ADALET NERDE 🙈

2142 Kelimeler
DERYA'DAN Günler, aylar birbirini kovalar gibi geçti. Bu konağa geleli iki yıl oldu. Öyle ya da böyle geçti… O da nasıl geçti? İçimi delip geçti. Kaynanamın yılan sokar gibi lafları, kayınbabamın sessizce bir köşede oturuşu… Bu insanlar nasıl yaşıyor böyle? Sessiz, sedasız... Hâlâ aklım almıyor. Hiç mi biri diğerine sevgi göstermez, değer vermez? Timur, babasıyla her şeyini konuşuyor. Kayınbabam gözlerini kırpıştırıp etrafta ela gözlerini gezdiriyor, sonra pencere önünde derin düşüncelere dalıp dışarıya bakıyor. Birine anlatsam, “Bacım, koskoca Mehmet Ağa’nın konağına yerleştin, daha ne istiyorsun?” derler. “Yediğin önünde, yemediğin arkanda.” Evet, yiyoruz, içiyoruz. Ama ötesi yok. Üzerime bakanlar, elbiseme bakıp “Daha ne olsun?” derler. Her şeyin var derler… ama mutluluk? Huzur? Hak getire. Kaynanamın Hilal’e kaç kere vurduğunu gördüm. Kaç kere Seyda’ya, “Sen niye kız doğdun?” dediğine şahit oldum. Şimdi, hayatı sorgulamaya başladım. Timur da ayrı bir âlem. Odaya girer girmez üstünü değiştirip çıkıyor. Nereye gittiğini bilmiyorum. Bilmek ister miyim? Hayır. Bana yaklaşmadığı sürece nereye isterse gidebilir. Gündüz kahvaltısını eder, gecenin bir körü konağa gelir. Yine de... onun yolunu beklerken buluyorum kendimi. Kızmıyor değilim; en çok da kendime kızıyorum. Geldiğinde gözlerindeki öfkeyi görüyorum. Deli gibi hareketleri var, aklım almıyor. Sonra... öfkesini dizginlemek için hamama giriyor. Bir süre kalıyor, sonra çıkıyor. Bazen korkmuyorum desem yalan olur. “Bana bir şey yapar mı?” diye içim ürperiyor. Aklıma öz abimin bana yaptıkları geliyor. Boğazım düğümleniyor, kalbim sıkışıyor. İkimizde de şunu fark ettim: Bedenlerimiz birbirine değdiği an, Timur sağ tarafa kaçıyor, ben sol tarafa... Yatağa ikimiz de mezar gibi bakıyoruz. İçim ürperiyor. Bu yatakta yatıp kalkıyoruz. Bazen koynuna sokulduğum oluyor, homurdanıyor. Öbür konağa geçerken bu yatağı götürmeyeceğim. Yer yatağında yatarım, daha iyi. Başımı sağa sola sallayıp iç geçiriyorum. İkimiz de, iki yıl boyunca birbirimizden kaçtık durduk. Aynı odanın içinde ben hamama kaçıyorum, Timur odada homurdanıyor, sonra yine çıkıp gidiyor. Üzerimi onun olduğu vakit hamamda değiştiririm. Olmadığı zaman odada… Her zaman odadan çıkmadan önce, “Başına yazma tak Derya,” der. Hemen başımı öne eğip “Tamam,” derim. Yazmamı başıma geçiririm. O kötü geceden beri hep böyle... Sürekli başımı kapatmamı istiyor. Zaten pek açmaya hevesli de değilim. Köyün kadınları geldiğinde, “Ne güzel saçın var,” dediklerinde midem bulanıyor. Başımdaki yazmayı keçik edip dışarıda da öyle takıyorum. Bir tek kendi odamda açıyorum. O da yıkanmadan yıkanmaya… Uyurken saçlarımı tarayıp öyle uyuyorum. Her sabah köyün kadınları geliyor. Birşey olunca ağa konağı muhtar konağı diye geliyorlar. Gelseler bile çok kalmıyorlar. Kaynanam çok dedikodu yapıyor.anam bir komşular konuşsun dır dır konuşuyor. Herkesin hakkında bir lafı var.şu ne yapmış bu bunu yapmış Komşularda hemen toparlanıp evlerine, konaklarına dönüyorlar. Bıktım, yemin ederim. Her gün aynı şeyleri dinlemekten bıktım. Zaten yaşadığım olay hiç bir zaman geçecek gibi değil bir kaynanam bilse ne yapar.Anlatamam yaşadıklarımı. Hiç bir kadının başına vermesin kızında başına vermesin bir kız abisinin karısı olur mu ben oldum. Geçti mi? Elbette geçmedi. Bir yerde hâlâ asılı duruyor yaşadıklarım. Unutmak zorunda gibi yaparım Yoksa çilesi bitmez bu dünyanın, dönmezde ben de orda mahkum kalırım işte acı bir şekilde bu düşüncelerle Konakta yine işleri bitirip kendimi odama attım.Başımdaki yazmaya elimi atınca içim sıkıştı. aldığım gibi aynanın önüne koydum. gözlerime baktım. Sonra kendi köşeme geçip oturdum. Köyde kadınlar için gece okulu vardı. Ama ne kaynanam, ne Timur gitmeme izin vermedi. “Evde otur,” dediler. Oturuyorum. Elimde hiçbir iş yok, canım sıkılıyor. Hilal bana defter ve kalem getirdi. Öğrendiği harfleri bana öğretiyor.öğrendimde Sonra yazmayı denedim: fişte “Ali bak”yazıyor ben “Timur bak” diye yazdım.önce onun ismi yazmışım yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. Bir an derin bir nefes aldım, kalemi biraz titreyerek tuttum ve yazdım. Hilal bana güldü. “Ay yenge, âlem kadınsın,” dedi. Başımı kaldırıp yüzüne tüm samimiyetimle baktım. O da güldü. Ben de güldüm. Epey uğraştı benimle. “Ali bak, Ali ata bak…” “Eee?” dedim. Ayağa kalktım. Dışarıdaki ata baktım. “At kişniyor,” dedim. Hilal önce şaşkınca baktı, sonra kahkahayı bastı. Gözlerini fil fiçir olur gibi sağda solda gezdirdi. “Hadi yenge,” diyerek ayağa kalktı. Kızın yine aklından ne geçiyor acep diye cıkıştım. yengecim “Avluya ineceğiz,” dedi. Hemen saçımı toparladım, tokamı saçıma tutturdum. Başımada yazmayı atıp keçik ettim. , Hilal elimden tutup beni dışarıya sürükler gibi çıkardı. Konaktan merdivenleri hızlı adımlarla indik. Avlunun her tarafına baktım. Ahırların olduğu tarafa sürüklemeye başladı dur Deli kız deyince sesler geliyordu.çok tuhaf sanki kavga vardı. Hilal durdu, oda dinledi küçük kaşlarını çatarak bana baktı. Kısık sesiyle, “Yenge, sen çardak tarafına git,” dedi. Yürüyerek o tarafa gittim. Kayınbabamı oturur vaziyette görünce, yanında gardaşı Osman Emmi’yi de gördüm. “Hoş geldin emmi,” diyerek elini öptüm, başıma koydum. Kayınbabam, “Kızım, bize iki sade kahve yap da içelim,” dedi. “Hemen baba,” diyerek konağa adımladım. Az ötede, samanlık tarafından hâlâ sesler geliyordu. Başımı sağa sola salladım, yukarı çıkıp uzun salondan mutfağa geçtim. Hemen cezveye iki fincan su koydum. Büyük tüplü ocağı öğrendiğimde şaşırmıştım, ama alıştım. Kahveleri yaptım, yanına birer bardak su koydum. Yukarı raftan Irak’tan gelen lokumlardan aldım, çok güzeldi. Bir tanesini ağzıma atıp yedim. Cezvede kahve köpürünce, iki fincana eşit pay edip güzelce doldurdum. Yukarıdan tıkırtılar geliyordu. Aldırış etmedim. Yine kaynanam odama giriyordur diye düşündüm. Bunu Timur’a söylesem kızar bana. Bu kadın sürekli odamıza giriyor, canım sıkılıyor.Ne yapcam bilemiyorum ki Tepsiyi elime aldım, merdivenlerden aşağı indim. Aklım yukarıda kaldı. Acaba bana aldığı gecelikleri inceledi mi? Aklı fikri orada… Esra karşıdan gelip bana çalım atıp yukarı çıktı. Hilal yine sinirliydi. Bu hizmetli de herkesle çok rahat geziyor konuşuyor.konakta konuşmadığı genç adam yok Ben başımı kaldırıp kocamın gözünün içine bile bakamıyorum.başımı salladım. Sanki evin küçük hanımı gibi tripler kaynanam çok yüz verdi çok neyse banane ne halleri varsa görsünler. Ben elimdeki tepsiye bakarak kayınbabam ve Osman Emmi’nin yanına gittim. “Buyur emmi,” diyerek eğildim, kahveleri alıp geri çekildim. Geri çekilecekken Osman Emmi, “Eline sağlık kızım,” deyince yüzümde bir tebessüm oluştu. Ben de başlarında bekledim. Kahvelerini içene kadar… Çekiniyorum da kendilerinden. Gidip kalma arasında epey düşündüm. Sonra kayınbabam, “Kızım, kendi konağınız hazır artık. Geçin,” dedi. İçimde bir kıpırtı oluştu. Şimdi ne olacaktı? Pek bir şey anlamadım. Hilal yine gözleri dolu dolu yanıma geldi. “Yenge, gelsene,” deyince, “Dur bir dakika,” dedim. Fincanlara elimi uzatacakken Mehmet Ağa, “Esra!” diye bağırdı. Hilal’le yerimizden sıçradık. Elimi damağıma koydum, yukarı kaldırıp sonra göğsüme elimi koydum. Derin bir nefes aldım. Esra koşarak yanımıza gelince Osman Ağa, “Ben kalkıyorum ağabey,” deyip gitti. Duran Emmi onu konağın dışına kadar uğurladı. Sonra geri gelip yine kayınbabamın yanına durdu. “Hilal, Derya yukarı çıkın,” dedi. Biz de yukarı çıkacakken fincanlara elimi uzattım. Kayınbabam dişlerinin arasından, “Çek elini gelin hanım,” dedi. Korkmadım desem yalan olur. Hemen elimi çektim. Gözlerini hepimizde gezdirdi. Nargilesinden bir nefes çekip üfledi. Sonra tespihini çekmeye başladı. Tekrar yere bakıp “Derya, yukarı çık,” dedi. Sesi yumuşaktı bu defa ama avluda soğuk bir rüzgâr esti, içim buz kesti. Kayınbabam yine ne hissetti, merak ettim. Bu defa dinleyeceğim. Çoğu zaman gizli konuşuyorlar. Duymuyorum, bazen de duymak istemiyorum. Tam köşeyi dönüp konağın merdivenlerine çıkacakken kaynanamla burun buruna geldik. Kara sürmeli gözleriyle bana dik dik baktı. Gözlerimi hemen kaçırdım. Korkuyorum ondan. Kızlarına yaptıklarını gördükçe, bana da aynısını yapar diye endişeleniyorum. Bu yüzden mümkün olduğunca etrafta dolaşmamaya çalışıyorum.Hep odamda vede pencereden dışarı izliyorum. Hızla merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Canım sıkıldı içimden hele bir gidip bakayım odamda yine neleri karıştırmış?" dedim . Yatak odamı iki yıldır karıştırıyor. Hilal ne kadar “Kilitle yenge!” dese de, kadın sanki anahtarın yedeğini taşıyor. Rahatlıkla giriyor çıkıyor. Aklım almıyor bunu neden yapıyor ki ? Hamamı, yatağımı, çekmecelerimi… resmen kurcalıyor. Yemin ederim bıktım artık. Ama Timur’a nasıl diyeceğim? Son zamanlarda daha da sinirli. Her gece içip geliyor, ama kendini hâlâ aklı başında hareket ediyor. Öfkeli öfkeli herkese saldırıyor. Korkuyorum ondan Hayret ediyorum; nasıl beceriyor bunu?hem içerken aklı dahada keskin oluyor. İçim sıkıldı. Odaya çıkıp etrafa göz gezdirdim. Çekmecemi açtım. Yine o iğrenç gecelikler .... Bir kere giydim, her yerim meydana çıkıyor. Zaten bedenim iyice büyüdü. Koca koca memelerim var. Giydiğim elbiseler bile dar geliyor artık. Şıkır şıkır elbiseler duruyor öylece. Elimi onlara uzatırken iç çektim. "Zaten bunları giymiyorum diye de birde azar işitiyorum." Timur’a söylemem lazım artık. Böyle gitmeyecek. Bir de...Anlam veremediğim bir şey var. İki yıldır bazen nefesim kesiliyor. İçimde tuhaf bir burukluk... Boğazıma bir şey düğümleniyor gibi. Nefes alıp vermeye çalışıyorum, ama bazen hiçbir şey yetmiyor. Sanki görünmeyen bir şey boğazıma yapışıyor. Sanki... içimde sıkışıp kalan bir ses, bir çığlık var.cıkmıyor ama çıksa ne olacak ki Bir silah sesi duydum, korkuyla yerimden sıçradım. Elimi kalbime koydum, “Neler oluyor?” diyerek mutfağa koştum, balkona attım kendimi. Sağa sola telaşla baktım. Avluda kayınbabamın elinde bir silah, Kimseye bir şey yapmasa bari... Vallahi üzülürüm. Yoksa bu ailenin yanında kala kala hepsinin silah kullandığını öğrenmiş oldum. İçim titriyordu. “Bir gün ben de öğrenir miyim ki?” dedim içimden. Elim hâlâ yüreğimdeydi. Aşağıda konuşulanları duydum. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Elimi ağzıma götürdüm istemsizce. “Bu kız... Duran emminin oğluyla mı birlikte olmuş? Hem de hamile mi? Abooo…” dedim fısıltıyla. İçimden geçenleri kimse duymadı ama sanki dünyam başıma yıkıldı.Ne ayıp şey biz daha Timur' lada birlikte olmadık. düşündüklerimden utandım. Evli halimle..... --- YAZARDAN Hilal, babasının yanında hep uysal olmak zorundaydı. Bazen yaptığı hırçınlıklar yüzünden kendine kızsa da, başka çaresi yoktu. Mehmet Ağa tesbihini çekmeye başladı. Düşünüyordu... Ne söyleyeceğini, nasıl söyleyeceğini hesaplıyordu. Hilal, dedi. Buyur baba, diye karşılık verdi Hilal, babasının yanına sokulurken. Ahırda ne oldu kızım? Hilal’in gözleri bir an sevinçle parladı. Sevinmişti. Gözlerini Esra’da gezdirdi, sonra Duran emmisine baktı. Abimin konağında hizmetçi olmak istiyormuş baba... Duran emmi de olmaz diye diretti. Hilal sustu. Babası ona "kızım" demişti ya, işte o yeterdi. Sevinçten her şeyi anlatabilirdi ama anlatmadı. Artık bazı şeylerin söylenmeyeceğini, söylenmemesi gerektiğini biliyordu. Aklı eriyordu. O sırada Mehmet Ağa tesbihini ters çevirdi. Hilal, o hareketi görür görmez Esra’ya baktı. İçten içe üzüldü. Çünkü bilirdi… Babası tesbihi ters çeviriyorsa, orada herkes naneyi yemiş demekti.... Mehmet ağa hesabını konakta olan herşeyin farkındaydı. Kirpiklerinin altından kızına baktı üst dudağı kıvrıldı.. Büyüyordu artık kızı........ HİLAL'DEN Aha, babam bana "kızım" dediğine mi sevinim, yoksa olacak olaylara mı üzülüm bilemedim. Esra ablanın yaptıkları yenilir yutulur şeyler değildi... Babam, "Duran!" dedi. "Esra ile evleneceksin, sonra köyüne gideceksin," deyince gözlerim yerinden çıkacaktı. "Oğlu ile yiyişti baba," diyemedim. Desem kesin bir tane suratıma sağlam bir tokat yerim... Yeni "kızım" demişken hem de. Bu bana bir yıl yeterdi bayrama kadar. Esra abla, "Etme, eyleme beyim. Bari beni oğluyla evlendir, ondan sonra konaktan giderim," dedi. Haklıydı şimdi. Sen, oğlu ile yiyiş; babasıyla evlenmek nedir arkadaş... Neyse, babamın tesbihi geri doğruya döndü. İşte şimdi oldu, babam istediğini aldı. Esrayı ve beni ötürdü. Esra için geri sevineceğim aklıma gelmezdi. “Kalk dizimden, yılan soyu!” dedi. Eyvallahlar olsun. Anam arada kaynadı, Esra abla ve anam akrabaydı sonuçta. Babamın söylediklerine hiç de üzülmedim. Haklıydı adam. Zalimliğin hakkını veriyorsa, bazen adalet terazisi doğruya kayıyordu. “Duran, Esra ve oğlun evlenecek, bu konakta kalacak. Sen de diğer konağa geçeceksin,” deyince sevindim... Vallahi. Hiç yoktansa gençler birbirine yeter. Gözüm babamın beylik silahına kaydı. Az elimi süreyim dedim. Çukur bir yere bastım, bastığım anda silah patladı. “Vay canına!” dedim. Babam kırmızı görmüş dana gibi bana baktı. Ben de Esra’ya: “Ağam vurma beni!” dedim. O ise elini kulağına kapattı, sonra elini karnına attı, “Hamileyim!” diye bas bas bağırdı. Babam, “Bu ne rezalet?!” diye bağırınca ben toz oldum. Ama babam herkesi toz edecek, başka ya! Ben ne yaptım ki? Sadece silahı sevmek istedim. Bu kız da ne ödlek çıktı yav! Her boku yiyor, sonra olan bana oluyor. Üfff, çok sıkıldım burada. Köye mi çıksam acaba? Yok yav, biraz hemen odama çıkayım, uyuyayım. Merdivenleri üçer üçer çıktım. Odama geçip azıcık uyuyayım. Akşama abim geliyor. Acaba bize neler getirecek? Öyle biri daha bekleniyor Altın kafesde gibi duruyor. Ama karanlıkta kalmış ablam... Neyse kendi konaklarına geçecekler.Oh oh! Köyde düğünümüz var, oynayacağım işte, oynayacağım. Koskocaman Mehmet Ağa’nın oğlu evleniyor. Yengem, abimin söylediğine bakılırsa yaşını doldurdu.Hatta geçiyor. Düğünler olmasa çekilmiyor vallahi köy hayatı. Oh oh, kurtçuklarımı dökeceğim! En çok da ona seviniyorum.... Aha, korna çaldı. Abim geldi. Yengem mutfağa koştu, ben de yanına gittim. Birbirimize baktık. Hiç yoktansa… babam kadar zalim olsa da, bize iyi davranıyor. Elbette dizine yatırıp sevmiyor ama değer veriyor. Seyda koşarak kucağına atladı. Konağa gelmedi, avludan durdu. “Hilal,” dedi. “Buyur ağabey,” dedim. Sonra babama baktı. O tarafa gidip elini öpüp başına koydu. Sonra anasına baktı… Gançık karı! Anam mı ki yine de? Anamız… Hâlâ gözümün önünden gitmez. Seyda doğduğunda “Bu da mı kız?” deyip avluya attığı gün… Hâlâ gözümün önünden gitmez. Babam zalimdir ama ana… tam bir yılan soyu. Babam haklı. Esra’ya “yılan soyu” demesi buradan gelir. Abim, “Derya,” dedi. “Bu konaktan bir çöp almadan konağa geç.” Derya abla’nın eli her zaman olduğu gibi boğazı ile göğsü arasında duruyordu. Başını eğdi. “Tamam,” diyebildi, sesi mırıltılı çıktı. Onun adına üzüldüm… Kendi adıma sevindim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE