Hayattan zevk aldığı tek şey kalenin ve bozkırdaki bir çok evin arka tarafında kalan yüksek kuştepesine çıkmak ve güneşin batışını seyrederken hiç bir şey düşünmeden huzur bulmaktı.
Sonbaharda göç eden kuşları izlerken çimenlerin üzerine yatmış, ellerini başının altına sıkıştırmıştı. Ağaçların yaprakları hafif sert esen rüzgara direnemiyor, onları dallarından koparıp havaya savuruyor, kendisiyle birlikte yolculuğa çıkarıyordu.
Uçuşan yaprakların bir çoğu Lilian’ın üzerine ve bedeninin etrafına dağılıyordu. Lilian, çimenlerin üzerinde, güneşin cılız ışığının yüzüne vurmasıyla , etrafında sarı, yeşil ve kahverengi yaprakların oluşturduğu bir bulutun üzerinden duruyor ve bir peri gibi görünüyordu. Güneş, yüzüne öyle bir açıya düşmüş ve genç kızın yüzünü öyle güzel aydınlatmıştı ki onun hüzünlü yüzündeki yalancı gülümsemeyi neredeyse gerçek kılmıştı. Evet… Lilian bir peri kadar güzeldi.. Belki daha bile güzel.
En azından yirmi üç yaşındaki Joseph’in mavi gözlerinden gördüğü manzara ve beynine bu manzaraya uygun yer eden düşünceler bunlardı. Genç kızı o huzurlu iç dünyasından ayırmak istemediği için birkaç adım gerisinde durmuş neredeyse yarım saattir onu izliyordu. Ona bakmak insanın içini acıtıyordu her zaman ama böyle bir görüntünün içinden bakmak dünyanın yalan olduğunu , gerçek dünyanın Lilian, olduğunu düşündürüyordu Joseph’e. Lilian’la kaybolmak ayartıcı bir düşünceydi. Ya da Lilian’da kaybolmak….
Joseph, derin- çok derin- bir iç çekti. Lilian, kimseye yüz vermiyordu. Joseph’e diğerlerinden daha fazla ilgi gösteriyor olsa bile Joseph bunun kardeş yaklaşımından öteye geçmediğini biliyordu. Ve Joseph, ona umutsuzca aşıktı.
Durup, onu daha çok izlemek isterdi, belki birkaç saat daha ama Kral Roman ve babası Lilian’la görüşmek istiyorlardı. Yüz ifadelerine bakılırsa konu oldukça önemliydi. Joseph, ne olduğunu sormaya fırsat bulamadan Lilian’ın peşine gönderilmişti.
Joseph, hafifçe boğazını temizledi ve genç kız huzur dolu iç dünyasından sıyrılıp bir anda sıçradı. Başını çevirip Joseph’i gördüğünde rahatlamayla bir iç çekti.
‘’Beni korkuttun ‘’Dedi doğrulup ayağa kalkarken. Joseph, ona elini uzattı ve kalkmasına yardım etti.
‘’Özür dilerim. ‘’Joseph’in yüzüne mahcup bir gülümseme yerleşti.’’ Ama gittiğin yerden gelecek gibi görünmüyordun.’’
‘’Düşünüyordum.’’ Genç kız omuz silkti umarsızca. Joseph, cevabı bildiği halde sordu.
‘’Neyi?’’
‘’Hiç. Geleceği….’’
Genç kızın sözleri üzerine Joseph’in yüzüne manidar bir gülümseme yerleşti.’’Efendi Ramon ve baban seninle görüşmek istiyor.’’
Lilian’nın kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı ve dudaklarını büzdü. ‘’Neden?’’ diye sordu sonunda.
Joseph, elini kılıcının kabzasından çekip genç kızın koluna girmesi için nazikçe ona doğru uzattı. ‘’Bilmiyorum. Hemen seni görmek istediklerini bildirdiler ve beni neredeyse kıçımı tekmeleyerek yanına gönderdiler.’’ Sözleri Joseph’e bir kıkırdama kazandırdı ve onun neşeli sesi genç adamı da güldürdü.
Yamaçtan ağıya telaşsızca indiler, birlikte sık ağaçların donattığı küçük ormanı geçerlerken Joseph, genç kıza biraz daha sokuldu ve engebeli patika yolunda genç kızı güvende tutmak için kolunu sıkıca kavradı.
Düzlüğe çıktıklarında genç adam, Lilian’ın yüzüne takılı kalmış gözlerini çekmek istese de çekemedi ve genç kız bir anda ona gülümseyerek döndüğünde afallayarak sendeledi.
‘’Hey!Dikkat Et.’’diye uyardı onu genç kız gülmemek için dudaklarını bastırırken.
‘’Neden o kasvetinden çıkıp her zaman böyle neşeli olamıyorsun ki?’’diye bir anda dudaklarından fırlayıverdi genç adamın sözler. Aslında bu soruyu yüksek sesle söylediğinin farkına Lilian, gözlerini irice açıp ona baktığında ve bal rengi gözlerinin akmayan gözyaşlarıyla buğulanmaya başladığında anlamıştı. ‘’Özür dilerim. ‘’dedi mahcup bir sesle ve gerçek bir üzüntüyle.’’Beni ilgilendirmediğini biliyorum. Aslında sana bunu yüksek sesle sormak istememiştim ama bir anda çıkıverdi ağzımdan. Yoksa böyle düşündüğüm için değil.’’ Durdu ve başını iki yana salladı, kolunu genç kızdan kurtarıp bir iki adım geriye attı ve genç kızın şaşkın yüzüne baktı. Kendini aptal gibi hissediyordu. Bir elini omuzlarına gelen kıvırcık,toprak rengi saçlarının arasından geçirdi.
‘’Hayır. Aslında tam olarak böyle düşünüyorum.’’Bir adımda şaşkın bakışlı genç kızın ayaklarının dibinde bitiverdi. Çekingen bir şekilde elini kaldırdı ve genç kızın yanağını hafifçe okşadı elinin tersiyle.’’ Çok mutsuz görünüyorsun Lili. Öyle mutsuz ki insanı çaresiz hissettiriyorsun. ‘’
‘’Ben mutsuz değilim. ‘’Dedi genç kız zayıf bir itirazla. Joseph, genç kızın başını avuçları arasına aldı ve başını ona doğru eğdi hafifçe. Genç kızın yanaklarından aşağı süzülen bir damlayı öpmekti niyeti ama Lilian, bir anda kendini geriye savurdu ve kaşlarını çatarak öfkeli bakışlarla genç adama baktı.
‘’Beni.’’dedi genç kız dişlerinin arasından öfkeyle tıslayarak .’’Bir daha sakın öpmeye kalkma.’’
‘’Lili.’’dedi dehşetle Joseph.’’ Öpmeyecektim. Yani dudaklarını değil. ‘’
Lilian, ona inanmayarak başını iki yana salladı. Saç örgüsü başının sert hareketiyle diğer yana savruldu ve genç kız arkasını dönüp kaleye doğru koşmaya başladı. Joseph, şok içinde kalmıştı. Ne kıpırdayabiliyor ne de tek kelime edebiliyordu. Kötü bir niyeti yoktu. Bunu Tanrı da Joseph’in kendisi de biliyordu ama Lilian’a bunu nasıl açıklayacaktı? Hem yaptığı davranışta kötü niyet arayacak bir şey yoktu. Bir anda çözüldü genç adam.
‘’Lilian.’’diye bağırdı arkasından ve hızla koşmaya başladı genç kıza yetişebilmek için.
Lilian’a yetiştiğinde genç kız, kale içinde özel görüşmelerin yapıldığı odaya çoktan geçmişti bile. Ve Efendi Roman, Lilian’a içinde bulundukları kötü durumu ayrıntılarıyla ve gelecekte krallığı nelerin beklediğini acıklı bir şekilde anlatıyordu. Ama neden?
Joseph’in geldiğini gören Roman, başıyla genç adama oturmasını işaret etti . Genç adam, yeni cilalanmış olan ahşap masaya yanaştı ve özellikle sırtını dikleştirmiş olan Lilian’nın yanına oturdu. Geniş arkalıklı sandalyeye sırtını dayadı ve genç kızı tutup omuzlarından sarsmamak için kendisini zor tuttu.
Lilian, Joseph’in yanında oturduğunu fark ettiğinde bir anda öfkeyle doldu yine ve Roman’ın sözlerin bir kısmını kaçırdı. Roman’ın her sözünden sonra babası onaylarcasına başını sallıyordu. Ve genç kız hala nereye geleceklerini bir türlü anlayamamıştı. Odanın içinde dolaştırdı gözlerini. PArşomenlerin ve kalemlerin bulunduğu ayrı bir çalışma masası daha vardı odanın içinde. Siyah kalın perdeler geniş pencereleri tümüyle kaplamış ve sıkı sıkıya kapanmıştı. Yukarıdan sarkan büyük avizelerin üzerinde sadece odanın ortasındaki şu an oturdukları büyük masayı aydınlatacak kadar az mum yanıyordu. Odanın her köşesinde Roman’ın minyatür heykelleri konuşlandırılmıştı. Geniş odaya bir ahenk katmıyordu , aslında Roman’ın iri bedeni düşünülünce oldukça fazla yer kaplıyordu. Lilian, heykeltıraşın bu heykelcikleri yaparken çok zorlandığını hatırlıyordu.
‘’…Bunun için Delf bozkırlarının yeni efendisi Iron ile evlenmene karar verdik. Bu evlilikle birlikte Iron, bizim de efendimiz olacak. ‘’
Joseph, bir anda sandalyeden fırladığında sandalye arkaya düştü. Lilian ise duyduklarını yanlış anladığını düşünüyordu.
‘’Anlamadım. ‘’dedi fısıltıyla.
‘’Iron’la evleneceksin yoksa diğer krallıklar gibi bizi de yok edip geçecek! Başka çıkar yolumuz yok. ‘’ Roman’ın itiraz kabul etmeyen ses tonu ve yüz hatlarındaki kararlılık bu işin tartışmaya açık olmadığını gösteriyordu.
Lilian, önce kralın kırışmış yüzüne baktı , sonra rengi yaşlılığın verdiği etkiyle değişen kahverengi gözlerine. Çaresizce başını iki yana salladı.
‘’Yapamam. ‘’dedi kara bir çukurun içinden gelen sesiyle. Roman’ın gözleri irice açıldı bu karşı koyuşa ve genç kızın babasına uyarıcı bir bakış fırlattı.
‘’Ne demek yapamam.’’diye araya girdi babası sandalyesinde rahatça arkasına yaslanmış ve verdikleri karardan çok memnun görünüyordu. ‘’Karar verildi. Bu hem senin hem de krallığımızın geleceği için verilmiş en mantıklı karar. Hiç kimsenin kanı dökülmeden ve topraklarımızdan kovulmadan girdiğimiz bu savaştan çıkmanın başka bir yolu yok.’’
‘’Lütfen.’’ Dedi genç kız ve ayağa kalktı güçsüzce. ‘’Beni bu evliliğe zorlamayın. İnanın bana bunu yapamam. ‘’
‘’Başka bir kız, isteyen herhangi bir kız olabilir. ‘’diye araya girdi telaşla Joseph. Elleri masanın üzerinde yumruk olmuştu ama kimse bunun farkında değildi. Genç adam yumruklarını karşısında duran iki adamdan birine sallamamak için zor tutuyordu kendisini.
İki adamda başını olumsuz anlamda salladığında Lilian, başının dönmeye başladığını hissetti. Bilmiyorlardı. Hiç bir şeyden haberleri yoktu ve aslında onu Iron’la evlendirmek en büyük yıkım olacaktı. Iron, onun sanıldığı kadar masum olmadığını anladığında deliye dönecekti.
‘’IRon, her şeyin en iyisine sahip olmak istiyor. Toprağın en iyisine, kalenin en sağlamına, en iyi savaşçılara ve gelininin de en iyisi olmasını istiyor. Bunun için o, sadece Lilian’ı istiyor. ‘’
‘’Ama beni daha görmedi bile. ‘’ genç kızın, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısık sesle çıkmıştı.
‘’Herkesin konuştuğu bir genç kızsın. Görmesine gerek bile yok.’’ Dedi babası hiddetle. Lilian, babasına yalvaran gözlerle baktı. Oda etrafında dönüyordu.
‘’Beni istemediğim biriyle beraber yaşamaya zorlamayacaksın değil mi baba?’’ Lilian, eğer isterse onların önünde diz çöker, yalvarırdı. ‘’Yapamam. ‘’diye fısıldadı başını yere eğerek. Konuşmak istedi durumunu anlatmak ama onu durduran bir şeyler vardı. O evlenmeyecekti ve hayatını ailesinin yanında geçirecek, ömrünün sonunda kadar sadece çalışacaktı. Çünkü başka şansı yoktu. Çünkü o masumiyetinin çoktan yitirmişti..