Betül İlgüz
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
İsmimin seslenilmesi beni durdurmuştu. Kafamı sesin geldiği yöne çevirdim ve buruk bir tebessüm ettim.
''Gerçekten seninle uğraşmak istemiyorum. Lütfen!''
Gözlerini kısıp bana baktığında ne olduğunu tartmaya çalışır gibi bir hâli vardı. Eski bakışlarıyla bana bakmadığını yeni fark ediyordum.
''Hayır, bir dakika bekle.'' deyip önüme geçti. ''Neden ağlıyorsun? Yardım edebileceğim bir şey var mı?''
''Yok! Bana ondan başka kimse yardım edemez fakat o da yok! O da yardım etmiyor!''
Birol duraksayıp etrafına bakındı.
''O derken? Allah'tan mı bahsediyorsun?''
''Hayır.'' dedim. ''Allah ayrı. Allah her zaman benimle. Dünya üzerindeki insanlardan birinden bahsediyorum!''
Cümlem bittiğinde ''Affan mı?'' demesi beni şaşırtmıştı.
''Evet Affan!'' diye yanıtlayıp burada ona neden bunları söylediğimi düşündüm. Yine saçmalıyordum her duygusallaştığımda olduğu gibi. İçimde ne varsa dökmeden buradan uzaklaşmalıydım.
''Tamam, sen biraz yalnız kal öyleyse. Kendi başına olunca daha rahat ediyorsun böyle zamanlarda.''
Birol'a ne olmuştu biri bana söyleyebilir miydi? Çocuk 180 derece dönmüş gibiydi. Ne kolumu tutmaya çalışmış ne de peşime takılmıştı. Resmen bana yalnız kaldığında rahat ediyorsun, git demişti. Bundan şikayetçi olacak değildim. Hem belki ağladığım için böyle yapmıştı. Lakin kafasına taşı bırakın, meteor düşse belki davranışları bu şekilde değişebilirdi.
''Teşekkürler.'' deyip yanından ayrıldım. Teşekkürün nedenini tam olarak ben de bilmiyordum. Beni sıkmadığı içindi muhtemelen.
Onun yanından ayrılıp boş boş bir süre yürüdükten sonra çantamı almadan çıktığımı fark ettim. Yani otobüsle falan da eve dönemezdim ve telefonum da yoktu. Ne yapsam diye düşünürken ezanın okunmasıyla camiye doğru yol aldım. Önce namaz kılıp rahatlamalı ve kendime gelmeliydim. Sonra ne yapacağıma karar verirdim.
Affan Yılmazkaya
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Kolileri içeriye taşıma işi de bitince rahatlayıp derin bir nefes aldım. Ev bitmişti basbaya. Bu kolilerdeki eşyaları yerlerine yerleştirdiğimizde her şey tamam olacaktı. Ki onu da bu haftasonu halledecektik ve Betül yeni okul dönemine yeni bir ev ve yeni bir düzen ile başlayacaktı. Sahi şu an ne yapıyordu acaba? Babam varken, annem laf sokamaz ve uğraşmazdı onunla Allahtan. Babam da pişmanlıklarını gidermek ister gibi onunla yakından ilgileniyordu. Pişmanlık bir yana, gerçekten sevmişti Betül'ü; bayram akşamı eve döndüğümde ''Bu kızı sakın üzmeye kalkma.'' demesinden anlaşıldığı üzere.
Eve göz gezdirip gerisini Betül'le hallederiz diyerek kapıyı kilitleyip ayrıldım oradan. Arabayı çalıştırıp radyoyu da açtıktan sonra eve doğru yol aldım. Önce bi yemek yer sonra da Betül'ü evine bırakırdım. Eve yaklaşmışken önümdeki siyah araba aniden fren yapıp durdu. Ben de hemen frene bastım. Kemerim de takılı olmadığı için başımı vurmuştum. Elimi alnıma götürüp bakışlarımı yola kaydırdım. Siyah giyimli ve Betül'e benzeyen bir kız yola atladığı için öndeki araba aniden fren yapmıştı anlaşılan. Betül'e de çok benzetmiştim ama yok, Betül olamazdı. Çünkü onu ben bırakacaktım eve.
Öndeki araba tekrar gaza basıp uzaklaşınca ben de bahçeye girip arabamı park ettim. Anahtarı elimde sallaya sallaya kapıya varıp zile bastığımda beni karşılayan yeni hizmetlimizdi.
''Hoş geldiniz.''
''Hoş bulduk.'' deyip içeriye girdim. Oturma odasına doğru yaklaştığımda annem ve babamın yüksek volümlü seslerini hücrelerimin en derinine dek hissettim.
Babam, anneme ''Ne dedin?!'' diye kızıyordu. Allah Allah, ne oluyordu? Betül neredeydi de bunlar böyle seslice tartışıyorlardı rahatça?
''Ay Mustafa ay! Ne dedimse dedim! Hanım efendi de o kadar alıngan olmasın. Hem haklıydım, gerçekleri söyledim. Hak etti!''
İçeriye girip ben de konuya dahil oldum. ''Noluyor burada? Kim kime ne demiş de kavgasını yapıyorsunuz?''
Babam öfkeliydi, gözleri parlıyordu ve bir hışımla bakışlarını bana çevirdi. ''Ne olacak! Yine birileri annene kızıp bizi terk ediyor. Ablam gibi!''
Halam. Annem yüzünden, doya doya yüzüne bakamadığım halam. Diğer bahsi geçen kimdi? Babam soracağımı sezmiş olacak ki anlatmaya başladı.
''Betülle oturup sohbet ettik. Gayet mutluydu. Ta ki ben telefon görüşmesi yapmak için odadan çıktığımda annenle yalnız kalana dek! Çantasını bile almadan gitmiş kız. Artık Aydan hanım ne dediyse!''
Babamın sözleri beynimde şimşek etkisi yapmıştı. Annem bana doğru bir kaç adım attı ve alnıma uzanmak için hareketlendi. ''Oğlum ne oldu sana. Acıyor mu?''
Geri çekildim ve dokunmasına izin vermedim. ''Senin acıttığından daha fazla acımıyor.''
Orada kalırsam ona fazlasıyla kusacaktım öfkemi. Bu yüzden Betül'ün çantasını omzuma atıp hızla evden çıktım ve arabaya bindim tekrar. Demek o gerçekten Betül'dü, yanılmamıştım. Ve neredeyse araba çarpıyordu ona! Hemen telefonumu çıkarıp Betül yazan kişinin üzerine tıkladım ve aradım fakat yan koltuğa bıraktığım çantadan geliyordu telefonun zil sesi. Çantayı açıp telefonu buldum. Cüzdan da içindeydi. Ne yapacaktı bu kız hiçbir şeysiz?
Sokaklarda gezinip onu arasam da yoktu. Ezan sesi kulağıma ulaşınca arabayı caminin önüne park edip ilk sünnete yetişmek için hızlı adımlarla girdim camiye. Namazdan sonra aramaya devam ederdim. Namazımı kılıp tesbihatımı da yaptıktan sonra ellerimi açıp duaya sarıldım. Ne olacaktı benim hâlim böyle? Ne için evlenmiştim kızla, ne olmuştu. Resmen seviyordum! Fakat o? Bilmiyordum ki ne hissediyordu, ne düşünüyordu? Sevdiğimi de kendime şuan şu duada itiraf ediyordum! Rabbim sen yardım et. İçimde kasırgalar, hortumlar, karmaşalar; beynimde, kalbimde, ruhumda. Zaten Seni bile adam akıllı tadamıyor yüreğim bana kalırsa. Seni bile gerektiği kadar hissedemiyorum. Yine de gelebileceğim tek kapı Sensin.
Duam bitince etraftaki 10-15 kişiye tebessümle bakıp camiden çıktım. Tekrar Betül'ü aramam lazımdı. Onu bulmam lazımdı. Hava kararacaktı ve parasız pulsuz, kız başına dışarıdaydı. Evler de pek yakın değildi hani yürüyerek gitse.
Caminin kapısından çıkacakken bir amca bastonunu koluma vurup durdurdu beni. Acelem vardı ama yine de ona döndüm. ''Buyur amca?''
''Oğlum bana Kozmahalle'yi tarif et bakayım.'' Amcaya kısaca tarif ettim ve tekrar hareketlendim fakat beni tekrar durdurdu. ''Anlamadım oğlum, ikinci cadden mi sola döneceğim yoksa sola döndükten sonra mı ikinci caddeyi göreceğim.''
Amca ama oyaladın beni ya!
''Amca benim acelem var başkasına sor olur mu?'' deyip tekrar arkama döndüğümde bastonu omzuma sertçe yemiştim. Acıtmıştı açıkçası. ''Ahh!Amca napıyorsun ya? Acıttın.''
''Sen yaşlıya, muhtaca yardım etme. Sonra acelem var de git, işini halledeceğini san öyle mi?'' Yani aslında haklıydı adam ama napsaydım yani, ben de insandım. Yine de içim el vermedi ve amcaya bir kez daha tarif ettim Kozmahalle'yi. Memnun bir gülümsemeyle kafasını sallayıp teşekkür etti ve elini kaldırdı. Yine baston darbesi yememek için refleksen ben de kolumu kaldırıp önüme siper aldım. Bu hâlime gülen amca bana bir kaç dua sıralayıp eliyle omzuma hafifçe vurdu. Takdir ederek, döverek değil...
Teşekkürlerine, önemli değil diyerek kafamı çevirdim. Lakin çevirirken camiden çıkan, buraya, kapıya doğru yürüyen tanıdık silüeti görünce arkamı döndüm. Vay be amca! Yaşa be! Sen beni oyalamasaydın ben yanı başımdaki Betül'ü uzaklarda arayacaktım.
Allah'ın takdirine bak! Amcanın sesi yankılandı kulaklarımda. ''Sen yaşlıya, muhtaca yardım etme. Sonra acelem var de git, işini halledeceğini san öyle mi?''
Başı öne eğik Betül'e doğru hızlı adımlarla yürüyüp kolunadan tuttum. Aniden birinin dokunmasıyla şaşırıp irkildi ve bakışlarını yerden kaldırıp gözlerime yöneltti. Bir kaç saniye içinde çektiği bakışlarındaki duyguların sebebi olan anneme ve belki de kendime kızdım. Hiç konuşmadan koluna girip arabaya doğru yönlendirdim onu. Yolcu koltuğuna oturup alışkanlığı üzere emniyet kemerini taktı ve başını cama yasladı. Ben de arabayı çalıştırıp eve doğru sürdüm. Ne onların evine ne de benim evime, bizim evimize.
Kapıyı açıp girmesi için ona yol verdim, ardından da ben girdim. Hava yağışlıydı. Ayakkabılar ıslanmasın diye düşünerek onları içeriye aldıktan sonra kapıyı ardımdan kapattım. Betül feracesini çıkarıp asarken ben de ceketime aynı işlemi uyguladım. Oturma odası yerine onun için yaptırdığım 'hayallerindeki oda'ya girip yerdeki minderlerin birine oturdu. Ben de onun yanına oturdum. Uzun süre konuşmayıp sessiz durmasın ve eğik başını hiç kaldırmamasın sinirimi iyice bozduğu bir noktada çenesini parmaklarımın arasına alıp başını kaldırdım. ''Susacak mısın?''
Gözlerime bakmayarak başını öne arkaya salladı. ''Susma.'' dedim. ''Ne dedi sana? Hepsini anlat.'' Sorduğum soruyla gözleri bir anlık benimkini buldu. Ve kahverengileri, kahverengilerimle buluştuğunda dolmaya başlamıştı bile. Yine yüreğime bir acı yayılırken, belki de bu acıların onun canını yakmama karşılık olarak kalbimde belirdiğini düşündüm.
Bir süre daha susup eliyle dolan gözlerini sildikten sonra bakışlarını ürkekçe bana yöneltti. ''Ben senin neyinim?''
Bu kez sorusu karşısında afallayan bendim. Ona ne cevap verecektim? Nasıl söylerdim ki? ''Aslında ben seninle evlendim çünkü---''
Diyemezdim. ''Sen benim her şeyimsin.'' demem için ısrar eden tarafım varken, asla diyemezdim.
''Susma.'' dediğinde ben ne olduğunu anlamadan cevabımı vermiştim bile sessizce.
''Ömrüme Doğan Güneş'imsin.''
Derin bir soluğu dışarıya bırakıp Betül'e yönelttim bakışlarımı tekrar. Arafta gibiydi. Dediğime inanamıyor lakin inanmak istiyor.
''Gecemi aydınlatan yıldızımsın.'' diye devam ettim. İçimden tonlarca yük kalkmış lakin bir o kadar da ağırlık çökmüştü. Söylediklerimin ağırlığı.
Bu kez inanmakla kalmamış, ben ne olduğunu anlamadan kollarını boynuma dolayıp başını göğsüme yaslamıştı. Çünkü yıldız demiştim. Onun defterime yazdığı gibi yıldızlardan bahsetmiştim. Bana ''Gece olmasa nasıl parlar yıldızlar?'' diyen o değil miydi?
Elimin birini sırtına, diğerini de boynuna doğru götürüp ben de ona sarıldım. Sıkıca. Doya doya. Kokusunu rahatça içime çekerek. Yüreğime hapsetmek isteyerek. Hep burda böyle kalsın isteyerek.
Bir kaç dakika sonra ''Özür dilerim.'' diye fısıldadım gözlerimi yumup ve son kez kokusunu içime çekip geri çekildim. ''Ben ne yapacağımı, ne olacağını hiç bilmiyorum.'' Kahretsin! Demiştim işte.
Hareketlendim ve ayağa kalktım lakin Betül elimi yakalayıp sıkıca tutmuştu. ''Korkmuyorum.'' dedi ve o da ayağa kalktı.
Ah güzelim, belki de ben senin kadar cesur değilim. ''Ama ben korkuyorum.'' deyip elimi yavaşça çektim ve odadan çıktım. Cümlelerimin devamı geliyordu lakin söylemeye dilim varmıyordu. ''Seni daha fazla kırmaktan korkuyorum. Daha fazla yıpratmaktan. Kaybetmekten. Acı çektirmekten. Seni yarı yolda bırakmaktan korkuyorum Betül. Söz verip de tutamamaktan. Sana layık olamamaktan.''
Yüzüme bir kaç kez su çarpıp karşımdaki aynadan kendi gözlerime baktım. Korkak bir heriften başka bir şey göremiyordum o gözlerde. Bakışlarım yukarıya doğru çıktığında, siyaha dönen bir morlukla karşılaştı. O da geçerdi. Bu da geçerdi. Geçerdi değil mi?
Oturma odasına gidip sehpanın üzerindeki defteri ve kalemi ellerime aldım.
'' Anladım şimdi ne demekmiş
Henüz kavuşmuşken,
Hasret kalmak.. ''
16.09.2016 Cuma
'' Bazı kitaplar vardır okunmayı hak ederler. Bazı hikayeler vardır dinlenmeyi, bazı fotoğraflar bakıldığında gözyaşı dökmülmesini, bazı mekanlar unutulmamayı, bazı çiçekler kurutulmayı, bazı insanlar vardır sevilmeyi hak ederler...''
16.09.2016 Cuma
Bu kadarı yetmezdi elbet lakin kalemin sayfaya verebilecekleri bu kadardı. O da ben gibi korkaktı. Defteri sehpanın üzerine geri koyup Betül'e bakmak için kalktım. Telefonumun zil sesiyle elimi cebime attım. ''Efendim?'' Arayan Murat amcaydı ve Betül'ü soruyordu.''Evet benimle. Siz endişelenmeyin.'' / ''Tamam. Hayırlı akşamlar.'' Telefonu kapatıp koltuğun üzerine bıraktım. Odaya girdiğimde Betül gözlerini ileriye dikmiş boş boş bakınıyordu. Kurumamış gözyaşları parıldıyordu. Kalbim buna nasıl dayansındı? Lakin napacaktım?! Yine sarılıp sonra da gidecek miydim? Salaksın Affan, salaksın!
Onu yalnız bırakıp Kur'an aldım elime ve sessizce okumaya başladım. İyi gelir diye düşünmüştüm. Saatlerce okudum. Sonunda Kur'an'ı bırakıp tekrar Betül'ü kontrole gittim. Bu kez uyumuştu. Ben de zaten bunu bekliyordum. Yanında çömelip onu kucakladım ve yatak odasına girdim. Yatağın üzerine yavaşça bırakıp üzerine yorgan örttüm. Havalar artık serinlemeye başlamıştı, hasta olmasındı.
Odadan çıkıp abdest aldım ve namazımı kıldım. İçerideki koltuğun birini açıp kendime yatak hazırladım. Aklıma Betül'le su savaşı yaptığımız gün gelmişti. Burukça tebessüm edip başımı yastığa koydum. Yaptığım korkaklık mı fedakarlık mı tartışılırdı lakin seviyorum de, hayatını kur gitsin demekle olmuyordu. Bilmeyen, benim yerimde olmayan anlayamazdı. Gönlümdeki gönül için yapmıştım bunu.
Gönlünde başka bir gönül daha olmayan anlayamazdı.