Affan Yılmazkaya
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Betül bakışlarını kitaptan çekip bana yöneltti. Heyecanının yanı sıra şaşkın olduğu da gözlerinden okunuyordu. Sonuçta şimdiye dek 'yapamam' diyen ben, kafama bir kaya düşmüşcesine birden şu ânâ sebep olmuştum. Çünkü kararımı vermiştim, çünkü Betül'ün de dediği gibi korkacak şeylerim korkmayacaklarımdan daha azdı. Yani Betül'ü karşılaşacağım tüm zorluklara tercih etmiştim. Ve bu yoldan bir daha da dönmeyecektim. Gerekirse beraber aşacaktık, ama ayrılmayacaktık. Şu an itibariyle önümdeki zorluklara bakınca bana öyle basit görünüyorlardı ki. Betül'ün gözyaşlarına değmezdi hiç biri. Olan olmuştu, şimdi ilerisine odaklanmalıydım.
Betül hiç bir şey diyemeden bakıyordu. En iyisi ben konuşmalıydım. Artık susmak olmazdı. ''Kararımı verdim ve bu karardan dönmeye niyetli değilim. O korktuğum şeyleri seninle el ele aşacağız. Şimdi cevabını bekliyorum, Betül. Bir ömür boyu helalim ve eşim olur musun?''
Artık yüreğimde çok az bir yük kalmıştı. O da Betül'ün cevabıyla gidecekti inşAllah. Suratına bir tebessüm yayıldı. Gittikçe büyüyen tebessüm bir gülümseme halini aldı. Kitaptaki satırlar ve benim aramda gidip gelen bakışları son durak olarak gözlerimde yerini aldı. ''Oldum, olurum ve olacağım inşAllah.''
İkimiz de derin bir soluk alıp güldük. Bakışlarımız kitaptaki el yazıma oradan tekrar birbirimize ulaştı. ''Hâlâ odunluğum konusunda aynı fikirde misin?'' Dün akşamdan sonra bunu söylemesem olmazdı. Çünkü açık sözlülüğüne hayran kalmıştım.
'' Maalesef. ''
'' En azından yüzüme karşı bu kadar açık sözlü olma.'' deyip tekrar güldüm.
'' Ne yani yalan mı söyleyeyim?''
'' Yok yok, bana karşı açık sözlü olmaya devam et. Aksi takdirde bugün yine kararsız deli oğlan gibi sana bir adım gidip yine bir adım geri gelecektim.''
''Ben öyle düşünmüyorum. En sonunda sen de her şeyi boşverip yüreğinin sesini bastıramayacaktın.''
''Belki de...'' dedim ve elindeki kitabı alıp kenarıya koydum.
Gülümseyişi beni içine çekiyordu sanki. Boşalan eline elimi götürüp sıkıca kavradım. İkimizin de kalp atışlarımızı yarıştırsak hangisi kazanırdı bilmiyorum ama epey coşmuş olduklarını tahmin ediyordum.
''Tıpkı şu an bastıramadığım gibi.'' diye mırıldandım gözlerine bakıp.
''Nasıl yani?'' sorusu üzerine daha fazla cevabı bekletmek istemedim. Elimin içindeki elini sıktım hafifçe. Diğer elimi yüzüne koydum ve suratına doğru biraz yaklaştım. Suratlarımız arasındaki mesafe azalırken cevabını almış olan Betül hafiften kızarmaya başlamıştı bile. Ona bir buse bıraktım.
...
??
...
''Hayrola abicim, bu ne mutluluk?''
Kutay'ın suratına bakıp gülmeye devam ettim. ''Tahmim et bakalım ne yaptım?''
''Valla abicim sen tahmin etmesi zor bir adamsın. Anlat da kurtulalım.''
Kutay sabırsız biriydi. Onu daha fazla sinirlendirmemek adına olan bitenden en kısa haliyle söz ettim. Tabiki gidip de Betül'ün söyledikleridir, ağladıklarıdır anlatmadım. Bazı şeylerin, özel şeylerin evin içinden çıkmaması daha makbuldü. Kitap olayından bahsettim, yani gerçek bir evlenme teklifi ettiğimden. Ve Birol'dan. Sevincini nasıl anlatacağını bilemeyen Kutay yerinde duramamıştı. Dostun sevincini paylaşmak buydu sanırım. ''Ya abicim çok sevindim. Çok iyi yapmışsın. Öbür türlü nereye dek gidecekti sanki? Dur sarılacağım gel buraya.''
İkimiz de oturduğumuz tekli koltuklardan kalktık ve sıkıca sarıldık. ''Demek lunaparka gitmiş çocuk gibi olmanın sebebi buydu.''
'' Evet.''
''Peki Birol'a ne olmuş bir kaç ayda? Adamın kafasına taş mı düşmüş de Betül'ün peşini bırakıp senden de özür diliyor?''
Kutay'ın ''taş mı düşmüş'' sözcüklerine gülesim gelmişti çünkü son zamanlarda bu sözcükler çok kullanılıyordu açıkçası hayatımda.
''Hayır abicim taş falan düşmemiş. Çok şükür ki ailesi bunu zorla da olsa psikolojik tedavi görmeye ikna etmiş. Aslında ikna da etmemiş, zorla yatırmışlar. Sonuç da görüldüğü üzere olumlu. Takıntılarından kurtulabilmiş.''
'' İyi bari. Birol diye bir sorun kalmadı ortada.''
''Evet.''
Bir süre sessizlik hakim oldu ortama. Konuşan yine Kutay oldu. ''Affan, ailenle de konuşmayı unutma ki başına dert açmasınlar.''
''Babamla bugün konuşacağım. Annemle de oraya uğradığımda yüz yüze konuşurum. Şu bir kaç gün meşgulüm, sonra hallolacak hepsi.''
Kutay kafasını sallayıp onayladı ve basketbol oynama teklifi ileri sürdü. Ben de tabiki kabul ettim.
''Ama saat üç buçuk olmadan dönmemiz gerek. Önce babamla konuşacağım sonra Betül'ü okuldan almaya gideceğim.''
'' Bana uyar abi.''
...
Güzel bir basket maçının ardından Kutay'la vedalaştık ve babamın yanına uğradım. Odasına girdiğimde içeride yardımcısı vardı. Onun çıkmasını beklemek zorunda kaldım bir süre. Sonunda adam çıkıp da babam dikkatini bana verdi ve selamlaşma faslından sonra esas konuya girdim. Babam duyduklarından oldukça memnun kalmıştı. Annemse tam tersi, yine delirecekti, köpürecekti lakin umrumda bile değildi.
''En iyisi buydu oğlum. Öbür türlü sürmezdi bu. Hiç aklına gelir miydi Betül'ü gerçekten seveceğin?''
''Gelmezdi baba. Bana kalsa kaybettiklerini ve hakettiklerini verip gidecektim fakat kaderin işi belli olmuyormuş.''
''Nasibin oymuş. Ve onun nasibi de sen. İnşAllah birbirinizin değerini bilirsiniz.''
''İnşAllah.'' deyip ayaklandım.
''Baba ben sana yine uğrarım, şimdi Betül'ü okuldan almaya gideceğim.''
''Tamam oğlum.''
Vedalaşıp sarıldık ve kapıya yöneldim. Lakin söylemeden duramadım ve arkama döndüm. ''Baba,''
'' Efendim?''
''Artık o konuyu asla hiçbir yerde açma olur mu? Betül duyarsa hoş olmaz.''
'' Merak etme sen Affan, bana değil annene söyle bunu.''
Kafamı sallayıp teşekkür ettim ve asansöre doğru yol aldım.
Betül İlgüz
*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆
Okuldan çıkmak üzereydim ki arkamdan gelen ses üzerine duraklayıp etrafa bakındım. Ses tanıdık değildi, muhtemelen yeni gelen öğrencilerden biriydi seslenen. Sonunda önümde bir kız durup bana gülümsedi. ''Merhaba hocam.''
Başında lacivert bir şal vardı ve mavi gözleri ışıl ışıl parlıyordu. ''Merhaba canım.'' dedim ben de gülümseyip. İlk defa görüyordum onu, muhtemelen ilk iki gün okula gelmemişti.
''Hocam ben Kevser, 9/A'danım. Bugün okula ilk kez geldim, ders programında isminizi görünce sizinle konuşmak istedim. Zamanınız var mı bir kaç dakika?''
Sorusu üzerine arkama dönüp kapının oralara bakındım. Affan henüz gelmemişti yani konuşabilirdik. ''Tabi, şuraya oturalım istersen.''
Kafasını sallayıp gösterdiğim banka doğru yürüdü benimle beraber. Oturduk ve konuşması için bekledim. Arada bir de Affan geldi mi diye etrafa bakınıyordum.
''Şey hocam...Soy isminiz Yılmazkaya'ydı değil mi? Onunla ilgili konuşacaktım aslında.''
'' Evet?'' deyip soran gözlerle ona baktım.
''Benim dayımın soy ismi de Yılmazkaya da. Pek kullanılan bir soy ismi de değil. Yani acaba bir bağlantı olabilir mi diye şey ettim.''
Sıkıntıyla oflayıp konuşmaya devam etti. ''Biliyorum biraz saçma geliyor ama uzun zamandır dayımı da oğlunu da görmedim. Hani belki evlenmiştir de haberimiz olmamıştır diye.''
Sıkıntıyla konuşuyordu Kevser. Rahatlaması için bir kaç şey söyleyip dayısının ismini sordum.
''Mustafa Yılmazkaya.'' Şaşırmıştım. Bu harika bir tevafuktu! Affan'ın uzun zamandır görmediği halası Kevser'in annesiydi öyle mi?
Yine de emin olmam lazımdı.
''Bana diğer aile üyelerinden de bahseder misin?'' deyip tekrar Affan gelmiş mi diye baktım. Neyse ki gelmemişti.
''Yengem Aydan, oğlu da Affan abim.'' Yuh demek yakışmazdı, bir SubhanAllah çekip güldüm.
''Tanıştığıma memnun oldum, ben de Affan abinin eşi.'' deyip elimi uzattım. İnanamamışcasına gülüp uzattığım elimi sıktı.
''Aslında sizin tesettürlü olduğunuzu görünce sadece soy adı benzerliği olabileceğini düşündüm hocam. Çünkü bizimkiler pek muhafazakar kesimle takılmazlar. Ama gerçekten Affan abimin eşisiniz demek... İnanın çok sevindim. Annem daha da çok sevinecek. Fotoğraf çekilsek olur mu? Yani, anneme sizi gösterebilmek için.''
Şaşkınlık ve sevinç beni esir almıştı. İçim ısınmıştı şimdiden Kevser'e de annesine de. Fotoğraf çekilmek istemesinin nedenini anlıyordum. Affanlarla görüşmedikleri için annesinin benimle de tanışamayacağını düşünüyordu. Lakin gerek yoktu. Ben Aydan hanım değildim.
''Gerek yok ki fotoğrafa. Annenlerle bizzat tanışmayı isterim. İki aile arasında olan biteni pek bilmesem de görüşmediklerinden haberim var ve bu beni etkilemez. Hatta aklıma çok güzel bir fikir geldi, bana telefon numaranı ver bakalım.''
Numarasını kaydedip bakışlarımı bahçe kapısına kaydırdım. Affan geliyordu, eyvah! ''Bak Kevser, ben Affan abine sürpriz yapmak istiyorum. Şimdi beni almaya geldi. Seni görmemesi lazım. Akşam sana mesaj atacağım tamam mı? Şu siyah araba gidene dek burda bekle.''
''Zaten kapandığımdan haberi yok kolay kolay tanıyamaz beni.'' deyip gülümsedi.
Vedalaşıp ayrıldım ve arabaya bindim.
''Kusura bakma seni de beklettim. İşim biraz uzun sürdü.'' derken sesi endişeli ve yorgundu. Bir şey mi olmuştu acaba?
''Önemli değil.'' dediğimde aklımda binbir tilki dolanıyordu ve hâlâ gülümsüyordum. Tabi Affan sebepsizce gülümsememe anlam verememiş olacak ki sonunda dayanamayıp ''Ne o gülüp duruyorsun?'' demişti.
'' Hiiçç.'' deyip etrafı seyretmeye devam ettim.
Eve vardığımızda üzerimdeki feraceyi çıkarıp askıya astım ve daha rahat bir şeyler giymek için odaya girdim. Siyah eteğimi çıkarıp siyah bir eşofman giydim. Gömleğimin yerini de ince bir penyeyle lacivert hırkaya bıraktım. Bahçede asılı çamaşırlar aklıma gelince başıma lacivert bir tülbenti takıp banyodan sepeti aldım ve onları toplamaya çıktım. İşim bittiğinde çamaşırları katlamayı sonraya bırakıp önce sofrayı hazırlamak için mutfağa girdim. Yemekleri ocağa koyup ısıtmaya başladığımda Affan da mutfağa gelmiş ve tabak çatalları masanın üzerine koymaya başlamıştı. Yardım etmesi beni gülümsetmişti. Neden güldüğümü sezmiş olacak ki ''Sonuçta sen de yoruluyorsun.'' deyip dolabı açmış yoğurt tenceresini çıkartmıştı.
Sofrayı kurup, yemekleri yiyip, toparladıktan sonra içeriye geçtik.
''Affan, Cuma günü misafir çağırabilir miyim?''
''Tabiki'' deyip kafasını da sallayarak onayladı. ''Kimi çağıracaksın?''
'' Söyleyemem. Sürpriz.''
'' İyi, öyle olsun.''
''Tanıdığın birilerini.'' diye ekledim dayanamayıp lakin daha fazla bir şey demek yoktu.
Biraz haberlere bakındıktan sonra aklıma Affan'ın verdiği kitabın son sayfalarını henüz okumadığım geldi ve kitabı alıp Affan'ın yanına oturdum. Kaldığım sayfayı açıp okumaya başladım. Kitap bittiğinde bunun devamı da olmalı diye kendi kendime söyleniyordum. Böyle bitemezdi. Dönüp Affan'a baktım. Dikkatle beni izliyordu. Elimdeki kitabı alıp son iki sayfasını tekrar okudu bana. Satırları onun sesinden dinlemek bir farklı olmuştu. Başımı Affan'ın omzuna yasladım ve öylece durdum. Bu sırada o da televizyonu kapatmış, elindeki kitabı yanına koymuştu.
Son sözcükler hâlâ kafamda yankı buluyordu.
Ben ısrar edemedim, o da ''evet'' diyemedi. Ama ben hâlâ bekliyorum...
...
??
...
Affan, halasına benziyordu. Onda bir Aydan hanımdan çok halasını görmüştüm. Halası ilk bakışta ciddi, mesafeli, oturaklı ve ağır; konuştukça kesinlikle çok cana yakın, güler yüzlü, şakacı ve sıcak kanlı biriydi. Kevser, annesine benziyordu lakin çekingen olduğu için bu gibi özellikleri geri planda kalıyordu. Bu demek değil ki tüm akşam bir köşede oturdu. Hayır, bir saatin ardından eve de bana da alışınca rahatlamıştı. Affan'dan iki saat önce gelmişlerdi halayla Kevser. Kız kıza sohbet etmiş birbirimizi tanımıştık. Affan geldiğinde halasını oturma odamızda oturuyor görünce çok şaşırmış, ardından gülüp halasına sarılmıştı. Hep beraber geçirdiğimiz güzel bir akşamdı. Saat sekiz buçuk gibi onları yolcu etmiştik ve Affan tekrar tekrar görüşmek istediğini söylemeyi ihmal etmemişti.
Bulaşıkları makinaya yerleştirip mutfağı toplamıştım. Yarın okul da olmadığına göre rahatça bir uyku çekebilirdim. İçeriye girdiğimde aynı manzarayla karşılaştım: Affan haber izliyor. Her şu odaya girdiğimde televizyon izliyordu. Akşamları yapacak daha yararlı bir şeylerimiz illaki vardı. Bir program yapmamız lazımdı yalnızca. Kitap okumak, film izlemek, Kur'an okumak. Ya da gelişi güzel ne istersek onu yapardık ne gerek var düzene. Zaten her şeyi yeterince kısıtlıyorlardı insanlar hayatta.
Ben odaya girip de koltukta oturunca Affan televizyonu kapatmış, kumandayı sehpanın üzerine koymuş ve bana dönmüştü.
''Betül sen...'' cümlesini tamamlayamadı ve durakladı. ''Gerçekten Allah'ın bana verdiği en güzel hediyelerdensin.''
Suratıma utangaç bir tebessüm yayıldı.
''Gel buraya.'' deyip eliyle yanındaki boşluğa vurdu. Kalkıp oraya oturdum. Elini omzuma atıp beni kendine yasladığında yorulmuş olduğumu fark ettim. Gözlerimi yumup rahatladım. Ve bu kez de Affan'ın omzunda uyuyakalmıştım fakat telefonumun alarm sesiyle gözlerimi açtığımda yatakta yatıyordum. Affan beni taşımaktan yorulmamış mıydı?
...
?
...
Parmağımda döndürüp durduğum yüzüğe baktım ve gülümsedim. Affan bana hediye etmişti. Bunun özel bir yüzük olduğunu ve asla çıkarmamamı, herkese göstermememi söylemişti. Sonuçta Hilal herkes değildi, bu yüzden ona göstermiştim. Bakışlarımı yüzükten çekip Hilal'e yönelttim. Gülümsemeye çalışsa da suratında bir burukluk vardı geldiğimden beri. Ve ben onun içten bir gülümseme ile kaplanmış suratını daha çok seviyordum.
'' Hilal, kim üzdü seni?''
Kimse demedi. Üzgün değilim de demedi. Balkonda oturuyorduk ve bakışlarını çevirip gecenin karanlığında parıldayan ışıklarda gezdirdi. ''Zaman ne çabuk geçiyor değil mi Betül?'' dedi. ''Zaman bazen çabuk geçiyor bazen sanki yıllar oluyor dakikalar.''
Gerçekten öyleydi. Daha geçen hafta cuma günü Affan'ın halası bizdeydi ve şimdi cuma günü, ben Hilallerdeydim. Oysa sanki dün gibiydi.
''Baksana Ekim de geldi. Ben Eylül ne zaman başlayacak diye düşünüyordum daha dün.''
Şimdi neden zaman kavramına takılmıştık bu denli?
''Acılarının suçunu zamana mı yüklüyorsun, Hilal?''
''Hayır.'' deyip bakışlarını tekrar bana çevirdi. ''Kaynağını biliyorum. Sinir bozucu bir adam!''
''Tanıyor muyum bu sinir bozucu adamı?''
'' Belki de.'' deyip omuz silkti.
Kişiye değil olaya odaklanmam gerektiğini kendime hatırlatıp bunun üzerine sorular sormaya başladım. Sonunda onu bıktırıp, kimse için üzülmeye değmez kafasına sokmuştum pek istemeden de olsa...
''Aynen ya, bence de. Çok haklısın Betül.! Amaaann. Değmez hiç kafama taktığıma! Artık umursamaz olacağım gerçekten. Kendimi onla yormama gerek yok. Teşekkür ederim Betül, iyi geldi seninle konuşmak.''
Whatsaptaki şu şaşkın, kırmızı yanaklı emoji gibiydi şuan suratım. Ne olduğunu şaşırmıştım. Kız birden coşmuş, anlatmış, saymış, sonra boşver diyordu bir de bana teşekkür ediyordu, konuşmak iyi gelmişti? En iyisi beynimi daha fazla zorlamamaktı. ''Her zaman dertleşebilirsin. Ben bir şey yapmadım pek ama...''
'' Ne demek yapmadın! Gözümü açtın kızım sen. Allah razı olsun. Bu arada, ben yavaş yavaş tesettüre alışmak istiyorum. Dışarıda pat diye giyinecek cesaretim yok şuan ama alışacağım yavaş yavaş. Bana yardımcı olursun değil mi?''
'' Ne-ne zaman??'' Dank diye söylediği şey üzerine şaşkınlığıma ve mutluluğuma boğulmuştum.
''Ölmeden evvel inşAllah.'' deyip göz kırptı. Ben anlamaz anlamaz bakınca da başka bir cümle daha kurdu. ''Ee ne zaman öleceğimi bilmediğime göre, en kısa zamanda. Yarın haftasonu, alışverişe gidelim mi işin yoksa?''
'' Olur tabiki.'' dedim gülümseyip ve bu kararın sebebini sordum.
''Ya, Affan bana bir iki kitap vermişti. Onları okuyunca etkilendim. Ayrıca rüyalarım falan çok etkiliyor beni bu sıralar. Babamın durumu da bana ders oldu.''
Son noktama dek dolmuştum.
''Kalk, sarılacağım sana.'' dedim ve ayağa kalkıp onu da çekeledim. İtiraz etmeyip kollarını boynuma doladı.
''Beni de alırsın arkadaş ortamına dimi Betül? Biraz oralarda takılmaya ihtiyacım var.''
''Alamam, zaten oraya dahilsin.''
Hilalle sohbetimizi Affan bölmüştü, beni almaya gelmişti kendisi. Özel şoförüm gibi kullanıyordum adamı. Ama itirazı yoktu. İstemese zorlamazdım sonuçta değil mi, okuldan eve otobüsle gidip gelirdim. Yine de sormaya karar vererek kırmızı ışıkta durduğumuz sırada bu düşüncemi Affan'a sundum.
''Benim buna bir itirazım yok, he sizin varsa bilemem Betül hanım.''
''Yok, dediğim gibi, sen yoruluyorsundur diye dedim.''
''Sizleri arabamızda ağırlamak büyük şeref efendim. Ne yorgunluğu? Seni otobüs köşelerinde bırakamam.''
Gülümsedim. Işıklardan sonra Affan yolu dolandırmıştı. Bunu yapma nedenini anlamayarak ona döndüm. Aynalardan arkasını kontrol ediyordu sürekli.
''Bir sorun mu var?''
''Cık.'' yapıp gerginliğini üzerinden attı ve kafasını iki yana salladı. Hayırdır inşAllah çekip arkama yaslandım.
...
?
...
Telefonuma gelen mesaj sesiyle irkilip telefonu aldım. Dışarıda yağan yağmuru izlediğim için dalmıştım.
Gönderen; Fatih Abim
Dersin ne zaman biter?
Yanıt yazıp yolladım.
Gönderilen; Fatih Abim
Bitti.
Gönderen; Fatih Abim
O zaman seni bekliyorum. Sahildeyim.
Gönderilen; Fatih Abim
Tamam, Affan da beni almaya gelecek, birazdan gelir ve uğrarız.
Gönderen; Fatih Abim
Yalnız gelmeni istiyorum.
Kalp ritmin merakla ve heyecanla yükselmişti.
Gönderilen; Fatih Abim
Peki. Geliyorum.
Affan'a beni buradan almaya gelmemesi için mesaj yollayıp oturduğum sandalyeden kalktım. Çantamı takıp şemsiyemi elime aldım ve yavaş yavaş yağan yağmura doğru yürüdüm öğretmenler odasından çıkarak.