‘’En kısa zamanda. ‘’elindeki pusulayı genç adamın eline tutuşturdu. ‘’ Bir kese altın’’ diğer eline altın kesesini tutuşturdu. ’’Hanlardan birinde dinlen ve atını değiştirmeyi unutma. Daha çabuk ilerlesin. ‘’
‘’Peki efendim.’’ Adam başını eğerek selam verdi ve dışarı çıktı. Iron, ellerini arkasında kavuşturarak geniş pencerelere doğru ilerledi. Askerleri çalıştıran Rick’in yanına gönderdiği adamın, bir askeri tek yumrukla yere seren genç adamın yanına çekinerek gidişini izledi. Bu onu gülümsetti. Rick, her zaman sakin görünen bir adamdı. Ama onun ardında yatan ve bir anda patlayan öfkesini herkes öğrenmişti artık. Bu sürekli kendisi gibi parlayarak ortalıkta dolanmaktan çok daha iyiydi. Belki de daha kötüydü. İçinde saklı, sağlıksız bir öfke… Iron, hangisinin daha kötü olduğuna karar veremedi. Rick, haberi aldıktan sonra başını kaldırıp yukarı, Iron’un neredeyse gözlerinin içine baktı. Bazen, onun sakinliğinden Iron bile ürküyordu. Başıyla ona acele etmesini işaret etti ve topukları üzerinde dönüp, cilası pırıl pırıl parlayan meşe ağacından oyulma çalışma masasına doğru ilerledi.
Ne yapması gerektiğini bilmiyordu.’Sonunda’ dedi içinden. En sonunda Lilian’ı bulmuştu. Onu bulamamış ve cezalandıramamış olması onun için büyük bir ayıp olmuş ve insanların ağzında sürekli uzayan bir laf olmuştu artık. Krallıkları deviren bir bey olarak küçük bir kıza yenilmiş olmak, onun kaynayan öfkesinin bir nebze olsun azalmasına engel oluyordu. Sürekli bir sinirlilik hali ve takıntı gibi genç kızı her an düşünmek. Ondan defalarca intikam almak. Ve bunu tüm dünyaya yaymak. Onun başarısız olduğunu arkasından konuşma cesareti gösteren herkese Lilian’ı nasıl cezalandırdığını göstermek. Askerlerinin hiç biri onu bulamamış, bulsalar bile genç kızın sevgilisi olduğunu tahmin ettiği dalkavuk Joseph, ölene kadar ve hatta ölmek üzere olduğu an bile onu kaçırmayı başarmıştı. Ve Iron, bir senedir genç kızı aramaktan vazgeçmedi. Şimdi ona Rick’i gönderecekti. Sadece Rick, ona zarar vermeden getirmeyi başarabilirdi.
Fazla beklemesine gerek kalmadan Rick kapıyı vurdu ve içeri girdi. Başını eğerek selam verdi.
‘’Beni emretmişsin.’’ Dedi derinden gelen tok sesiyle. Iron, ona içeri girmesini işaret etti. Çocuklukları birlikte geçmişti ama Iron bir beyin oğlu, Rick ise onu savaşçı olması için beyliğe getirip emanet eden uzak, bağımsız bir köyde yaşayan bir çiftçinin oğluydu. Beraber yemişler, beraber içmişler ve bazen çimlerin üzerinde beraber uzanıp dinlenmişlerdi ama Rick, her zaman aradaki mesafeyi korumayı bilmiş, Iron’a hep bir bey gibi davranmıştı. Babasının onu neden terk ettiğini hiç sorgulamamış ve köyüne bir daha hiç gitmemişti. Ama hem IRon’un babası hem de Iron, genç adamın ailesinin yaşadığı köyü koruma altına almışlardı.
‘’Sonunda onu buldum. ‘’
Rick, Iron’un sesindeki zafer tınısını ne kazandığı savaşlarda ne de topraklarına eklenen başka toprakları aldığında görmüştü. Kaşları havaya kalktı ve sordu;
‘’Nerede?’’diye sordu Rick direkt. IRon, onun bu özelliğini de seviyordu. Asla uzun yolu seçmezdi.
‘’ Oldukça uzakta, Okyanusun kıyısında bir ada köyünde, kendi halinde bir ailenin yanında onlara yardımcı olarak kalıyor.’’Iron’un sesindeki bastırılamayan heyecan konuştukça daha çok ortaya çıkıyordu ve heyecanlandıkça daha hızlı konuşuyordu.
‘’Haberi nereden aldın?’’Rick, biraz daha ilerledi masanın karşısına kadar geçip durdu.
‘’Otur.’’dedi Iron gülümseyen, zafer kazanmış bir yüz ifadesiyle. Rick’in oturmasını bekledi, oturunca tekrar konuşmasına devam etti ’’Bir gezgin onu görmüş ve tanımış. Daha önce Kermit bozkırında yaşıyormuş ve herkes gibi onun güzelliğinden çabucak etkilemiş. ‘’Iron, gözlerini devirdi kendisiyle alay eder gibi.’’Her neyse, söylentileri duymuş ve kızı tesadüfen tekrar gördüğünde bana haber vermek için hiç vakit kaybetmemiş. ‘’Iron, sandalyesinde arkaya yaslandı ve deri çizme giydiği ayaklarından birini diğerinin üzerine attı rahat bir tavırla.
‘’Gören gerçekten onun olduğuna emin mi?’’ Rick’in şüpheli ses tonu IRon’u güldürdü. Rick, hiçbir zaman bir işe tamamen emin olmadan girişmez ve sonuçlarını önceden masaya yatırıp düşünmeden, tartışıp kâr ve zararını ortaya koymadan bir işe asla girişmezdi.
‘’Kesinlikle emin. Onu asla unutmam diyor. ‘’
Rick, başını salladı ve Iron, genç adamın neden burada olduğunu anlamadığını düşündü.
‘’Güzel. ‘’dedi Rick ifadesiz bir yüzle. Ve sonra dudağının kanarında yarım bir gülümseme belirdi.’’Umarım bu defa elinden kaçırmazsın. ‘’
Iron, sırıttı ve sandalyesinden daha da kaydırdı bedenini. Rick, onun bakışından pek hoşlanmamışçasına kaşlarını çattı. ‘’ Bu defa onu karşımda göreceğimden ve ceza vereceğimden eminim.’’
‘’Neden bu kadar ısrar ediyorsun ki? Bir kız için.’’ Rick, omuz silkti ve gerçekten anlamayan bakışlarla baktı IRon’a.
‘’Bu önemli Rick! Tüm Delf topraklarından Kermit topraklarının üzerinde yaşayan canlılara onun hakkından geldiğimi göstermem gerekiyor. O, benim tüm itibarımı yok etti. ‘’Iron, yenilgisi aklına geldiğinde tekrar öfkelendi, dişlerini sıktı, duruşunu değiştirdi ve öne doğru eğilip yumruk olmuş elini masanın üzerine koydu sakince.
‘’Bunu da anlamıyorum.’’ Rick, başını iki yana salladı’’Bir savaşta esir düşmek kötüdür. Toprak kaybetmek kötüdür. ,kuşatılmak ve yenilmek kötüdür. Ama bir kızın bekar olmaması ve canını kurtarmak için kaçması ne kadar kötü olabilir ki? Kadın sadece kadındır işte. Ne işe yaradıkları belli. Bir düşman olamayacak kadar aciz yaratıklar. Güzel olanlarından hoşlanırsın ve alırsın. Bu kadar!’’
IRon’da başını iki yana salladı gülerek. Rick’de kadınlara karşı hiç duygu yoktu. Asla hassas bir insan olarak düşünülemezdi, aslında Iron, bazen onda gerçekten duygu olup olmadığını merak ediyordu. Rick, için kadınlar sadece yatakta varlardı. Birde varis vermek için lazımlardı. Belki arada bir de dans etmek için. Başka nedenleri yoktu. Tanrı, kadınları erkekleri memnun etsin diye yaratmıştı. Evlilik ve aşk gibi aptalca duyguları insanlar kurgulamıştı. Iron, Rick’in bu düşüncelerine şaşırmıyor ama karşısında oturan ve gereğinden fazla yakışıklı olan bu adamın bir gün gelip de duygudan nasibini alıp alamayacağını merak ediyordu. Ve aslında merak ettiği bir şey daha vardı, gömleği saatlerce yaptığı alıştırmalardan sırılsıklam olmuş bu adam için birazdan söyleyeceği şey onun tepesini attırmak için yeterliydi.
‘’Lilian’ı almaya sen gideceksin. ‘’
Rick, parlak deri çizmesindeki tekme izini fark edip kaşlarını çatarak incelediğinde ve o tekmeyi hangi ara yediğini hatırlamaya çalışırken IRon’un sözleri üzerine başını hızla kaldırıp irice açılmış gözlerini DElf topraklarının beyinin siyah gözlerine dikti.
‘’Anlamadım?’’
‘’ Beni gayet iyi duydun Rick.’’ Rick, burnunu oynattı ve gözlerini kırpıştırdı.
‘’Duydum ama anlamadım. ‘’hafifçe gülümsedi.’’Bana tüm işimi bırakıp o kızı almaya gideceğimi gerçekten söylediğini sanmıyorum. Bu bir kabus olmalı. ‘’biraz duraksı.’’Efendim!’’
‘’ Ne kabus ne de hayal ediyorsun. Bunu gerçekten söyledim ve onu getireceğine eminim. Ona zarar gelmeden yakalayacağına ve sağlam getireceğine eminim. ‘’
‘’Onu öldürecek misin?’’
‘’O kadar öfkeliyim ki öldürmem onun için kurtuluş olur.’’
‘’İşkence mi edeceksin?’’
‘’Tabii ki hayır. Onu eğlence yerlerinden birine verebilirim. Tadına baktırmayı sevdiğine göre. Tek istediğim itibarımı yerden kaldırmak’’
‘’Gezginin doğruyu söyleyip söylemediğini bile bilmiyoruz.’’ Rick’in derinlerde uykuda olan öfkesi bir yılan gibi yavaş yavaş kıvrılarak sinsice dolanmaya başladı genç adamın bedeninde.
‘’Ben eminim. ‘’ dedi IRon’da çocuk gibi terslenerek. Rick, derin bir iç çekti ve dişlerini sıkıca kenetleyip arasından konuştu.
‘’Ona ödül de verdin mi?’’
‘’Tabii ki verdim. Bu beklediğim bir fırsat!’’Iron, huzursuzca kıpırdandı oturduğu yerde.
‘’İyi. O adamı yanımda götüreceğim ve eğer yalan söylediğini anlarsam ona verdiğin altınların hepsini onun midesine dizeceğim. ‘’
‘’O andan sonra çok değerli bir mideye sahip olur o zaman. ‘’ Rick, Iron’un yersiz esprisine gülmedi ve ayağa kalktı.
‘’Ne zaman gidiyoruz?’’
‘’Hemen.’’
Başıyla selam verdi, topukları üzerinde döndü ve sert adımlarla odadan çıktı. Sonra öfkeyle kendinden ödün verdiğini fark etti, geri dönüp çıktığı kapıdan içeri girdi’’Başka bir arzunuz var mı efendim?’’
‘’Teşekkür ederim. Bu kadar’’
‘’Emredersiniz.’’
Iron, Rick’in ardından sinsice sırıttı. Artık Lilian’ın geleceğine emindi ve Rick nasılsa bu öfkesinden kurtulmuş olurdu.
Rick, günlerce yol aldı. Tam sekiz gün boyunca gerekli ihtiyaçların dışında durmamıştı. Yanında götürdüğü ve daha IRon, anlatırken nefret ettiği adamın hiçbir özel isteği onu ilgilendirmiyordu. Adam neredeyse atının üzerinden düşecekmiş gibi görünse de Bu Rick’in umurunda olmamıştı. O, genç kızın yerini sadece ödül almak için söylemiş ve böyle angarya bir iş için askerlerin eğitimini yarım bırakmasına sebep olmuştu.
Köye vardıklarında genç kızı çamaşır yıkarken bulmuşlardı. Derenin kenarında durmuş, diğer kadınlar gibi o da çamaşırlarını dövüyor, suya sokuyor ve sonra kayanın üzerinde tekrar dövüyordu. Bir ara durdu ve ıslak elleriyle yüzüne düşen ve güneşin ışığında altın gibi parlayan saçlarını geriye doğru savurdu genç kız ve karşısında duran miniklerden birine mükemmel bir gülümseme gönderdi.
‘’İşte!’’ dedi gezgin coşkulu bir sesle. Ağaçların onları gizlemelerine izin vermişlerdi. Gezgin işaret parmağını Lilian’ın üzerine doğrultmuştu. Aslında onun işaret etmesine gerek yoktu. Rick, genç kızı çok iyi hatırlıyordu.