Emanet Gelin

1551 Kelimeler
Asil, sabah gözlerini bir an açtı. O sersemlikle kapıda Hazan'ın abisi Kadir'i gördü. "Hazan, Hazan kime diyorum!" diye sesleniyordu. O sırada Hazan kapıya çıktı ve "Buyur abi?" dedi. Asil o an yerinden öyle bir irkildi ki; çünkü kapıda Hazan'ı görmüştü. Kadir, Hazan’a dönüp sert bir dille uyarısını yaptı: "Bak bugün bir yere gideyim deme, otur evde anama yardım et! Börek açacakmış, ona yardım edeceksin." Hazan, abisinin bu buyurgan tavrına karşı boynunu büküp sadece, "Peki abi," diyebildi. Başını öne eğerek yavaşça içeri girdi ve kapıyı kapattı. Kadir, elindeki tespihi şaklatarak, gevşek adımlarla yürümeye başladı. Tam o sırada köşede Asil’i fark etti. Bir an duraksadı, ardından yüzüne o eğreti hürmet ifadesini yerleştirip Asil’in önünde adeta iki büklüm oldu.Asil, gözlerini kısmış, tiksinir gibi bir bakış attı Kadir’e. Geceyi bu evin kapısında, bu adamın kız kardeşinin hasretiyle geçirdiğini belli etmemek için dişlerini sıktı. Soğuk ve sert bir sesle, "Hiç... Yok bir şey," diye kestirip attı. Hiç uzatmadan gaza basıp oradan toz duman içinde uzaklaştı. Kadir, arkasından yükselen dumanlara bakarken burnunu gürültüyle çekti. Sağına soluna bakındı, sanki bir şeyden şüphelenmiş gibi. Elindeki tespihi tekrar sallamaya başlayarak, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti. Hazan, abisinin gidişinin ardından odasına geçti. Odasındaki sedire oturdu hüzünlü bakışlarla dışarı dalgın dalgın bakıyordu. Dun gece geldi aklına Asil'in evet deyişini duymustu, evlenmişti artık imkansızlaşmıştı. Şimdi... şimdi ise karısının koynundaydı. Bu düşünce irkilmesine sebep oldu tam o sırada kapı sertçe tıklatılmadan açıldı. İçeri giren üvey annesiydi; yüzünde o her zamanki iğneleyici, insanı huzursuz eden gülümsemesi vardı. Hazan’ın bu dertli halini görmezden gelerek ellerini beline koydu. "Ooo Hazan hanım, bakıyorum yine geçmişsiniz odanıza!" dedi. . "Ne bir işin ucundan tutuyorsunuz günlerdir, ne iki kelam ediyorsunuz... Ne zaman teşrif edeceksiniz mutfağa acaba? Abin dışarıda emirler yağdırır, anam börek açacak der; senin burada dünya umurunda değil!" Hazan, kadının bu haksız çıkışına karşı başını bile kaldırmadı. Üvey annesinin her cümlesi, sanki yarasına tuz basıyordu. Kadın durmadı, mutfağa doğru dönerken lafını esirgemedi: "Hadi bakalım, o süzüm süzüm süzülmelerini bırak da gel! Börek hamuru senin keyfini beklemez!" Hazan, üvey annesi Neriman'ın o sözlerine karşı ne tek bir "of" dedi, ne de sesini yükseltti. Omuzları çökmüş, gözlerindeki fer sönmüş bir halde ağır adımlarla mutfağa doğru yürüdü. Asil ise konağın önüne geldiğinde arabayı sertçe durdurdu. Ama inmedi... Elleri direksiyona kenetlenmiş, gözleri karşıdaki boşluğa dikili bir halde öylece durdu. Onun geldiğini gören korumalar, sanki bir emir almışçasına büyük bir hışımla arabaya doğru koştular. Kapısını saygıyla, adeta bir törenle açtılar. Oysa Asil’in yerinden kalkacak, o kapıdan geçecek ne mecali ne de isteği vardı. Konağın o ağır havası üzerine çökmüştü; burası onun evi değil, sanki hapishanesiydi artık. Derin bir nefes aldı, gözlerini yumup omuzlarını dikleştirdi. Hiç istemese de, tamamen mecburiyetten ve omuzlarındaki soyadının ağırlığından dolayı arabadan indi. Korumaların arasından, yüzünde o meşhur buz gibi ifadesiyle konaktan içeri girdi. Zümrüt Hanım avlunun ortasında dikilmiş, Asil’e dik dik bakıyordu. Bakışları zehir gibiydi. Asil durdu, annesine baktı. Zümrüt Hanım hiç yumuşamadı, olduğu yerde kaskatı durup oğlunu süzmeye devam etti. Belli ki gece gelmediğinden haberi vardı ve hesap soracaktı. Zümrüt Hanım sessizliği bozdu: "Neredesin sen sabaha kadar?" dedi sert bir sesle. Asil yorgundu, hiç oralı olmadı. "İşim vardı ana," deyip yanından geçip gitmeye yeltendi. Ama Zümrüt Hanım onu kolundan tuttu. Zümrüt Hanım, az önceki sertliğini bir kenara bıraktı. Sesini biraz yumuşatarak Asil’e yaklaştı. "Oğlum," dedi annesi, "Bu böyle olmaz, böyle devam etmez. Elif artık senin karındır. Bunu herkes böyle bilir, böyle de bilecek. Bu halin duyulursa ne olur, başımıza ne işler açılır bilmiyor musun sen?" Asil’in artık dayanacak gücü kalmamıştı. Başını öne eğdi, bıkkın bir sesle: "Ana lütfen, şimdi değil," dedi. Anası elini geri çekti, bir şey demedi. Asil, basamakları ikişer ikişer çıkarak hızla yukarı tırmandı. Konağın ikinci katına geldiğinde Elif’i gördü. Elif, ellerini bağdaş kurmuş, öylece durmuş Asil’e bakıyordu. Asil’in gözünün içine bakarak, "Asil..." dedi, tam bir şeyler konuşacakken Asil onu hiç duymamış gibi yaptı. Büyük bir hışımla Elif’in yanından geçip konağın diğer katındaki eski odasına yöneldi. Odaya girer girmez kapıyı öyle bir sert çarptı ki, ses bütün konakta yankılandı. Asil, odanın içinde bir sağa bir sola deli gibi dönüyordu. Öfkesinden ve çaresizliğinden yerinde duramıyordu. Üzerindeki ceketi tek hamlede çıkarıp hıncını alırcasına yatağın ortasına fırlattı. Nefes nefeseydi, kafasının içindeki sesleri susturamıyordu. Biraz sakinleşmek, üzerindeki o ağır yorgunluğu ve gece kapı önünde beklediği o soğuk havayı atmak için banyoya girdi. Sıcak suyu açıp altına girdi, sanki su her şeyi temizleyip götürecekmiş gibi öylece durdu. Zümrüt Hanım, merdivenlerin başında öylece duran Elif’e seslendi. "Kızım, gel buraya," dedi. Elif, Asil’in kapıyı çarpıp gitmesinin verdiği şaşkınlığı üzerinden atamadan, kaynanasının yanına gitti. Zümrüt Hanım önden, Elif arkadan konağın o ağır ve görkemli büyük salonuna girdiler. Kapıyı arkalarından kapatıp baş başa kaldılar. Salonun sessizliği, birazdan konuşulacakların ne kadar ciddi olduğunun habercisi gibiydi. Zümrüt Hanım, salonun ortasına geçip durdu ve yüzünü Elif’e döndü. Zümrüt Hanım, salonun ortasında durup Elif'in gözlerinin içine baktı. "Kızım bak," dedi sesi buz gibi bir kararlılıkla. "Öyle ya da böyle bu evlilik oldu. Mirhan Ağa'nın vasiyeti yerine geldi. Hepsi bir tarafa, bu evlilik senin rızanla da oldu." Elif hiçbir şey diyemedi, suçlu gibi başını önüne eğdi. Zümrüt Hanım devam etti: "Kızım bundan sonra görevlerin var, bu böyle olmaz. Kocanı bu eve, bu konağa... En önemlisi de 'odana' bağlamak senin artık görevin." Elif, çaresizce başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu. "Ama Zümrüt Ana," dedi sesi titreyerek. "Asil... Sevmiyor beni." Zümrüt Hanım lafı ağzına tıktı: "Bunu bile bile evlendin! Mirhan Ağa'nın sözünün üstüne söz söylenemezdi zaten. Madem bu evlilik oldu, kocana sahip çıkacaksın." Sen artık bir Araz'sın! Soyadının hakkını vereceksin. Asilimi bu konağa bağlayacaksın. Ona bir evlat, bana da bir torun vereceksin!" dedi. Elif’in ağzını açmasına, tek bir kelime etmesine izin vermeden arkasını döndü ve salondan çıkıp gitti.Zümrüt Hanım, Elif’in omuzlarına bu ağır yükü bırakıp giderken, genç kızın içten içe nasıl eridiğinden tamamen habersizdi. Elif’in bedenini saran o gizli hastalıktan, her gün biraz daha tükenen canından zerre haberi yoktu. O sadece Araz soyadının devamını ve konağın kuralını düşünüyordu. Elif, koskoca salonda tek başına kaldı. Başını önüne eğdi, gözleri istemsizce dolmuştu; yaşlar yanaklarından süzülmek için hazır bekliyordu. Bir hışımla, sanki o odadaki hava ona yetmiyormuş gibi pat diye çıktı salondan. Hazan’ın evinde ise her şey içten içe daha berbat bir hal alıyordu. Annesi Neriman, kıza tepsilerce börek açtırıyor, mutfaktan bir an olsun nefes aldırmıyordu. O sırada abisi Kadir, elinde tespihiyle içeri girdi. Burnunu çekip havayı kokladı; "Oh," dedi, "her yeri mis gibi kokutmuşsunuz." Pişen börekten sıcak sıcak bir lokma koparıp ağzına attı. Çiğnerken anasına dönüp: "Ya ana, sabah evden çıktım; evin köşesinde Asil Ağa’yı gördüm," dedi. Hazan, Asil’in ismini duyar duymaz elleri unun içinde titredi. Kalbi yerinden çıkacak gibi oldu ama çaktırmamak için başını daha çok eğdi; hem işini yapıp hem de sessizce onları dinlemeye başladı. "Alla alla!" dedi anası Neriman şaşkınlıkla. "Asil Ağa mı? Düğün sabahı buralarda ne işi varmış ağanın?" Neriman sonra sinsice güldü, yüzünde alaycı bir ifade oluştu. "Hanım ağa onu elinde tutamamış herhalde," deyip ekledi: "Eee, yakışıklı ağa... Öyle elde tutmak kolay mı?" Hazan duydukları karşısında yutkunsa da tek kelime etmedi. Annesi ve abisi gülüşürken, o elindeki oklavayı hırsla ve kederle hamurun üzerinde gezdirmeye devam etti. Hazan, içindeki yangına daha fazla dayanamadı. Elindeki son hamuru da hızla açıp masaya bıraktı ve yerinden kalktı. Üvey anası Neriman arkasından, "Hoo! Nereye böyle?" diye seslendi ama Hazan onu duyacak durumda değildi, arkasına bile bakmadan yürümeye devam etti. Tam o sırada kapıdan en büyük abisi Turan girdi. Turan, evin en sertiydi ve geldiği an hava buz kesti. Hazan'ın annesine cevap vermeden çekip gitmeye çalıştığını görünce yolunu kesti. "Sana sesleniyor, duymuyor musun anamı?" diyerek Hazan'ın kolundan sertçe tuttu. Hazan acıyla irkildi, tüm cesaretini toplayıp kolunu kurtarmaya çalıştı. "Bırak kolumu! Bırak diyorum!" diye bağırdı. Turan’ın gözü döndü, parmaklarını Hazan’ın ince koluna daha da sert geçirdi, adeta kemiklerini kıracaktı. Hazan dişlerini sıkarak tekrar etti: "Bırak diyorum!" Neriman ise mutfaktan onları izlerken, sahte bir bıkkınlıkla araya girdi. "Bırak oğlum, bırak gitsin!" dedi eliyle geçiştirerek. "Ne hali varsa görsün. Turan, annesinin sözü üzerine Hazan'ın kolunu sertçe savurarak bıraktı. Hazan sendeleyerek geri çekildi, gözleri dolu dolu ama öfkeyle abisine bakıp oradan uzaklaştı. Araz konağında ise Elif, kendi odasına girdiğinde nefes alamadığını hissetti. Zümrüt Hanım’ın sözleri ve Asil’in nefreti üzerine çökünce vücudu daha fazla dayanamadı. Yatağının kenarına oturdu, elleri titreyerek alelacele sakladığı ilaçlarını çıkarıp içti. Ancak her geçen saniye durumu daha da fenalaşıyordu. Göğsü daralıyor, görüşü bulanıklaşıyordu. Ne bir ses çıkarabildi ağzından ne de tek bir kelime döküldü dudaklarından. Kimseye "yardım edin" diyemedi. O an, sanki dünya bir anlığına durdu ve Elif pat diye yatağın üzerine devrildi. Bedeni kaskatı kesilmiş, bilinci kapanmaya başlamıştı. Asil, duştan çıktıktan sonra üzerini hızlıca giyindi. Üzerindeki o ağır yorgunluğu ve gerginliği atmak için bir an önce bu konaktan, bu boğucu havadan uzaklaşmak istiyordu. Ceketini alıp düğmelerini ilikleyerek kapıya yöneldi. Aklı hala Hazan’da, kalbi ise sabahki o kapı eşiğindeydi. Asil tam konaktan çıkacakken hizmetçi Gurbet’in o feryadı koptu. Kızın çığlığı konağın duvarlarında yankılandı. "Koşunnn! Yardım edin! Elif... Elif Hanım ağam düşmüş, bayılmış!" Ağam yetiş... Asil, Gurbet’in o kulakları tırmalayan çığlığıyla neye uğradığını şaşırdı. Bir anlık duraksamanın ardından,bir hışımla odadan çıktı. "Ne oluyor gurbet ne oluyor orda" diye bağırdı Asil. Bir hışımla odaya daldı. Elif’i yatakta öylece cansız gibi yatarken görünce ne yapacağını şaşırdı. Az önceki öfkesinden eser kalmamıştı, yerini büyük bir panik almıştı. Hemen ardından Zümrüt Hanım nefes nefese odaya girdi. Elif’in o halini görünce dizlerine vurdu: "N’oldu bu kıza? Daha demin yanımdaydı!" Asil, Elif’in yanına çöküp yüzüne dokundu, "Elif! Elif aç gözünü!" diye bağırdı ama Elif’ten çıt çıkmıyordu. Konağın içi bir anda ana baba gününe döndü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE