12.Bölüm

1308 Kelimeler
Bölüm 12 Karmakarışık şeyler yaşıyordum daha doğrusu hissediyordum babamla yaptığım şey bile mutlu etmiyor ve çoğu boş gelmeye başlamıştı. Sürekli sevgili olmak, birilerin de sevgiyi aramak beni yıpratmaya başlamıştı. Bu durum en çok insanı yıpratıyor. Sevgi arayışına girdiğiniz zaman sürekli en güzel en özel yerlerinizi hiç değmeyecek birisine dahi gösterebiliyorsunuz haliyle bu çok yorucu ve mahvedici bir hal alabiliyor. Ben de çok yorulmuştum. Düşünüyordum bol bol nasıl bu durumu berteraf edeceğimi onu da bilmiyordum. Galiba çok uç şeylerin arayışında olmamak lazım. Babam ile dün çıktığımız alışverişte dahi kaç kez kırıldım ve kaç tane canımı sıkan olay oldu sayısını unuttum. Ama şunu fark ettim ailem dahi tam manası ile beni her anlam da tatmin edemez iken, bunu karşım da bulunan kişiden istemem ne kadar sağlıklı ? Mutluluk fedekarlık isteyen bir duyguydu. Mutluluk istiyorsam bazı duygularımı feda etmem gerekiyordu, git gide bunun farkına iyice varıyordum. Babam ve annem bundan dolayı mutsuz evlilik yaptılar. 22 seneyi aşkın olan o evlilik mutsuzluktan ibaret olan bir şeydi. Insanlar birlikte yaşamak istediği insanlarla hayatlarını gerçekten o insanla idame ettirmek istiyorsa, öncelikle gerçekten sevmeli. Çünkü insan sevdiği zaman gerçekten o insan için yapacaklarının sınırı olmadığı kadar sevdiği an da, fedakarlıktan yorulmuyor, üzülüyor inciniyor ama o üzüntü ve incinme duygusu hemen kayboluyor. O kişi suratınıza bakıp bir güldüğü zaman. Bir de insanlar büyüdükçe hissizleşir. Bazı duyguları yaşamaya yaşamaya unutuyoruz. Çevreme bakıyordum sürekli. Dayım benim gözüm de muhteşem bir örnekti. Karısını çok seviyordu fakat ona hep bağırır ve aşağılardı. Niye yapıyordu bunu? Yengem dayımın ağzına bakan birisi. Dayım niye ona bu kadar haksızlık ediyordu bilmiyorum. Senem yengemi üzüp kırıyordu. Başka bir şeye sinirlense dahi sinirini yengemden çıkarıyordu. Bunu milletin içinde yapıyordu. Küfür ediyordu. Yengem bunu hak etmiyordu. Hiç bir kadın bunu hak etmezdi. Yengemin dayıma hala çok kuvvetli duygularla aşık olması beni çok şaşırtıyordu. Deli gibi aşıktı ona. Dayanamıyordu ne derse tamam derdi. Ağzından hiç bir zaman engelleyecek bir kelime çıkmazdı. Bana dediği şey hep aynıydı - onun gibi yapıp cevap verirsem, bizim evliliğimiz yürümez. Niçin? Bir evliliği düşünmek zorunda olan niye hep kadın olmak zorunda? Dayım bu kadar hayati zorlaştıran bir insansa o niye düşünmüyor? Kaybetme korkusu niçin tek taraflı yaşanıyor. Evlilik bu kadar kötü ve zor olay mı? Yol uzun, taktım kulaklığı düşünmeye devam ettim. Dünyayı düşünmeye, insanları düşünmeye devam ettim. Sonu hiç bir yere varmayan her şeyi düşünmüştüm yine. Hayatta beni ne bekliyor bilmiyordum ve ürküyordum. Annem aradı bunları düşünürken; - Betül nerdesin? - Yürüyorum anne, dışarıdayım ama uzakta değilim. - Akşam geç kalma - Niye? - Dayınlar bize oturmaya gelecek. - Ta.. Cevap vermeden, suratıma kapandı o telefon zaten. Babam dayım geldiği zaman şımaran bir adamdı. Annemi hor görür ve ona saçma sapan davranıyordu. Dayım dan güç alıyordu. Saçma sapan bir sidik yarıştırması yaşanıyordu evde. Dayım bu durumdan hep çok zevk almıştı. Babamın kendisini şarlatan yerine koyması dayım için o kadar eğlenceli bir hal almıştı ki hafta da bir kez gelir, güler sinirini stresini atar ve evine dönerdi. Yine o günlerden bir tanesi yaşanacaktı. Ben de ortam gerilmesin diye zoraki gülendim. Asla eğlenmiyordum o ortam da ama ne yazık ki insanlar her zaman içinden geleni yapamıyor, rol yapmak zorunda kalıyordum. Annem gerilmesin, miraç üzülmesin ve insanlar artık bize acıyan gözlerle bakmasınlar diye. En son söylediğim şey de ne kadar başarılı oldum hatta başarılı oldum mu bir fikrim yok! Emre Aydın-Beni biraz böyle hatırla şarkısını açtım. Son ses dinlerken ev yoluna doğru dönmeye başladım. Orta okuldan sınıf arkadaşım Nazlıcan’ı gördüm bir anda karşımda. Bana doğru gözlerinin içi gülerek yaklaşıyordu bende durdum ona sarıldım. Eskiden gelen birilerine sarılmak bana hep iyi hissettirmiştir. Ve çok güzel hissettiğimi itiraf etmeliyim. Bana dönüp - Betül inanılmaz değişmişsin zaten seni sosyal medya dan takip ediyorum, çok farklı birisi olmuşsun. Bu değişimine ben ve sınıftan bazı kızlar aşırı şaşırdık. Ama çok yakışmış. Deyip gülümsedi. Bu diyalog artık beni çok etkilemiyordu, hep aynı şeyi duyuyordu bu kulaklar. -Teşekkür ederim, reddedilmek galiba iyi geldi dedim ve gülümsedim. Benim orta okulda Sefa’ya yanık olduğumu bilmeyen tek bir Allahın kulu yoktu. Herkes bilirdi ona nasıl aşık olduğumu. Nasıl tutuştuğumu. Teneffüsler de dahi ağlıyordum bazı hocalar bile öğrenmişti artık. Sevince deli gibi sevmek kanımda vardı. Nazlıcan ne demek istediğimi çok rahat bir şekilde anlamıştı, sadece kafasını salladı sonra bana çok değiştiğimi, daha yakışıklı bir sürü insanla birlikte olabileceğimi söyledi. Ayak üstü edilen bir sohbet olduğundan gülmekle yetindim. Mevzu yakışıklı olması değildi ki. Benim için bu olmamıştı. Selamlaşıp birbirimizi öpüp, görüşme günü ayarladık. Uzun uzun sohbet etmek için. Ben böyleydim beni tanıyan insanlarla sohbet etmenin huzuru bir başkaydı hep benim için. Bilmiyorum içim kıpır kıpır oluyordu. Emre Aydın dinleyerek devam ediyordum yoluma şarkının sözleri beni ağlatmayı başarmıştı. Çok duygusaldim; Nazlıcan bana dönüp; - Betül unutabildin mi diye sordu.. Unuttum dedim. Her şeyi unuttum. Ama yemedi. Suratından bana inanmadığı o kadar belliydi ki çünkü beni tanıyan insanlar benim ne kadar duygusal bağ kuran bir tip olduğumu biliyordu. Açıkçası inanmış gibi bile yapmadı. Nazlıcan. Zaten çok açık sözlü ve zeki bir kızdı. Böyle insanlardan cok guzel dost oluyordu. Bana dönüp; -Benim tanıdığım Betül unutmaz dedi. Birisinin sizi tanıma konforunu görüyor musunuz? Muhtesem bir detay degil mi? Sadece kafamı sallayıp ona tatli bir gülümseme attım ve bununla yetindim. Beni tanıyan insanlar işte beni bu yüzden rahatlatıyordu. Hayır dediğim şeyin aslında kalbim de evet olduğunu biliyorlardı. Yine taktım kulaklığımı ve açtım müziğimi son ses dinliyordum yanımdan arabalar vızır vızır geçiyordu ve ben bir sigara daha yakmıştım eve giden yolumda. Tüm yaşamış olduğum şeyler gözümün önünden bir bir film şeridi gibi geçiyordu yine. Işin tuhaf olan yani ise üniversite hayallerim de vardı. Sadece geçmişim değil geleceğim için de bir sürü hayaller kuruyordum. Müzik buna çok müthiş bir uyum sağlıyordu. Bu yuzden en yakin dostum kulaklıkti. "Beni biraz da böyle hatırla" Beni biraz da böyle hatırla tam bu kısım geldiğinde haykırdım. Git gide dışarıya aşırı pozitif ama kendi içerisinde karamsar birisi olmaya başlamıştım. Bu derinlik bazen beni yiyip bitiririyordu. Çok derin birisi olmaya başlamıştım ki gerçi ben hep derindim. Her şeyi derin anlamak üzerine yaratılmıştım. Emre Aydın benim için o yıllarımın sanatçısıydı. Beni süper ağlatıyordu. Mutlu olmak istiyordum. Hayat hakkında yaptığım planlar arasında artık büyük kocaman şeyler yoktu. Daha ufak şeyler vardı. Minik şeyler vardı. Hayattan beklentim azdı, beni anlayan birisini istiyordum. Sevgisiz kalmıştım ama kocaman sevecek yüreğim hâlâ vardı. Evimizin önüne geldim, zile bastım annem bakıp açtı kapıyı. Söylenerek temizlik yapıyordu. Yardım etmediğim zamanlar da böyle davranırdı. Hemen yardım etmeye başladım. Miraç dışarı da oyun oynuyordu. Biz de evde annemle temizlik yapmaya başladık. Tam kendi odam girip içeriye villada atarken, - Babanı ara eve gelirken bir şeyler alsın akşam dayinların geleceğini söyle dedi. Kapattı kapıyı. Hayır bu afra tafra kimeydi? Annem biraz dengesiz birisiydi. Onu anlamak da çok zordu ve beni ciddi mana da yoruyordu. Hemen babamı aradım. Açmadı. Babam çalışmıyordu yine. Boş boş geziyordu. Kim bilir neredeydi ve o telefonu açmamıştı. Babam niye böyleydi ? Ben çok üzgün hissediyordum. Annemin yanına gidip babam telefonu açmadı dediğim de suratın da oluşan o tiksiniyorum ondan bakışını anlatamam. Annem ciddi anlam da babamdan nefret ediyordu. Ondan çok rahatsız oluyordu. Üst üste aradım yoksa annem arayacaktı ve birbirlerine gireceklerdi. Babam açtı, tamam dedi ve telefonu kapattı. Telefonumu aldım koltuğa uzandım. Dayimlarin gelmesini bekliyorduk. Müzik açtım onu dinlerken annem hemen yan koltuğa uzandı. Müziğe bırakmıştı kendini. Üzgündü daha doğrusu annem mutsuzdu. Bıkmıştı. Sürekli onu böyle görmek bana açık kalp ameliyatı yapılıyormuş gibi hissettiriyordu. Çatıya çıkıp sigara yaktım. Bir şeylere gücüm yetmiyordu, yetsin çok istiyordum ama olmuyordu. Babam da mutsuzdu ama gamsız bir adam oldugu için burada kızıyor ise şu tarafta gülmeye devam eden bir tipti. Ama annem öyle değildi. Çatıdan aşağı bakarken hayati sorgularken Miraç'ı gördüm. Oyun oynuyordu her şeyden habersiz kendini kaybetmişti. Tek dayanağım oydu. Onun doğduğu gün ve kucağıma verdikleri gün aklıma geldi. Miraç benim tek sebebimdi. Onu çok seviyordum ve her şeyden üstündü benim için. Kendime orada söz vermiştim Miraç benim yaşadığım zorlukları yaşamayacaktı. Onun için uğraşacaktım. Insan hayata tutunacak bir sey bulmalı herkesin yaşamak için bir sebebi olmalı. Yoksa yaşayamaz kimse.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE