23 Gün

601 Kelimeler
Kafamı sıradan kaldırıp etrafıma bakındım. Bir dakika, sıra derken? Önümdeki hoca "Bakmak yok Zeynep." derken, bir an hocaya bakakaldım. Bu bizim dört göz Necati değil miydi ya? Hoca tüm kağıtları dağıtırken,dikkatle etrafıma baktım. Tayfun, Fuat, Ahmet, Selim, Mesude, Elif, Sibel, çilli Suzan Ve Kubilay. Zamanında ölesiye dalga geçtiğim çocuk. Cidden ölesiye! Yanımdaki kız beni dürtüp "Kağıdı açsana." diye uyarırken ona bakakaldım. Sümbül müydü o? Sene sonunda saç baş kavga ettiğim, sevgilimi elimden almaya çalışan en yakın arkadaşım. Hah! O zamandan belliymiş benim sevgilinin mallığı da, ben farkında değilmişim. Allah bilir neler yapmışlardı arkamdan? Sarı yelloz! "Hocam." diye seslenip, yanıma gelmesiyle "Kağıdı henüz açmadım, beş dakika tuvalete gidebilir miyim? Acil." diyerek gözünün içine baktım. Cidden durum acayip acildi. "Tamam, çabuk ol." Koşar adım tuvalete gidip, aynadan kendime bakınca kısa bir çığlık attım korkudan. Yüzümde bir kaç tane ergenlik sivilcesi vardı, kulağımda seneler önce çöpe bastığım ama bir zamanlar kulağımda kalmaktan paslanmış olan küpelerim, tepeden toplayıp saçma sapan renkli tüy tokalar taktığım saçlarım, belimden bağladığım gömleğim ve kıpkırmızı parlayan dudagımdaki parlatıcı. Resmen 17 yaşındaki ergenlikte çığır açtığım halime geri dönmüştüm. Bu ne saçma bir rüyaydı böyle? Cebimde telefon namına bir şey bulamayıp da tarihe de bakamayınca el mahkum kendime baka baka çıktım tuvaletten. Şaşkınlıkla sınıfa geri dönüp sınav kağıdının başına oturdum. Soruların neredeyse tüm cevaplarını bildiğim için zamanında sıfır çektiğim sınavdan şu an en az doksan alırdım. Sevmiştim bu işi ben. Hoca "Kalemleri bırakıp kağıtları ters çevirin." dediği an kağıdı çevirip hocanın onları toplamasını bekledim sakince. Hoca çıkınca tepeme tuneyip "Nasıldı sınav? " diyenlere aldırmadan çantamın içinde titreyen telefonumu elime aldım. Bu milattan kalma şey de neydi böyle? 1100 mıydı o? Ilk telefonum! Ekrandaki 'Sevgilim' yazısıyla bir süre bakıştıktan sonra telefonu açıp kulağıma dayadım. "Nasılmış bakalım benim bitanem?" Engin'in sesiydi bu. Ergenliğe yeni girmiş ve burnunda kemik varmış gibi çıkan sesi. Telefonu anında kapatıp tarihe baktıktan sonra "Yuh!" diyerek gözlerimi belerttim. 2000 neydi ya? Hah! Milenyum yılındaydık yani. Sınıftan çıkacağım sırada "Sana diyorum sivilce tarlası." diyen sese döndüm. Bana değil, Kubilay'a sesleniyordu, tıpkı bir zamanlar benim de seslendiğim gibi. "Mehmet! Önüne dön." diye uyarıp ona bakınca, Kubilay kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Diğer herkes de aynı şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Hayırdır Zeynep? Ne zamandan beri bu eziği korur oldun sen?" "Dediklerine dikkat et." deyip elimdeki telefonu sıktım. Duvara atsam bile sapasağlam geri gelirdi gerçi o. Gözünü sevdiğimin takozu be. "Etmezsem?" "Etmezsen.." deyip sırasına koydum iki elimi birden. Ellerimden destek alarak ona doğru eğilip, "Bundan sıra bu sınıfta dalga geçilecek tek kişi sen olursun." diyerek şaşkın şaşkın bana bakan Kubilay'a döndüm. "Özür dilerim. Sana yaptığım her şey için. Çok özür dilerim." Sınıftan çıkarken, rüyada da olsa ondan Özür dileyebilmek rahatlatmıştı içimi. Keşke zamanında da yapabilseydim bunu. Yapabilseydim de, intihar ettiğinde bu kadar cız etmeseydi içim. Yapabilseydim de, "Neden öldü? " diye sorabilecek kadar yüzüm olsaydı ailesine karşı. Yapabilseydim de, belki de benim de katkım olan bir intihara sürüklenmeseydi. Bir kaç ders daha geçerken, önceden yaşadıklarımı birebir yaşamış, ama hâlâ uyanamamıştım. Iste o an yavaş yavaş dank etti kafama rüyada olmadığım. Etrafıma bakınırken, "Ders boş." diyen nöbetçi öğrenci girdi sınıfa. Iste tam da şimdi yılışık Sümbül "İnternet kafeye gidelim migg?" diye soracaktı ağzını yaya yaya. Yıllar içinde o kadar bağlanmıştık ki toplum olarak internete, bu da ona olan nefretimin artmasına neden oldu o dakikalarda. Sümbül tam da beklediğim gibi "İnternet kafeye gidelim mi?" diye sorunca yıllar önce balıklama atladığım bu teklife burun kıvırdım. "Yok. Eve gideceğim ben." Telefonu elime alarak tam tarihe baktım, eve gitmek için toplanmadan önce. 20 Kasım 2000. Yirmi üç gün. Tam yirmi üç gün sonra Kubilay intihar edecekti. Belki de bunun için dönmüştüm geriye. Kesinlikle bir şeyler yapmam lazımdı. Ona engel olmalıydım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE