bc

Demirhan |Sevdaya Düşkün Serisi 2 |

book_age18+
1.5K
TAKİP ET
16.8K
OKU
HE
boss
sweet
bxg
small town
musclebear
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Gidecekken hemen önüne geçtim. "Saçmalama hem sana ne oluyor. Neden böyle davranıyorsun."

"SENCE!" Diye çıkışmasıyla irkildim.

"Bilmiyorum tamam mı bilmiyorum. Sen söyle neden böylesin."

"Sana gelip seni sevdiğimi söyledim. Bana bir cevap bile vermeden hep kaçmayı seçtin. Şimdi de o şerefsiz sana asılıyor ama ben onu dövmekten başka hiçbir şey yapamıyorum. Neden çünkü Selvi hanım beni hayatının bir yerine koyamadı."

"Sana bir cevap vermek çok istedim. Ama

yapamadım. Çünkü senin bana olan sevgine karşılık vermemekten korktum. Evet senden hoşlanıyorum sana değer veriyorum ama bu değil ki senin beni sevdiğin kadar seviyorum."

"Kaçmak yerine böyle söyleseydin ben sana yine gelirdim."

"Gelseydin o zaman o Hatice hanımın peşinden gideceğine gelseydin. Annemle olan sorunlarımı bildiğin halde sana sığınıp ben gelmişken sende bana gelseydin. Çok mu zordu!"

"Evet zordu. Sen bana cevap vermediğin için fazla üstüne gelsem bunaltır mıyım yoksa uzak dursam ona sevgimi inandıramaz mıyım diye ne kadar git gel yaşadım." Karşımda ki koskocaman adamın gözlerinde ki kırgınlık mı desem ümitsizlik mi bilemedim. Ama her neyse onu yorduğu oldukça açıktı.

Önümde duran bedenine hızlıca kollarımı sardım. İkimizde çelişkide arada kalmıştık. Başımı göğsüne yasladığım da kulağımın altında ki kalp atışlarını duyuyordum. Demirhan bir süre sonra üzerinde ki şaşkınlığı attığında o da kollarını sardığı zaman kollarımı sıkılaştırdım. Ona sarılmak bana çok iyi geliyordu. Yada o bana iyi geliyordu.

•1990-2000 yıllarında geçen Köy hikayesidir.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.Bölüm
"Mucizeler ansızın gelir..." ✨ "Selvi annem bir bak bana. Selvi! Kızım neredesin?" Elimde ki hasır sepeti divanın üstüne bıraktım. Ayakkabılarımı çıkarıp eve girdiğimde burnuma mis gibi limonlu kek kokusu geldi. Annem yine döktürmüştü demek ki. "Anne?" "Mutfaktayım kızım gel." Hızlı adımlarımla mutfağa girdiğim de kek kokusu daha yoğundu. "Ne oldu anne niye çağırdın?" Elindeki bıçağı tezgaha bırakıp dilimlediği kekten bir parça koparıp bana uzattı. "Kızım bak bakalım şuna bir nasıl olmuş." Uzattığı kek parçasını aldım. "Annem tatmama gerek yok ki güzel olmuştur. Baksana sünger gibi olmuş." Elimdeki keki anneme gösterdim. Puf puf olmuştu. Yani bu kekin kötü olma şansı yoktu. "Olsun kızım sen bir bak tadına haydi." Zaten kokusu bile beni mest etmişken annemi hiç geri çevirmeyip kek parçasını ağzıma attım. Çiğnememle gelen limon tadıyla gülümsedim. "Nasıl olmuş kızım güzel mi?" Başımı aşağıya yukarı salladığımda annem rahatlamıştı. "Efsane olmuş annem ellerine sağlık." "Oh oh iyi." Annem geri işine döndüğünde bende yarım keki elime alıp yemeğe devam ettim. Tadını almıştım. Yemeden duramazdım. "Kime yapıyorsun anne bu hazırlığı? Biri mi gelecek." "Hasibe teyzen çaya çağırdı kızım. Bende elim boş gitmeyeyim dedim." Hasibe teyze bizim köyün çöp çatanıydı. Bugün herkesi bir araya toplama sebebi kesin yine bekar bir aday bulmuş ve köydeki kızlardan birine ayarlayacaktı. "Kesin yine buldu birilerini. Allah bilir kurbanı kim olacak." Gülüp kahkaha attığım da annem ters ters baktı. "Kızım öyle denir mi hiç! Kadın ne güzel yuva yapıyor. Hem hiç mutsuz olan oldu mu? Olmadı. Herkes mutlu. Keşke bir de sana bulsa." Yine konu dönüp dolaşıp bana gelmişti. Ve bugün ki talibi de kesin Hasibe teyze annenim gözüne sokmaya çalışırdı. Bu yüzden önden uyarı yapmam geriyordu. "Anne bak baştan söylüyorum sakın beni aklından bile geçirme. Ben evlenmiyorum!" dedim. "Aman evlenme başıma kal! Sakın evleneyim de yuvamı kurayım da deme! Zaten bu gidişle yakında turşunu kuracağım." Bu konuları sevmeden de annemi tersleyip kırmak da istemiyordum. "Anne bana kırk yaşındaymış gibi yapma ben daha yirmi altı yaşındayım." "Yirmi altıymış! Millet yirmisinde evleniyor." Eğer şimdi annemi susturmazsam bu konu daha uzayacaktı. Bu yüzden konuyu kapatmak için elindeki bıçağı alıp kenara koydum. Ellerini avuçlarımın içine aldım." Annem onlar koca meraklısı. Hem onlar çocuk bakarken ben okuyordum." Annem gözlerimin içine bakarken bende ellerini sıktım. "Onlar evlenip ne yaptı. Hiçbir şey Ama senin kızın Ebe oldu. Bu evi geçindirdi. Sana, babama baktı. Ve hiç gocunmadım. Ben sizi düşünürken nasıl Koca peşine düşeyim ki? Benim önceliğim sizsiz tamam mı? İstersem elli yaşında bekar olayım Ama yine de siz sağ olun." Dedim. Annem ve babamla bir dönem çok zor günler geçirmiştik. Ben üniversitenin ikinci yılındaydım. O zaman tabi köyden uzakta okurken annem ve babam köyde tek başlarınaydılar. Annem havlu işleyip satarken babamın da kahvehanesi vardı. Durumuz Allah'a şükür çok iyiydi. Ta ki o kazaya kadar. Babam kasabaya mal almaya giderken bir trafik kazası geçirmişti. Bu kaza sonucu babam az kalsın sol bacağını kaybediyordu. En basit yol ameliyat olmasıydı. Ama gel gör ki herkes insan canı yerine parayı önemsediği için ameliyat çok pahalıydı. Hangi kapıyı çalsak açılmamıştı. Babam birinden borç alacağına, gururunu yıkacağına bacağını kaybetmeyi göze almıştı. Ama ben almamıştım. Babamı Ankara'ya sevk ettirmiştim. Okulda sevdiğim anlaştığım bir hocamın tanıdığıyla bu durumu halletmiştim. Ben gece gündüz geçişi işler yaparken annem de köydeki kızların çeyizleri için bir şeyler örüp satmaya başlamıştı. Her şey tamam dedikten sonra da hastane masrafları çıkmıştı. Bu yüzden annemi babama bakması içim tembihlemiş bende onlar için çalışmıştım. Bir yıl boyunca derslerimi bile unutmuştum. Bu yüzden toparlanmam zor olmuştu. Hem fiziksel hem de ruhen geçirdiğim bu yıl beni oldukça yormuştu. Ama sonunda babam bacağını kaybedeceğine topal kalmıştı. Biz buna bile üzülürken babam sevinmişti. Çünkü elden ayaktan düşüp annemi, beni yoracağına her şeyini kendi yapmak istemişti. Ameliyat sonra yürümekte zorlansa da zamanla toparlamıştı. Kahveyi eskisi gibi yönetiyordu. Annem de bu dönemde yaptığı el işlerinden vazgeçmeyip azda olsa yapıp satmaya devam ediyordu. Anlayacağız bizde zor günler geçirsek de ayrılmayıp sırt sırta vermiş bu olayların üstesinden gelmiştik. Tekrar refaha ulaştığımız da bende artık kendime öncelik verip okulumu bitirmiştim. Bir kaç ay devlet hastanesinde çalışmıştım. Ama sonra annem ve babam ayrı durmak istemediğim için köydeki sağlık ocağına çalışmaya başlamıştım. Ebe de olsam bizim köyde ki sağlık ocağında hemşirelik de yapıyordum. Annem hatırladıkları ile biraz durgunlaşmıştı. Tuttuğum ellerimi okşadı. "Tamam kızım demedim say. Sen zamanını bilirsin. Beni de babanı da en iyi şekilde baktıysan. Hayat arkadaşını da kendin seçersin." dedi. "O zaman sen hazırlan ben kekleri saklama kabına koyarım." Annem ellerini yanaklarıma koyup sulu sulu öptü. "Sen benim en değerlimsin. Allahım ayağına taş değdirmesin." Annem biraz daha konuşursa ağlayacağını anladığım için hemen durumu toparladım. "Aa Ayşe sultan sen çok oyalandın, Bak Hasibe teyze laf yapar görürsün." "Tamam tamam gittim." Annem mutfaktan çıkınca derin bir nefes verdim. Bu konuları hatırlamak bile bazen bizi geriyordu. Dolaptan kap çıkarıp soğumuş kekleri içine yerleştirdim. Annemin çantasına koyup kapının kulpuna astım. "Anne ben bahçedeyim." "Tamam." Annemin cevabıyla geri dışarı çıktım. Sedire bıraktığım sepeti alıp bahçeye girdim. Annemle ektiğimiz domates, biber, salatalık gibi mahsulleri toplamaya başladım. "Oh mis gibi kokuyor." Kokladığım domatesi sepete koydum. Üstümde ki elbisenin eteklerini katlayıp yere eğildim. "Kolay gelsin Selvi hanım." Tanıdığım sesle başımı çevirdiğim de Feride'yi gördüm. Feride benim çocukluk arkadaşım kan kardeşimdi. "Sağ ol Feride'm hoş geldin." Ayağa kalktım. Yanıma geldiğinde sarıldım. "Sanki her gün görüşmüyor gibi nasıl da özledim seni ya." Feride yanaklarımı öptüğünde kahkaha attım. "Bu gidişle seni bizim eve üvey evlat olarak alacağız." "Aa sen niye alıyorsun kızım evine kocam alsın beni. Bu saatten sonra ne yapayım ben seni." Dedi. "Aman sanki alan varda. Gerçi almazlarsa da söyle ben alırım." Kahkaha atmaya devam ederken Feride bana kötü kötü bakıyordu. "Selvi! Beni sinir etmesene kızım vallaha bak domateslerle boyarım seni!" Elimdeki sepetimi hemen arkama aldım. "Aa uzak dur domateslerimden sakın yaklaşma." Feride üstüme doğru gelirken bende geri geri yürüyordum. "Gelmesene kızım git ya!" Çatık kaşlarıyla bana sinirli sinirli bakıyordu. Dediğini yapmasından korktuğun için elimdeki sepeti sıkıca tuttum. Feride durup gülmeye başladığında bu sefer de ben kaşlarımı çattım. "Aahaha ay kızım dur nasıl korktun ya." Gülmeye devam ederken annem de çıkmıştı evden. "Oy benim Feride kızım gelmiş. Hoş gelmişsin kızım." Feride annemi görünce benden uzaklaşıp anneme doğru ilerledi. Elini öpüp annem sarıldı. "Hoş bulduk Ayşe sultan. Hasibe teyzeye mi gidiyorsun?" "He kızım çağırdı kadıncağız gideyim bende. Annen gitti mi?" "O da yeni çıktı sayılır. Yolda yakalarsın." Onları izlerken gözüme çarpan kırmızı domatesi dalından kopardım. Burnuma götürdüğüm de iştahım açılmıştı. "Selvi annem gidiyorum ben." Dedi. "Tamam annem git sen. Selam söylersin." Annem daha oyalanmayıp bahçeden çıktığında bende Feride'ye döndüm. "Kesip yiyelim mi kız?" Özenle seçtiğim domatesi gösterdiğim de gülüp başını salladı. "Salatalık da doğra canım çekti." "Tamam ben bunları doğrayıp geliyorum hemen." dedim. ✨ ''Abisi evlendi. Ondan küçük kardeşi de gitmiş kocaya. Hatta hamileymiş gün sayıyor kızcağız." Annem ve Safiye teyze bugün ki Hasibe teyzenin söylediği kısmeti konuşuyorlardı. Yani orada konuşmak yetmemiş gibi bir de bizim evde istişare yapıyorlardı. "Şiştim vallaha şiştim." Dedim. Ama Feride söylediklerimi umursamayıp annemleri can kulağıyla dinliyordu. Bacağına çimdik attığım da sıçradı. "Ah kızım ne yapıyorsun ya!" "Suyun aktı suyun. Sil biraz ağzının kenarlarını." Masadaki peçeteyi uzattığım da bana geri fırlatmıştı. "Ne var ya şurada iki laf ediyoruz. Sende dinleme o zaman." Sıkıldığım için masadan kalktım. "Dinlemeyeceğim. Gidiyorum ben zaten babamın yanına." Yanlarından geçecekken Safiye teyze kolumdan tutup divana çekti beni. "Otur kız şuraya bir şey konuşuyoruz. Hem önemli bir kısmet bu sana da uygun.'' "Ne yapayım ben Safiye teyze ya Allah kısmetine bağışlasın." Safiye teyze bu dediklerime karşılık kolumu çimdikledi. Kızının intikamını alıyordu herhalde. "Sus kız niye millete bağışlasın. Gül gibi sen dururken onlara ne hacet. Hem Kandemirler diyorum ya Kandemirler." "Ne yapayım ya! Her şey bitti o Zengin, egolu, kibirli beye mi kaldım ben." Dedim Ama dememle tekrar kolumu çimdiklediğin de "Ahh Safiye teyze ya!" "Sus kız ne kibiri! Adamlar sen ben gibi. Öyle şey olsalar hiç köye haber ederler mi gelin için." Umursamazca gökyüzüne bakıyordum. "Ay Bacım senin bu kızıma laf anlatılmaz. Nemrut gibi maşallah. Hiç bana mısın demiyor." Safiye teyzenin boşluğundan yararlanıp yanından kalktım. "Bıktım bıktım beni bir bırakın ya!" Onları bahçede bırakıp içerde çay içen babamı yanına geçtim. "Babam çayın var mı? Doldurayım." "Olur vallaha kızım bir bardak doldur ver." Babamın uzattığı boş bardağı alıp hemen mutfağa gittim. Kaynayan çaydan bardağa doldurdum. "Baba çok yoruluyorsun. Böyle tek başına olmuyor. Bir çırak alsak." Çay bardağını önüne bıraktım. "Öyle de kızım kim var ki? Birde günlük para da vereceğim." "Olsun babam kendin yorulacağına şöyle darda olan biri varsa onu al işe. Hem ona da ekmek parası olur." "Haklısın aslında kızım. Yarın bir kağıt asarım kahvenin camına olursa olur." Babamın elini öptüm. "Baba sabah erken kalkmıştım. Sağlık ocağı ev derken yoruldum. Ben yatsam olur mu ki?" "Sorman ayıp kızım. Yoruluyorsun tabi git dinlen. Ama önce Feride ve Safiye teyze söyle de ayıp olmasın He mi?" Babamın ince düşüncesine gülümseyip bu sefer de yanağını öptüm. "Oh canım babam benim ya." Babam saçlarımı sevip bu sefer de o öptüğünde yanından ayrıldım. Bahçeye çıktığım da Feride ve Safiye teyze ayaklanmıştı. "Gidiyor musunuz?" Feride başını sallarken. Safiye teyze hiç bakmıyordu bana. Annem de kaş göz yaparak Safiye teyzeyi işaret etti. Bende gönlünü almak için yanına gittim. "Safom yarın yine gel tamam mı? Söz senin sevdiğin o börekten yaparım. Yeter ki küs gitme." Börek lafını duyduğu gibi başımı bana çevirmişti. "Essah mı?" Dedi. "Evet hem de kıymalı." dedim. "Eyi tamam yarın geliriz artık ne yapalım yani." Nazlı nazlı konuşup süzüldüğünde kahkaha atıp sarıldım. "İyi akşamlar o zaman." "İyi akşamlar." Safiye teyze ve Feride gidince bende masayı toplardım. Bulaşıkları da yıkayıp yerlerine yerleştirdim. Mutfaktan çıktığım da babam çay içip hesap yaparken annem havlu işliyordu. "Annem ben biraz uyuyacağım. Odamdayım." Annem havludan başını kaldırıp bana baktı. "Erken kalktın kızım zaten git yat dinlen." Babam baktığımda o da git deyince koridorun sonundaki odama ilerledim. Önce üstümde ki elbisemi çıkarıp pijamalarımı giyidim. Toplu saçlarımı açıp taradım. Sarı saçlarım göğüsümün biraz daha aşağısındaydı. Gün boyunca saçlarım toplu olduğu için saç diplerim ağrımıştı. Yatağın üstündeki örtüyü katlayıp kenara koyduğumda pikenin altına girdim. Yatakta iki dönüp durduktan sonra uykuya dalmıştım. ✨ "Selvi! Selvi annem uyan." Kulağıma gelen annemin telaşlı sesiyle gözlerimi açtım. "Anne ne oldu?" Uykulu olduğum için sesim boğuk çıkmıştı. "Annem. Ayça Sönmez doğuruyormuş. Ebeye ihtiyaç varmış kızım. Köyde ki ebe kasabaya gittiği için senin gitmen lazım." Annemin dedikleriyle yataktan fırladım. "Uzak mı ev anne?" Ayaklarıma çoraplarımı giyerken annemde kapının arkasından hırkamı verdi. "Konağın şoförü geldi almaya seni bekliyor kızım haydi." Hırkayı aldığım gibi odamdan çıktım. Peşimden gelen annemle ayakkabılarımı giyip dışarı çıktığımız da babamı da ayakta Şoförün yanındaydı. "Geldim geldim." Hızlıca arabaya ilerledim. Kapıyı açıp binecekken babam kolumu tuttu. "Dikkat et kızım. Biz gelemiyoruz." Babamın elini tutup sıktım. "Merak etme baba ben hallederim." Arabaya binip kemerimi bağladığım da araba çalışıp yol çıkmıştık. Bir kaç dakika içinde geldiğimiz de konağın önünde durmuştuk. Kemerimi çözdüğüm gibi arabadan indim. İlk defa geldiğim yerde yol yordam bilmediğimi anlayan şoför beni yönlendirdi. "Buradan buyurun." Gösterdiği yoldan içeri girdiğimde avluda ki kalabalık ile şaşırdım. "Nerde kaldın Seyfi!" Karşımda ki adamın bağırmasıyla sıçradım. Gür sesiyle konuştu. "Nerden geliyorsun sanki! İçerde karım acı çekiyor!" Üzerimize doğru gelmesiyle yanında ki altmış yaşlarındaki adam tuttu. "Sakin ol oğlum sakin." "Nasıl olayım baba karım içerde acı çekiyor!" Anladığım kadarıyla Ayça Sönmez'in eşiydi. "Nerde? Beni ona götürün." Burada dikilmeye gelmemiştim. Kocasını olduğunu söyleyen adam bana yolu gösterdiğinde bende peşinden gittim. Konağa girdiğimiz gibi Yüksek sesli acı dolu inlemeler kulağıma çalındı. Hemen merdivenlerden üst kata çıktık. Karşıda ki odaya girdiğimizde yatakta yatan ve ter içinde kalmış kadına baktım. Sağ tarafında ellili yaşlarda bir kadın diğer tarafında da otuzlu yaşlarda bir kadın vardı. "Ebe geldi." Herkesin bakışlarını bana dönmüştü. Hepsi şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Bu mu ebe?" Karşımda ki benimle nerdeyse yaşıt kızın sorusuyla kaşlarımı çattım. "Ne anlar bu kız bebek doğurtmaktan. Git başka birini bul." Söylenenlere göz devirdim. Onlara şimdi laf yetiştirmezdim. Odanın içinde ki kapısı açık banyoya girip önce ellerimi yıkadım. Odaya geri döndüğüm de Ayça'yı kontrol ettim. Ama açılması çok azdı. Bebek için yeterli değildi. Bu yüzden önce odada ki kalabalığı boşaltmam lazımdı. "Herkes çıksın. Sadece eşi kalsın." Dedim. Herkes odadan çıkarken ben yanında ki evin yardımcısı olduğunu tahmin ettiğim kadını durdurdum. "Ablacım bana sıcak su, temiz çarşaf falan getirir misin?." Söylediklerime başını sallayıp odadan koşarak çıktı. Bende yatağa yaklaşıp Ayça'yı tekrar kontrol ettim. Açılması vardı fakat yeterli değildi. "Şimdi Ayça iyi dinle beni. Açılmam var Ama yeterli değil." dedim. "Ne demek değil ne yapacağız." Eşinin telaşlı sorusuyla ona döndüm. "Merak etmeyin Ayça da bebeği de iyi olacak. Sadece açılması gerek. Bu yüzden onu biraz yürüyüş yapması gerekiyor." "Yapamam çok sancım var." Acıyla konuştuğunda gülümsedim. "Yaparsın canım bebeğin için yapacaksın tamam mi? Bak ben yardımcı olacağım sana eşin de." Yanımda ki adam başını sallayıp Ayça'nın alnından öptü. "Canım içi bir gayret hadi bak ben buradayım. Biz sana yardım edeceğiz." Yavaşça yataktan ayağa kaldırdık Ayça'yı. Ben belinden tutup ona destek oldum. "Şimdi biraz yürüyelim tamam mı?" "T-tamam." Eşinin de yardımıyla odada bir kaç tur atmaya başladık. Sonra da merdivenlerden inip çıkarttık. Yarım saat boyunca bunları tekrarladık. Sonra odaya geldiğimiz de "Siz ellerini tutun sıkıca bende Ayçaya çömelip kalkmasında yardımcı olacağım." Dediklerimi bir bir yaparken bende karnından ve belinden tutup ona yardımcı oldum. "Cinsiyeti belli mi?" Onunla konuşup biraz rahatlatmak istedim. "E-erkek." Zor da olsa söylemişti. "Peki ismi belli ne olacak küçük beyin ismi?" Yavaşça kalktığında bir kaç saniye durduk. Sonra tekrar yavaşça çömeldi. "Mert olacak. Babası gibi." Eşine bakarak kurduğu cümleye benim bile kalbim hızlanmıştı. "Oy kurban olurum ben sana." Eşi Ayça'yı tekrardan anlından öptüğü esnada ayaklarımın dibine gelen ıslaklık durdum. Suyu gelmişti. Ayça'ya başını bana çevirdi. "Bebek?" Korkuyla konuştuğunda güvenle ona baktım. "Zamanı geldi Ayça küçük bey geliyor." "Geliyor." Dedi ağlayarak.! "Yatağa götürelim." Eşiyle birlikte Ayça'yı yatağa yatırdığımız da Eşi hemen yanıma geçirip elimi tuttu. Bu sefer açılması gayet yeterliydi. "Şimdi gücün yettiğince ıkın. Yorulduğun da derin nefes al ver." Dediklerime başını salladı. "1-2-3 şimdi." "Ahhhh." "IKIN!" Bağırmam ile birlikte eşinin elini sıkıca sıktı. ✨ Uzun gibi gelen ama göz açıp kapayana kadar biten doğum sonucunda dünyaya yeni bir can daha getirmiştim. Kollarımda ağlayan bebeği Ayça ve eşi ağlayarak kucağımda ki bebeğe bakıyorlardı. Daha fazla onları bekletmeyin Ayça'nın göğsüne bıraktığım bebeği. Ağlayan bebek biraz olsun sesi kesilmişti. "Annem o-oğlum." Ayça oğlunun kokusunu içine çekip ağlarken eşi onları izliyordu. "Murat oğlumuza baksana." Murat bey göz yaşlarını silip Ayça'nın yanağını öptü." Görüyorum Ayça'm. Seni yordu biraz Ama değdi dimi?" "Değdi Murat değdi." Onlar şu ana kadar gördüğüm en tatlı çifti. Ve bu hallerini izlemek çok güzeldi. Ama mecburen bebeğin göbek bağını kesmem gerekiyordu. "Ben alayım bebeği. Önce göbek bağını keseyim sonra da annesine en yakışıklı hali ile gelsin." Dedim. "Tamam." Bebeği onlardan alıp önce göbek bağını kestim. Sonra da temiz bir bezle güzelce bedenini silip temizledim. Ben bebek ile ilgilenirken odaya yardımcılar gelmiş etrafı toparlamışlardı. Bende bebeğe özel hazırlanmış tulumunu giydirip battaniye sardım. Kucağımda olan bebeği annesine götürecekken kapıda ki aile fertlerini gördüm. Hepsi bebeği merak ediyordu. Önce Ayça'ya baktım gayet iyi ve müsaitti. "İçeri gelebilirsiniz. Buyurun." Dememle herkes bir anda üzerime gelmişti. İlk başta yaşlı çift gelmişti. "Oy oy maşallah benim torunuma." "Ay tosunuma maşallah." Herkes bebeğe hayranla bakarken. Yatakta ki Ayça da bebeğini bekliyordu. Bu yüzden onların arasından çıkıp annesine götürdüm bebeği. "Al bakalım annesi. Kokuna alışsın." Kollarına bıraktığım bebeği sanki kırılacakmış gibi hassas bir şekilde tuttu. Bebeği verdiğim gibi geri çekilirken. Onlar küçük bebeğin başına toplanmışlardı. Küçük bey şimdiden herkesin dikkatini çekmişti. Onlar bebek ile ilgilenirken açık banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Dağılan saçlarımı toplayıp saçımı düzelttim. Sonra da üstümdeki pijamayı düzeltip banyodan çıktım. Çıktığım gibi karşıda ki adamla göz göze geldim. Benden uzun ve oldukça heybetli biriydi. Üstündeki siyah tişört ve eşofmanı ile karşımda duruyordu. Beni dikkatle süzmesinden rahatsız olup Gözlerimi başka tarafa çevirdim. Ama üstümde bir çift delici gözleri de hissediyordum. Gün doğarken artık eve gitmem gerekiyordu. Annem ve babamda merak etmişlerdir. Bu yüzden yatağın başındaki topluluğa baktım. Herkes bebeği ve anneyi özenle bakarken bende yanlarına yaklaştım. Tam konuşacakken Mert bebekte huysuzlanmaya başlamıştı. Belli ki acıkmıştı. Ağlamasıyla bana telaşla bakan Asya'ya gülümsedim. "Bir şey yok. Sadece açıkmış. Küçük beyi doyurmamız gerek." Söylediklerimle rahatlamıştı. Odadaki herkes tekrar çıkması gerektiğini anladığında eşi Murat bey kalmıştı sadece. "Şimdi bebeği Murat bey siz tutun bakalım." Babası daha cevap vermeden kollarına bıraktım oğlunu. Deminden beri kucağına almak istiyor Ama korkuyor gibiydi. Bu yüzden hiç düşünmeyip kollarına aniden bıraktım. Ayça da yaptığımı anlamış gibi bana bakıyordu. "Babamızı da tanısın değil mi?" Gülerek söylediğime biz gülerken Murat bey bizi duymuyor tam tersine oğluna hipnoz olmuş gibi bakıyordu. Ayça'ya yardım edip yatakta dikleştirdim. Daha sonra üstündeki geceliğin askısını indirip göğsünü çıkardım. Bebeği alacakken Murat bey benden önce davranıp Mert'i Ayça'nın kollarına bıraktı. Ayça'ya yardımcı olup bebeğin ağzına memesini verdim. "Ahh" Ayça'nın şakın ifadesinin sebebini anlarken Murat bey telaşla Ayça'ya yöneldi. "Ne oldu canım iyi misin?" Ayça dolu gözler ile önce bana sonra Murat beye baktı. "Emmesi hissediyorum ve o kadar tuhaf ki içim bir farklı oldu." Gözlerinden akan yaşı Murat bey silip öptü. "Sen dünyanın en güzel annesisin. Canımın içi." Öpmekten doyamadığı karısını daha çok öptü. "Her zaman aynı memeden emzirme arada değiştir ki sütün dengelensin. Mert ikisine de alışsın." Ayça bana başını sallarken Murat bey çöktüğü yataktan kalkıp karşıma geldi. "Bu arada kusura bakma bacım ben telaştan sana bağırdım. Ne yapacağımı bilemediğim için biraz sana yüklendim. Affet beni." "Olur mu öyle şey hiç sorun değil. Ben sizin istemden yaptığınızıvbiliyorum." Köyde ki bir çok doğuma katılmış. İllaki o an herkes telaştan ne yapacağını bilmediği için hırsını bizden çıkartırdı. Ee ebe olmanın kötü yanı da bu olsa gerek. Çok sövüyorlardı... "Bacım sen bana dünyaları verdin. Karımı çocuğumu sağ Salim kurtardın. Benden iste dünyaları önüne sereyim." Dedi "Hiç gerek yok ben bunu bir karşılık için yapmıyorum. Sizden tek isteğim canınızın sağlığı." Dedim. Murat bey teklifini kabul etmeyeceğimi anlayınca daha da üstelemedi. Beni de kendini de zor duruma sokmak istemedi. "O zaman ben artık gideyim. Tekrar tebrik ederim. Allah analı babalı büyütsün." "Her şey için teşekkür ederim. Bir gün buluşalım olur mu?" Ayça hanımım teklifine sadece başımı sallayıp gülümsedim. "Elbette Mert beyi tekrar görmek çok isterim." Küçük bebeği ve Ayça'yı odada bırakıp dışarı çıktığımız da herkes buradaydı. "Bacım Seyfi abi seni bıraksın. Tek gitme." Murat beye cevap verecekken. "Tabi tabi kızım tek gitme biz bırakalım seni." Babaları olduğunu tahmin ettiğim amca konuşmuştu. "Olur." "Bu arada ben kontrol ettim Ama siz Hastaneye de götürün. Hem Ayça hem de Mert'in kontrolleri yapılsın." "Tabi ben biraz dinlensinler götüreceğim." Murat bey beni onayladı. "Ben gideyim o zaman." Karşımda ki kalabalıktan henüz ellili yaşlarda olsa da gayet bakımlı kadın yanıma gelip elimi tuttu. "Kızım bak sen bana kızımı torunumu bağışladın. Bizde kar-" Murat beyin odada söylediklerini tekrar edeceğini anladığımdan lafını kestim. "Hiç gerek yok efendim. İçerde Murat beye de aynı teklifi yaptı Ama ona da söyledim. Ben bir karşılık için yapmıyorum. Görevim bu." Kısaca lafları ağızlarına tıkmıştım. "Yine de aklında bulunsun kızım. Biz buradayız." Dedi. O sırada merdivenlerden Seyfi çıkıp gelmişti. "Beyim beni çağırmışsınız." Dedi. "Evet oğlum Ebe kızımızı evine geri bırak. Sağ salim götür ailesine teslim et." Seyfi başını sallayıp bana yol gösterdi. Birlikte konaktan çıktığımız da hazırda bekleyen siyah arabaya ilerledim. Kapısını açarken az önceki odada beni izleyen adamla gözlerimiz kesişti. Evin kapısından bize bakıyordu. Nedeni anlamadığım. Hiç bilmediğim bir his de içime doğuyordu. Gözlerimi kaçırıp arabaya bindim. Kemerimi bağlarken gözüm ona kaysa da geri hemen çekip ellerime odaklandım. Seyfi arabayı çalıştırdığında konaktan uzaklaşmıştık. Bir çift siyah gözün takibinde... Bölüm Sonu...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
225.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.7K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
526.6K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
1.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook