Betül'ün dolabımdan çıkarttığı ve "Bunu giy. " dediği elbiseye bakıp gözlerimi kocaman açtım. Bunun benim dolabımda ne işi vardı yahu? Ulan sözde masum kızdım ha!
"Ölsem giymem ben onu." deyip elimde buruşturarak dolaba geri teperken, başka bir kombin yapıp gülümsedim. "Iste bu güzel oldu." [Kıyafet multide]
"Parti diyorum Eda, hey!" Elini gözümün önünde sallayan Betül'ün eline vurarak "Hadi sen git badanana başla." dedim. "Ne de olsa uzun sürer."
"Hah! Pislik. Badanaymış." Betül ayaklarını yere vura vura odasına giderken "Yavaş ol." diye bağırdım. "Babanın parkesi değil onlar." Sahi kimin parkesiydi acaba?
'Mal misin acaba Eda?' diye söylenerek kıyafetlerimi giyinip, kıvırcıklarıma baktım. Bu defterin içine girdim gireli bonus kafa olmak yerine, her dakika daha da güzelleşiyorlardi sanki. Ya dudağımdan gitmek bilmeyen ruja ne demeliydi?
Resmen sabah makyajla uyaninca kahkaha attığım dizilerdeki karılara döndüm ya!
Sanırım masum kızlarımız her gün eyelinersiz okula gitmediği için göz makyajim olmadığından gözlerime göz kalemi,eyeliner ve rimel sürerek çıktım odadan. Çıktım çıkmasına da ayağımdaki topuklu ayakkabılar neyin nesiydi?
"Betük!" diye bağırıp odasına daldım. "Bu ayakkabılar gece 12 de balkabağı olmaz değil mi?"
Kırmızı rujunu sürerken, aynadan bana baktıktan sonra gözlerini devirip işine devam etti.
"Balkabağı olan araba, ayakkabı değil."
"Senin işin belli olmaz aga." deyip yatağına oturdum. "Neler olacağını hatırladın mı?"
"Yok kanka." deyip işi bitince bana doğru döndü o da. "Ya şimdi sen kızı yoluyorsun, Ulaş gelip seni çekiyor. Ama ne o aradaki var, ne sonrası bende."
"Bana bak lan, nereye çekiyor bu beni?"
"Vallaha yok kanka. Yok yani, bildiğin beynim bomboş."
"Onu biliyorum zaten, söylemene bile gerek yok." deyince bana aldırmayarak ayağa kalkıp "Hadi." dedi Betül. "Gidelim de görelim bakalım neler olacak?"
"Sana hiç güvenmiyorum paraşüt, boh da çıkabilir." diyerek peşinden ben de kalkıp çıktım odadan. "Otuz santim mi o topuk?"
"Arkadaşlığın gözlerimi yaşartıyor Edacım." deyip arkasını dönerek ayakkabısının topugunu kaldırdı. "Ayrıca otuz değil, yirmi beş."
"Tabi beş santim senin için büyük bir sayı." Kapıdan çıkarken arkamdan atılan ve yanıma düşüp paramparça olan vazoya baktım. "Lan kaç paradır kızım o? Ziyan etme, defterden çıkarken koynuma sokacağim ben üç beş."
Arabaya binerken, Betül de "Salak ya." deyip gülerek bindi arabaya. "Defterden çıktı da, yanına alacakları kaldı."
"Deme kızım öyle. Mucizeler umudun tükendiği yerde başlar."
"Bir laf soyleyeceksin, bari çalma Eda."
"Ne var herkeşler çalıyor, ben de çalayım. Zuhahah burda Didem abla da yok. Ulan kitabı yazıp ünlü mü olsam?"
"Vallahi salak ya." diyen Betül'e gülüp arabayi sürmeye başladım. Ya da yarışlara mı katılsaydım ki?
Ulan geri zekalı zaten zenginsin, bu neyin kafası diyen iç sesine hak verip ünlü ve zengin olma çabamı bir kenara bırakıp çantamdan bileti çıkartarak adresi navigasyona girdim.
Evin önüne gelince önce Betül ile birlikte bir kaç saniye boyunca eve baktık ve sonra ikimizin ağzından da bir "Oha!" çıktı.
"Kardeş sen ev olduğuna emin misin? Saray falansın da bizden mi saklıyorsun? Benden sır çıkmaz kız." Betül'ün eve konuşmasını "Mal." diyerek böldüm.
"Kusura bakma saray yavrucuğum sana demedim."
"Ulan bana mal diyene bak." derken Betül hâlâ bana değil de eve bakıyordu. Tabi ben de öyle.
"Betül girmesek mi? Ben burda kendimi çok ezik hissederim lan."
"Vallahi kanka ben kendimi hissetmem bile, o kadar yani." İkimiz de birbirimize bakıp kahkaha atarken, önümüzde beliren valeyle birlikte şaşkınlıkla indik aradaban mecburen.
"Kanka Vale var. Resmen hayatımda ilk defa Vale gördüm."
"Oysa beni valeler büyüttü." Tekrardan kahkaha atarken, 'aslında sandığım kadar da kötü değilmiş buraya gelmek' diye düşündüm.
Düşünürdüm tabi, başıma hiç bir şey gelmemişti... Yani henüz...