızmış bakıyordu. Gökmen sinirle yerine oturduğunda yerine oturup olası bir kavgayı durdurmuş olduğu için sevindi ama içinde bir korku vardı. Onu değilse bile ya gerçekten içtiyse. Yanılmak sorun değil de Özcan kendini gerçekten o kadar dertli hissediyorsa çok üzülürdü. Sonuçta sigara içmenin bahanesi olmazdı. "Hanımağa yetişiyor be" dedi Fatma Hanım. Onun derdi bambaşka. 🧚🏻‍♀️ Kitabıma yorum yapmayı ve beni takip etmeyi unutmayın.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE