Biraz daha olgunlaşmış olabilirdi. Onu gördüğünden beri bir sene olmuştu ama bu kısa zaman bile onun bedeninde fark edilebilir ölçüde değişiklikler yapmıştı. Onu ilk gördüğünde Rick, çok sıkılmıştı aslında. Tüm olanlar onu bir nebze olsun ilgilendirmiyor o, bir an önce her şey olsun bitsin ve yine gelecek savaş için askerlerinin eğitimine dönmek istiyordu. On yedi yaşındaki bir kız için zaten gereksiz bir çok zaman harcanmıştı. Ama Lilian, kapılardan dışarı önce başı eğik ve yerin dibine girmek ister gibi yürürken birden etrafına bakınmış, başını kaldırıp çenesini dikleştirmişti. Ölümüne neredeyse gülen gözlerle gideceğini düşünmüştü Rick. O, savaş meydanlarında bulunmuş, birçok asker yetiştirmişti ama her askerin gözünde mutlaka endişeli bir bekleyiş olurdu. Ölümden korkmak! Herkes bunu bir an için düşünürdü. En cesur, yürekli savaşçı bile. Ama Rick, genç kıza baktığında ve ölümüne mührünü tabureyi kendi ayaklarıyla iterek bastığında onun en cesur askerden bile daha cesur olduğunu düşünmüştü. Onun cesareti genç adamın yüzünde bir gülümseme oluşturmuştu. Hayır, ölümüne gülmüyordu. Kızın ölüme herkese meydan okuyarak gidişine gülümsüyordu. Ve kız, can çekişirken bir anda o genç çocuk çıkmış ve kızı alıp götürmüştü. Rick’in tek düşündüğü acaba Joseph’in geleceğini genç kız biliyor muydu? Ve sonra Rick bunu da önemsememişti. Ama Joseph’in oyununa geldiklerine çok öfkelenmişti. Genç adam onları kandırmıştı.
‘’Hey siz ikiniz! Orada ne arıyorsunuz?’’
Rick, gür sesin üzerine irkilmedi bile. Atını yavaşça arkaya çevirdi ve elinde yayı, okun ucu kendisini hedef almış kısa boylu, şişman ve kırmızı yanaklı bir adamla karşılaştı. Yanındaki gezgin ellerini kaldırmış ve yalvaracak gibi görünüyordu.
‘’Lilian’ı almak için geldim.’’ Dedi Rick sakin bir sesle gerçeği dile getirerek. Başıyla dere kenarını işaret etti.’’Orada’’
‘’ Nerede olduğunu biliyorum seni aptal. ‘’Adamın öfkeyle tükürükler saçarak söylediği sözler üzerine Rick sadece gülümseyerek kaşlarını kaldırdı.’’Onu öylece alıp gidebileceğini mi sanıyorsun? Buna asla izin vermem!’’
‘’Senden izin alacağımı sanmıyordum. ‘’ Rick, karşısında duran adamın fark edemediği bir hızla hareket etti ve adam bir hançer kabzası yemişti alnına, ok yaydan fırladı ve Rick, atın yan tarafına iyice eğilerek ona hedef olmaktan kendisini kurtardı.
‘’Lilian!’’diye gür sesiyle ve olanca gücüyle bağırdı adam genç kızı uyarmak için. İçgüdüleri bu iki adamın niyetlerinin iyi olmadığını söylüyordu ona.
Rick, başını arkaya çevirdi ve endişeyle ayağa kalkan ve sesi bulmaya çalışan genç kızı gördü.
‘’Lilian Kaç!’’diye bağırdı adam tekrar. Ve Lilian, tehlikenin ne olduğunu bilmeden eteklerini toplayarak hızla koşmaya başladı. Rick, başını iki yana salladı ve atını mahmuzlayıp genç kızın peşinden endişesizce ilerledi. Ürkmüş ve kendilerini örtmeye çalışan genç ve yaşlı bir çok kadının önünden hızla geçti ve Lilian’ın peşine düştü. Lilian, sık çalıların arasına girerek Rick’i atlattığını düşündü ama genç adam onun nereden çıkacağını tahmin ediyordu. Bu bodur çalılıkların boyu her zaman aynıydı sadece birkaç kulaç oynardı o kadar. Atını çalıların etrafından dolaştırdı ve genç kızın önüne çıkmak için ilerledi.
Ama Lilian, bir şekilde başka bir taraftan koşmaya başlamıştı. Çalıların dikenlerinin onu çizmesine aldırmış gibi görünmüyordu. Lilian, birden geriye döndü ve tekrar çalıların arasına attı kendisini ve yine gözden kayboldu. Genç adam kaşlarını çatarak ve biraz kızmaya başlayarak onun nereden çıkacağını tahmin etmeye çalıştı. Lilian, bir anda dere kenarından çıktı ve suya atlayıp güçlükle karşıya geçti. Rick, onun azmine gülümsemek zorunda hissetti kendisini. Zorlu mücadeleleri her zaman severdi ve bu kız gerçekten zorluyordu. Hayata resmen meydan okuyordu. Atının yönünü çevirip dereden geçmek için harekete geçti ama bir anda önünde dizilmiş köylü erkeklerle karşılaştı.
Bıkkınlıkla bir iç çekti. Karşısında duran kazma kürekli köylü erkeklerini geçmek onun için zor değildi elbette ama Rick’in zaman takıntısı vardı ve boş yeregeçen zamandan nefret ederdi. Atından indi ve kılıcını çekti, güneşin ışıkları kından çıkan çeliğin üzerine düştü ve parlak bir ışık yaydı sanki ortalığa. Bunu gören birkaç köylü yutkundu ama köylerinde bir yıldır kalan ve herkese çok iyi davranan genç kızı korumak adına oldukları yerde kaldılar.
‘’Onu rahat bırak.’’
‘’Git buradan.’’
‘’Lilian’ı sana vermeyeceğiz’’
‘’Ondan ne istiyorsun?’’
Rİck, etrafında çember oluşturan köylülere baktı, etraflarını izleyiciler sarmaya başlamıştı. Ve hepsi ıslak kadınlardan oluşuyordu.
‘’Aslında ben ‘’dedi ağır ağır. ‘’ Kimseyi yok yere öldürmek istemiyorum. ‘’
***
Rick, hiç kimseyi öldürmek istemiyordu. En azından şimdilik. O, ölümün soğuk nefesini birçok kere tattırmış, birçok kere de ensesinde hissetmişti. O, bir savaşçıydı. Bunun için yaratılmış, yetenekleri ona bunun için bahşedilmişti. Ama şimdi şu karşısında elinde kazma, kürek ve sopalarla duran bu adamlar ona oldukça komik geliyor. Savaşta değildi. Birini öldürmesi gerekmiyordu. Bu işi aslında kimseye gereksiz yere zarar vermeden de yapabilirdi ama bu adamlar ona ‘Rick, bizi öldür’ diye hırıldıyorlardı.
Gereksiz bir cesaretle öne çıktı bir tanesi. Oldukça genç görünüyordu. Kızıl, kıvırcık saçları omuzlarında, yemyeşil öfkenin ateşiyle parlayan gözleri ve yüzünün her yanına serpiştirilmiş çilleri ile belki on dokuzunda bile olmayan bir çocuk. Hiç şüphesiz genç kıza aşıktı. Başka hangi nedenle bir insan böyle aptal cesareti gösterebilirdi ki? Sonra hepsi öne çıktı. Yoksa onlarda mı Lilian’a aşıktı. Bu, Rick’in kafasını karıştırdı. Kadınlar bile kendini feda etmek ister gibi korkuyla karışık bir kararlılıkla onun önünde durmuş, genç kıza ulaşmaması için barikat kurmuşlardı. Rick’in kaşları çatıldı. Onların da genç kıza aşık olacak halleri yoktu. Topraklarını ya da canları korumak durumunda olmayan bu insanlar bir kız için mi ölüme bu kadar pervasızca dalıyorlardı. Muhtemelen bu köydeki insanların beyinlerinde bir sorun vardı. Düzgün çalışmayan bir nokta. Belki yedikleri bir şey onları etkilemişti.
‘’Bizi öldürmek sandığın kadar kolay değil seni ayı!’’Rick, ona boş gözlerle baktı. Çilli suratı ve çocuk bedeniyle söylediği tehdit komik görünüyordu. Ama onunla ağız dalaşı yapmayacaktı. Kılıcını savurarak elindeki sırığı ikiye bölmek onun için daha kestirme bir ikaz gibi görünmüştü. Genç, şaşkınca birkaç adım geriledi. Kılıç burnunun tam ucundan geçmişti. Topuğu üzerinde dönerek arkadan gelen saldırıya karşılık vermek için pozisyon aldı ve karşısında bulduğu yetmiş yaşındaki bir adam onu sersemletti. Ona, vurmaktan kaçınarak yana kayıp elindeki küreğe bir tekme attı.
Yaşlı yüzü öfkeyle daha çok kırışmış, ona hiddetle saldırırken sarkık boynundaki deri sağa sola sallanmıştı. Bu, Rick’in beklediği ya da doğru bir anlatımla alıştığı bir manzara değildi. Kendisini gülünç bir rüyanın içinde gibi hissediyordu. O, eli kılıçlı, hançerli, öfkeli ve güçlü askerlerle savaşırdı. Garip bir şekilde onda gülme isteği yaratan bu durumun içinde daha fazla duramazdı artık. Yoksa genç kızı sırf gülmek için kaçıracaktı. Hem de gülmeyi sevmezken. Arkadan naralarla ona doğru gelenleri umursamadı. Yaşlı adam bu dünyada fazlaca yaşamış gibi görünüyordu artık. Ona doğru ilerledi ve bacağında derin bir kesik açtı.
Önce hissizlikle atağa kalkan yaşlı adam bir anda şaşılacak derecede gür sesiyle çığlık attı ve şok içinde kesik yaradan bacağında aşağıya akan ve pantolonunu kırmızıya boyayan kana baktı ve diğerlerinin dikkatini dağıttı. Rick’in aradığı da bu birkaç saniyeydi zaten.
Hızlı bir manevrayla aralarından sıyrılıp atına atladı. Onlar daha adım atamadan dereye dalmış, atını karşıya geçirmeye çalışıyordu. Lilian’ın derenin hangi noktasından çıktığını hatırlamaya çalıştı ve yere, otların üzerine düşmüş yeni kırılan bir dal parçasından tutunarak yardım aldığını hatırlamıştı. O, yöne ilerledi. Dereden çıktı ve genç kızın taze ayak izini hemen fark etti. İzlerin birkaç adım sonra belirginliği azalıyordu yönü tahmin de edebilirdi ama sorun değildi çünkü kısa ağaçlığı geçtikten hemen sonra bir yerleşim yeri olduğu belliydi. Büyük bir kargaşa ve yaygara kopuyordu. Rick, atını seslere doğru yönlendirdi. Ağaçlığı geçip açıklığa çıktığında birbirilerine olan mesafeleri epeyce uzak taştan köy evleri ile karşılaştı. Ama o, hangisine gideceğini düşünmedi bile içgüdüleri bu güne kadar hiç yanılmadı. Tepesinden siyah dumanlar çıkan ve birkaç kadının önünde çığlıklarla bağırdığı eve doğru hızla ilerledi.
Evin, tam önünde bir bebeği kalçasına oturtmuş, diğerini elinden sıkıca tutan ve avazı çıktığı kadar bağıran siyah saçlı, bronz tenli kadın dehşet içinde görünüyordu.
‘’Lilian, çık dışarı. ‘’
Rick, atından atladı ve eve doğru ilerledi. Birkaç kadın onu fark ettikleri anda birbirlerinin kulaklarına eğilerek konuşmaya başladılar. Rick, erkek grubunun da peşinden geldiğini tahmin ediyordu. Tam eve doğru gidecekken evin kapısından dışarı Lilian çıktı. Rick’in gözleri onun gözlerinde kilitlendi bir an ve kızın korkuyla aldığı sert solukla göğüsleri şişti bir an ve sonra hızla tekrar içeri, alevlerin arasına daldı.
Rick, gözünü etrafta dolaştırırken esmer kadının kendisini fark ettiğini gördü. Muhtemelen Lilian’ı tekrar içeri gönderen nedeni fark etmek kolay değildi. Rick, ona aldırmadan hızla ve yüzünü buruşturarak hayvanların su içtiği yalaktan bir kova su alıp başından aşağıya döktü ve eve doğru ilerledi.