Okula gidince Ulaş denen manyağın bakışları eşliğinde sırama oturup ona bakmamak için gayret gösterirken, bir yandan da defterin onda olup olmayacağı sorusu aklımı kurcalıyordu. Ne de olsa esas oğlan oydu, defterin onda olabilmesi de bir seçenekti. Evet, zengin hayatı yaşamak hoşuma gidiyor olabilirdi ama başıma gelecekleri düşündükçe bir an önce çıkmak için can atıyordum. Üstelik benim bildiklerim sadece Betül'ün o deftere yazdıkları ve benim aklımdan geçen bir iki ufak ayrıntıydı. Allah bilir o delinin aklından başka neler geçmişti?
Dersin boş olduğunu öğrenip sıradan kalkacağım sırada Ulaş elime bir kağıt tutturdu.
"Bu ne?"
"Basket maçını kazandık da, akşam parti var."
Ah biliyorum!
"Teşekkür ederim. Size iyi eğlenceler." deyip gözlerimi devirerek Betül'ün yanına gittim. Ne var? Başıma gelecekleri bilmeden asla gitmezdim ben oraya. Tamam, o salak kızı yolmak kesinlikle çok güzel olacaktı ama Betül'ün hatırlayamadığı o ayrıntının beni korkutmadığı anlamına gelmiyordu bu.
Betül "Ne oldu?" diye sorarken kolumdan tutup sürüklemeye başladı beni Ulaş. Hoop! Sen kimsin de beni kurbanlık dana gibi sürüklüyorsun aga?
"Ne yapıyorsun sen be?" diye bağırıp kolumu çektiğim sırada herkesin ortasında beni duvara yaslayarak dibime girdi Ulaş. Hadi ama! Klişenin ağa babasıydı bu resmen.
"Bana bak tersiyer!" deyip siyaha dönmüş olan gözlerini üzerime dikti. "Benim lafımı bir daha ikiletme, anladın mı?" Hah! Sensin tersiyer. Pis çirkin.
"Anlamadım." deyip ona baktım inatla. "Anlamıyorum da. Ne yapacaksın? Dövecek misin?" Umarım o kadar ileri gitmemişsindir paraşüt!
"Yo." deyip dudaklarıma çevirdi gözlerini Ulaş. "Daha güzel fikirlerim var şahsen."
"Hop, hop!" deyip ellerimi göğsüne koyarak az da olsa itekledim onu. "Sakın diyeyim!" Yemin ederim kötü çocuk falan demez çarpardım ağzının ortasına herkesin içinde. Ilk öpücüğüm değildi belki ama, önüme geleni de öpecek değildim ilk öpücük gitti diye.
"Ona göre. Ayağını denk al." deyip benden uzaklaşırken elimi tutup, yanından ayrılmadan önce sıranın üzerine koyduğum kâğıdı geri verdi elime. "Benim sabrımı sınama." Zoraki olarak güldükten sonra koridorda uzaklaşarak merdivenlerden aşağı indi.
Hah! Sabrımı sınamaymış! Sınarsam ne olurdu acaba?
"Salak!" diye söylenip arkamı dönünce Betül'le çarpışıp güldüm.
"Şu an görmek istediğim son insansın paraşüt."
Betül beni hiç takmadan"Ama partiye gitmeliyiz." deyince sinirle güldüm.
"Sebep?"
"Belki de çıkmak için yazdığımız şeyleri yaşamamız gerekiyordur."
"Belki de ben seni öldürünce çıkarım. Ha paraşüt. Denemekte fayda var, ne dersin?" deyip çoktan koşmaya başlayan Betül'ün peşinden koştum. "Merak etme acısız olacak. Hadi gel, boşuna koşturma beni."
Betül'ün ayağı takılıp da çocuğun birinin üzerine resmen uçarken, olduğum yerde durup kahkaha attım. Ve paraşütü açılmayan Betük, yakışıklı kas yığınının üzerine uçar...
Geçen gün Betül'e bakan çocuk değil miydi o? Yani müstakbel sevgilisi...
"Ayy. Özür dilerim ya. Vallahi hep bunun yüzünden." deyip beni gösterince "Allah Allah!" diyerek yapmacık bir sinirle ona doğru yürüdüm, gülmemek için dudaklarimı birbirine bastırarak. "Hazır tam da kalkamıyorken," diyerek iki adım daha atmıştım ki "Tekrar Özür dilerim." deyip çocuğun üzerinden hızla kalkarak tekrar yardırmaya başladı Betül.
"Neyse bu korku ona yeter." diye söylenip, sinsice gülerek sınıfa doğru yürüdüm. Bir kaç tur attıktan sonra peşinde olmadığımı fark edip sınıfa gelirdi nasılsa.
Sınıfa girip de sırama otururken, boş olan ders hâlâ bitmediği için kafamı sıraya koyup gözlerimi kapattım. Aklıma gelen tek şey defterdi. Onu bulup da eve geri döndüğümüzü yazarsak döneceğimizi düşünüyordum, her şeyi yaşadıktan sonra döneceğimizi düşünen Betül'ün aksine. Tabi, kendisi olmayacaktı o saçma sapan şeyleri yaşayacak olan, söylemek kolaydı onun için.