CEZA MI CEZA 😁

3303 Kelimeler
Genç adam uyandığında sol tarafında bir ağırlık hissetti. Kaşları çatıldı. Ne kadar ettiyse de kalkamadı. Gözünü tam açtığında kolundaki ağırlıkla sol yanına baktı. Gözleri yuvasından çıkacak gibiydi. “O ne lan?” diyerek yerinden doğrulmaya calıştı. Ama doğrulamadı. Usulca oturur pozisyonu aldı. Yanında küçük karısını görünce, karısının elide malum yerde alıp yatağın üzerine bıraktı. Dişlerinin arasından, kısık sesle “Lan…” diye inledi. Kendisi de hemen yataktan ayağa fırladı. Bir şeyler de ayaktaydı. Aşağı baktı, dişlerinin arasından tırsar gibi inledi. “Amına soktuğum…” diyerek, küçük karısına hallenecek kadar kudurmamıştı elbette. Hemen kendini küçük hamama attı. Sonra üzerindeki atletini çıkardı, altındaki kısa donunu da indirdi. Artık kendi odasında da kısıtlıydı. Kızların odasına gönderse anası kıllanacaktı. Bir çözüm bulması lazımdı... Önce duşunu alması gerekiyordu. Hemen sabunlandı, yıkanıp çıktı. Odaya çıktığında kız hâlâ uyuyordu. Gözlerini devirdi. Aklındaki düşünceler: kız on sekiz yaşına geldiğinde elbette zevkle yapacaktı. Üst dudağı zevkle kıvrıldı. Hemen donunu giydi, sonra şalvarını çekip kuşağının ipini düzenleyip bağladı. Üzerine beyaz gömleğini giyip düğmelerini ilikledi. Kumral saçlarını eliyle düzeltti. Geceden kara gözlerine baktığında orada bir şey gördü. Başını eğdi, yutkundu. anlının ortasında sanki birşey …yazıyor gibi hissetti.Bir daha baktı aynaya. “Ya hiç küçük karısını kurtaramasaydı…” Bu düşüncelerden sıyrılmak için eliyle gelişi güzel saçını arkaya taradı.İçinden yine olsa, yine yapardım. dedi. Kendini odadan dışarı atacakken omzunun üstünden küçük karısına tekrar baktı. İçi sıkılarak kendini odadan dışarı attı. ara koridordan geçip Büyük odaya girdi.Gördüğü manzara karşısında göz devirdi. Mehmet Ağa köşesinde her zamanki gibi oturuyordu. “Ben gidiyorum, baba,” dedi buz gibi sesiyle.etraf biran buz kesti. Mehmet ağa oğlunun üslubuna alışmıştı. gözlerini kırpıştırdı. yaşlı adam sadece "git" dedi. Asiye kadın, oğlunun karşısına geçip, “Bir şeyler ye oğlum,” deyince anasına dönüp baktı. “Hilal’e söyle, hazırlansın.Onunla işim var dedi. Bir daha bu evde iş tuttuğunu görmeyeceğim,” diyerek herkeste yargı dağıttı. Asiye kadın gözlerini her yere gezdirdi. Oğlunun yüzüne bakarak, “Oğlum, sana güzel yemekler yapıyor. Gönül, onu yetiştiriyor,” deyince, genc adam sesi yüksek çıkmıştı ana bu evde kaç aşçı var? Kaç hizmetli var?”dedi Mehmet Ağa yönünü dönüp oğluna sonra karısına baktı. “Kadın, oğlan doğru söylüyor,” deyince, genç adamın yüzünde histerik bir gülüş oluştu. Başını sağa sola salladı. Babasının arada bir damarı tutuyordu. Gönül çekinerek bir sarı zarf getirdi. “Beyim, size mektup geldi,” deyince Asiye, merakından kocasının yanına usulca sokuldu. Timur, aldırış etmeden konaktan kendini dışarı attı. Merdivenlerden hızlı adımlarla indi. “Duran emmi, atımı hazırla. Çıkıyorum,” dedi. Bir an mutfağın balkonuna gözleri kayan genç adam, hizmetli kızı gördü. başını sağa sola salladı.ellerini arkasında birleştirdi.yürüdü. “Bir gün sikecek, aklı başına gelecek. Onu istiyor,” diye mırıldandı.sürtük. Yaşlı adam gözlerini kıstı. Çekinerek, “Atın hazır oğul,” dedi. Atın yularından tutup dışarı çıkardı. Konaktan dışarı çıkan genç adam atına, üstüne atladığı gibi konağın aşağısına doğru indi. Emmisinin konağının önüne gelince durdu. “Turgut emmi!” diye seslendi. Mehmet ve Aysel dışarı çıktı. Mehmet, “Ne oldu emimoğlu?” deyince Timur, gözlerini kısıp sağa sola baktı. “Amcam nerede?” dedi. Turgut Ağa da dışarı çıkınca Aysel, herkesde göz gezdirdi. Sonra eli belinde, “Ne oluyor burada?” diyerek sordu.merakla insanlara baktı. Genç adam aklındaki planları amcasına anlatmak için atından aşağı atladı. “Amca, şu dağı görüyorsun değil mi?” dedi. Herkes o yöne bakınca Mehmet Ağa’nın konağının karşısındaki kayalıklara baktı. “İşte amca, oraya konak yapacaksın. Ekibini topla,” deyince Mehmet’in yüzünde tebessüm büyüdü. Timur'un ne yapmaya çalıştığını anlayınca babasına baktı. Aysel’in ise yüzü düştü. Kocasının koluna yapıştı masumca gözlerini kırpıştırdı.“Hani ilk bizim konak yapılacaktı Mehmet?” deyince Turgut Ağa gelinine döndü. “Elbette yapılacak, güzel gelinim. Bizim Konağın böğrüne yapılacak,” deyince Mehmet bir nebze sevindi. Kendisi askere gidip gelene kadar konağı yapılırdı. Eşyayı da karısı beğenir, kardeşi İbrahim de getirirdi. Artık kendisi de geldiğinde konağa yerleşirdi. Yine dört ayak üstüne düşmüştü. Turgut Ağa, Timur’a baktı. “Gel oğlum, az seninle konuşalım,” deyince Timur ve Turgut Ağa yürümeye başladı. Genç adam az çok emmisinin ne diyeceğini biliyordu. İçi sıkılarak “Emmi, sen konuşmadan ben konuşayım. Ne diyeceğini biliyorum,” dedi. “Böyle olmasını istemezdim. Ailemle kavga ettim. Bana kız alın diye söyledim, onlar bana gitmiş çocuk almış. Seni hepimiz çok severiz. Merhametli adamsın. Bilirsin babamı…” Derin nefes aldı genç adam. Başını kaldırıp amcasının gözlerine baktı. “İnkâr etmiyorum, ona benziyorum,” dedi. Bu sözleri söylerken içi daraldı. Omzundaki eli hissedince omzunun üstüne baktı... Turgut ağa tüm merhameti ve samimiyetiyle bak oğlum… Severim bütün yeğenlerimi. Sen babana benzemek istiyor gibi gözüküyorsun. Ama baban değilsin. bunu unutma evlat senden tek istediğim evlat o kıza dokunma. Başka bir şey istemiyorum,” dedi başını eğdi Timur. İlk defa bilirdi emmisini, niyetini. Aklından geçirdiği şeyler başkaydı “Elbette demeyecekti. Canı sıkıldı.” Geçen şehre gitmeden, kuşkucu kayınbabasının olacak şerefsizle ilgili olarak, Derya'nın hesaplamalarına göre kız on altı yaşındaydı ve nüfus kağıdında da çıkacaktı. Sonra Timur, aklına gelen fikirle, kızın hiçbir zaman bu soyismi almayacağını; sadece “Ağırbaş” olarak hayatına devam edeceğini söyleyip konuyu kapatıp köye geri gelmişti. Turgut, emmisine bunu söylediğinde sevindi; ancak başını çevirip kendi oğluna baktığında içi sıkıldı. Zaten karısından aldığı habere göre evlenmişlerdi ve gelininin karnındaki sübyan günah tohumu değildi; en çok da bu duruma sevindi. Timur'un sesiyle yeğenine döndü “Bekleyeceğim emmi, dedi iki yıl bekleyeceğim,” dedi. Aklından geçenlerle Alt yanı için söz veremezdi. Elini kullanacak kadar ergenlik dönemi geçmişti. Karıya elbette gidecekti. Bunu da kimsenin bilmesine gerek yoktu. ---___________ BİR KAÇ SAAT SONRA Genç adam hedefini belirledi. Yanında duran arkadaşı, dostu Zayit ile baş başa konuşup Karakurtlar Köyü’ne gireceklerdi. Ama sessizce… Orada yüksek derecede gömü ve kaldıracak mal çoktu. Biliyordu ki köy günden güne büyüyor ve birçok insan oraya göçüyordu. Anlaşılmadığı bir şekilde konaklar, tarlalar alınıyor, yapılıyordu. İki arkadaş birbirine baktı, yüzlerinde tebessüm, akıllarda izledikleri yollar vardı. Bu vurgundan sonra iki yıl içeri çekileceklerdi. Şehirlere gidecek, işlerini halledeceklerdi. İki yıl sonra karısına düğün yapacak ve birçok şey değişecekti. Açılıyordu artık. Şu an avucunda tuttuğu toprağı havaya savurdu. Geceden kara gözlerini kısarak toprağa baktı, dikkatle. Ellerinde kış sert geçecekti, hem de ne sert.diye mırıldandı. İki dost birbirine baktı. Genç adam, arkadaşının gözlerini gezdirdi. “Üzülmedi,” dese yalan olurdu. “Gideceksin değil mi?” dedi. Buralardan içi sıkılan Zayit ne diyeceğini bilemedi, gözlerini kaçırdı. Arkadaşına bakıp, “Şu vurgunu yapalım da sonra yolumuza bakalım. Birkaç yıl daha buralardayım,” dedi. Timur anladı. Kaşları çatıldı. Elindeki taşı dağın başından aşağı fırlattı. “Kız on yedisinde daha,” dedi. Derin nefes alan Zayit yandan arkadaşına baktı. “Bunu sen mi diyorsun ağa oğlu? Karın 15 yaşında,” diyerek dalga geçti. Genç adamın canı sıkıldı. “Hatırlatma oğlum, kötü oluyorum,” dedi. Gözünün önünden görüntüler gitmiyordu. Başını sağa sola salladı. “Zaten kız 15 değil, 16 bitirmek üzere. Babası ve annesi gelecek buraya, bir şeyden emin olmak için,” dedi canı sıkılarak. Genç adam arkadaşına elbette demiyecekti “Kızla bugün bir oyun oynayacağız,” diye.. İki arkadaş birbirine baktı. Pek de konuşulacak konu kalmamıştı. Zayit , "gidelim ağam, bahar beni bekler,” dedi. Üst dudağı acıyla kıvrılan genç adam, “Beni de iki kış bekliyor,” diyemedi. Sadece arkadaşına parmağıyla işaret etti. “Bak, karşıya,” dedi. Zayit, elini anlına siper edip gözlerini kıstı, gösterdiği yere baktı. “Şu dağın ardı... O köy satılacak. Koçero köyü. Sefer emmi alıyor. Birkaç yıl gidip gelecekler, sonra yerleşecekler... O köye karışmak istemiyorum,” dedi. Dişlerinin arasına ince bir çöp sıkıştırdı. Aklından geçen ilk şey, o köyü “patlatmaktı”. Bahar oraya gidip gelecekti. Belki, bir yolunu bulur, alır, kaçırır, nikâhı dağda kıyardı. Arkadaşına baktı. Üst dudağı sinsice kıvrıldı. “Belki senin yöntemini denerim, kardeşim,” deyince Timur’un yüzü düştü. “Sakın,” dedi, sesi kalınlaştı. “Sakın ola öyle bir bok yeme. Git usulünce, ailenin kulağına koy. Bir yıl sonra iste.” Canı sıkılan Zayit, başını önüne eğdi. “Ne yapacağım ben,” diye mırıldandı kendi kendine. Yapacak bir şey yoktu. Haklıydı arkadaşı. Timur, yandan bakıp dişlerini sıktı. “Beni de Bahar için kandırdın lan,” diye çıkıştı. Zayit’in gözleri sonuna kadar açıldı. “Senin amına koyarım şerefsiz! Sen bana geldin, ben sana gelmedim! Cezamısın, belamısın amk! Siktir git, şerefsiz!” deyip Timur’u yere fırlattı. Yere düşen Timur, hiç istifini bozmadı. Elini uzatıp toprağı avucuna aldı. Havaya kaldırıp süzülen toprağı izledi. Azıcık keyfi yerine geldi sanki. Elini başının altına koydu, sırtüstü yattı. Gözlerini gökyüzüne dikmişken hafifçe güldü. “Sen çok iyisin arkadaş,” dedi, sırıtıyordu. “Hemen kabul ettin benim cazibemi. Bir sen çekiyorsun beni, yapacak bir şey yok... Benimlesin artık.” Zayit’in siniri daha da arttı. Ayağıyla arkadaşının kaba etine bir tekme savurdu. “Kalk deli, kalk! Gidiyoruz,” dedi. Sonra birlikte etrafı keşfe çıktılar, her köşeyi kolaçan ettiler. Akşam olduğunda yollarını ayırdılar. Timur, Ağırbaş köyüne doğru yola çıktı; Zayit ise kendi köyüne döndü. AKŞAMM... Gün boyu planlar yapan iki arkadaş, gezmedikleri yer kalmamıştı. Konağa döndüğünde kapıda at arabası gördü. Kaşları çatılan genç adam, atın yularından tutup, "Duran amca!" diye bağırdı. Yaşlı adam genç ağayı görünce koşup elinden atı aldı. Ahıra doğru gidecekken, "Ağam, gelininizin anası ve iki kadın daha geldi," deyince kaşları çatıldı Timur’un. Konağa başını kaldırıp baktı. Merakı ağır basmış gibiydi. "Tamam amca, sen işine bak," dedi. Hızlı adımlarla konağa çıktı. Odada iki yaşı yerinde kadın... Biri Safiye kadın, diğer ikisini tanıyamadı. "Hoş geldiniz," diyerek hemen odasına geçti. Homurdandı: "Sizin adetlerinize sokayım," diyerek. Odasına girince, "Bu kız hâlâ burada oturuyor mu?" diyerek gidip yanında oturdu. Yüzüne baktı. Yüzünde anlamadığı şekilde bir gülümseme oluştu. Kaşları indi, kalktı. Sonra kızın omzuna dokununca Derya, "Dokunma," diye yüzünü buruşturdu. Sonra gözlerini açtığında karşısında geceden daha kara gözleri görünce, korkmadı dese yalan olurdu. Çekinerek de olsa baktı. Gözlerini ilk kaçıran genç adam olmuştu. İkili ayağa kalktılar. Başını yere eğen Derya, "Abi, özür dilerim. Uyuya kalmışım," dedi. Timur gözlerini devirdi. "Kızım, beni deli etme," dedi dişlerinin arasından. Bir an duyduğu sözle yerinden irkildi. Derya başını daha da eğdi, parmaklarıyla oynamaya başladı. Gözlerini kaçırarak, aklına geleni söylemek istedi. Nasıl diyecekti, hiçbir fikri yoktu. Yutkundu, başını hafif kaldırdı. "Abi, bir oyun oynayacaktık," deyince dişleri kamaşan genç adam daha da sinirle, "He kızım, oyun oynayacağız," dedi. Yürüyerek gidip yatağı dağıttı. Çarşafı eline alıp cebinden çakıyı çıkardı. Arkasını dönüp kızın tenine baktı. Esmerdi. Küçük karısının gözlerine bakmak istemiyordu. Genç adamın gözleri bir an kapının alt yanında geçen gölgelere baktı. Üst dudağı acıyla kıvrıldı. Yine anası kapıları dinliyordu. Kıza dönüp baktı. Yanına iki adım attı ve küçük karısının üzerine eğildi. Kulağına eğilip fısıltıyla: "Elimde bir çakı var, bir de çarşaf. Seninle o meşhur oyunu oynayacağız. Senden, kimsenin göremeyeceği bir yerine bıçak at, ve de bu çarşafa sür," dedi kendine has sesiyle. Derya titremeye başladı. Gözleri korkudan her yere baktı ve de kendisine uzatılan iki şeyi de aldı. Elleri titriyordu. Kaçamak bakışlar atarak aldı. "Arkanı dönsene abi," deyince Timur, elinde olmadan yumruğunu sıktı. "Abine sokayım," diyerek arkasını döndü. Hâlâ kapıda gölgeler geziniyordu. "Hadi kızım," dediği anda küçük kız birden bıçağı atınca, birden fazla kestiğini anladı. Canı yanınca hemen çarşafı yarasına bastı. Biraz fazla kanamıştı. Canı yanınca eteğini indirdi... Canının yangısıyla, "Canım yanıyor abi," dediğinde sesinin tınısı genç adamın kaşlarını çatmasına sebep oldu. Hemen kızdan tarafa döndü, yanına geldi. Elindeki çarşafı elinden çekince gözü bir an kızın bacağına takıldı. Altında, diz kapağında donu görünce homurdandı. Gözlerini kaçırdı. Ayağa kalkıp yutkundu... Bir an birbirlerinin gözlerine takıldılar. Genç adam, kızın gözlerindeki masumluğu görünce içi gitti. Öyle bir girdap ki, resmen içine çekiyordu. Masumluğun son çırpınışı, karısının gözlerinde çok yoğundu. Olamazdı, bu kadar bir insan masum olamazdı. Yutkundu... DERYA'DAN Gözlerime, öz abim gibi öyle bir bakıyordu ki... Kendi geceden siyah gözlerini gözlerime dikti. O kadar yakındı ki bana, yutkundum. Gözlerim her yerde gezdi. Ben gözlerimi kaçırınca, o da ayağa kalktı. Bir şeyler söyledi ama daha çok kendi kendine sövüyor gibiydi. Gözlerinde merhamet gördüm. Anamın baktığı gibi baktı biran bana.. “Çık odadan,” deyince ayağa kalktım. Karşıma gelip durdu. “Ben yıkanıp çıkana kadar sen de üstünü değiş, küçük kız,” dedi. Hemen kendini banyoya attı. Ben de koca üç kapaklı elbise dolabını açtım. Kaynanam şıkır şıkır şeyler almış, kendi üzerindeki elbiseler gibi. Ben bunları giyemem ki. Elbiseler arasında bir-iki parçalı kıyafetler vardı, hiçbirini giymek istemedim. Tam arkamı dönecekken gözüme bir elbise ilişti. Elime aldığım gibi üzeri küçük çiçeklerle doluydu... Çok hoşuma gitti. Hemen hamam kapısına baktım. Üzerimdeki penyeyi indirdim, sonra eteği indirdim. Bir yandan sürekli kapıya bakıp durdum. O an canım yandı. Hemen bu elbiseyi giymem lazım, abi çıktığında beni soyunmuş görmesin. Giydim. İçimde bir şey var, tam olarak bilmiyorum, korku mu başka bir şey mi, tam olarak çözemedim. Abinin bana verdiği değer, ailenin fertleri çok iyiydi... Yüzümde tebessüm oluştu. Kocaman konak, kocaman bir oda, kocaman mutfak... Her yer özenle yapılmış gibi. Hiç böyle bir şey görmedim. Artık bir de burda mı kalacaktım? Anama gitmeyecek miydim? Gözlerim doldu. Aynanın karşısına geçip durdum. Bacağımın iç kısmı acıdı. Gözüm bir an çarşafa kaydı, sonra gözlerimi kaçırdım. Ben daha kaç kişinin karısı olacaktım? Hamamın kapısı açılınca, gözlerim yerinden çıkacak gibi oldu. Altında donu, üstünde gömleği ile abi duruyordu. Hemen yerimden arkamı döndüm. Değişik bir teni vardı. Siyah desem değil, sarı desem değil. Saçları da bir değişikti. Gözlerim etrafta gezindi. Korkuyordum. Geniş omuzları, boyun zaten uzun. Kayınbabamda da uzun, abi başka bir şeydi. Ensemde bir nefes hissettim. “Karım bana yeni gömlek verecek mi?” deyince kalbimin gümbürtüsünü nasıl atıyordu. İçim titredi, yutkundum. Bu nasıl bir adam böyle? Başımı salladım, hemen elbise dolabına gidip baktım. Beyaz gömleklerden birini kaptığım gibi kendisine uzattım. Gözlerimi kaçırarak üstündeki gömleği çıkardı. Seslerin hışırtısı kulağıma doldu.o an anladım üstünü değişiyordu. “Ben çıkıyorum,” dedim. Tam bir adım atmıştım ki, “Dur bakalım Derya Hanım,” deyince yerimde sindim kaldım. Başımı yere eğdim. Sesindeki tını çok başkaydı. İki elimi birbirine bağladım. “Gel benle,” dediği anda elimde bir baskı hissettim. Hemen yerimde silkinip durdum. Bana baktı. soğuk sesiyle “Sen benim artık karımsın,” deyince, “Sana sorarlarsa ‘he’,” dedi. Bende başımı salladım. “Tamam,” dedim. “Şimdi elini ver ve aşağı iniyoruz,” dedi. Eli de kocamandı. Ben yanında çocuk gibiydim. Gerçi 15 yaşındayım ki küçüğüm zaten. Yüzüm düştü. Kassığımda bir sızı hissettim. Yine o şeyi olacaktım. Adet sancısı günü yaklaştı. Merdivenleri bu düşünceyle indim. Elimdeki baskı birden hissettiğimde anan ve bir kadın ve gelin geldi. “Sen şu gözleri fıldır gibi dönen geline o iş olduğunu söyle,” Dönüp yüzüne baktım. “Kim?” dedim. “Karşıya bak, tanırsın,” dedi. Yanımdan elimi bırakıp gitti. Ben de karşımda Havva ablayla kaldım. “Abla,” dedim. Hemen birkaç adımda geldi, bana sarıldı. Kulağıma eğilip kısık korkulu sesle “O işoldu mu?” deyince Abimin yaptığını söylemedim çünkü Timur abi , “Söyleme,” dedi. “Şey abla, dün gece o dediğin oldu,” dedim. Bana bakıp üzüldü. Hemen bana sarıldı. “Masum güzelim,” deyince kaşlarım çatıldı. Benden kendini çekti. “Şu güzelliğine hiç bir erkek...” dedi, gözlerini kaçırdı. Ne demek istediğini anlamadım. Ama daha fazla konuşmadı. “Gel benle,” deyince büyük odaya gideceğiz sandım. Hilal koşarak yanıma geldi. “Gel benle yenge,” diyerek elime yapıştı.Arkamızdan havva abla anasının yanına gitti.Hemen beni bir odaya sürükledi. Kapı açılır açılmaz karşımdaki anamı görünce gözlerim doldu. Birkaç adımda anama koştum, sarıldım. Ağladım. Anamı öyle çok özledim ki anlatamam. Her zamanki gibi yan yana oturduk. Biz anamla hiç sarılarak oturamayız. Yan yana oturur, ben onun omzuna başımı koyarım. Gözlerim doldu. Başımı omzuna dayadım. O da eliyle omzumdan aşırdı.sarıldı.Kısık sesiyle, “Olmadı değil mi kızım o iş?” dediğinde başımı öne arkaya salladım. “Oldu ana,” dedim. “Canın yandı mı kızım?” dedi. Aklıma bıçakla yaptığım şey geldi. O da canımı yakmıştı. Abimin dokunduğu kadar olmasa da yakmıştı. “Canım o gece yandığı kadar yanmadı, anam,” dedim. Anladı. Başını aşağı yukarı salladı...Oda ağladı içine içine ağladı. Birden ayağa kalktı. Başımı kaldırıp anama baktım. “Kalk güzel yüzlüm, ay parçam,” dedi. Elini uzattı, elimden tutup kaldırdı beni. Sonra sarıldı bana. “Kızım, biz Urfa’ya gidiyoruz. Abilerin bir yerlere dağıldı,” dedi. Kendi yollarını çizeceklermiş. “Biz de babanla buralarda kalamayız,” deyip odadan, gözyaşlı dışarı kaçtı. Arkasından “Ana!” diye seslendim. Duymadı beni, duymak istemedi. Yalnız kalmıştım. Bir başıma, ayaklarımı sürüyerek odadan dışarı attım kendimi. Tekrar geldiğim merdivenlerden yukarı çıktım. Odaya kendimi attım. Yatağa yatıp hüngür hüngür ağladım. İçim dışıma çıkana kadar. Yataktan tekrar ayağa kalktım. Atın nal sesini duydum. Hemen odadan pencereye koştum. Açınca pencereyi, at arabasının üstünde biri anam, diğeri ise iki kadındı... Başımı eğdim, ağladım. Tam o anda kapı açıldı. Seyda hoplaya zıplaya yanıma geldi. “Yenge!” diyerek kucağıma atladı. Ben de küçük görümceme sarıldım. Biraz da ona sarılarak ağladım, yüzümde tebessümle. “Yengen sevsin seni,” dedim. Sarıldık birbirimize. Çok güzel bir kız çocuğuydu. Zöhre, Behice, Hilal biraz değişikti ama ayrı ayrı hepsi çok tatlıydı. “Hadi yenge, beni doyur. Çok acım,” deyince elini karnına attı. “İmm, ablam yine çok güzel yemek yaptı,” deyince şaşırdım. “Nasıl yani? Konakta bir çok çalışan var. Hilal mi yapıyor yemekleri? Hadi, bizim evde ben yapıyordum.” Şaşırdım. Ayağa kalktım. Kucağımda Seyda, ellerini boynuma doladı. Odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indik. Herkes yer sofrasında, sadece kaşık sesi geliyordu. Ben de oturdum, çekinerek. Seyda kucağımdan inmedi. Ablasına trip atıp durdu. “Artık yengem var, abla! Bana o bakacak,” dedi.tüm tatlığıyla Hilal ayağa kalktı. “Senin ağzına biberim sürüm de sende gör!” dedi.cadı... Bakın ya dedi Kız cadı düne kadar abla diyordun şimdi yenge mi diyorsun “Besle kargayı, oysun gözünü!” diye çıkıştı. Kaynanam etrafa bakışlar atıp, “Oturun kızlar yerinize,” dedi. Kaynanam, kocasının ve oğlunun yanında bambaşka biri oluyordu. Huzursuzdum. Sürekli beni ve kızları izliyordu, fark ettim. Dizim abinin dizine değince içim daraldı. Abinin elindeki kaşık biran havada kaldı.s Sonra “Cezam mı bu?” diye mırıldandı. Sadece ben duydum sanmıştım. Kayınbabam, kır bıyığının altından yılıştı. Adamın gözlerine bakmaya korkuyordum. Sanki “Ben tehlikeliyim!” diye bas bas bağırıyordu. Kaynanam da öyleydi. Bir şey fark ettim; bu ailede bir gariplik vardı. Kına gecesi gittiğimiz konakta huzur vardı. Buradaysa huzurun "u"su bile yoktu. İçim sıkıldı. Yanımdaki adama baktım. Pek konuşmazdı. Konuştuğunda ise soğuk sesi iliklerime işlerdi. O sesi... beni korkutuyordu. Yutkundum. Artık ailem, kocamın ailesiydi… Gözlerim doldu, göz bebeklerim titredi. İçimde bir şey koptu... --- YAZARDAN Genç adam, kendisine temas eden karısından hoşlansa da... Şimdi olmazdı. Bir de ikisinin yaşadığı travma vardı, çekemezdi. Aşması gerekirdi.Her ikisinin de Yerinden kalktı. Karısının kolundan tuttu: “Kalk Derya,” dedi soğuk sesiyle. Herkes genç adama baktı. Gözünden gölgeler geçti. “Ne oldu?” diyecekleri yerde, genç adam delirecek noktaya geldi. Derya’nın kolunu biraz daha sıktı. Yerlerinden kalktılar. Başını kaldırmadan, “Timur,” dedi Derya. Genç adam anlamıştı. Bu kız, onun cezasıydı. Odada, “Abi…”, dışarıda yine “Abi…” demeye başladı. İşte şimdi işler karıştı. Genç adamın aklında dönen senaryoları, küçük karısının üzerinde uygulamak için tam yirmi beş ay gerekiyordu. Şimdi karışmayacaktı. Hilal yerinden kalktı: “Abi, nereye gidiyorsunuz?” “Sanane kız! Otur oturduğun yerde,” dedi genç adam. Karısının kolundan tutup konaktan çıktılar. Avluda sinirden sağa sola yürüyen genç adam, pencerelerden bakanlara göz gezdirdi. Gözlerini devirdi. “Gel karım,” dediğinde herkes duymuştu.Bunuda bilerek yapmıştı. Karısının kolundan tutup onu sürükledi. Geldikleri yere baktı. Henüz yapılmamış olan konağın arsası dışında, hiçbir sorun yoktu. Karısının üzerine eğildi: “Bak küçük karım, buraya iyi bak. Burası konağın olacak. Sen de içine hanım olacaksın,” dedi. Derya başını kaldırdı. Çekinerek kocasının yüzüne baktı. “Ben…” dedi, ürkek sesiyle. “Korkuyorum. Bana dokunacak mısın?” İşte şimdi konuşma vaktiydi. Genç adam taşın üstüne oturdu. Küçük karısına baktı. Gecenin sessizliğini dinledi. Yerden bir değnek aldı. Yere vurdu, durdu. Kendi içinde muhakemesini yaptı. Karısının kehribar gözlerine baktı: “İyileş küçük kız, iyileş…” dedi. Sonra sopayla toprağa “25 ay” yazdı. Durdu. Düşündü. “Yirmi altıncı ayda, sen benim gerçekte karım olacaksın,” dedi buz gibi sesiyle. İçinden yine tekrarladı. Biliyordu… Genç adam, kadınsız yapamazdı. Ama küçük karısına da gönül düşüremezdi. Olmazdı. Aynı yatağı paylaşacaklardı… Ama dokunmayacaktı. Belki bu yaşadıkları olmasaydı… Aklına getirmek bile istemiyordu. Zihni, “O kadar da kudurmadın Timur,” diyecek kadar aklıselimdi.....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE