22 Gün

535 Kelimeler
Sabah okula gitmek için yataktan kalkınca "22" diye mırıldandım kendi kendime. Kubilay'ın kendini öldürmesine 22 gün kalmıştı ve bir şeyler yapmam lazımdı. "Günaydın." diyerek kahvaltı masasına oturunca annem ve babam şaşkınlıkla baktılar bana. Normaldi, çünkü saçma bir diyete girdiğim için hiçbir şey yemiyordum o sıralar. Ah! Tabi bir de onlara "Sizinle aynı sofraya oturmak falan istemiyorum." diyerek atarlanmalarım vardı yerli yersiz. Sonradan çok pişman olmuştum tüm bunlar için, ama geri dönüşüm de olmamıştı. Ama şimdi vardı ve bunu çok iyi değerlendirmem lazımdı. Olur da geri dònersem; ayaklarına kapanmam gerekse bile özür dileyecektim onlardan. Sahi, dönecek miydim acaba geriye? Kahvaltı yaptıktan sonra okula gitmek için evden çıkarken, ayakkabılarıma takıldı gözüm bir süre. Zamanında onları almak için babamla kavga etmiş olduğumdan, onlardan nefret ediyordum şimdi. Hem de çok. Okulun bahçesine girince bana dönen gözlere aldırmadan Kubilay'ı aramaya başladım. Ama onun yerine karşıma kim çıktı dersiniz, Engin. Aslında iki gün, yani buraya gelmeden, önce niyetim onunla ayrılmaktı. Ama bu hali öylesine tatlıydı ki, her ne kadar kızgın olsam da kıyamıyordum ona. "Günaydın aşkların en güzeli." derken bir yandan da bana doğru yürüyüp yanağımdan öptü. "Günaydın." "Sadece Günaydın mı?" Evet tatlı olabilirdi, ama hâlâ çok kızgındım ona. "Bir şey mi oldu? Yoksa yine babanla mı kavga ettin?" Elini yüzüme koydu Engin. "Merak etme, biraz daha dayan sonra kurtaracağım seni." Kurtaracakmışmış. Daha beter üzeceğim demiyor da salak..! "Sabahın köründe senin için kalktım be. Bari bir öpücük ver sevgiline." Istemeyerek de olsa yanağından öperek uzaklaştım oradan. Öğlenciydi ve benim için sabah kalkıp okula gelmişti. Oysa ki son zamanlarda benim için kılını bile kıpırdatmıyordu. Ne olmuştu bize böyle? Sınıfa girip de Sümbül'ün bana seslendigini görünce hiç tınlamayarak, kimsenin yanına oturmaya tenezzül etmediği Kubilay'ın yanına koydum çantamı. Kubilay dahil herkes bana şaşkınlıkla bakarken, "Umarım oturmamda sakınca yoktur." dedim. Sesini çıkartmayınca bunu bir evet olarak kabul ederek oturdum sıraya. Herkes bana şaşkınlıkla bakarken, kitap ve defterimi çantadan çıkarttım. Kim ne konuşursa konuşsun arkamdan, Kubilay'ın intihar etmesini engellemek zorundaydım. Onca yıl yaşamıştım bu vicdan azabıyla, bundan sonra yaşayamazdım artık. Hem de elimde büyük bir fırsat varken. Derste polinomları anlatan hoca sınıftan çıkınca "Bir şu lanet olası şeyi anlayamıyorum." diyerek Kubilay'a döndüm. "Bana öğretir misin?" Kubilay'ın beni duymazdan geldiğini görünce "Sana diyorum." diyerek dürttüm onu. "Ha?" "Polinomlar diyorum. Senin matematiğin çok iyi, beni çalıştırır mısın?" "Ben mi?" diyerek kendini gösterice, gülerek "Sen." deyip onu gösterdim ben de. "O- olur." "Tamam. On beş dakikalık teneffüste bir yere kaçma o zaman." Sıradan kalkıp da sınıftan çıkınca Sümbül "Neler oluyor?" diyerek önümü kesti. "Neden gidip oraya oturdun?" "Çünkü artık orada oturmak istiyorum, seninle değil." Çünkü bir kez daha sırtımdan vurulmayı kaldıramam. "Yeni bir taktik mi bu Zeynep? O sivilce tarlasına ne yapacaksın bu kez?" "Uğraşmayın artık onunla." deyip üzerine yürüdüm. "Yoksa cidden fena olur." "Ne oldu? Birden avukatı mı kesildin çocuğun? Daha düne kadar en çok sen dalga geçiyordun. Kız bulamadığı için mastürbasyon yapmaktan o sivilceler deyip gülen kimdi söylesene Zeynep?" Cidden söylemiş miydim o iğrenç cümleyi! "Boş versene." diyerek elimi salladım umarsızca. "Artık o Zeynep yok karşında. Alışsan iyi edersin." Arkamda bizi dinleyenlere döndüm bu kez, Kubilayla göz göze gelerek. Duymuştu... bizi duymuştu. "Hepiniz alışsanız iyi edersiniz." Zil çalıp da sınıfa girerken, hiçbir şey söylemeyerek yanıma oturdu Kubilay. Kırılmış mıydı? Bendeki de soruydu yani, ben olsam kırılmaz mıydım?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE