Giriş
Bazen insanlar dilek diler.
Ama
O dileğin hayatını kötüleştire bileceğini bilemezler.
Peki dilekler masum mudur?
*****
Yeni yıla birkaç saat vardı.
Odamın duvarı soğuktu ama avuçlarım terliyordu. Makası masanın kenarına bıraktım, dergilerden kestiğim fotoğraflar yatağın üzerine dağılmıştı. Her biri başka bir ihtimali temsil ediyordu. Başka bir ben. Başka bir hayat.
Buna manifest tablosu demişlerdi.
Ben ise ona sessizce umut diyordum.
Duvara ilk astığım şey bir kelimeydi: mutluluk.
Altına küçük bir ev fotoğrafı koydum, sonra gülümseyen bir kız. O kızın ben olabileceğine kendimi inandırmaya çalıştım. Kalbim hızlandı. Ya gerçekten olursa?
Sonra elim, en sona bıraktığım fotoğrafa gitti.
Bir çift el. Birbirine dolanmış.
Yüzler görünmüyordu. Kim oldukları belli değildi. Ama his… tanıdıktı. Güvende olmak gibi. Sevilmek gibi.
“Bir sevgili,” diye fısıldadım.
Sesim odada yankılandı sanki. Duvardan bana geri döndü.
Fotoğrafı tabloya iğnelerken içimde tuhaf bir ürperti dolaştı. Sanki o an bir şey imzalamıştım. Ne olduğunu bilmediğim bir anlaşma gibi. Dileklerimin beni duyduğunu hissettim ve bu, düşündüğüm kadar rahatlatıcı değildi.
Tabloya son kez baktım.
Her şey yerli yerindeydi. Fazla düzgün. Fazla mümkün.
“Bu yıl olacak,” dedim kendime.
“Her şey.”
Işığı kapattım. Yeni yıla girmeden önce, dileklerimle aynı odada uyudum.
Ve bilmeden, hayatıma Rüzgar’ı çağırdım.
Ama kimse bana şunu söylememişti:
Bazı dilekler, gerçekleştiğinde geri dönüşü olmayan izler bırakır.