"Herkes kendisine uzatılan poşetin içine cep telefonu ve elektronik aletlerini bıraksın. Her hangi bir şüpheli durumda üzerinde telefon bulunan kişi için durumlar kötüleşir."
Etrafta kısık konuşmalar duyulmaya başlamıştı. Yere yatan kişilerin arasından kalkan kadın eteğini düzelterek kendisine çeki düzen verdi. Daha sonra yerde duran çantasını alarak içerisinden çıkardığı siyah poşeti ellerinde telefon tutan rehinelere uzatmaya başladı sırayla.
Fısıldaşmaların yerini şaşkın bakışlar almıştı.
"Veronica?"
Veronica ses gelen tarafa çevrildi topuklularının üstünde. "Efendim James?"
"Ne yapıyorsun?"
"Telefonları topluyorum.."
Kadının konuşmasında tamamen rahatlık görülüyordu.
"Sen bu bankanın çalışanısın, şu anda yerde yatman gerekiyor."
"Gördüğün gibi gerekmiyor. Şimdi beni oyalamadan telefonları poşete atın."
James bir karış açık ağzıyla cebinden çıkardığı telefonu poşetin içine attı. Her sabah yan yana çalıştığı iş arkadaşı soygunun bir parçası mıydı? Herkes bankın ortasında yatmış olayın şokundan çıkmaya çalışıyordu.
"Bütün kapılar kapandı. Anahtarlar burada. Şimdi izin verirseniz karımın yanına gideceğim."
Maskeli, güvenlik görevlisinin uzattığı anahtarları aldıktan sonra kafasını olumlu anlamda salladı. Zaman kaybetmeden yerde yatan eşinin yanına koştu.
"İyi misin Elisabeth? Çok korktun mu?"
Yerde yatan kadını kolundan tutarak kaldırdı ve hafif sarsmaya başladı.
"Hayır canım ne korkması, yüzümden okunan dehşet ifadesi de eğlendiğim için. Manyak mısın sen?"
"SESSİZLİK!"
"Bu sesler de neyin nesi? Kameralar neden çalışmıyor Oliver?"
Kırmızı halı serilmiş merdivenlerin başında tombul ve dazlak adam gözüktü. Aşağı inmesine engel olan şey yerde yüzüstü yatan insanlar ve bankanın ortasında duran garip maskeli adamın olmasıydı.
"Burada neler oluyor?"
"Banka soygunu?!"
Veronica anlık kafasını çevirerek cevap verdi ve ardından işine geri koyuldu.
"Ne soyuyor sunuz?"
Adam anlamamış olacak ki istemsizce saf bir soru sormuştu. Kalabalıktan hafif homurdanmalar duyuldu.
"Her cadılar bayramında olduğu gibi bu sene de 'şeker mi şaka mı?' oyunu oynamaya geldim ama işçilerin bana şeker vermediği için ben de şaka yapmak istedim.
Salak herif banka soyuyoruz!"
Çığlık maskesinin altından sinirli açıklama yapılmıştı.
"Müdür bey burası da hayvanat bahçesi olmadığına göre demek ki para için yerlerde sürükleniyoruz."
James konuşmasının ardından ters ters Veronica'ya bakmayı da ihmal etmemişti.
"Veronica sen ne yaptığını sanıyorsun?"
"Bir soru daha sorarsan o merdivenlerden aşağı yuvarlanarak inersin, anladın mı?"
Ortaya atılan tehditle ne tür bir durumum içinde olduğunu farketmiş olacak ki ellerini havaya kaldırarak çar çabucak aşağı indi. Rehinelerin olduğu kısma ilerlemek isterken Veronica karşısına geçti.
"Telefon?"
Yüzündeki tiksinme hissiyle ceketinin iç cebinden pahalı telefonunu çıkardı ve dikkatlice poşetin içerisine koydu.
"Şu haline bir bak. Bu duruma düşecek kadar karaktersiz olduğunu bilmiyordum. İş arkadaşlarını para için satıyorsun."
Poşetin ağzını kapatan Veronica nefretle gülümsedi. "Çalışanlarına değer veren patron gibi konuşmanız beni neredeyse ağlatacak. Bizim sigorta paralarımızla karına aldığın son model arabadan haberimiz var."
Yüzü kıpkırmızı kesilse de taviz vermemeye çalışıyordu.
"Bir düşün bakalım senin yerinde başkaları neden yok. Çünkü herkes onuruyla çalışıp parasını kazanıyor. Sen de ilk fırsatta onları satıyorsun."
"Orda dur bakalım."
Rehinelerin arasından ayağa kalkmaya çalışan bir kadın tüm dikkatleri üzerine toplamıştı. Giydiği beyaz gömlek buranın çalışanı olduğunu gösteriyordu.
"Kim olsa senin yerine hırsızı tercih ederdi. Gerçi her türlü durumda hırsızdan bir farkın yok zaten."
Müdürün suratı kıpkırmızı kesilirken ağzını açıp bir şeyler söylemek istedi fakat kadının cümlesiyle yarıda kaldı.
"Hem ne var biliyor musun? Artık senin çalışanın falan değilim. Şu andan itibaren Veronica'yı destekliyorum. Madem senden para alacağımız yok o zaman biz de çalarız!"