ERKEKLER

2516 Kelimeler
Sinan sıkıntısını def etmişti Elif ama annesi o güne dek hiç olmadığı kadar takıntılı davranıyor. Aradan neredeyse bir ay geçmişti ama yaşlı kadın hala ara ara kızına laf sokmaktan geri kalmıyor. Elif de sabırla bekliyor annesinin bu olayı unutmasını fakat şimdilik umduğu gibi gitmiyor durum. Galiba o günden sonra Sinan'ın annesi aramamıştı annesini, aslında buna için için seviniyor genç kadın. Akşam yemeğinde annesiyle karşılıklı oturduklarında görüyor ki onun yüzü hala sirke satıyor. Arada bir şeyler söylemek istese bile sonra vazgeçtiğini görüyor annesinin. Sonunda annesi ısrarlarının kızında ters etki yaptığını anlamıştı. Elif kararlı duruşunda kendini haklı buluyor çünkü ısmarlama veya sipariş evlilik asla kabul edemeyeceği bir şey. -''Ah ahhh! Gitti gül gibi kısmet, kaçırdık!'' diye lafa giriyor annesi birden. Elif annesinin esas konuya giriş yaptığının farkında, kadın bir türlü bırakmıyor işin peşini. Duymazdan geliyor önce ama içinde annesinin sözleri ile alay ediyor: ''Gül gibi kısmetmiş! Sinan'dan olsa olsa anne dikenleriyle sarılı bir Devedikeni olur! Aha ha ha!'' -''Bu gençlik kalmaz! Bak, sonra çok pişman olursun!'' diyen annesi kızının suskunluğundan cesaret almış yürüyor tam hız. Elif yine susuyor ama iç sesi karşılık veriyor yine: ''O sünepeyle hayatımı geçirmektense yalnız ölürüm daha iyi! Aşk lazım! Sevmeden olmaz!'' -''Aşk denen şey geçicidir. Önemli olan, erkeğin senin kıymetini bilmesi!'' Annesi sanki aklını okuyor bu cümleleriyle ama Elif'in inadı inat: '' Ha Sinan çok da bilir ya kıymetini! Eğer annesinin diktasından fırsat bulup da kendini görebilirse!'' -''Para da lazım, aç karınla aşk olmaz sonra kavgalar başlar. İki çıplak bir hamama yakışır demişler.'' Elif içinden, ''Ne alaka ya!? Sanki hayatımda ciddi bir var ve hem de yoksul gibi konuşuyor üstelik. O çok sevdiği siyah-beyaz filmlerden vazgeçmeli annem. Onların geçmişte kalan havası ile bana bugünde akıl veriyor, Beynim error veriyor artık, yeter! Ben zamanın kadınıyım, geçmişteki modeller yerini bize bıraktı!'' -''Senin değerini bilsin! Sevdiğine değil, seni sevene bak!'' Elif, aslında söylenecek çok karşılık var diye düşünse de yine sessiz. Annesi kızının iyiliği için bunları söylüyor ama neden kendi evliliğinde bunları akıl etmemişti? Eğer bu soruyu onun yüzüne yöneltse onun ne kadar canını acıtacağının farkında ve yine susuyor. Elif, tabağındaki yemeği kaşıklar gibi yapıyor. Aslında kalkıp gitmek istiyor o ortamdan. Lakin bunu yapması, annesinin odasına gelip başının etini yemeğe devam etmesi demek. Odasında huzuru yaşamak istiyorsa bu ne kadar süreceğini kestiremediği serzenişlere katlanması şart. Son aldığı fasulye ağzında döndükçe büyüyor, Sanki annesi konuştukça sihirli bir güç boğazını tıkamaya çalışıyor. Uzun yutkunmaların ardından o fasulye zehir zemberek haliyle geçiyor boğazından ve doğrudan midesine taş gibi oturuyor. Yaşlı kadın aslında sözlerinin pek de kayda alınmadığını bilse de ısrar etkilidir diye yoluna devam ediyor. Elif elinde kaşığı ile gözlerini ondan kaçırıyor, sanki ilk defa görüyormuş gibi mutfağın duvarlarında dolaştırıyor bakışlarını. Bazen burası bir cehenneme dönebiliyormuş diye düşünüyor. -''Ha ne dersin?!'' Elif ne olduğunu anlamamıştı ki yanıt versin. Bir zaman sonra aklı başka bir yere kaymış, annesinin sözleri çok uzaktan belli belirsiz duyulan hafif bir esintiye dönmüştü. -''Neee?! Neye ne diyeyim?'' Annesinin yüzünün öfkeden kasıldığını görüyor, kadın dişlerini sıkarak kızını cevaplıyor: -''Hani diyorum ki şu Sinan meselesini bir kere daha düşünsen fena mı olur?!'' Elif, gayet sakin haline kendi bile şaşırıyor, annesine bir an boş bakışlar atıyor. Annesi resmen hırs yapmıştı ve illa dediğim dedik diyordu da daha evvel onun böyle huyları olduğunu hiç görmemişti. -''İlla bir karşılık bekliyorsun benden.'' -''Evettt!'' -''İyi öyleyse, Sinan gibi bir koca düşünmüyorum.'' -''Bak bak bak! Bir de adam beğenmiyor!'' Elif elindeki kaşığı tabağının kenarına bırakıyor, ellerini çenesinin altında kilitliyor, ardından annesini sorgulamaya başlıyor: -'' Sen neden böyle değiştin? Sanki karşımda annem değil de yabancı bir kadın var. Ne zamandan beri para diye tutturmaya başladın? Benim mutlu olmam önemli değil mi?'' Genç kadının soruları üzerine annesinin gözlerinde kıvılcımlar yanıp sönmeye başlıyor. -''Ev sahibi kiraya zam istediğinden beri, sana belli etmemek için uğraşsam da artık durumu idare edemediğimden beri değiştim!'' Elif, hazırlıksız yakalanmıştı bu çıkışa, birden çocuk saflığına bürünüp konuşuyor: -''Neden bana daha önce söylemedin?'' -''Söylesem ne olacak?! Gelir belli, gider belli!'' -''Onun da çıkar yolu var. Hafta sonu özel dersler dışında şu teklif gelen etüt merkezinde de çalışırım.'' Annesinin yüzü yumuşuyor birden ve kızına acır gibi bakıyor ardından ve en tatlı ses tonuyla konuşmaya başlıyor: -''Daha kaç parçaya bölüneceksin?! Sen de rahat yaşamalısın!'' Elif, annesinin düşüncesinin doğru ama yönteminin yanlış olduğunu düşünüyor. Ne yani Sinan mı çıkaracaktı kendilerini düzlüğe?! Kim kime karşılıksız yardım yapıyor ki şu dünyada? Eğer bu rahatlık Sinan'dan gelirse elbet bunun bir bedeli olacaktı. Mesela tamamen kendi kurallarını devreye sokacaklardı. Bu da kendi olmaktan çıkıp başka bir hayat yaşamak anlamına geliyordu. Mış gibi yapmak, sürekli ona itaat etmek falan. Elif yüzünü buruşturuyor birden. Bunu asla kabul edemez! -''Anne bana biraz zaman ver, ben her şeyi yoluna koyacağım.'' -''Haaa! Nasıl?!'' -''Dedim ya az önce. Pazar günlerimi de çalışmaya ayıracağım.'' -''E o zaman ben de eskisi gibi gündeliğe gideyim çünkü ancak belimiz doğrulur!'' Elif, annesinin acıtasyona geçtiğini anlıyor ve bu da hiç hoşuna gitmiyor. -''Anne sakın bunu yapma!'' -''Ne yapmayayım?!!'' -''Senin çalışmanı istemediğimi biliyorsun!'' -''Eeee ne yapalım, hayat pahalı! '' Elif artık kendini tutamıyor: -''Çalışmayacaksın ve ne dersen de Sinan işi olmazzz!'' Elif yemek masasından kalkıyor hızla ve odasına yöneliyor ama annesinin zehirli ok halindeki son sözleri yine de sırtına saplanıyor. -''Gittt, baban gibi sen de gittt! Aynı baban gibi bencilsin!'' Elif, bunu da anlamıyor. Özgürce seçim yapmak ne zamandan beri bencillik kabul ediliyor? Asıl bencillik kendi yaşamının harcanması değil mi? Artık annesinin aşırı tepkilerinden anlıyor ki bu Sinan meselesine çok bel bağlamış. Sanki o kendilerini bu durumdan kurtaracak son ve tek kişi ama aslında Sinan'ın kendini bile idare edememesi göz ardı ediliyor. Elif, annesinin bu hallerinin elbet geçeceğini düşünüp avunuyor. Odasına girdiğinde Tatlış karşılıyor onu yatağında. Kapısını kilitliyor önce, bir vakit yalnız kalmalı. Üzerindeki baskı hem canını yakıyor hem de dengesini bozuyor. Işığı kapatıyor ve Tatlış'ın yanına uzanıyor. Ufak tüy topu genç kadına sokuluyor hemen ve mırıl mırıl sesler çıkarmaya başlıyor. Elif, onunla konuşmayı seviyor çünkü Tatlış ona ne olmayacak bir şey söylüyor ne de karşı çıkıyor, sadece genç kadını dinliyor. -''Tatlışşş tatlımmm! Galiba beni sadece sen anlıyorsun.'' deyip onun minik başını ve bedenini okşamaya başlıyor. Mırıltı zevkten artan bir gur gur ritmine çıkıyor hemen. -''Ne bu erkeklerden çektiğimiz Tatlış! Hep kendi istediklerini bize yaptırmaya çalışıyorlar. Bu nasıl iş?! Ben bunu kabul etmem! Sen?!'' Tatlış iyileşmeye başlayan gözlerini artık daha rahat açabiliyor, damla iyi gelmişti ona. Şimdi de kocaman açtığı gözleriyle Elif'e bakıyor. Günden güne güzelleşiyor sanki bir de, gerçi Can da söylemişti aynısını! Tatlış'ın yeşil tonundaki gözlerinde ara ara değişik bir mavi tonu beliriyor. Üstelik uzun kirpikleri de var, adeta külkedisi formuna hızla yaklaşıyor. Elif eğilip öpüyor onu minik alnından, onu alıp göğsüne bastırıyor hafiften ve sözlerine devam ediyor: -''Sen bazı şeyleri bilmiyorsun, annem de öyle. Mesela Murat. Ben onu çok sevmiştim o günlerde. Benden ne istiyorsa ona verdim. Kollarında gökyüzüne yükseldiğimi hissettim ama....'' Elif bir an duraklıyor çünkü gözleri doluyor. O kadar büyük sevgisine Murat'tan aldığı karşılığı anımsıyor en baştan. Yaklaşık bir yıllık beraberliklerinde onu kocası gibi görmeye başlamıştı. Fakat o bir gün karşısına aralarında hiçbir şey yaşanmamış gibi çıkıvermişti. Bir yıldır kendine çok iyi davranan adam gitmiş, yerine duygusuz biri gelmişti. Amaç sadece kendiyle beraber mi olmaktı? Bu kadar basit olabilir mi her şey? Önce inanmak istememişti ama maalesef gerçek karşısında sırıtıyordu en acımasız haliyle. Elif, göz yaşları yanaklarına süzülürken yine hak etmediği yaşananlara isyan ediyor. Hele ki ilk erkeği olduğunu bile bile nasıl yapabilmişti bunu kendine?! Tatlış yüzünü yine genç kadının boynunun altına doğru yerleştirmişti, kendini okşayan ele en minnet dolu karşılıklarını veriyor kendince. Elif düşüncelere dalmaya devam ediyor. Murat'tan bir şey olmaz, Sinan'dan hiç olmaz, Mert ise umutsuz vaka! Sıcak bakabildiği tek adam Can ama o da şimdilik. Çünkü henüz onu tanımıyor. O sırada annesini kapısının önünden geçen gölgesini fark ediyor. Yine ne planlar peşinde acaba?! Üzerine geldikçe hata yapma payı artıyor adeta. Sonradan çok pişman olacağı bir yola girmeyi asla istemiyor genç kadın, başını çevirip tekrar gözlerini kapatıyor ve koynundaki sıcaklığı okşamaya devam ediyor. -''Nasıl gidiyor? Tatlış sana akıl veriyor mu? İstersen Tatlış'ı da bir işe sokalım!'' diye söylenen annesi karşılık alamayınca çekiliyor kapısının önünde. Elif, bir zaman sonra kavuştuğu sakinliğin tadını çıkarıyor. Yarın gidip etüt merkeziyle görüşmeli. Hem daha genç, şimdi çalışmayacak da ne zaman çalışacak! Telefonun sesi duyuluyor derinden derine. Acaba çantamı nereye fırlattım diye düşünüyor. Kendinden uzaktaki ses belli belirsiz geliyor kulağına. Tatlışı yumuşak bir hareketle yatağa bırakıyor. Karanlıkta el yordamıyla çantasını arıyor. Neden sonra onu kapının yanındaki koltuğun arkasında buluyor. Sakin hareketlerle telefonu bulması kolay oluyor, karanlıkta ışık topu mübarek! Can arıyor! Oysa kendisi Mert sanmıştı veya Murat! Yüzünde memnun bir ifadeyle karşılık veriyor ona. Sesi de bir anda değişiyor, cıvıl cıvıl bir tona dönüyor. -''Alo!'' -''Alo, iyi akşamlar.'' diyen Can'ın da sesi keyifli. -''İyi akşamlar.'' karşılığında Elif hafiften titremeye başlıyor bunu anlayınca hoşnut kalıyor çünkü bir erkeğin öncelikle kendini etkilemesi lazım. -''Tatlış'ın durumunu merak ettim. Nasıl ilaç iyi geldi mi?'' Elif onun bu ilgisinin normal bir veterinerden farklı olduğunun farkında ve hoşuna gidiyor. -''Evet, artık daha rahat gözlerini açabiliyor.'' -''Haa bir de bu ayın on ikisinde ilk aşısı olacak, unutmayalım!'' -''Unutmam! Çünkü onu ben çok sevdim. Biz de dertleşiyorduk Tatlış ile kız kıza.'' sözlerinde Elif bir anda ona kendine yaklaşma yolunu açıveriyor ve onun tepkisini bekliyor. Birden gelişen ve oldukça samimi bir hava oluşuyor. -''Yaaa! Tatlış'ın ne derdi varmış?'' diyen Can çok tatlı geliyor birden genç kadına. -''Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, ev sahibi, kiraya zam falan aha ha ha!'' -''Yazık Tatlış'a! Pekiyi ne yapmayı düşünüyormuş?'' -''Ek bir işe daha girecekmiş.'' -''Aha ha ha!'' diye uzun uzun gülüyor Can. Ardından ciddileşiyor: -''Şaka bir yana bu devirde geçinmek çok büyük bir yetenek istiyor.'' -''Aynen öyle! Ben hafta sonları özel ders de veriyorum ama şimdi sanırım pazar günü de çalışacağım ama olsun, ben çalışmaktan korkmam!'' -''Harikasın!'' diyen Can'ın sesinden genç kadına hayranlığı açıkça belli oluyor. -''Sizin işler nasıl gidiyor?'' -''Bana sen de lütfen.'' -''Tamam, senin işler nasıl gidiyor?'' -''Eksikleri tamamladım sayılır, birer ikişer hastalarım da gelmeye başladı, sanırım her şey çok iyi olacak. Yani ben öyle hissediyorum.'' -''Çok güzel.'' -''Kız kardeşim de geliyor ara sıra. Şimdilik bir yardımcı tutamıyorum.'' -''Zamanla bir yardımcın da olur, ben inanıyorum.'' -''Bak ne diyeceğim. Bir gün iş çıkışı gelsene, birer kahve içeriz. Hem de muayenehanenin son halini de görürsün. Kardeşim bir şeyler yaptı eldeki imkanlarla. Bence fena olmadı.'' Can, teklifin çevresini bir sürü sözcüklerle süslemişti çok sivri kalmasın diye. Bu da gösteriyor ki genç kadına karşı temkinli adımlar atıyor. Öyle pat diye dalmıyor olaya. Elif bundan da hoşnut kalıyor. -''Olabilir aslında. Hangi gün geleyim, yani ne zaman müsaitsin?!'' -''Yarın çok müsaitim mesela! Uygun mu senin için?'' Can, birden hızlanmıştı. Elif de bozmuyor onun bu keyfini. -'' Anlaştık o zaman. Yarın dört gibi dersim bitiyor, beş civarı gelirim.'' -''Harika! İyi akşamlar. Rahatsız etmedim umarım, Tatlış'ı merak etmiştim de! Ama nereden nereye geldik!'' -''Yaşam her zaman bizim planlarımızın dışında gelişen bir şey! Rahatsız olmadık hem Tatlış ile ben. İyi akşamlar.'' -''Yarın görüşürüz!'' oluyor Can'ın son sözleri ama öyle bir tarzda konuşuyor ki Elif yarın oraya gidene dek adamın saatleri, dakikaları sayacağını anlıyor. Görüşme bitince Elif önceki gergin havasından eser kalmadığını görüyor. Şimdilik Can'ı tanımasa da kalplerinin frekanslarının uyumlu olduğu anlıyor. İlk başta pek dikkatini çekmese de düşündükçe genç adamın çok yakışıklı olduğuna karar veriyor. Bu çekim aynı zamanda insanların tavırlarından da kaynaklanıyor. Şimdiye dek onu tanıdığı haliyle, yoktan var olmaya çalışıyor, gayret gösteriyor, bir kadınla nasıl konuşması gerektiğini biliyor ve Mert gibi emir veren bir yapısı yok. Şimdilik bu kadarı, onunla bir kahve içmesine yetip de artıyor. Tatlış'ı yeniden göğsünün üzerine yatırıyor, hayvan alışık hareketlerle yine genç kadına sokuluyor. Bu mutlu olmak olasılığı Tatlış'ın sayesinde karşısına çıkmıştı. Eğer sıradan, bencil bir insan olsaydı Tatlış'ı o çaresiz haliyle görmezdi bile ve Can ile tanışmazdı. Evren denen sistem çok düzenli ve hesaplı çalışıyor. Hiçbir şey tesadüf değil, aksine yeni başlangıçların tetikleyicisi. -''Yaaa Tatlış sen karşıma çıkmasaydın ben onu tanıyamazdım! Sen bana şans getiriyorsun sanki!'' Oda kapısı açılmak için zorlanıyor. İçinden bir ses annesinin kendini dinlediğini söylüyor öte yandan. Elif istemese de kapıyı açmak zorunda kalıyor nihayetinde. Annesi annesi az önceki huysuzluğunu bir süreliğine bırakmış gibi dalıyor odasına. Işığı açıyor hemen ve karşısına dikiliyor Elif'in: -'' Yarın kiminle buluşacaksın?'' diye sorarken onu dinlediğini saklama gereği dahi duymuyor. -''Can yani veterinerimiz beni kahve içmeye davet etti.'' Annesinin yüzü birden aydınlanıyor: -''Veteriner iyi kazanır mı?'' oluyor ilk sorusu kızına. -''Yani, eğer bulunduğu bölgede potansiyel varsa, tutulursa iyi kazanır.'' -''Hmmmm! Nasıl bir adam acaba? Huyu suyu falan yani. Acaba yarın ben de seninle gelsem mi?'' -''Anneeee! Saçmalama!'' -''Neden saçmalık olsun?! Benim hayat deneyimim var, şıp diye anlarım adamın gözünden!'' -''Aha ha ha! Sinan'ı da anladın ya hemen!'' -''O başka.'' -''Anne yirmi dört yaşındayım ve ben tek başıma giderim.'' -''E haydi git bari de bunu kaçırma, gözünü dört aç! Bu devirde iyi koca nerdeee? İyiler hemen kapılıyor!'' -''Hah bir bu eksikti! Gülten'in annesine döndün birden!'' -''Onlar böyle birini bulsalar hemen üzerine atlarlar! Gülten de zaten evde kaldı gibi bir şey. Bir de bana masal okuyorlar. Yok avukat gelmiş istemeye, yok iş adamı!'' -''Anne boş ver onları!'' -''Yarın şöyle güzel bir şey giy, makyaj falan da yap ha!'' -''İşten çıkınca önce eve uğrarım. Duş alıp üzerimi değiştiririm.'' -''Hah şöyle yola gel! Kaçırma kısmeti beğendiysen! Yakışıklı mu bu adam kız?!'' Annesi neredeyse Elif'ten çok heyecanlanıyor. -''Evet, yakışıklı.'' karşılığında Elif biraz utanıyor sanki. -''Bence olur. Okumuş, yakışıklı ve gelecek vadediyor!'' -''Aha ha ha anne çok komiksin! Bazı şeyler senin demenle olmaz, bakalım o ne düşünüyor.'' -''Sus kız, anlarım ben! Hangi veteriner hastasını bu kadar sık arıyor? Gözüme baksana sen!'' Elif annesine baktığında kadının inandırıcı olmak adına değişen yüz ifadesine takılıyor. Kaşlar çatılı, dudakları kararlı bir kenetlenmede ve bakışları dik ama sanki bunu yapmaya çalışırken annesinin bir gözü hafif yana kayıyor ki bu da ona hafif bir şaşı havası veriyor. -''Aha ha ha! Aha ha ha! Anne yeter artık, ben uyuyacağım, sen de git yat, yarın olsun göreceğiz neyin ne olduğunu.'' Elif yalnız kalınca annesinde bir anda ortaya çıkan bu kızını evlendirme isteğinin nedenini düşünüyor bir süre ama çok da takılmıyor çünkü aklı Can'a kayıyor. Bir telaş alıyor yüreğini ve uykusu tamamen kaçıyor. Acıktığını hissediyor çünkü annesi yüzünden akşam yemeği zehir olmuştu kendine. Yerinden kalkıyor ve mutfağa gidiyor. Annesi orada da karşısına çıkıyor. Hazırladığı ekmek arasını yemek üzere. -''Anne bana da yapsana!'' Annesi gayet kararlı konuşuyor kızıyla: -''Bak, her şey tezgahın üzerinde. Madem kendi kararlarını verebiliyorsun o zaman kendi ekmek aranı da hazırlayabilirsin!'' -''Çok kötüsün!'' diye biraz sızlanıyor Elif. -'' Hayır kötü değilim, hayatın gerçeği bu!'' diyen annesi akşam yemeğindeki halinden çok farklı, gülüyor hatta. Elif, kestiği ekmeğin içine peynir ve domates döşüyor. Bir bardak da meyve suyu alıyor ve annesinin karşısına kuruluyor. Bu sefer gergin değil, oldukça rahat. Bir iki lokmanın ardından annesi ağzındaki ekmekle konuşmaya çalışıyor homurdanarak: -''Duyuyor musun?'' -''Neyi?'' -''Telefonun çalıyor, koş! Acaba adam aşkını mı ilan edecek sana? Koş kızzz!'' Elif telaşla ekmeğini masaya bırakıp odasına koşuyor ama annesinin son sözlerine gülmeden edemiyor. Ne ilanı aşkı?! Telefonuna baktığında Murat'ın adını görüyor. Hafiften bir gerilme yaşıyor ama moralini bozmuyor. Araması bitince onu yeni numarasından da engelliyor. Denenmişi bir daha denemek akıl karı değil. -''Kimmiş?'' -''Murat.'' Annesi ile aynı andan yüzlerini buruşturuyorlar mideleri bulanmış gibi. Sonrasında Elif ekmeğini bitirip dişlerini fırçalıyor ve yatağına gidiyor. Uzun süre Can aklını oyalıyor. Onu ilk gördüğü anı en ince ayrıntısına dek aklında canlandırıp yeni bilgiler edinmeye çalışıyor onun hakkında. Bunları yaparken bir sağına bir soluna dönüyor yerinde. Derken sabaha karşı uyuyup kalıyor Can düşüncelerinde.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE