YT1 • Bölüm 26 •

2186 Kelimeler
Betül İlgüz *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ İnsanın hayatı bir çok zorlukla doluydu ve biz her zorluk, her engel karşısında ofluyorduk; neden hep beni buluyor dertler diyorduk. Oysa ki bunlar normal şeylerdi hatta bir çoğumuzun derdi dert bile değildi başkalarınınkiyle kıyasla. Bunlar normal şeylerdi, elbet derdimiz olacaktı; biz imtihan dünyasındaydık! Ferahlık, rahatlık yeri dünya değildi. Bizim tutumlarımıza göre sonuçlanacaktı her şey. Ve tutumlarımız...! Şöyle bir bakıyordum da, elimizin, kolumuzun, ayağımızın, bacağımızın, gözümüzün, kulağımızın, sağlam olan tüm organlarımızın şükrünü etmeliydik. Onların hesabını verecektik. Ya onlar olmasaydı? Ya göremeseydik, duyamasaydık, yürüyemeseydik. Tüm bunları düşünmeli, sahip olduklarımız olmasaydı deyip ona göre şükretmeli ve kanaat etmeliydik. Ve tabi ibadetlerimizi de ona göre yapmalıydık. Bunların bilinciyle. Beynimizi dünya etmiş bir halde koymamalıydık alnımızı secdeye. Aşk, buydu çünkü. Bir hâli de IŞK'dı aşkın. Yani İbadet, Şükür, Kanaat. İlahi aşkın en öz hâli. Bu düşüncelere de tabiki otobüs yolculuğu sebebiyle dalmıştım. İnsanın yanında kimse yokken yapabileceği en güzel şeylerden biri de düşünmekti. Kendinle konuşmak, kendine anlatmak, kendini.  Telefonuma gelen mesaj sesiyle çantamdan çıkardığım telefonu elime aldım. Tam bu esnada otobüs durmuştu, mesajı açamadan inip burasının sahil kenarı olduğunu belli eden rüzgarın kokusunu çektim içime. Mesaj Affan'dandı. Ona beni almaya gelmemesini söylediğimde nedenini sormuştu ve ben de yalan söyleyecek değildim. Sahile gittiğimi, Fatih abimin benimle bir şey konuşması gerektiğini açıklamıştım bir mesajla. O da yanıt vermişti. Gönderen; Affan Tamam. Ben de o zaman oraya geliyorum. Az sonra yanınızda olurum. Hem seni oradan alırım.  Her ne kadar Fatih abim yalnız olmamı istese de napayım yani! Affan'ı kovacak değildim ya. O gelene dek söylerdi hem. Ama yetişmeyedebilirdi çünkü Affan'ın iş yeri buraya çok yakındı. Az sonra burada olurdu. Hatta beş dakika içinde bile burada olabilirdi. Her neyse, bulurduk bir çözüm.  Düşüncelerim arasında gezinirken bir yandan da Fatih abime bakınıyordum. Onu görünce yanına yaklaştım. Ayakta dikilmiş, denizi seyrediyordu. Ben de yanında durup geldiğimi belli etmek adına yalandan yere öksürdüm. Baya bi dalmıştı ki beni fark etmemişti. Ne derdi vardı acep? Onu böyle görmeye alışkın değildim. Tamam sessiz bir tipti, çok konuşmazdı ama bu ayrı bir sessizlikti. ''Betül. Geldin demek.'' dedi ve çözemediğim bakışlarını yolladı gözlerime.  ''Geldim Fatih abi.''  ''Artık Fatih abi yok.'' deyip ellerini ceplerinden çıkardı ve gözlerimin içine çekinmeden bakmaya devam etti. Normalde böyle yapmazdı, en fazla bir kaç saniye bakardı gözlerimin içine. Lakin şuan onun elâlarında boğulacakmış gibi hissediyordum. ''A-anlamadım?'' ''Fatih abi yok, artık.'' diyerek cümlesini yineledi ve ben ne olduğunu anlamadan kemdimi onun kolları arasında buldum. Ne?! Nasıl yani!? Bana sarılmış mıydı? Ama o bana helal değildi! Nasıl böyle bir şey yapabilmişti?!  Ben kendimi geri çekmeden evvel Fatih abim, Affan'ın gürlemesi eşliğinde benden ayrılmıştı.  ''Ne sıfatla sarılıyorsun ona lan?!''  Her ne kadar Fatih abimi sevsem de Affan haklıydı. Yine de yumruk yemesine dayanamazdım. Bir açıklaması olmalıydı. ''Affan tamam.''  İkisi de toparlanıp bana döndü. Konuşan Fatih abim olmuştu lakin bana değil Affan'a hitaben. Affan Yılmazkaya  *☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆*☆ Kulağımın dibinde dibinde Hilal'in sesini duyunca şaşırmam lazımdı ama bu kız her yerden çıkabilirdi, bu yüzden şaşırmamıştım belki de. Betül şaşırmıştı, ''Sen nereden çıktın?'' cümlesiyle de belli etmişti bu şaşkınlığı.  ''Her an her yerden çıkabilir, alnına da yazmak gerek bunu.'' diye mırıldandım şakasına.  Fatih'in iş konusunda iyi İngilizce bilen birine ihtiyacı olduğunda ona Hilal yardım etmişti ve bu sayede son aylarda görüşüyorlardı. Aynı iş yerinde çalışmaya başlamışlardı. Hilal'in bana çıtlattıklarından da sürekli gerginlik yaşadıklarını anlayabiliyordum. Tartışma değil lakin sessiz bir gerginlik. Hilal duymamazlıktan gelip yanıma oturdu. ''Napıyorsunuz?'' diyen Hilal kendine bir çay söyleyip arkasına yaslandı.  ''Konuşuyoruz.'' ''Hepiniz?'' Hilal'e anlamaz gözlerle baktım.  ''Bu masada oturan bazı şahıslar konuşmayı bilmiyor da ondan dedim.'' diyerek yanıt verdi bakışlarıma. O şahıs sanırım Fatih oluyordu.  Ben ikisinin arasında bakışlarımı gezdirirken Betül ne olduğunu anlamamıştı güzelim benim. Fatih, Hilal'e çatık kaşlarıyla kısa bir bakış atıp önündeki çay kaşığıyla oynamaya devam etti.  ''Sen nereden geliyorsun böyle Hilal?'' Hilal, Betül'ün sorusuna gülümseyerek yanıt verdi. ''Hiiç. Bir arkadaşlaydım da. İş bittikten sonra biraz konuşamadık, sonra ben de buralarda gezineyim dedim. Size rastladım.''  Betül yine saf saf bakıyordu. Ben anlamış bulunmaktaydım. Ah saf kalplim, ona bir ara Hilal'in cümlelerini tercüme etsem iyi olacaktı. Diyordu ki, işten sonra bir arkadaşla konuşamadık (o arkadaş Fatih). Konuşamadılar. Tartıştılar, didiştiler. Sonra da biraz gezineyim dedi ve yine o arkadaşa rastladı. İşte karşısında.  Fatih'e sinirliydim hâlâ. Tam da ben Betül'ü seviyor olabilir mi ki derken ona sarıldığını görmek! Her neyse bu konuyu sonra düşünecektim. Telefonumun sesini duyunca müsaade isteyip açtım. Bahar ve Kutay bize geliyorlardı yarım saat sonra, sürpriz misafir. Ee hayır da diyemezdim. ''Tamam abi bekliyoruz.'' deyip telefonu kapattım ve Betül'e döndüm. ''Misafirimiz var, kalksak iyi olur.'' Betül merakla 5N 1K sorularını sıralayıp sonunda ayağa kalktı. Hilal'e sarılıp vedalaştıktan sonra ayağa kalktı ve Fatih'in başında dikildi. Bir kaç saniyelik duraksamanın ardından bakışlarını bana çevirdi. Kafamı sallayıp onayladım, gülümsedi ve Fatih'e ürkekçe sarıldı. ''Allah'a emanet ol, abi.'' Hilal, sarılmalarına anlam veremeden bakarken ben suratıma çarpık bir tebessüm kondurdum. Hilal kıskanmış mıydı ne? Kıskanınca bakmazdı kıskandığı insanlara. Başka yönlere konuk ederdi renkli gözlerini. ''Hilal, kusura bakma kardeşim seni bırakırdım ama acelemiz var. Onlar gelmeden biz eve gitmeliyiz.'' Hilal sorun değil deyip eliyle boşver işareti yaptı. Elindeki şemsiyeyi gösterip idare edebileceğini söyledi. Yanlarından uzaklaşmadan evvel son duyduğum cümleler beni güldürdü. + ''Seni ben bırakırım.''  - ''Gerek yok.'' + ''Bırakırım dedim.'' - ''Geldiğim gibi giderim.'' + ''Yağmur daha hızlı yağıyor.'' - ''Şimdiye kadar yeterince ıslandım.'' + ''O zaman şimdi ıslanmamış olursun.'' - ''Daha ön--'' + ''Bırakırım dedim mi, evet. Bu kadar uzatmak zorunda mıyız? ''  Betül'ün açtığı şemsiyenin altına girip iyice ona yanaştım. Arabaya yürüyene dek ikimiz de ıslanmamış olurduk işte. Hem hep isterdim hayatımın kadınıyla aynı şemsiyenin altında durup yürümeyi. Betül'ün kulağına fısıldadım. ''Sanırım benim kardeşim, senin kardeşine; seninki de benimkine vurulmuş.''  Betül kocaman açtığı gözlerini şaşkınlıkla bana yöneltti. ''Gerçekten mi?'' ''Anlamamak için onları tanımıyor olmak lazım. Biz bile seninle bu kadar didişmedik.'' ''Haklısın.'' diye mırıldanıp düşüncelere daldı. Düşünecek şeyi çoktu, benim de. Fatih'in de ve Hilal'in de. Aslında hepimizin düşünecek şeyi çoktu.  ... ?? ... Biz zaten evliydik, evet. Ama bakın yine evlenmiştik. Betül'ü beyazlar içinde görmek, bana iyi gelse de sağlığıma zararlıydı. Sizin de aklınız hep bir kişide olursa, etraftaki olayları anlama kapasiteniz uçup giderse, kalp atışlarınız bağımsızlık ilan ederse tabi sağlığınızdan şüphe ederdiniz. Düğünü geniş çevreye açılmadan yapmıştık. Sadece akrabalarımız ve yakın dostlarımız. Ferah ve geniş bir salonda, etraf balonlarla dolu. Masalarda yiyecekler ve içecekler, hoş sohbetler, abartıya kaçmayan bir iki müzik parçası, Kuran okuma, dua, fotoğraf... Bizim Maraş güzeli de tanışmıştı Betülle. ''Abi yengem tam sana göre.'' sözünü söyleme nedenini anlamasam da bu cümleyi de düğünde sarf etmişti, evet. Her bir ân uzun uzuna anlatılırdı ancak; yaşamak, yaşayarak anlamak en kolayıydı. Çok garip bir histi. Açıklayamıyordum. Neyse ki düğünde bir aksilik çıkmamıştı. Eğer o yüzük için gelselerdi ve sevdiklerimin birine dahi zarar verselerdi ben napardım bilmiyorum. Ve şimdi uyumadan evvel gelmiş bunları düşünüyordum. Deftere daha önceden karaladığım bir iki mısra geldi aklıma. Hiç beğenmesem de yazmıştım, sonuçta içimden gelmişti.  Yıldızlar ellerinde sevdiğim  Gökyüzü gözlerinde.  Denizler dizlerinde sevdiğim  Çiçekler saçlarında... Bir iki düz cümle insanı anlatabilir miydi? Bilmiyordum. Beni şuan anlatabilecek hiçbir kelime olduğunu düşünmüyordum.  ''Affan,'' Başını omzuma gömmüş Betül'ün uyuduğunu sanmıştım fakat o da uyuyamamıştı belli ki.  ''Hıımm?'' diye mırıldanıp saçlarıyla oynamaya devam ettim. ''Nasıl buldun beni?'' ''Kader buluşturdu.'' dedim. En doğru yanıt buydu. Kader. Teslimiyet. Takdir.  ''Peki nasıl sevdin?'' ''Sen nasıl sevdin?'' Demek istediğimi anlamış olacaktı ki sustu. İnsan nasıl sevdiğini de anlatamazdı. Anlatmaya çalışır, tıkanırdı. Söyledikleri yetersiz kalırdı. Gözlerimi yumdum ve karanlıkta, sessizliğe odaklandım.  Elime Betül'ün vermiş olduğu defteri alıp boş bir sayfayı açtım ve içimi döktüm gözyaşlarıyla. O kadar güzel şeyler hayal etmiştim fakat nasip olmamıştı. Beyazlar içinde gördüğümde kalbimin ritmini bozan kadının aklığına allık bulaşmıştı. Kaderim! Hiç mi ben gülümseyemeyecektim? Hep mi sevdiklerimi kaybedecektim!? Yeterdi artık! Betülsüz ne yapacaktım?! Omzuma yaslandığında kokusunu duyamadan, bakışlarıyla yorgunluğumu almadan, sözleriyle ruhumu okşamadan, yanlışımı bana hatırlatmadan, namaza beni uyandırmadan, kısacası o olmadan ben ne yapacaktım Allah'ım? Neden ben? Bu neden benlerin sonu şirke dek giderdi, bu nedenle sustum. Betül burada olsaydı istemezdi bu hâle gelmemi. Düşünürken bir yandan da bir şeyler karalamıştım. Bir gözyaşını daha silip yazdıklarımı okudum. Üzerine toprak attılar beyaz gelinliğinin Üzerlerine toprak attım kelimelerin.. Ruhuna fatiha dedi körpe imam Ruhuna fatiha okudum dünyanın.. 30.09.2016 Yetmezdi bu yazmak. Daha yazacaktım. Şimdi kirpiklerimden Aşk akıyor  Ağlamaktan yorularak evden çıktım. Henüz çok uzaklaşmamışken Bahar belirdi karşımda. Yanında da Kutay vardı. Bize geliyorlardı anlaşılan fakat bense evden çıkmış gidiyordum. Ve onlar için geri dönemezdim bu hâlde. Bahar yanımı boş görünce gözlerini kısıp bana bir soru yöneltti. ''Betül nerede Affan?'' Susup ona baktım. Sadece sustum. Bahar yanıtımı anlamış olacaktı ki ayakta durmakta zorlanarak sendeledi. Kutay, Bahar'ı kollarından tutup ona destek oldu. ''O en iyi dostum olmuştu. Onu özledim.'' diye mırıldanıyordu Bahar. Maalesef, Betül baharı değil kışı tercih etmişti demek ki. Bahar'ın gözyaşları bana Betülümü hatırlatmıştı. Daha fazla dayanamayıp onları orada bıraktım ve gittim.  Bahar sordu seni bugün.  Kışı seviyormuş dedim. Yağmur çiseledi bir kaç damla Bahar bulutlarından, Sonbahar erken geldi senin için, Kışa yaklaşalım diye... 30.09.2016 Yine de kurtulamamıştım. Akşam eve döndüğümde, bu kez Eylül karşılamıştı beni. İnanmak istemiyordu Betül'ün gittiğine. Süheyla inanmıştı ve kendini alıştırmıştı. Lakin Eylül. Eylül ne uzun sürdü be Betül.  Sanırım bu Eylül, hiç bitmeyecek. Hiç gitmeyecek senden. ''Eylül yeter artık!'' diye söylenen Fatih'in de burada olduğunu yeni fark ediyordum.''Kendine gel! Betül yok işte! Öldü o tamam mı? Öldü!'' ''Biz de öleceğiz.'' dedim. Doğruydu da. Bir süre boş boş birbirimize baktık.  Sabah kendimi bir gökdelenin en üst katında buldum. Daha evvel ölecek ve Betül'e daha evvel kavuşacaktım. Gözlerimi yumup kendimi bu vuslata hazırladım. ''Affan!!'' Betül'ün bağırmasıyla gözlerimi açtım. Her yerim kan ter içindeydi. ''Kabus görüyordun. Kalk elini yüzünü yıkayalım.''  Derin nefesler alıp verirken bir yandan da karşımdaki Betül'e baktım. Elimi yanağına uzattım, gerçekti. Rahatladım ve ona sarıldım. Gerçekti! Gerçekti, çok şükür. Rüyanın etkisini atlatmam pek kolay olmamıştı. Gün içinde sürekli Betül'ü yoklayıp duruyordum. Endişeliydim. Ya o adamlar aileme de bulaşırsa diye düşünüyordum. Karakola gidip polisle iş birliği yaparak bu sorundan kurtulmam lazımdı bir an önce. Diken üstünde yaşayamazdım. Düşündüğümü yapıp karakola gittim. Kısa, öz ve akıllıca bir planla işi halledecektik. Betül'e verdiğim yüzüğü geri alıp dükkana geçtim. Neden aldığımı sorsa da zamanım azdı ve sonra açıklayacaktım. Az sonra sakalları ve bıyıkları uzamış, kıvırcık saçları omuzlarına dökülen, gri takım elbise giymiş bir adam girdi içeriye. Karşımdaki koltuğa oturup ''Bizim emanet nerede? Anlaşmıştık.'' deyip göz kırptı. Yüzüğü ona verip uzattığı parayı aldım. Suratına bir zafer gülümsemesi yerleştirip dükkandan çıktı. Yüzüğü herkese göstermek istiyor gibi havada tutup inceliyordu. Gerginliğim hâlâ üzerimdeydi. Dükkanın kapısına yaklaşıp adamı gözlerimle takip ettim. Sokağın sonuna doğru geldiğinde iki kişi üzerine atılıp adamla boğuşmaya başladı. Kılık değiştiren polisler, iki adamı da kelepçelemekte gecikmemişti. Şimdi rahatlayabilirdim ama biraz. Tamamen rahat olmam için bu iki adanın başındaki Sahip Abi isimli kabadayının da yakalanması lazımdı. Adamlar elimde olan bir antika yüzüğü almak için diretiyorlardı. Antikadan öteydi yüzük çünkü. Osmanlının son dönemlerinden kalmaydı. Ben sahibi olduğunu söyleyince tehdit etmişti. Sorun çözülüyordu şükür. Allah bizi bize bırakmazdı. ... ?✈ ... Babamın karşısındaki koltukta rahatça oturuyordum. Gülüp eğleniyor, sohbet ediyorduk. Babamla bu şekilde güzel zaman geçirdiğimi hatırlamıyordum uzun zamandır. Odada yayılan telefon sesi ikimizin de gülmesini durdurmamıştı. Babam telefonunu cevaplayıp ''Efendim kayınço!?'' diye güldü. Lakin karşıdaki her ne dediyse, gülümsemesi soldu ve suratını gerginlik ele geçirdi. ''Okey. Yes, I'll.'' deyip de kapattı telefonu. ''Ne oldu baba, dayımla İngilizce konuşmazdın?'' ''Dayınlar kaza yapmış. Dayın hâlâ ameliyatta, yengen yoğun bakımda.'' ''Ne?!'' İçimi kaplayan his acıydı. ''Peki Arif?'' ''Arif iyiymiş, bir iki güne uyanır dediler. Ben hemen arayıp üç bilet alıyorum. Sen de git ufak bir valiz hazırla.'' ''Üç bilet?'' ''Annen de yengenle ilgilenir, biz erkeğiz oğlum, kadınla ne kadar ilgilenebiliriz?'' ''Doğru.'' dedim ve aceleyle kalktım. Betül'le vedalaşmam lazımdı.  Eve girip Betül'e kısa bir açıklama yaptım. Açıkçası geçen hafta gördüğüm rüyadan sonra onu yalnız bırakmaktan korkuyordum. Oysaki belalı heriflerin başı da yakalanmıştı. Yine de içim el vermiyordu işte. Betül dert etmemiş, tabiki dayımların yanına gitmem gerektiğini söylüyordu. Okulu vardı, olmasa onu da görürürdüm aslında.  ''Sen beni dert etme olur mu? Süheyla'ya söylerim benimle kalır.'' Bu fikir karşısında biraz daha rahatlamıştım. ''Sakın yalnız kalma ama. Süheyla seninle kalsın. Onun işi çıkarsa da Bahar'ı ara, ben Kutay'la konuşurum.'' ''Tamam, merak etme sen. Hadi bir çanta hazırlayalım oralarda lazım olur.'' Odaya geçtik, ben dolabın en üstündeki büyük çantalardan birini alırken Betül de kıyafetlerimden bir kaçını ayırmaya başladı. Sonunda çantanın fermuarını kapattığımızda içimde bir burukluk vardı. Acaba ne kadar süre orada kalırdım? Allah'tan askerliğimi yapmıştım yoksa ben askere de gidemezdim bu huyla.  ''Acaba eksik bir şey var mı, her şeyi koyduk mu ki?'' Betül'ün endişeli ve telaşlı haline gülmeden edemedim. ''Eksik varsa da dükkanlar, mağazalar orada da var. Alırız. Endişelenme sen.''  ''Haklısın.'' deyip kafasını salladı. Vedalaşma vakti gelmişti.  ''Ne kadar kalırsın orada?''' ''Bilmiyorum. Ama çok uzun sürerse, babamla annemi bırakıp gelirim. Sonra yine dönerim.'' Tekrar başıyla onayladı. ''Beni haberdar etmeyi unutma. Dua edeceğim, inşAllah sağlıkları bir an evvel düzelir ve kalıcı bir hasara yol açmaz. Hepsine selam söyle. '' Yengemi seviyordu Betül. En içten şekilde dua edeceğine, onlar için endişeleneceğine emindim. Elinde olsa benimle geleceğine de emindim. Sıkıca sarılıp ayrıldık. Çantaya uzanmak için hamle yapacağım sırada Betül elimi kavrayıp, kahverengi gözlerime dikkatle baktı. Serçe parmağını benim serçe parmağıma geçirdi. ''Söz ver. Bu kez döndüğünde her şey normal olacak ve Maraş'a gittikten sonraki gibi bana uzak davranmayacaksın. Değişmeyeceksin. Söz mü?'' ''Sen benden gitmedikçe, ben de senden gitmeyeceğim.'' ''Söz mü?''  ''Söz. Affan sözü.'' dedim ve elinin üzerine bir buse bırakıp sonunda evden çıkabildim.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE