Alarmım çaldığında ilk düşündüğüm şey yeni yıl değildi.
Hayatımda mucize bekleyen biri gibi uyanmamıştım. Aksine, her zamanki gibi geç kalmıştım.
Telefonu susturup tavana baktım. Odamın duvarında asılı olan manifest tablosu görüş alanımın dışındaydı ama orada olduğunu biliyordum. Dün gece ışığı kapatırken bakmamaya özellikle çalışmıştım. Dileklerimi izliyormuşum gibi hissetmek istemiyordum.
Hazırlanıp evden çıktım. Hava serindi, kampüs yolu her zamanki gibi kalabalıktı. Kulaklığımı taktım, müziğin sesi düşüncelerimi bastırdı. Bugün sıradan bir gündü. En azından öyle olmalıydı.
Psikoloji fakültesinin önünde arkadaşlarımı gördüm.
Elif her zamanki gibi elinde kahveyle söyleniyordu, Mert ise sınavdan kesin kaldığını iddia ediyordu.
“Emra,” dedi Elif, “sen nasıldın sınavda?”
Omuz silktim.
“Fena değildi sanırım,” dedim. Aslında içimde garip bir sakinlik vardı. Ne aşırı umutlu ne de panik. Sanki sonucu zaten biliyormuşum gibi.
Dersler geçti. Notlar alındı, gereksiz esprilere gülündü, koridorda ayakta sohbet edildi. Hayat, olması gerektiği gibiydi. Düz. Sorunsuz. Normal.
Ta ki öğleden sonra telefonuma gelen bildirime kadar.
“Psikoloji Araştırma Yöntemleri — Sınav Sonucu Açıklandı.”
Kalbim hızlandı.
Normal bir refleksle, beklentisizce girdim sisteme.
Ve durdum.
Ekrana tekrar baktım.
Sonra bir daha.
Beklediğimden çok daha yüksek bir not.
Hatta… hayal ettiğimden bile.
“Elif,” dedim yavaşça, “ben… yüksek almışım.”
“Ne kadar?” diye sordu.
Söylediğimde gözleri açıldı.
“Şaka yapıyorsun.”
Yapmıyordum.
O an aklıma istemeden dün gece geldi.
Duvardaki tablo.
Altına küçük harflerle yazdığım o dilek: sınavlardan yüksek almak.
İçimden bir ürperti geçti. Ama hemen bastırdım.
Tesadüftü. Çalışmıştım. Hak etmiştim.
Buna başka bir anlam yüklemek istemedim.
Günü gülerek bitirdik. Kampüsten çıkarken gökyüzü açık, içim hafifti.
Her şey yolundaydı.
Manifest tablosu hâlâ sadece bir tablodan ibaretti.
Ve bu, gerçekleşen ilk dilekti.
Bunun bir başlangıç olduğunu henüz bilmiyordum.