Bölüm 8
Anneannemin annemle olan tartışması üzerine uyandım.
-Ben bıktım artık onunla uğraşmaktan, aynı babası diyordu. Annem buruk bir şekilde ama ona hak vererek;
-Evladımı atamam anne! Dedi. Dedem ise anneannemin her dediğini onaylayan ve başka bir lüksü bulunmadığı için dönüp;
-Milletin de çocukları var, senin ki şeytan! Dedi. Yatağım da ağlayarak kalakaldım. Hareket dahi edemedim. Bu denli benden nefret etmelerini anlayamıyordum. Babamla annemin barışmasından dolayı ikisi de beni sorumlu tutuyordu. Eskişehir’den Bursa’ya yeni geldiğimiz zamanlardı. Annem yanımda yoktu. Beni dayımlarla gönderip, kendisi arkamdan hemen geleceğini söylemişti. Ağlıyordum deli gibi. Bindirdiler beni otobüse uyku hapı vererek. Gözlerimi açtığım da ise yengemler ve kuzenlerimi gördüm. Yeni evin artık burası dendi bana. Babam ve annem yoktu nasıl orası benim yeni evim olabilirdi? Bir evimizin olması için öncelikle bir anne ve babaya ihtiyaç duymaz mıyız? Ağlıyordum annem yalan söylemişti, hemen geleceğim demesine rağmen haftalarca gelmemişti. Ev 4. Kattaydı. Bense sürekli balkondan annemi bekliyordum, ayaklarımı aşağı sallayıp. Yengem sürekli;
-Betül hadi kızım Seher'le oyna diyordu. Seher benim kuzenimdi. En büyük torun bendim, fakat uzakta yaşadığımız ve büyüdüğüm için ailenin gözde ve ilk torunu Seher'di. Herkes onun üzerine titriyordu. O da çok mız mız bir kız çocuğuydu, sürekli ağlıyor ve memnuniyetsizdi. Bu durum beni o küçük yaşta çıldırabilecek kıvama çok rahat getiriyordu. Sürekli yanıma geliyor ve benimle oyun oynamak istiyordu. Ama ben annemi babamı istiyordum. Burası neresiydi ve ben hiç ayak uyum sağlayamıyordum. Çok acı çekiyordum o günler de. Seher benimle arkadaş olmaya çalışıyordu, onu çok hırpalıyordum. Çocuktum ama sinirlerimi bozuyordu, herkes onu daha çok seviyordu. Ona salak muamelesi yapıyorlardı. Yemeğini bile hala annesi zorla yediriyordu;
- Hadi güzel kızım aç ağzını!
Aman ne güzel. Ben çocukken de Seher e göre bir tık çirkin sayılırdım. O güzel bir kız çocuğuydu. Herkesin ilgisi onun üstündeydi. Ben dış kapının dış mandalı gibi boktan bir şey hissediyordum. Güzeldi fakat salaktı. Dışarı çıkacağım zaman onu biletim olarak kullanıyordum, onu fişekleyip
- dışarı çıkalım oyun oynayalım, annenlere söyle diye mutfağa gönderiyordum. Bu da gidip söylüyordu onlar izin vermiyorlardı. O da en iyi yaptığı şeyi yapıyordu, ağlıyordu. Onun atlamasına kimse dayanamadığı için dışarı çıkıyorduk. Çok garip değil mi? Ben o yaşlarda öğrenmiştim, gözyaşlarımı saklamayı çünkü kuzenimin ağladığı kadar bir etki bırakamıyordum onlarda. Annemi ve babamı getiremiyorlardı. Bende gizli gizli ağlıyordum ve güçlüyü oynuyordum. Her gelen babamı kötülüyordu, ve beni fiziki olarak ona çok benzetiyorlardı. Sanki ben annemin kızı değilim de babamın kızıymışım gibi davranıyorlardı.
O zamanlar anlaşmaya başlamıştım, annemi ve babamı ayırıp babamı dışlıyorlardı. Babam annemi çok üzdüğü için. Babam annemi çok üzerdi. Ama olsun o benim yine de babamdı. Onun hakkında kötü yorum yapılması beni çok kötü yapıyordu. Duymak istemiyordum. Ve bunun için çok farklı bir yerdeydim. Bana sürekli Babası Ramazan diyorlardı. Onların istediği gibi davranmadığım zaman, kendimi savunduğum zaman ezik bir çocuk olmadığım için beni dışlayıp hemen babama benzetip çamur atıyorlardı. Bunu en çok anneannem yapıyordu. Ondan nefret ediyordum. Beni çok üzüyordu. Seher’e çok güzel davranıyordu, Seher neye ağlarsa benden biliyordu. Seher salak bir çocuk olduğu için dersleri kötüydü. Benim o psikolojik yıkıntıya ve yeni okula geçmeme rağmen hepsi 5’ti. Anneannem bunu yediremiyordu. Kıskanıyordu. Benim başarılı olmam ve Seher in tam bir ezik olması ona kafayı yedirtiyordu. Yesin umrumda değildi. Hatta beni daha çok hırslı birisi yapıyordu. O zamanlar başarı kavramını anlatacak düşünceli ve maneviyatı yüksek bir büyük ebeveynim yoktu. Ben başarıyı o zamanlar birilerine inat olması için yakalıyordum. Anneanneme asla hakkımı yedirtmiyordum. Bana çok kötü davranmasına rağmen. Bu durum beni günlerce ağlatacak mesele iken o zamanlar dahi taktik yapıyordum, onlara daha ağır laflar söyleyip ben onları yıldırıyordum. Adim aile de Terbiyesiz e çıkmıştı. Çıksın çokta umurum da değildi açıkçası.o zamanlardan itibaren özlem beni agresif yapıyordu, hakkımın yenmesi hak yedirmememe sebep oldu. Çocuklara daha alçak gönüllü bakıyor ve dayanamıyordum. Ben bunları daha 8 yaşında hissederken benden 15 kat büyük insanlar böyle hissetmiyordu. Çok ilginçti. Hayatın çok garip bir dengesi vardı. Bana sürekli babasına benziyor diye ithamlar yapıyorlardı. Bir gün yine anneannem babam hakkında atıp tutuyordu, mutfağa girdim hâlâ devam ediyordu Ona dönüp;
- Sen önce ayyaş babana bak, karı delisi olmasaydı siz de böyle ortalıkta büyümezdiniz dedim.
Şok geçirdi. O an mutfakta ki herkes buz kesmişti. Bana kitlendiler. Kimse benden bu denli yüksek bir davranışı beklemiyordu çünkü. Hak etmişti. Canımı yakmayacaktı. Sonra tam mutfaktan çıkarken duyduğum tek söz;
-“Terbiyesiz” olmuştu. Canımı çok yakıyorlardı. Bu kadarını asla hak etmiyordum. Annemin ve babamın olmayışı beni o zamanlardan böyle bir insan olmaya zorlamıştı. Onlara galip gelip hayatın zillerini yemiş bir birey de olabilirdim. Ama olmadım ben güçlü olacaktım ne derlerse desinler yıkılmayacaktım. Canımın acısını gizli gizli babamın ve annemin düğün fotoğraflarına sarılarak, ağlayarak atıyordum. Çok net hatırlıyorum ben 2.sınıfa giderken , Seher 1.sınıfa gidiyordu. Okula fotoğrafçılar gelmişti ve hepimizin vesikalık fotoğraflarını çekmişlerdi. Eve geldik bunu bizimkilere söyledik. Herkesten 6 YTL istiyorlardı o dönemin parası ile. Okula gidip geldik sonunda fotoğraflar geldi ve alıp eve geldik. Dayımlar her akşam yemekten sonra aynı odaya otururlar yengemler çay yapıp getirirler ve sohbet ederlerdi. Seher’in babası yani en büyük olan dayım, baş köşeye oturmuştu;
- Hadi fotoğrafları getirin demişti.
Seher ilk sıraya girdi, bende onun arkasında bekliyordum. “Babasının prensesi, çok güzel çıkmışsın dedi Seher’e" Sonra sıra bana geldi;
-Aynı maymunlara benziyorsun demişti bana da.
Ben bunu hak ediyordum işte. Boynum bükük şeklinde yan odaya geçtim. 8 yaşında annesi babası olmayan bir kız çocuğunu üzmek için çok güzel bir yer bulmuştu dayım. Kalbimin acısı içime sığmamıştı. Yengemler odaya yanıma gelip şaka yaptı dayın diyorlardı. Cahillerdi işte, benim çocuk olmama rağmen büyüklük yapmamı da benden bekliyorlardı. Sikeyim hepsini o yaşattıkları, yıkıntıyı asla unutamam!
O gün sabaha kadar babamın fotoğrafına sarılıp ağladım, annem dönüp ne oldu deyince olayı anlattılar, bana sordu ben anlatmadım sonra aynısını anlattım. Ama babamın fotoğrafının başından kalkmıyordum. Çünkü kalbiniz kırılırsa kime sığınır ki bir çocuk? Hele ki bir kız çocuğu ise. Hiç durmadan hıçkırarak sabah a kadar ağladım. Kimseyi yanıma yaklaştırmadım, annemi dahi. Bana kimse o an iyi gelemiyordu, çok iyi tanımadığım babam olsun istiyordum bir tek. Benden nasıl vazgeçti anlayamıyordum? Orada iki dayım ve iki yengem vardı 4 kuzenim vardı. Hepsi çocuklarına bağlı anne babalardı. Benim bir ailem yoktu. Benim bir evim dahi yoktu bu gerçek tokat gibi suratıma çarpmıştı. Annem benim o halimi gördükten sonra babamla yeniden barışma kararı almıştı. Benim üzülmeme dayanamamıştı. Annemin ailesinin bana kin tutması için yeni bir sebep daha olmuştu. Ben kötü torundum. Babasına benzeyen kötü bir yeğen ve torun. Bu algıyla yıllarca yaşayıp sonra kıracaktım. Ama bunların olması için benim ciğerimin daha çok parçalanması ve üzülmem gerekiyordu. Her şey yeni başlıyordu. Anneannem ve Dedem o zamandan kinlilerdi bana. Sanki ben onlardan değilmişim gibi bana cephe almışlardı. Ben kimsesiz miydim?