"Ne söylediğinin farkında mısın sen?"
Müdür gözlerini kısmış ve dehşet belirten ifadesiyle çalışanına bakıyordu.
"Sophia haklı!"
Yerden kalkan başka bir çalışan kadının arkasında durdu.
"Çalışma saatlerimizden fazlasıyla mesaiye kalmamıza rağmen bu maaşlarımıza etki etmiyor."
Sophia kendinden emin şekilde açıklama yaptı. Çığlık maskesi altında da işler yolunda gitmiyordu. Bütün sistemlerin kapatılması sonucu içerisi cehennem sıcağına çevrilmişti. Ya da bu siyah elbise ona ağır geldiğinden böyle hissediliyordu. Olay soygundan krize doğru ilerliyordu.
45 dakika önce...
"Evet arkadaşlar, Veronica'nın sunumundan da gördüğüm gibi böyle çalışmaya devam edersek istediğimiz konumu neredeyse yakalamış oluruz."
Toplantı odasındaki herkes bir birine kaçamak bakış attı.
"İstediğim spor arabanı alabileceğim demiyor da.."
James çaktırmadan Veronica'nın kulağına fısıldadı.
"Eğer iş konusu bittiyse biz de kendi sorunlarımızı konuşmak istiyorduk."
"Sophia bu konuları geçen hafta konuştuğumuzu sanıyordum. Sorunlarınız en kısa sürede yoluna koymaya çalışacağım. Toplantı bitmiştir. İşinizin başına dönebilirsiniz."
Umursamaz tavırla odanı terkeden müdürün arkasından herkes nefretle bakıyordu.
"Pislik herif dinlemedi bile bizi."
Dosyaları düzenleyen Mia daha çok onlara işkence ediyormuş gibiydi.
"Bir sabah şu adamı camdan aşağı atlar görürseniz sakın benden şüphelenmeyin."
Herkes Sophia'nin şakasına gülerken James daha çok Veronica'da sezdiği strese odaklanmıştı.
"İyi misin? Bugün ruh halin iyi görünmüyor."
Veronica ona kaçamak bakış atarak tekrar dosyaları düzenlemeye koyulmuştu.
"Dikkatin için teşekkür ederim ama göründüğü kadar kötü değilim aslında. Birazdan geçer herhalde."
James'in ona karşı duyduğu ilgiyi son zamanlarda daha çok hissetmişti. Böyle durumlarda rahatsız olması gerekirken şimdi hoşuna gidiyordu galiba.
"Mia, hem kocan hem de bu müdürle uğraşmak zor olmalı ha?!"
Ron her zamanki şakacığılıyla Mia'ya takılıyordu. O da karşılık olarak elindeki dosya kabını onun omzuna vurdu. Hepsi birlikte koridora çıktığında müdürün odasından aşırı derecede gelen müzik sesine alışkın halde aşağı indiler.
"Umarım bir gün kulak zarı patlar."
"Merak etme yakında bizimkisi iflas edecek şu zevksiz yüzünden."
James yine kendi kendine homurdanarak merdivenlere yöneldi. Ona yetişmeye çalışan Veronica nihayet koluna girebildi.
"Bugün bir farklı uyuzuz bakıyorum."
James yarım ağız gülerek ona döndü.
"Artık derecelendirme sistemine mi geçtik?"
"Olabilir.." dedi gülerek.
Şimdi...
Kargaşa zamanla artmaya başladığında herkesin yüzünde okunan endişe ve korku hisleri farklı şekiller almaya başlamıştı.
"Bu yaptığınız ve söyledikleriniz yüzünden hepiniz uzaklaştırılacaksınız."
Sophia stresli bir kahkaha attı.
"Duymadın mı keltoş herif? İstifa e-di-yor-um.."
"Heceleme doğru olmadı ama ben de ona katılıyorum."
"Ben de.."
"Ben de."
Gerilim çığ gibi büyümeye başladığında maskeli elinde tuttuğu silaha baktı. Hayır, hiç de bile planlandığı gibi mükemmel işlemiyordu her şey. Bir şeyler yapmak zorundaydı.
"Kesin sesinizi!"
Mekana çöken sessizliğin ardından herkes ona odaklandı. Neredeyse varlığı unutulmuştu.
"Her birinize bir suçlu olduğumu hatırlatma gereği duyuyorum. Elinde silah tutan bir soyguncu olarak lütfen demek zorunda olmasam da söylüyorum. Lütfen herkes yerlerine geçsin..
Müşteriler sol tarafa, işçiler sağ tarafa.. Şş şişko sen ortada kal.."
Sonuçta silahsız oldukları için söylenilenlere itaat etmek zorundaydılar. Verilen emri yerine getirdikten sonra herkes tedirgin biçimde beklemeye başladı.
"Şimdi beni iyi dinleyin. Az sonra polis gelecek, sakın umutlanma gibi hataya düşmeyin. Üç grup halinde bölünerek verilen emri uygulamakta zorunlusunuz.."
Arkasından sürünen siyah örtüsüyle iki gruba ayrılan insanların arasında geziyordu.
"Kasalardan görevli arkadaş kim?"
Herkes bir birine sorgulayıcı bakışlar atmaya başladı.
"Ben.."
"İsmin ne?"
"James..."
Elindeki silahtan bile ürkütücü olan maskesini ona yaklaştırdı.
"Güzel, James şimdi sen Veronica'yla kasalara gireceksin ve gerekli masa numaralarını boşaltacaksın. Anlaşıldı mı?"
Ortaya çöken sessizlik her saniye daha da korkunç oluyordu.
"Anlaşıldı.."
"Güzel, siz ikiniz o zaman iş başına."
Sonra yüzünü çevirerek kapıya odaklandı.
"Çalışanlardan iki kişi su ve gazete kağıdı bulup kapının camlarını kapatsınlar. Sen ve... Sen"
Mia ayağa kalksa da Ron ısrarcı gibi gözüküyordu.
"Kalksana, öldürtmek mi istiyorsun bizi?"
"Muhtemelen.."
"Şaka yapıp yapmadığını bile soramıyorum.."
Yerlerinden kalkarak arşiv odasına ilerlediler.
"Şimdi en önemli olaya geliyoruz. Müdür bey'in kasasının şifresini öğrenmeye."
Bütün gözler müdürün üzerinde toplandığında büyük sorunla karşı karşıya geldiğini farketti. Şifresini söylerse rezil olacak, söylemese de muhtemelen ölmüş olacaktı. Hangisi?
Karşısında kendisine gülümseyen çığlık maskesi elinde tuttuğu silahıyla ona pek fazla seçim hakkı tanımıyordu. Herkesin gözlerinde aynı soru okunuyordu.
O kasada ne var?