Bölüm4

1295 Kelimeler
‘’Bu konu bir kez daha görüşülmeyecek. IRon’la evleneceksin. Ona heberi gönderdik ve birkaç gün içinde kafilesiyle birlikte seni götürmek için buraya yola çıkmış olacak. ‘’ Lilian, başını hızla kaldırdı ve korkudan çıldırmış gözlerle baktı babasına. ‘’Hayır!’’ diye itiraz etti o da kararlı bir şekilde. ‘’Hayır.’’Dedi sonra sesi daha da güçlenerek ve başını biraz daha yukarı kaldırdı. Babası onun bu tepkisine karşı sadece alayla güldü. Ve ayağa kalktı. ‘’Onunla evleneceksin Lilian.’’ Elini masaya sertçe vurdu. ‘’Başka bir yol olmalı. Mutlaka yapılacak bir şeyler vardır. ‘’Dedi Joseph. ‘’Onu istemediği biriyle zorla evlendiremeyiz. ‘’ ‘’Sen. ‘’Dedi Roman, dişlerinin arasından eliyle Joseph’i işaret ederek .’’Bu işten uzak duruyorsun. ‘’ Yılların vermiş olduğu ve içine kazınmış olan saygı Joseph’in konuşmasını engellemişti. Ama arkasını dönüp odadan kapıyı sertçe kapatıp çıkarak tepkisini konuşmadan dile getirmesine engel olamamıştı. Lilian’ın kulakları uğulduyor, dişleri birbirine çarpıyor ve dizlerini artık hissetmiyordu. Her şeyi yapabilir, gece gündüz çalışabilir, hatta erkeklerle birlikte öleceğini bile bile savaşa gidebilirdi ama evlenemezdi. Hem de Iron’la. Nefesi boğazında takılı kaldı ve sonra gürültüyle içine çekti. Göğsüne sanki büyük bir hayvan gelip oturmuştu. ‘’Lütfen.’’dedi akıttığını fark etmediği gözyaşlarının arasından babasına bakarak.’’Buna izin verme. ‘’Dizleri onu yere çekmeye çalıştığında masaya tutundu ve güçlükle doğruldu. ‘’Karar kesin.’’ Dedi babası. Ve Lilian’ın dudaklarından istemediği kelimeler döküldü. ‘’O zaman kaçarım buradan. ‘’ Babasının yeşil gözleri dehşetle açıldı ve sonra öfkeyle kısıldı. Kayıtsızca yayıldığı sandalyesinden bir anda fırladı ve genç kızın bileğinden tutarak onu sürüklemeye başladı. Geride kalan Roman genç kızın babası tarafından sürüklenerek götürülürken ayaklarının nasıl çırpındığını, nasıl feryat ettiğini görmezden geldi. Luc, Lilian’ı odasına kapattı . Günlerce sadece yemeği için ziyaret ediliyor ve bir daha odasından çıkmasına izin verilmiyordu. Ta ki IRon kendi yüz elli kişilik kafilesiyle gelinini almaya gelene kadar. Genç kızın, odasına üç hizmetli bir anda girdi ve girdikleri andan itibaren Lilian’ı yapılacak olan düğün törenine hazırlamaya başladılar. Belinde gümüş bir kemerin takılı olduğu şeftali rengi bir tunik giydirdiler, ayaklarına yeni botlar geçirdiler, Saçlarını yukarıdan sıkı bir topuzla tutturdular ve değerli taşlardan oluşan tokalarla saçlarını süslediler. Lilian, ne ona ne giydirdiklerinin farkındaydı ne de saçlarının nasıl olduğunun, onunla uğraşıp duran genç kızların sesini çok uzaklardan gelirmiş gibi duyuyor ve zaten duymak ya da anlamak için uğraşmıyordu. Gözlerini masumiyetini simgeleyecek olan gümüş başlığa dikmiş sadece ona bakıyordu. Onu giyemezdi. Sonunda nasıl olsa Iron gerçeği kavrayacaktı. Kavrayacak ve Lilian’ın boynunu kıracaktı. Sonra krallığa tekrar gelecek ve ne var ne yoksa yıkıp geçirecekti. Lilian, gözlerini kapadı ve gözlerinin kıyısından birkaç damla yaş süzüldü yanaklarından aşağıya. Genç kızlar, yine hep bir ağızdan konuşmaya başladılar ve muhtemelen ona teselli sözleri söylüyorlardı. Her şey güzel olacaktı ve Lilian, çok mutlu olacaktı. Hayır! Diye çığlık attı genç kız içinden acıyla. Ve başına başlığı takmak üzere olan genç kızın bileğini tuttu. ‘’Hayır. ‘’Dedi ve sonra gözlerinin içine baktığı ama yeni fark ettiği tanıdık sıcak bir bakışlarla karşılaştı.’’Mariliyn’’dedi fısıltıyla ve sıkıca kollarını ona doladı. ‘’Siz çıkın.Gerisini ben hallederim. ‘’dedi Marilyn diğerlerine. Onların çıkmalarını bekledi ve sonra genç kızı biraz iterek yüzünü avuçları arasına aldı.’’Onu sevmiyorsun ve tanımıyorsun ama belki senin için doğru ola-.’’ ‘’Hayır.’’Diye sözünü kesti Lilian ve ona tüm gerçeği anlattı. Hikayesini bitirdiğinde arkadaşı ona sadece acıyan gözlerle baktı. Ve ona kaçması için ısrar etti. Lilian ise bunun bir fayda sağlamayacağını biliyordu. Masumiyet simgesi olan başlığı eline aldı ve odadan çıktı. Taş merdivenleri inerken gözleri hiçbir şey görmüyordu. Dışarıdaki coşkun kalabalığın, savaşçıların naralarının ve göklere yükselen müziğin sesini duyabiliyordu. O, merdivenlerden inerken kimseyi görmüyordu ama onu başlıksız gören herkes gözlerini faltaşı gibi açıyor ve sinsi bir yılan gibi öfke bedenlerinden dolaşmaya başlıyordu. Daha onlar bunun ne anlama geldiğini bilmeden beyin tehlikeyi idrak ediyordu. Genç kız geniş kapıların önünde durdu ve her zaman olan ritüeli tamamlamak için bu kapıdan çıkıp başı yukarıda babasının yanına ilerlemesi gerekiyordu. Genç kız, masumiyet başlığı elinde, başı yukarıda, gözlerinden delice yaşlar boşanırken kapıdan dışarı bir adım attı ve sonra bir adım daha. Üçüncü adımdan sonra herkes nefesini tutmuştu. Lilian, gözlerini onunla evlenmek isteyen Iron’a kaldırdı ve onun keskin öfkeyle kaplanmış gözlerinin önünde sinmemek için kendisini zor tuttu. IRon, sandığı kadar korkunç görünmüyordu aslında. Atının üzerinde bir tanrı gibi oturmuş, savaşçı kıyafetlerinin içinde ve boynunda rüzgarın dansına kapılan peleriniyle göz alıcı görünüyordu, geniş omuzlarına geçirdiği zırh onun çok daha iri görünmesine sebep olmuştu. Omuzlarına dökülen saçları da rüzgarın dansına eşlik ederken IRon, gerçekten bir tanrı gibiydi…. Belki de olabilirdi, onunla iyi bir geleceği olabilirdi…. Ama artık her şey için çok geçti. Iron, kocaman ağzını açtı ve gür sesiyle tüm alanı inletti. ‘’Bu ne demek oluyor?’’ ve bu ses herkesin birden çözülmense sebep olmuştu. Bunu izleyen saatler boyunca Lilian, annesinin gözyaşları ve yalvarmaları eşliğinde alınan infaz kararından bile korkmamıştı. Sanki üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordu kendisini. Kaçmaması için onu bir hücreye kapatmışlardı. İnfaz kararını onu böyle utandırdığı için babası almıştı. Lilian’a vereceği en iyi ceza onu öldürmekti. Nasıl öleceğini düşünmüyordu. Pek de umursamıyordu aslında. Ölümünün acılı olup olmayacağını bilmiyordu ama çok uzun sürmeyeceğini de tahmin ediyordu. Iron’un eline kalmaktansa her türlü ölüme razı gelebilirdi. Onun atından delice bir öfkeyle inişini, Luc’un boğazını sıkışını ve tek eliyle havaya kaldırışını görmüştü. Başka bir dev, onun omzuna dokunup onu sakinleştirmeseydi Lilian’ın babası son nefesini Iron’un ellerinde verecekti. Lilian’ın yaptığı Iron’a ve halkına göre affedilemez bir şeydi. Onuruyla oynanmış, alaya alınmıştı. Görüntü öyle bile olsa işin aslı böyle değildi tabii ama bunu sadece Lilian ve artık Marilyn biliyordu. Iron’un öfkesini anlayabiliyordu. Aslında ona hak da veriyordu genç kız. Hiçbir erkeğin kaldıramayacağı kadar ağır bir durumdu bu ama Lilian, bunu daha sonra fark etmesini beklememişti. Ya da onunla yola çıktığında kaçmaya çalışmamıştı. O, kimseyi kandırmak istemiyordu. Fakat yaptığının sonuçlarını ancak ve ancak herkes bir ağızdan konuşurken ve onun geleceği hakkında kararlar alınırken anlamıştı. Lilian’ın yaptığı hakaret neredeyse tüm krallığın yok olmasına sebep olacaktı. Iron’da bunu yapabilecek güç vardı. Ve eğer getirdiği yüz elli kişilik kafilenin önünde infaz edilecek olmasaydı Iron, bunu kolaylıkla yapabilirdi. Ertesi gün Lilian’ın tutulduğu hücrenin demir parmaklıklı kapısı ardına kadar açılmıştı. Lilian’ın tanıdığı ve sabahları ona selam verdiği asker başını öne eğmiş, genç kızın dışarı çıkmasını bekliyordu. Lilian, oturduğu tahta tabureden kalktı ve kararlı adımlarla kapıya doğru ilerledi. Genç kız, askerin yanından geçerken koluna dokundu usulca. ‘’Özür dilerim.’’dedi asker. Lilian, ona cevap vermedi ve yine kararlı adımlarla ilerledi. Genç kız, bozkırın ortasında kurulmuş olan dar ağacından asılacağı kararını aldığında içinde bir hissin uyanmasını bekledi ya da duygularında herhangi bir oynama ama olmadı. Korkunun bile uğrak yeri değildi genç kızın bedeni. her şeyi oluruna bırakmış, başkalarının onun için seçtiği kadere doğru ilerliyordu. Önce, başını eğik tutmuştu ama sonra gittiğini sandığı hisleri bir anda meydana çıkmış ve son anda başını yukarı kaldırarak mağrur bir ifade takınmıştı. Bu kendi suçu değildi. Belki kısmen öyleydi ama çocuksu hislerine kabahat bulmak istemiyordu. O hislere inanmış ve duygularının doğrultusunda hareket etmişti. Hiçbir kötü niyeti olmaksızın sadece kalbini, sevgisini ,ruhunu ve bedenini ortaya koyarak sevmişti. Belki de o anda sevdiğini sanmış olabilirdi ama bunu yaşamıştı benliğinde. Bundan utanmak istemiyordu. Güveni kırılmış, onuru incinmişti ama yaşadığı ve tattığı duyguların hiç birinden utanmıyordu. Sadece daha tecrübeli olmayı dilerdi. ‘’Hayır! Lütfen onu affedin. ‘’annesinin feryadı onu olduğu yere mıhladı. Gözlerini kapayıp açtı bir kez ve tekrar soluksuzca onu izleyen insanların arasından geçirilerek darağacının bulunduğu platforma doğru ilerledi. Merdivenleri çıktı, kralın yaptığı ahlaksızlıkla ilgili konuşmasını dinledi. İlmeği boynuna geçirmek için tahta tabureye çıktı. Ona yardım eden hiç kimse yoktu. Nasılsa genç kız kendi işini kendi hallediyordu. İlmeği boynuna geçirdi ve yanında bulunan infazcının tabureyi itmesini beklemeden tabureyi ayağıyla itti. Yer onu kendine çekmeye çalışırken ilmek, genç kızın boynunu iyice sıktı ve nefesini tam olarak kesti. Lilian, çırpınmıyor, kimseye bu durumundan zevk aldırmak istemiyordu. Ama görüşü yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladı, bedeni titremeye ve kulakları uğuldamaya başladı. Siyah bir perde inmeye başlamıştı sanki gözlerine. Ciğerleri nefes ihtiyacıyla yanmaya başladı ve genç kız ayaklarının nasıl çırpındığının farkında değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE