Hazan, kucağında o ağır paketler, kollarında ruhunu ezen altınlarla konağın avlusuna girdi. Neriman’ın "Geldiler, gelini getirdik!" diye haykıran sesi taş duvarlarda yankılanırken, Hazan’ın ayakları geri geri gidiyordu. Odasına çıktığında her bir paketi bir kenara fırlattı. O ipek kumaşlar, pırlantalar gözüne birer pranga gibi görünüyordu. Yatağın kenarına çöktü; çarşıda gördüğü o Asil hayali hâlâ gözlerinin önündeydi. "Dayan Hazan," diye fısıldadı kendine, "O kına gecesi senin özgürlüğün olacak. O sırada Asil, avluda Bekir’e son talimatları veriyordu. Köylülerin çalınan tarlalarını geri almanın, Cevdet gibi bir haine haddini bildirmenin verdiği o mağrur ama yorgun ifade yüzüne yerleşmişti. Tam o sırada konağın büyük kapısı ağır ağır açıldı ve içeriye Zümrüt Ana girdi. O da dışarıdaydı,

