N sokağındaki hayat bir senenin ardından olduğu gibi akarında ilerliyordu. İnsanların geçmeye korkar oldukları sokaktaki tedirginlik unutulmuş yerini her zamanki sıradanlığına bırakmıştı.
Soygun sonrası kapısı mühürlenen banka ortaya çıkan fiyasko sonrasında görevini yerine getirmekte aciz kalmıştı. Müdürün yolsuzluk üzerine tutuklandığı bankaya kim yatırım yapmak isterdi ki?
Artık mührün sessizliğinde kalan bankadan farklı olarak Mila kafenin içindeki canlılık görülmeye değer türdendi. İnsanların ailece gelebilecekleri yer olsa da soygunun ardından iyice popülerleşmişti. Herkes gibi sıradan görünen bir çift gerçekte derin bir sırrı taşıyorlardı.
"Beni gerçekten buraya getirdiğine inanamıyorum Steven. Ne kadar tehlikeli olduğunu biliyoruz. Ne düşünüyordun beni buraya getirdiğinde?"
"Yıl dönümümüzü!"
Kumral saçları ve yanık teniyle uzun bir tatil yapmış görünümü yaratan genç adam hafif öne doğru eğildi gülümseyerek.
"Yaşananları hatırladığım zaman senden her şeyi bekliyorum zaten. Bu arada peruğumun durumu nasıl? Sana siyah rengi seçelim demiştim."
Adam arkasını yaslanırken gözlerini devirmişti karşısında heyecanla konuşan kadının ardından.
"Sophia kızıl renkli saçla da gayet güzel görünüyorsun."
Kadın sesli şekilde nefesini dışarı verdi. "Her yerde arandığımızı umarım unutmamışsın."
"Merak etme benimle kaçtığın günü aklımdan asla silmeyeceğim," dedi alaylı ses tonuyla. Kadının yüzünde parlak bir tebessüm oluşmuştu. İkisinin da bakışı kafenin televizyonuna kaydı merakla. Soygunun üzerinden geçen bir senenin ardından olayı hatırlayan medya kısa kesitlerle haber yayınlıyorlardı. Televizyonun sesi kısık olsa da sanki söylenilenleri anlıyor gibiydiler. Ekranda eski banka müdürü Vinny Miller'in mahkemesinden bir kesit gösterildi.
"Her şey ortaya çıkınca karısının onu boşayacağını düşünmüştüm. Sonuçta adam bankasını soyma girişiminde bulunması yüzünden hapsi boyladı."
Sophia önündeki pastadan küçük bir dilim alarak ağzına attı. Steven dalgın görünüyordu.
"Sonuçta adamın o kadar para kazanmasını sadece maaşa bağlamak akılsızlık olurdu. Karısı da gayet zeki bir kadın olduğuna göre her şeyi kabullenmesi gayet normal. O da en az kocası kadar suçlu."
Gözünü ekrandan ayırmayan Steven anlık olarak Sophia'ya döndü. "Mia'dan bir haber aldın mı?" diye sorduğunda yüzünde beliren düşüşü fark etmişti.
"Kaçınılmaz son gerçekleşti. Daha fazla ne kadar çocukları için bu evliliği sürdüreceğini hepimiz merak ediyorduk. Soygundan iki hafta sonra boşandılar."
Steven tabağına odaklanarak kafasını salladı sakince. "Şu hayattan bıkan çocuk vardı ya, en son onu araştırıyordun hani." İkisinin yüzünde tebessüm belirmişti anında.
"Ned'i diyorsun. İkinci kez üniversite okuma kararı almış. Şimdilik dünya turunda."
İkisi de anlamsızca gülmeye başladılar. Ned'in yüzünü bile hatırlamak buna sebep olmaya yetiyordu.
"Herkesin iyi olduğunu bilmek güzel hissettiriyor. Bir daha iş bulamayacaklarından korkuyordum. Ron bile en iyi bankaların birinde çalışıyor şu an."
Steven kafasını salladı olumsuzca. Ağzını kapatmak bilmeyen o adamdan az çekmemişti.
"Ya Oliver ve Elisabeth? Onlar ne durumda?"
Sophia'nin gözlerinde mükemmel bir mutluluk okunuyordu. "Dünya tatlısı bir kızları oldu. Fotoğraflarını sahte hesaptan takip ediyorum devamlı" dediğinde Steven kıkırdadı.
Sophia aklına yeni bir şey gelmiş gibi heyecanla yerinden sıçradığında Steven kaşlarını çattı.
"Unutmadan, haftaya Veronica'yla James'in düğün hazırlıkları için yanlarına gideceğiz. Planlarını buna göre ayarlamayı unutma."
"Emredersiniz hanımefendi." Sophia karşılığından memnun olmuş olacak ki hafif sandalyeden kalkarak öne doğru uzandı ve yanağından öperek yerine oturdu tekrar.
"Acaba biz ne zaman evleneceğiz?" Tabağındaki pastayı döndürürken Steven'e kaçamak bakış atmıştı.
"Bilmem, belki beş sene sonra belki de on sene sonra."
Sinirle açılan gözlerle ona bakan Sophia eline vurdu hafifçe. Saatlerce izleyebileceği gülümsemesine bakarken toparlanması gerektiğini hatırlattı kendisine.
"Çocuklarla ilgili işlerimizi halledelim, bunu sonra konuşuruz olur mu?"
Kafasını salladığında ekranda beliren görüntünün ardından Steven'i kontrol etme gereği duymuştu. Çünkü eski görüntülerin arasında abisi de vardı. Kendisi polis departmanında bu işle ilgileniyordu.
"Abin ne yapıyor?" diye sordu dikkatli olmaya çalışarak.
"Şaşıracaksın ama terfi aldı olayın ardından. Bütün gözler esas hırsıza odaklandığı için bizi unuttular sonuç olarak. Çünkü bizim çaldığımız para müdürün yanında çerezlik kalıyordu."
Sophia'nın kaşları havaya kalktı şaşkınlıkla. "Peki kendisine söyleyecek misin?" Steven omuz silkti. "Bilmem belki de söylemem." dedi kahvesini yudumlayarak.
"Bundan sonrası için tek ihtiyacımız olan şey şans."
"Steven, bütün şansımı hoşlandığım kişinin maskenin altından çıktığı zaman harcadım ben."
Sophia'nin cümlesiyle ikisi de kahkaha atmıştılar. "O zaman şanssızlığını tamamlama izin ver." Elini cebine atarak masaya bıraktığı küçük kutunun kapağını açtı.
"Hayatımda tanıdığım en cesur ve en güzel kadın olarak sonsuza dek yanımda kalmanı istesem?"
Sophia bunun olacağını biliyordu ama zamanı belirsizdi sadece. Dolan gözlerini kırpıştırarak akmaya hazır olan yaşlarına engel oldu.
"Cevabını bildiğin soruları sormaman gerektiğini söylemiştim sana."
Yüzündeki kocaman tebessümle elini ona doğru uzatarak yüzüğü parmağına geçirmesini izledi. Hayatlarının dönüm noktası olan soygundan sonra geri dönüşü olmayan bir yola girdiklerinin farkındaydılar. Sophia ona anı yaşamasında yardım ederken, Steven gelecek için planlar kurarak mutluluğun ipini yakalamıştılar. İmkansız gibi görünen tesadüflerin ardından birleşen kaderlerini kıymetli bir hazine gibi saklayacaklarına söz vermiştiler. Çünkü başarıyla gelen yıkıntının içinden çıkmak için birbirilerine gerekli olduklarını biliyorlardı.