***
"Seni dinliyoruz Vinny.."
Herkes bütün dikkatini müdürle maske arasında dolaştırıp cevabı bekliyordu. Müdür boğazını temizleyerek cebinden çıkardığı mendille alnının terini sildi. Kaçışı yok gibi gözüküyordu.
~
"Gazetelerin en alt çekmecede olması gerekiyor. Nerede bunlar?"
Mia eğilerek çekmeceleri karıştırırken Ron ayakta etrafı dolanıyordu. Köşede duran telefona doğru heyecanla koşsa da desteği eline aldığında hattın olmadığını farketmesiyle yüzü asıldı.
"Tamam, buldum. Hadi suyu da al gidelim."
Mia kucağına topladığı gazetelerle odadan çıktığında Ron peşinden koşarak onu takip etti.
"Mia, beklesene. Bir şey söylemem gerek sana. Mia!"
Kısık sesle bağırarak dikkatini çekmeye çalıştı ama o bu dünyada değilmiş gibi koşuyordu. "Mia!"
"Ne var? Ne? Konuşacak zaman mı bulamadın?"
"Kusura bakma, elinde silahla dolanan maskeli heriften pek zaman bulamadım."
Konuşarak çoktan dış kapının önüne gelmişlerdi. Ellerindekileri yere bırakarak arkada kekeleyerek konuşmaya çalışan müdüre baktılar.
"Sence şifreyi söyleyecek mi dersin?"
Ron elindeki suyu cam pencereye akıttı.
"Şu anda elinde silah tutan o olmadığına göre söylemek zorunda."
Mia da sırasıyla açtığı gazete kağıtlarını pencereye tutturdu.
"Resmen soyguncuyla iş birliği içindeyiz."
"Kötü düşünme belki beş seneyle yırtarız."
Mia iş arkadaşının şakasına gözlerini devirdi. Ron boğazını temizleyerek Mia'ya yaklaştı çaktırmadan.
"Mia, sana bir iyi, bir de kötü haberim var."
Kadın gözlerini kısarak arkanı kontrol etti. Şu anda ilgi odağı müdürün kendisiydi.
"Bundan daha kötü bir gün geçirmeyeceğime göre ilk iyi haberle başla."
Ron boğazını temizledi ve kravatını boşalttı.
"Kocan şu anda lavobada."
Mia ilk başlarda tepki vermese de birkaç saniye içerisinde elindeki gazeteyle olduğu yerdece kaldı.
"Ron, Tanrı aşkına kötü haberi söyleme."
Mia gazeteleri hızla ıslak aynaya yapıştırmaya devam etti. Ron tekrardan onun dikkatini çekmeye çalışsa da başarısız olmuştu.
"Mia! Bana bakar mısın? Seninle ciddi bir şekilde konuşmaya çalışıyorum."
"Ben de olabildiğince bundan kaçmaya çalışıyorum."
"Problemleri bu şekilde çözemeyiz."
"En azından deniyorum."
Ron derin bir nefes alarak etrafı kontrol etti ve elindeki su şişesini kafasına dikti.
"İyi haber kocan içeride, kötü haber de sarhoş olması."
Mia'nın yüzü Ron'u korkutmaya yetmişti. Dehşetle ağzını açarak ona baktı.
"Ne?! Sarhoş mu? Buna nasıl izin verirsin?"
"Ne yapmamı bekliyordun? Evime götürüp soğuk duş mu yaptırmam gerekiyordu?"
"Kötü fikir gibi gözükmüyor!"
Ron inanamaz bakışlarla bakmaya başladı.
"Şimdi ne yapacağız?"
Mia'nın sorusu üzerine omuzlarını silkti. "İçeride sızıp kalması için dua edeceğiz."
"En son ne zaman dua ettin?"
"Kes sesini!"
"Sen yaparken iyiydi!"
Kısık sesle yaptıkları tartışmaları ellerinde biten işle son buldu. Bir birilerine attıkları kaçamak bakışlar altında yerlerine geçtiler. Ortam öncekinden bile gergindi.
Çığlık maskesi müdürle aralarındaki mesafeni daralttı.
"Son kez soruyorun. Kasanın şifresi ne Vinny Pooh?"
*Vinny Pooh - çizgi film karakteri
Adam dudaklarını ıslatarak yardım istercesine etrafına baktı. Hayır, kesinlikle hiç kimse yardım etmek için istekli görünmüyordu.
"Unuttum.."
Ortalığa hükmeden sessizlik şimdi garip bir hal almıştı müdürün cevabıyla.
"Ne?"
"Şey, bu sabah bir kaza yaşadım. İşe gelirken ayağım takıldı ve kafamı kaldırıma çarptım. Aldığım darbeyle de her şeyi unuttum."
Herkes yüzünü buruşturarak bir birine bakarken kalabalıktan bir ses duyuldu.
"Hangi kaldırım? Öğrenebilir miyim?"
Bütün kafalar müşteri rehinelerin bulunduğu tarafa çevrildi. Bakışların kendisinde odaklandığını gören genç çocuk boğazını temizledi.
"Bu yaşında ne yaşadın acaba?"
James yüzündeki garip ifadesiyle sorduğu soru herkesin duygularına tercüman olmuş gibiydi. Herkesin ilgisi eski yerine dönmüştü.
Maskesinin üzerindeki gülümseyen ifade kesinlikle onunkiyle uyum sağlamıyordu.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun Vinny Pooh?"
Müdür kafasını iki yana salladı.
"Hayır, gerçekten."
"Şimdi sen her şey normalken bir anda ayağın takıldı ve kafanı kaldırıma çarparak fabrika ayarlarına döndün. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi iş yerine geldin değil mi?"
Vinny yutkunarak alnını tekrar sildi. Spor yapmaya çalıştığı zamanlar bile bu kadar terlediği olmamıştı.
"Şimdi siz böyle anlatınca gerçekçiliği kayboldu ama evet."
Maskeli adam algılama sorunu yaşıyor gibiydi.
"Bir şey önerebilir miyim?"
Sağdan Sophia'nın sesi duyuldu.
"Darbe alarak hafızasını kaybettiyse tekrar kafasına vurursak düzelir belki."
Bu sefer boş bakışlar onun üzerinde toplanmıştı.
"Bozuk kumanda mı bu vurunca düzelsin?"
Az önceki kaldırımın yerini soran Ned ismindeki genç çocuk itirazını dile getirdi.
"Bana bak çocuk kaldırıma gerek kalmaz sana bi çarparım çağ atlarsın."
Sophia keskin şekilde çocuğa çıkıştı.
"Çocuk haklı. Bunu öğrenmek için illa şiddet mi uygulamak gerek?"
"Ne o James? Şimdi de müdürcü mü oldun? Ona bu kadar sempati duyduğunu bilmiyordum."
"Sophia, lütfen kendine gel. James haklı. Kafasına falan vurmaya gerek yok. Az önce sizi sattığım için beni azarladığında ismimi gayet net şekilde hatırlatmıştı."
"Aynen, bana da kameraları sormuştu."
Karısının yanında durmuş Oliver de tartışmaya katılmak istemişti fakat Elisabeth'in dirseğini böbreğinde hissedince susmak zorunda kalmıştı.
"Seni paralarım müdür bozuntusu. Sen kendini ne zannediyorsun?"
"Ben.. Ben.."
"Evet, sen!"
"Despacito.."
Nefeslerini tutmuş çıkan olayı izleyenler lavobadan gelen telefon müziği sesiyle bu sefer dikkatlerini oraya verdiler. Sifon çekilme sesinden sonra birisi kapını açarak dışarı çıkmaya çalıştı.
Sadece çalıştı çünkü daha iki adım atamadan yere kapaklandı. Ellerini havaya kaldırarak konuşmak için çabaladı.
"Prdon, içkiyi çok -hıçkırık- kaçrdığımıan frkındoyım. Mia acabıa hanginiss? Beşer grüyrm da -hıçkırık-"