bc

Milyarder CEO'nun Kaçak Karısı

book_age18+
detail_authorizedYETKİLİ
9.3K
TAKİP ET
75.8K
OKU
billionaire
HE
arranged marriage
arrogant
kickass heroine
heir/heiress
drama
bxg
rejected
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Serra, üç yıldır onu ihmal eden kocası ve baskıcı ailesinin eziyetlerine katlanmaya çalışıyordu. Evliliklerini “iş dünyasının kötü kraliçesi” olarak anılan evin babaannesi Aliye Karaormanlı uygun görmüştü. Kadın olmasına rağmen profesyonel hayatın bir numarası denilebilecek isimlerle kıyasıya rekabet edebiliyordu. Bu yüzden çevresindekiler ondan hem korkuyor hem de büyük bir saygı besliyorlardı. Aliye Karaormanlı insan sarrafıydı ve aile holdinglerinin bir sonraki varisi olarak seçtiği torunu Levent Karaormanlı için aileye en uygun gördüğü gelini seçmişti.

Serra kayınvalidesinin ezici tavırlarına ve cemiyet hayatının burnu havada kibirli kadınlarına katlanmaya çalışırken bir gece Levent’in onu aldattığını öğrendi. Şüphelerinde haklıydı. Bu evliliği kabul ettiği için pişmanlık gözyaşlarına engel olamıyor, bundan sonra ne yapabileceğini düşünüyordu. Karar verdi. Geleceğini ve özgürlüğünü güvence altına almak için ortadan kaybolacak, kendine yeni bir hayat kuracaktı.

*

Levent üç yıl sonra karısıyla bu şekilde karşılaşmayı ummamıştı. Uysal ve sıradan görünümlü karısı, en azılı çapkınları bile büyüleyecek, dişiliğiyle akılları baştan alacak gerçek bir kadına dönüşmüştü.

Geçen zamanda Serra, Rosemary Thomas mahlasıyla harika r******r yazmış, uzun süre çok satanlar listelerinin bir numarasında kalmıştı. Fakat bu onun tek sırrı değildi. Kocasını hiçbir iz bırakmadan terk ederken kendisinin bile haberi olmadığı bebeğini içinde büyütmekteydi. Levent kaçak karısıyla yüzleşeceği günü uzun süre beklemişti fakat küçük kızıyla acaba nasıl tanışacaktı?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.Bölüm: Evlilik ve Yalnızlık
“Belediye Başkanı’nın bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum. Mutluluklar dilerim.” Serra gülümseyerek nikah cüzdanını havaya kaldırdığında beklentiyle taze kocasına dönmüştü. Ondan alacağı ilk öpücüğü heyecanla beklerken kocasının yüzündeki duygusuz ifade onu duraksatmıştı. Levent bir görevi yerine getirir gibi dudaklarını hafifçe karısının alnına değdirip geri çekildiğinde Serra uğradığı hayal kırıklığını kimseye sezdirmemek için gülmeye çalıştı. * Serra gözlerini yavaşça açıp beyaz tavanla bir süre bakıştıktan sonra hafifçe yatağın boş tarafına doğru döndü. İki yıldır olduğu gibi yine yalnızdı. Derin bir nefes alıp banyoya doğru ilerledi. İki yıl önce beyaz atlı prensini bulduğunu sanmıştı. Levent, iş dünyasının önde gelen firmalarından Karaormanlı Holding’in yakışıklı varisiydi. Babaannesi Aliye Karaormanlı kadın olduğu halde ülkenin en büyük iş adamlarına kök söktürmeyi başarıyordu. Holdinglerini oğluna bırakmayı denemişti fakat onun bir beceriksiz olduğunu fark edince dizginleri yeniden eline almış, zirveye oynamaya devam etmişti. Bir yandan da oğlunu atlayıp şirketlerinin geleceği için bir umut olarak gördüğü torununu yetiştirmeye, kendinden sonraki yönetim kurulu başkanı ve şirketin varisi olarak hazırlamaya çalışıyordu. Levent’in şirketlerinin yönetimine geçmesi için yapması gereken son bir hamle kalmıştı. O da Aliye Hanım’ın uygun gördüğü kızla evlenmek… Aliye Karaormanlı, Serra’nın babasına ait, iflasa sürüklenmekte olan teknoloji şirketini bünyelerine katarak kurtarmak karşılığında bir şart koşmuştu. Torununu Serra ile evlendirmesi karşılığında şirket kurtulacak, çalışanlar işsiz kalmayacaktı. Serra’nın babası iyi bir yazılımcı fakat kötü bir yöneticiydi. Bilişim sektöründeki başarılarının ardından kendi başına kurduğu şirketi iyi yönetmeyi başaramamıştı fakat zeki bir adamdı. Pes etmek yerine kendine yeni yatırımcılar aradı. Birçok büyük firmayla görüştü. Birçok kişi onu direkt olarak geri çevirdi fakat Aliye Hanım adamla resmen dalga geçmişti. Yine de görüşme sonunda şirketin piyasa değerinin yüzde onunu, Karaormanlı Holding’in küçük bir hissesini ve Levent için düşündüğü gelini verme karşılığında anlaştılar. Serra bu anlaşmadan haberi olduğunda çılgına dönmüştü. Babası nasıl kendisini maddi çıkarları karşılığında satar gibi evlendirebilir, aklı almıyordu. Uzun bir süre dirense de sonunda ailesinin baskılarına ve ajitasyonlarına dayanamamış kendisini küçük düşüren bu anlaşmayı kabul etmek zorunda kalmıştı. Hem belki onun yerine Levent bu anlamsız zorunluluğu kabul etmez ve düğün gerçekleşmeden iptal edilir diye umuyordu fakat maalesef yanıldı çünkü Levent de kendisi ve şirketlerinin geleceğini, daha doğrusu şirketin ona vereceği iktidarın gücünü reddedemezdi. Hazırlıklar kısa sürede tamamlanmış ve düğün gelip çatmıştı. Aslında Serra’ya kalsa o hep bir sonbahar gelini olmayı hayal etmiş, eylül yağmurlarının altında ıslanırken deliler gibi aşık olduğu kocasının ilk öpücüğüyle mest olmayı dilemişti ama hayat ona hayallerini yaşatmayacak kadar acımasızdı. Babası, şirketin iflastan kurtulması için gereken ödemeyi alabilmek adına acele ettiği için hemen evlenmek zorunda kalmışlardı. Serra’nın annesi idareci bir kadındı ve tam bir antika tutkunuydu. Sergilerden, ikinci el çarşılarından ve hatta bitpazarlarından bulduğu enteresan parçaları alıp dönüştürmek, hayata döndürmek onun vazgeçemediği uğraşıydı. Serra da ondan gördüğü bu yok olmaya yüz tutmuşu kurtarma tutkusuna kapılmıştı. Serra’nın annesinden öğrendiği bu idare etme becerisi, onların sınırlı kaynaklarla da olsa düğün için mahcup olmayacak kadar hazırlıklara destek verebilmesini sağlamıştı. Hatta en yakın arkadaşı Vera ile birlikte bin bir emekle harika bir kına gecesi hazırlamışlardı. Gerçi onların bu üstün uğraşı sosyetenin gözünde herhangi bir övgüye mazhar olamamıştı. Kına gecesi ne kadar modern ve bekârlığa veda partisi konseptiyle gerçekleştirilmiş olsa da cemiyet hayatının elit kadınlarını tatmin etmemişti. Sosyeteyi yakından takip edip haberler hazırlayan magazin sayfaları bir sürü kulp buldukları eleştirilerini acımasızca haftalarca yayınlamışlardı. Düğünde ise kocasıyla sadece bir kez; nikahın ardından dans etmiş, sonrasında kocasının iş bağlantılarını bahane ederek onu yalnız bırakıp gitmesi sebebiyle hüzünlü gözlerle etrafı seyretmekle yetinmişti. Fakat daha kötüsü henüz gelmemişti. Gelinliğinin eteğiyle güçlükle baş ederek yeni evlerinin kapısından içeri girip geriye döndüğünde kapıda durmuş ruhsuzca kendisine evin anahtarını uzatmış olan kocasına kafa karışıklığıyla baktı. “Sen gelmiyor musun?” “Neden geleyim ki? Bunun gerçek bir evlilik olduğunu düşünmedin herhalde.” “Ama?” “Babaanneme bir şey çaktırırsan fena olur. Acil bir durum olursa haber verirsin. Hadi, gir içeri.” Böylece Serra’nın yalnızlık dolu günleri başlamış oldu. Özel davetler veya eşli katılmak icap eden iş yemekleri haricinde kocamı görmüyorum dese yeriydi. Levent bazen öylesine umursamaz oluyordu ki gelip onu evden almak yerine buluşacakları mekânın konumunu gönderiyor, ondan sıkıldığında ise eve yalnız başına dönmesini umursamıyordu. Serra yıllar içinde yaşadığı yalnız yaşamın ve sevgisizliğin etkisiyle bir hayli solgunlaşmış, mutsuz ve fazla zayıf bir kadına dönüşmüştü. Aralarında basit sohbetler, birbirlerini tanımak adına sorulmuş sıradan sorular bile yoktu. Levent Serra ile ilgili hemen her şeyi ustalıkla yok sayıyordu. Her ne kadar sosyeteye karşı birbirine ilgili çift pozları veriyor olsalar da herkes her şeyin farkında sayılırdı. Karaormanlı Holding’in tek varisi Levent Karaormanlı’nın karısı olmasına rağmen cemiyet hayatından da dışlandığının, daha doğrusu oraya aslında zaten hiç kabul edilmediğinin farkındaydı Serra. Herkes onu küçük görüyordu. Duştan odasına doğru attığı birkaç adımla birlikte telefonuna gelen bildirim sesi kulaklarını doldurdu. Çenesini kötü ve sıkıcı düşüncelerinin etkisiyle sıkmıştı. Telefonunu eline aldığında mesajın Meryem’den geldiğini fark etti fakat açmak istemediği için geri bıraktı. Meryem, Levent’in kız kardeşi Leyla Karaormanlı’nın çocukluk arkadaşıydı. Karaormanlı kardeşlerle birlikte büyümüş, hiçbir zaman onların kıçlarının dibinden ayrılmamıştı. Öyle ki Levent onu asistanı olarak işe bile almıştı. Serra onların aralarındaki ilişkinin patron asistan ilişkisinin ötesinde olduğunun farkındaydı. Geçen her kahrolası gün Meryem Serra’ya Levent’in onu ne kadar önemsediğini, hatta yasak aşkları boyunca kaç kez orgazm olduğunu hatırlatacak ahlaksız mesajlar göndermeye devam ediyordu. Serra bu mesajları okumayı uzun zaman önce bıraksa da Meryem her gün aynı saatlerde taciz mesajlarını göndermeye devam ediyordu. Meryem’in mesajlarını takiben kayınvalidesi ve görümcesinden taciz mesajları gelmeye devam etti. Kayınvalidesi, neden Meryem ve Levent’i aşklarını yaşamaları için rahat bırakmadığını soruyordu. Leyla ise daha ileri gidip böyle alçakça bir konuma düştüğü halde hala nasıl olup da kendini öldürmediğini merak ediyordu. Bunu yapması için babasının nikah hediyesi olarak uygun gördüğü komik Bursa bıçaklarından birini kullanmasını tavsiye ediyordu. Serra için mesajları görmezden gelmek zor değildi. Onları görmek zorunda kaldığı zamanları da hatırlıyordu. Onlarla sadece Karaormanlı Malikanesi’nde geçirdiği tatil zamanları içinde karşılaştığı için şanslı bile sayardı kendini. Neyse ki Aliye Hanım Serra’yı çok severdi. Karaormanlı Ailesinin daimi dostları ise ailenin reisi Aliye Hanım’dan çekindikleri için o varken Serra’ya sataşamazlardı. Aliye Hanım yoğun bir iş insanıydı her zaman her yerde olamazdı fakat Serra’yı koruduğunu her zaman hissettirirdi, Levent bu durumdan rahatsız olsa bile. Kurulanıp iç çamaşırlarını, pantolon ve kazağını giydikten sonra mutfağa doğru ilerleyip ocağa çaydanlığı koydu. Villaya ilk taşındığında hizmetçisi olan kadının acıyan bakışlarından sıkıldığı için yüklü bir tazminat ve güzel bir referansla işine son verdi. Bazen onunla konuşmayı özlediğini hissediyordu fakat ev onun tek başına idare edebileceği kadar küçüktü, özellikle de tüm odaları kilitleyip yalnızca üç odayı kullandığı düşünülürse. Çaydanlıktan buhar tütmeye başlandığında kendisine bir fincan çay alıp düşünceler eşliğinde yudumladı. Masasının başına oturduğunda dizüstü bilgisayarını açıp en son dosyasını açtı ve kaldığı yerden okumaya başladı. *** Misk ve hoş deodorant kokusuyla uyandım. Gözlerimi açıp kalbimi ele geçiren adamın yüzüne baktım. Saat beş yönündeki gölge, keskin çenesini yumuşattı ve dalgalı kahverengi saçları baştan çıkarıcı bir şekilde alnına düştü. Ona dokunabilme arzusuyla parmak uçlarım karıncalanıyordu ama onu uyandırmak istemedim. Yatak odasından çıkmadan önce çıplak bedenimi gömleğiyle örterek sessizce yataktan kalktım. Yalnız geçen bunca yıldan sonra tam evde kalmış kız statüsünü kabul etmeye başlamıştım ki bu muhteşem aşk beklenmedik bir şekilde kapımı çalmıştı. Bu adamda ilgi çekici bir şeyler vardı. Daha önce yaşadığım hiçbir şeye benzemeyen bu hisler yüzünden büyülenmiştim. Bakışlarının yoğunluğuna ve bana olan ilgisine bakılırsa o da benim gibi hissediyordu. Aslında, yer altı kumarhanesinde karıştığı bir kavga yüzünden neredeyse oyunumuzu ele veriyordu ama şans eseri, yatakta olduğu kadar kavgada da iyiydi. Vücudum onun sert dokunuşları ve iz bırakan öpücüklerinin hayaliyle bile titriyordu. Başımı sallayarak her zamanki sabah çayımı hazırlamak üzere mutfağa gittim. Sinsi zihnimi dağıtmak için televizyonumu açıp kanepeye yerleştim. Papatya çayımı yudumlarken denk gelen haberle donup kalmıştım. “…Öte yandan Prens Edward, Prenses Margaret ile uzun zamandır beklenen nişanını duyurdu. Muhteşem çift, yaklaşmakta olan evliliklerini kutlamak için geçen salı günü kraliyet malikânesinde konukları selamladı…” Ekrandaki görüntüye bakarken çay bardağı elimden kaydı ve paramparça oldu. Edward… Benim Ed'im… Yanılıyor olamazdım değil mi? Ed'im bir prensti ve nişanlıydı. Nasıl? Sezgilerim nasıl bu kadar yanılmıştı? Beni nasıl böyle kullanabilirdi? Peki, yaşadığımız bu şey neydi? Büyük düğünden önce son bir kaçamak mı? Sakin ol Rosemary. Bir hata olmalı. Tamam mı? Her ne kadar gözümün önündeki gerçeği örtbas etmeye çalışsam da bunu inkar etmek mümkün değil gibi görünüyordu. Benim yakışıklı Prensim gerçek bir Prensti ve başka birine aitti. Peki, şimdi ne yapmam gerekiyordu? *** Serra ekrana bakarken sandalyesinde yavaşça geriye yaslandı. Evet, o zaman ne yapması gerekiyordu? Serra’nın genç kızlığından beri hayatta iki tutkusu vardı: Annesiyle birlikte antika eşyalarla ilgilenmek ve yazmak. Çocukluğu boyunca ilham geldiğinde yazabileceği not defteri hep çantasında olmuştu. Rosemary Thomas'ın hamile kaldığı anı tam olarak bilmiyordu ama kahramanını yavaş yavaş geliştirerek, birbiri ardına ne maceralar yazdığını hatırlıyordu. Rosemary birçok kez değişim geçirmişti: Bir peri prensesi, bir korsan gemisi kaptanı, psişik medyum, tarot kartı okuyan falcı bir kadın… Ve nihayet onu bir araştırmacı gazeteci haline getirdiğinde okuyucular, Rosemary'nin şu anda altı kitabı kapsayan hakikat ve adalet arayışından çok memnun kalmıştı. Gençken annesi ona hikayeleriyle ilgili tavsiyeler vermişti: “Rosemary'nin maceralarının mümkün olduğu kadar gerçekçi olmasını sağlamak için onun hayatının tüm ayrıntılarını yaz Serra. Fransız yemekleri pişirme dersleri almış, tanınmış bir fotoğrafçının yanında staj yapmış, rodeoda yarışmış, gökyüzü dalışı yapmış, kaya tırmanışına katılmış, tüplü dalış yapmış ve Sahra Çölü'nden Paris'e ve hatta Virgin Adaları'na kadar egzotik tüm yerleri gezmiş olabilir.” Ailesinin diğer üyelerininse Serra’nın neyle ilgilendiğinden haberleri bile yoktu. Babası ve erkek kardeşi bilgisayar çiplerinde kendilerini kaybederken, Serra’nın annesi kanserden vefat etmişti. Bu kayıptan sonra büyük ölçüde denetimsiz kaldı. Babası işi büyütünce o ve erkek kardeşi yeni, ayrıcalıklı bir okula transfer oldular. Sınıf arkadaşları paradan ziyade ayrıcalıklı ailelerin üyeleri olmak ve cemiyet hayatıyla ilgileniyorlardı. Eski okulunda inek ve kitap kurdu olduğu için alay edilmeye katlanırken, yeni okulunda ise ayrıcalıklı ve elit olarak yetiştirilmediği için zorbalığa maruz kaldı. Ona ilgi gösteren ve onu anlayan tek bir arkadaşı vardı, Rengin. Bir yayınevi sahibinin kızı olan Rengin, Serra’nın kitaplara olan ilgisini paylaştı ve Rosemary’nin her macerasını okumak için ısrar etti. Arkadaşlıkları liseden sonra, Rosemary macerasını Rengin’in ısrarıyla babasına sunmaya karar verdiği üniversite yıllarına kadar sürdü. Rosemary’nin hikayesi beğenilmişti ve sözleşme imzalamak için belgeler hazırlanmıştı. Bu işi ailesinden gizli yapmak isteyen Serra’nın tek şartı takma bir isimle yayın yapmak ve kimliğinin gizli tutulmasıydı. Yazarların tanınması ve kitapların popülaritesini artırmak için okur buluşmalarının çok önemli olduğunu düşünen Rengin ve babası hayal kırıklığına uğramıştı fakat Serra imajında yapılacak değişiklerle bunu halledebileceklerini söylediğinde herkes bu durumdan memnun kalmıştı. Hatta Rengin bunu çok çılgınca bulmuş ve çok heyecanlanmıştı. Hikaye birinci şahsın kaleminden yazıldığı için Serra kendine Rosamary Thomas takma ismini seçti ve reklam için buluşmalarda bürüneceği imajını da ona benzeterek dikkat çekmeyi hedefledi. Rosemary'nin siyah saçları vardı. Bu yüzden Serra ve Rengin, Serra’nın koyu sarı saçlarını kapatacak uygun bir peruk satın aldılar. Yüzünü gizlemek için geniş dairesel camlı bir güneş gözlüğü buldular. Serra, okur buluşmaları sırasında parlak kırmızı ruj sürdü ve tamamı ikinci el eşya mağazalarından aranıp özenle seçilmiş egzotik kıyafetler giydi. Rengin, sık sık Rosamary karakterindeyken Serra’yı tanımakta zorlandığını söylerdi. Görünümü tamamlanıp sözleşme imzalandığında Serra, emeğinin meyvelerinin tadını çıkarırken aynı zamanda bu gerçeği gezegende yalnızca üç kişinin bildiğini düşünerek tarifi imkansız bir haz duymuştu. Buna rağmen Serra bile Rosemary'nin bu kadar popüler olabileceğini düşünememişti. İlk kitap “Yüksükotu Dosyaları” bir numaraya yükseldi ve herkes daha fazlasını istemeye başlamıştı. İlk kitabı New York'taki bir lisede geçen oldukça sıradan bir kitaptı ve yalnızca öğrenci olarak kendi lise deneyiminden değil aynı zamanda öğrenci, öğretmen olarak geçirdiği zamandan da yararlanıyordu. Rosemary'nin bir sonraki gezisi için Serra daha egzotik bir şeyler istiyordu. Banka hesabındaki telif hakkı çeklerinin bir kısmıyla şehri keşfetmeye ve Fransız mutfağı dersleri almaya, bir fırında çalışmaya ve ona temelleri öğretecek ünlü bir fotoğrafçıyla çalışmaya karar verdi. Tüm bu yaptıkları “Manşinel Komplosu” isimli ikinci kitabına ilham kaynağı oldu. Ve her şey böylece başladı. Onun maceraları Rosemary'nin maceralarını besleyen yem haline gelmişti. Bazen kendi gerçekliğini karakterden ayırmakta zorlandığı oluyordu. Belki de sırf bu yüzden hayranlar heyecanla bir aşk istediğinde Serra, Edward’ın Rosemary'e olan kaçınılmaz aşkına karşılık verdi. Ama Rosamary’nin bu talihsiz aşka mahkum olması mı gerekiyordu? Bir mutlu sonu olmayacağını bile bile Rosemary hâlâ Edward’ı sevmeye devam edebilir miydi? Hayal ile gerçeklik arasındaki çizgi nerede bitiyordu? Serra’nın hâlâ bir cevabı yoktu. Ama bir gün bulacağını umarak yazmaya devam etti.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Luna'nın İkinci Şansı

read
3.7K
bc

Dördü de Bana Aşık!

read
19.2K
bc

Alpha Kael'in Pişmanlığı

read
4.1K
bc

Saklı Bebek

read
1K
bc

Mafya Patronunun Hamile Gelini

read
17.4K
bc

Pişman Olmak  İçin Çok Geç

read
15.0K
bc

Çapkın Milyarder’in Pişmanlığı

read
7.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook