YT1 • Bölüm 24 •

1963 Kelimeler
Betül İlgüz *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ Gözlerimi açtığımda kendimi burada bulmayı beklemiyordum. Belli ki ya Affan beni uyandırmıştı da ben hatırlamıyordum, ya da beni taşımıştı. Kulağıma dolan ezan sesine dikkat kesilip bir yandan da odayı inceledim. Etrafta üst üste veya yan yana konulmuş koliler vardı. Onun haricinde oda eskisi gibiydi. Onları da bugün ve yarın yerleştirecektik. Ezan bittiğinde ezan duasını okuyup lavobaya yöneldim ve abdest aldım. Rabbim'in huzurunda rahtladıktan sonra biraz da dertleştim O'nunla. Seccademi toplayıp çekmeceye koyduktan sonra yatağın üzerine oturdum. Affan hâlâ uyanmamıştı. Onunla konuşasım olmasa dahi onu namaza uyandırmam lazımdı. Göz göre göre uyuyup namazı kaçırmasına rıza gösteremezdim. İçeriye girip loş ışıkta etrafa bakındım. Burada da toplanmayı bekleyen koliler vardı. Pek yoracak gibi gözükmüyordu koliler aslında lakin belli olmazdı, bilemezdim. Sonuçta ilk defa böyle bir işe girişecektim. Her neyse deyip Affan'ın yanına yaklaştım ve elimi uzatıp omzunu dürttüm. İsmini söylemek bana zor geliyordu. Uyanmayınca daha sert dürttüm. İşe yaramamıştı. Ona inat, gidip bir çay bardağının dibine biraz su koydum ve suratına damlattım. Hemen uyanmıştı. Su savaşı aklıma gelmişti şu an. O gün saçmaladığımı, atarlı davrandığımı, şimdi olsa kahkahalarla güleceğimi düşündüm. Anın tadını çıkarıp eğleneceğimi, onunla geçirdiğim her dakikanın değerini bileceğimi... '' Namaz.'' deyip yanından uzaklaştım. Odaya girip kendimi yatağa attım ve evin içindeki seslere dikkat kesildim. İlk başta hiç ses veya kıpırtı olmayınca Affan tekrar uyudu sandım. Tam onu uyandırmak için yeniden kalkıyordum ki adım sesleri beni geri yerime yolladı.  Uyumaya devam etmek istesem de olmamıştı, uyuyamamıştım. Mutfağa girip kahvaltı hazırlamaya başladım.  ... ?? ... Derin bir nefes verdim dışarıya doğru ve kendimi kanepenin üzerine bıraktım. Affan dün bana tüm gün yardım etmişti ve kolilerin bir kısmını yerleştirmiştik fakat bugün işi çıkmış ve gitmişti. Ben de önce kolileri yerleştirmeyi bitirmiş ardından tüm evi süpürüp silmiştim. Şimdi de yemek yapıyordum. Ocakta pişmekteydi çorba ve pırasa. İki çeşit yemek yetsindi çünkü çok yorgundum. Yanına yoğurt ve Asiye halamın gönderdiği turşulardan da koyardım ve doyardık işte. Elhamdülillah.  Aklıma toz da almam gerektiği geldiğinde zorla yerimden kalkıp elime toz bezi aldım. İşler bitmiyordu şu dünyada!  Ocaktan ses gelmeye başlayınca tekrar yemeklerle ilgilendim bir süre ardından lavaboya girip oraları da yıkadım. Geriye bir tek sofra kurmak kalmıştı. Her yerim sızım sızım sızlarken sofrayı da kurup bahçeye çıktım. Hava karardığı için cırcır böceklerinin sesi etrafta yayılıyordu. Araba sesi azalmıştı. Zaten cadde üzerinde olan bir ev değildi burası, çok olmuyordu gelen geçen arabalar ama yine de fark ettiriyordu insana akşam, kendini. Bahçedeki lambalar yardımıyla öğlenleğin astığım çamaşırları topladım. İki koli nasıl olduysa içindekilerle beraber toza bulanmıştı. Ben de mecbur yıkamıştım içindeki eşyaları. Tozlanan kolilerin birinde Affan'ın penyeleri ve kazakları, diğerinde benim elbiselerim vardı. İçeriye girip sepetteki çamaşırları koltuğun üzerine boşalttım ve katlamaya başladım. Yirmi dakikanın sonunda çamaşırları yerleştirmeye girişmiştim. Başka bir şey kaldı mı diye düşünürken, hayatımda hiç bu kadar yorulmadığımı hissettim. İki gündür erkenden kalkıyor, işlere dalıyor, sonra gece yatıyor ertesi sabah tekrar erken kalkıp işlere dalıyordum. Kapı açıldığında mutfaktaydım ve bir tabağa turşu koyuyordum. Affan elinde beyaz bir poşetle mutfağa girip poşeti masanın üzerine bıraktı. Ekmek alması için mesaj atmıştım, doğru ya. Unutmuştum bile... ''Ellerini yıka da sofraya gel.'' deyip tabaklara çorba koydum. Affan ellerini yıkayıp geldi ve bir sandalyeye oturup yemeğini yemeye başladı. Yemeğin sonlarına doğru gözlerim iyice kapanıyordu. Elimle gözlerimi ovuşturup ''Elhamdülillah'' dedim ve sofrayı toplamaya başladım. Kirli bulaşıkları makinaya yerleştirip kapağını kapattım, tezgahı da silince işim bitmişti.  Bitmişti değil mi? Ne olur başka bir şey kalmasındı, dayanamazdım. Çok yorgundum. Kapanmaya meyilli gözlerimi zorlayıp açtım ve içeriye girdim. Affan ikili kanepede oturmuş televizyondan haber izliyordu. Ben de üçlü koltuğa oturup gözlerimi televizyona yönelttim. Her kelime bir ninni gibi geliyordu kulağıma. Göz kapaklarım ağır ağır aşağı indi. Tam uyuyakalma planları yapıyordum ki Affan'ın sesi benim iletişim hatlarını dünyaya geri bağladı.  ''Betül?''  Bir kaç zorunlu cümle dışında onunla konuşmamıştım o akşamdan beri. Şimdi durup dururken ne diyecekti acaba?  ''Efendim?'' dedim yorgun ve kısık çıkan sesimle. ''Çok mu yoruldun?''  İçimden gülmek geldi lakin gülemeyecek kadar yorgundum. O suratımdaki kasların kasılmaları, dudaklarımın oynaması; zor geliyordu. ''Psikolojik yorgunluğuma bir de fiziki olanı eklenince biraz öyle oldu.''  Affan bakışlarını bana kilitleyip bir süre sustu. ''Neden sordun ki, ne önemi var? Ben alışkınım.'' diye devam ettim. ''Uyuyunca ve biraz dinlenince geçiyor kolumun bacağımın ağrısı. He beynimdeki ve kalbimdekileri merak ediyorsan, onlar zaten genelde benimle. Teşekkürler.''  Affan kavrayamadığım bir hızla yanıma gelip biraz öteme oturdu. Ne diyeceğini bilemiyor veya söyleyemiyor gibiydi. Bir süredir konuşan sadece bendim. Yine aklıma gelen bir başka düşünceyi dile getirdim. ''Yoksa Maraş Güzelinden dolayı mı bana karşı ne yapacağını, ne diyeceğini bilmiyorsun ve beni kendine bağlayamıyorsun Affan?''  Bu kez konuşacak şeyi vardı sanırım ki hemen atıldı. ''Maraş güzeli falan yok. Telefonda konuştuğum Maraş'a gittiğimde tanıştığım bir genç delikanlıydı. İstersen arayayım, duy sesini.''  Delikanlı mı? Maraş güzeli? Yorgunluğum ve uykum zaten anlamamı zorlaştırıyordu! Neydi bu şimdi. ''Anlamadım? ''  Affan daha açıklayıcı bir anlatımla bana yanıt verip Maraş güzeli dediği çocuğu anlattı. Ardından ekledi. ''Yani bu yüzden demedim sana, seni kendime bağlayamam diye.''  ''Niye dedin peki?'' diye atıldım. ''Korkman bir bahane değil. Hem neyden korkuyorsun ki? Ya beni sevmiyorsun ya da...''  Affan parmak uçlarını dudaklarımın üzerine dokundurup beni susturduktan sonra ''Ya'sı yada'sı yok.'' dedi. Ve yine sustu.  Ben de Betülsem saçma veya mantıklı cümlelerimle onu konuşmaya zorlayacaktım. ''Birol yüzünden mi? Yine bir şeyler mi yaptı?''  Kafasını iki yana salladı. ''Yine başkasını sevdiğimi mi düşünüyorsun yoksa?'' Yine kafasını iki yana salladı. ''Sen mi başkasını seviyorsun?''  Bir kez daha kafasını iki yana salladı. Susacağına kızsaydı da patlasaydı ya! ''Çocukca huylarımdan dolayı mı?!''  Artık sesim yükselmeye başlamıştı. Yanıt vermeyince iyice sinirlerim yıpranmıştı, göğsüne güçsüzce vurdum ve cümleyi tekrarladım. ''Sana çocukça gelen huylarımdan dolayı mı?!''  Göğsüne vurduğum kolumu dirseğime yakın kısmından sıkıca tutup ona vurmamı engellerken bir yandan da sakince konuştu. ''Sen yeter ki çocukluk yap, gönlümde salıncağın hazır.''  Söylediği her ne kadar normal bir zamanda romantik veya beni tebessüm ettirecek, kalbimi çarptıracak bir cümle olsa da şu an yalnızca sinirlenmeme neden olmuştu. ''O zaman neden?'' dedim gözlerine bakarak. Aklıma gelen bir diğer nedeni daha ortaya döktüm. ''Benden, seni seviyorum dememi mi duymak istiyorsun? Görmüyor musun her sözünle ne hâle geliyorum? Gözlerine hâlâ umutla bakıyorum. Her bir şeyi açıklamaya çalışıyorum. Resmen sana neden beni kendine bağlayamazsın diyorum! Nedeni ne olursa olsun korkmuyorum diyorum! Bunlardan anlamıyor musun bendeki yerini?''  Affan gözyaşlarımı usulca silerken bir yandan da ''Betül, yeter.'' diyordu.  ''Affan dayanamıyorum artık.'' dedim gözyaşlarımı kolumun tersine silip. Ağlıyordum, hiç ağlamadığım bir şekilde. Ne bağıra bağıra feryat ederek ne de sessizce. Belki yalvararak. Ve beni bu hâle getiren adam, beni omzuna yaslayıp ''Şişş'' diye mırıldanarak sırtımı sıvazladı. Bense konuşmaya devam ettim.  ''Affan nolur kötü bir şey varsa söyle. Neyden korktuğunu söyle.''  ''Sonra güzelim, sonra. Şimdi sakinleş hadi.''  ''Şimdi söyle.'' deyip kollarımı kaldırdım ve boynuna doladım. Kollarımın altında olması daha güzeldi. Sıktığım kollarımdan güç alıyordum. ''Affan, benim yüreğim, ilk kez senin yüreğine değince hissettirdi bana sevgiyi. İlk kez, parmakların yanağıma temas kurunca unuttum ben onlardan süzülen gözyaşlarımı. Sen elimi hapsettiğinde ellerine, anladım ben; annesinin ve babasının ellerinden tutamamış bu parmaklar attı üzerinden kimsesizliği. Artık öyle sahipliydiler ki. Ellerimi tutup beni ayağa kaldıran sendin ama şimdi yerle bir ediyorsun.''  Yumulu gözlerimi açıp kollarının arasından uzaklaştım ve suratına baktım. ''Beni kendine bağlamana gerek yok Affan, sen istesen de istemesen de ben zaten sana bağlandım. Öyleyse tek sorun senin bunu kabullenip kabullenmemen. Ama karar vermeden önce şunu unutma, korkmanı gerektirecek sebepler her neyse, korkmamanı gerektirecek sebepler daha fazla ve daha önemli.''  Yine sessiz kalıyordu. Böyle odunluk var mıydı ya? Ayağa kalkıp ona ''Böyle bir odunluk var mı be? İnsan konuşur, bir şey der!'' diye bağırdıktan sonra odadan çıkıp kendimi göz yaşlarıyla yatağa attım.  ... ?? ... Yine erkenden kalkıp hazırlanmıştım. Dünün yorgunluğunu üzerimden atamadığım için sabah zor kalkmıştım. Bugün okulun ilk günüydü ve Affan beni bırakmıştı okula. Çocukların hepsi birbirlerini gördüğü için mutlu, dersler başlayacağı için huzursuzdu. Dokuzuncu sınıflar ise alışmaya çalışıyorlardı bu yeni ortama. Genel olarak bakarsak güzel ve pek de yorucu olmayan bir gündü.  Dokuzlardan bir sınıfta yoklama alırken ''Hocam isminiz neydi?'' diye yöneltilen bir soruya ''Betül Yılmazkaya'' diye yanıt vermek bana aşırı garip gelmişti lakin gerçek buydu. Ay ciddi ciddi garipti. İlgüz yok, Yılmazkaya var. Betül Yılmazkaya. Alışacaktım elbet bu yeniliğe. Yoklama bittiğinde ''İstediğiniz her şeyi sorabilirsiniz.'' deyip sandalyemde arkama yaslandım. Bir erkek öğrencim ''Hocam evli misiniz?'' dediğinde şaşırmamıştım çünkü önce memleketi, nerede oturduğu sorulurdu biz öğretmenlere ardından evli olup olmadığımız. Meraklı gençler.  '' Evet. '' dedim. '' Eşiniz de öğretmen mi?''  '' Hayır. ''  '' Bana biraz tanıdık gelmiştiniz, öğretmen bir tanıdığımızın eşine benzettim o yüzden sordum bunları hocam. Kusura bakmayın.''  Gülümseyip ''Önemli değil.'' dedim ve okul hakkında sorulara geçtiler bu kez. Ders bittiğinde gelmeyen iki öğrencimle sonradan tanışmayı unutmamamı kendime tembihleyip öğretmenler odasına yöneldim. Affan öğlenleğin bana mesaj atıp beni kendisinin almaya geleceğini söylemişti. Gelmiş miydi acaba? Cama yaklaşıp dışarıya baktığımda arabanın park halinde olduğunu ve Affan'ın kapıya yaslanmış beklediğini gördüm. Çantamı sırtıma takıp bahçeye indim ve ona doğru yürümeye başladım.  Arabaya binip evin yolunu tutmuştuk. Dün gece kendini yatağa attığımda hemen uyuyakalmıştım ve sabah da hazırlanıp çıkmıştık. Affan beni cevapsız bırakmaya devam ediyordu yani. Sessizliği bozup ''Günün nasıldı?'' dedi. ''Güzeldi. Yeni öğrencilerimle tanıştım. Diğerleriyle de hasret giderdim.''  '' Sevindim.'' diye mırıldanıp sağa gitmek yerine sola yöneltti arabayı.  '' Affan, nereye? '' ''Biliyorum yorgunsun ve erkenden eve gidip uyumak istiyorsun ki yarın okulda dinç olabilesin. Fakat çok değil, on beş dakika sahile uğrayalım. Biraz hava alalım.'' '' Peki.'' dedim ve telefonuma gelen mesaj sesiyle çantamda kısa bir arayış gerçekleştirdim. Fatih abimdendi. Mesajı açtım.   Gönderen; Fatih Abim '' Betül en kısa zamanda oraya gelmeye çalışacağım fakat şu sıralar işler çok yoğun görünüyor, umarım olabildiğince erken gelebilirim. Seninle konuşmam gereken şeyler var. ''  Şaşırmış ve fazlasıyla merak etmiştim. Ne olmuştu ki? ''Tamam Fatih abi'' yazıp yolladım. Mecbur bekleyecektim. Umarım çabuk gelirdi de kafamı bir de bu meşgul etmezdi. Araba durdu ve indik. Bir banka oturduğumuzda Affan'ın elinde bir kitap tuttuğunu yeni fark ediyordum. Kitabı açmış ve okuyordu. Son sayfalarındaydı. Bense dalgaların sesine kulak verdim ve maviliği izleyeme koyuldum.   ''Affan.'' Affanla aynanda sesin geldiği yöne çevirdik bakışlarımızı: Birol. Sorun çıkmasından fazlasıyla korkarak Affan'a baktım. Birol'a çatık kaşlarla bakıyordu o da. Birol aldırmayıp konuştu. ''Biraz gelsene konuşalım.'' Affan oturduğu yerden kalkıp ona doğru bir kaç adım attığında istemsizce ismi döküldü dudaklarımdan. Gitme, yahut lütfen sakin kal, sorun çıkarma, canını ve canımı yakma der gibi. ''Affan.''   Ondan evvel Birol yanıt verdi. ''Sorun yok Betül. Sadece onunla konuşacağım. Söylemem gereken bir iki şey var.''  Affan ''Az öteye doğru gidelim.'' deyip onları duyamayacağım kadar uzağa gitti ve Birol da peşinden. Konuşuyorlardı. Aslında Birol konuşuyor Affan dinliyordu şuanlık. Birol bir şey daha söyleyip bana doğru bakınca Affan da bana yöneltti bakışlarını. Hadi ama, neler oluyordu orada? Bir süre daha konuştular ve Birol sahil yolu boyunca yürüyüp uzaklaşmaya başladı. Affan hâlâ orada dikiliyordu. Gelseydi de ne olduğunu anlatsaydı keşke.  Sonunda yanıma geri gelip banka tekrar oturan Affan ondan konuşmasını beklediğimin bilincinde olsa da, bilmiyormuşcasına elindeki kitabı açtı ve okumaya başladı. Belli ki kitabın son sayfalarındaydı. O hiç bir şey demeyince ben de içten içe kızıp sormadım. Arada bir ona bakıyordum bakışlarımı dalgalardan ayırıp. Şimdi son sayfasındaydı kitabın. Ve sonunda kitabı kapattı. ''Serin oldu. Gidelim mi?'' deyip ayağa kalktı. Bir şey demeden ben de kalktım onu takip ettim.  Eve geldiğimizde o içeriye gitmişti ben de hayallerimdeki o çok sevgili odaya. Yine yer minderine oturmuştum. İçimde kesinlikle Affan'a kızan yoğun bir taraf vardı. Ve onun hasretini çeken tarafın daha yoğun olması da kızgınlığımın büyük kısmının nedeniydi.  Sırtımı duvara dayadım ve ayaklarımı altıma alacak şekilde oturdum. Odaya Affan girince ne oldu ki diye ona yönelttim bakışlarımı. Elinde yine o kitap vardı. Gelip yanıma oturdu. Suratı bana dönük bir şekilde oturmuştu. Elindeki kitabı bana uzattı. Ne yapacağımı anlamayarak kitaba baktım. Üzerindeki ismi okuduğumda bir kaç gün öncesine gitmiştim.  ''Ömrüme Doğan Güneş''di kitabın ismi ve Affan bana ne demişti? '' Ömrüme doğan güneşimsin.''  Önce bakışlarımı biraz ötemde duran Affan'ın yüzüne çevirirdim. Sonra kitabı elinden alıp kapağını inceledim ve ilk sayfasını açtım.  Affan'ın el yazısıyla yazılmış satırları okudum.  '' Ömrüme Doğan Güneş'imsin. Bir ömür boyu helalim ve eşim olur musun? '' 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE