Elif, o günün öğleden sonrasını zor getirdi. Ama her ne kadar sabırsız olsa bile gayet canlı ve neşeliydi. Hatta bu öğrencilerinin dikkatini çekmişti. Onun umuttan parlayan yüzüne merakla bakmışlardı. Kısacası yine ayaklarının yere değmediği bir dönemi yaşıyordu. Güzel bir beklentisinin olması sanki tüm yaşantısını daha büyülü bir hale getirmişti.
Bazen dayanılmaz gelen mesai saatlerinin farkına dahi varmadı çünkü aklı ve kalbi hep aynı noktaya kenetliydi. Öğrencilerin bazı düşüncesiz hareketlerine de gülümseyerek baktı, hiç gerginlik hissetmedi. Efe dahi onu yormadı o gün. Tabii Efe bu durumun bir nedeni olduğunu anlamıştı ama nedenini bulamamıştı. Elif, ona eskisi gibi sert tepki göstermediği için bir zaman sonra da sıkılmıştı zaten sivrilik yapmaktan ve arkadaki sırasında uyumayı tercih etmişti.
Elif, o gün yine nöbetçiydi bahçede ama bundan büyük keyif almıştı. Açık havada, masmavi göğün altında düşleri de sınır tanımamıştı. Bir sevgi böceği gibi durmadan bahçenin dört bir yanını dolanmıştı. Ondaki bu pozitif hava öğrencilere de geçmiş gibi sakin bir okul günü yaşandı.
Elif'in en çok ayrıntılarını düşündüğü konu eve gittiğindeki hazırlık kısmıydı. Ne giyse, saçına nasıl bir şekil verse falan. Bir türlü karar veremiyordu buna aslında. Uçuş uçuş bir genç kız da olabilirdi, biraz ağırbaşlı görünen genç bir kadın da. Bu ikisi arasında gelip gitmeleri mesai sonuna dek sürüp gidiyor. Nihayetinde o an içinden ne geliyorsa öyle olmaya karar veriyor. Amaç, olduğu gibi görünmek.
Elif'in o gün en belirgin hali, kalbine sürekli gelip çekilen heyecan dalgaları. Dalgalı bir denizin kıyısında ne olacağını bilmeden bekliyor. Bazen bu halini biraz abartılı buluyor. Daha onunla sevgili bile değiller, belli belirsiz bir flörtün içindeler ama henüz ne olacağı belirsiz. Belki de bir tek söz, bu hayalini kurduğu ilişkiyi başlamadan bitirecek. O tek söz, kendinden de gelebilir ondan da.
Kendini bu kadar kaptırmamalı ama elinde değil. Can'a karşı içinde birkaç gündür filizlenen duygular daha öncesine hiç benzemiyor. Kendiliğinden ve kontrolsüz bir gelişim bu. Bazen bir şeyleri başlatırsınız ama sonrasını her vakit elinizde tutamazsınız.
Hem dünya denen şu yerde kim neyi ne kadar istediği kadar yapabilmiş?! Aslında heyecanlı olan da tam bu kısmı. Bir bilinmeze adım atıyorsunuz. Bu, biraz kumarı andırıyor. Kalbinizi ortaya koyuyorsunuz ve sonra ne çıkarsa şansınıza!
Elif'in sabah gözünü açtığı andan itibaren başlayan çalkantısı kötü bir anımsamayla azıcık durulur gibi oluyor. Çünkü daha öncesinde bu kumarı bir kere Murat ile oynamış ve kaybetmişti. Yitirdikleri de epey ağır olmuştu kalbine. Uzun süre kimseye yakınlaşamamış, herkesten şüphe duymuş, sürekli kendini korumaya çalışmıştı. Ve bu sonuç daha ağır gelmişti ruhuna. Çünkü sürekli korkarak yaşamak, aslında hiç yaşamamak gibi bir şey.
Kalbi kısa süreli bu gölgelenmenin ardından yeniden günlük güneşlik oluyor çünkü herkes aynı diye bir durum yok bu gezegende. Önemli olan o farkı bulabilmek. Kim bilir, belki bu kez gönlüne göre olur her gelişme. Karamsarlığını ve korkularını sürdürmek asıl kötü sonu hazırlardı kendine.
O gün çok aceleci birkaç öğrenci dışında okuldan çıkan ilk kişi oluyor neredeyse. Gören, onu büyük bir yangından kaçıyor sanabilir ama o, içinde var olan alevlere doğru koşuyor aslında. Belki kavrulup zirveye çıkacak, belki yok olup küllere karışacak.
Kaybedecek zamanı yok kendince ve anahtarını kullanıyor. Annesi duyacak da gelecek de kapıyı açacak da! Bunların toplamı neredeyse bir iki dakikayı bulur. Fakat düşündüğü gibi olmuyor. Anahtarı kilide soktuğu an annesi kapıyı açıyor genç kadına. Elif kocaman açılmış gözleriyle ona bakıyor. Zamanlaması neredeyse müthiş bir hızda.
Elif, koşar adımlarla odasına gidiyor. Yatağına uzanan Tatlış'ı aceleyle bir iki okşuyor ve üzerindekileri çıkarmaya başlıyor. Gömleğini, eteğini odasının bir kenarına savuruyor. Annesi ise kapıda dikilmiş sadece kızını seyrediyor. Elif iç çamaşırlarıyla banyoya gidiyor.
Çok güzel ve hoş olmalı. Yeni aldığı duş jeli ile her yerini titizlikle ovalıyor. Hatta vücudunun bazı bölgeleri bu sert ve ısrarlı temastan biraz kızarıyor ama Elif aldırmıyor bu hale. Banyodan çıktığında annesini yine ara koridorda buluyor ve hızla çıktığı için neredeyse ona çarpıyor. Son anda kendini yan tarafa atarak sıyırıyor annesini.
-''Anne beni böyle seyretmeye devam edecek misin hala?'' derken üzerindeki havluyu atıp iç çamaşırlarını giymeye niyetleniyor.
-''Test ediyorum seni.''
Elif saçlarından damlayan sular içinde bir şey anlamamış haliyle bakıyor ona ve söyleniyor:
-''Ne testi bu şimdi? Haydi anne çık da çamaşırlarımı giyeyim.''
-''Bu genç adamın senin üzerindeki etkisini test ediyorum. Gördüğüm kadarıyla epey tesiri olmuş sana.''
Elif, artık dayanamıyor:
-''Anne ya saçmalama! Haydi çık da giyineyim!''
Genç kadın bunları söyleyip hala ağırdan alan annesini beklememek için iki adımda vardığı kapıyı onun yüzüne kapatıyor.
Dolabının çekmecesinden aldığı temiz çamaşırları giyerken mis gibi koktuğunun farkında. Olduğu gibi görünmek istediği için bir tişört ve jean çıkarıyor elbise dolabında. Önce saçlarını havlusu ile iyice kuruluyor. Tişörtü hafiften karnını açıkta bırakan, dar bir kesim. Pantolonu da bedenine oturuyor. Kısacası kıyafeti vücudunun tüm güzel hatlarını ortaya çıkarıyor. Aynada kendine bakıp halinden memnun kalıyor.
-''Giyindin miii?!''
Bu, annesinin meraklı sesi. Gidip kapıyı açıyor ona.
-''Aaaaa böyle mi gideceksin oğlanın yanına?!''
-''Evet. Ne var ki halimde?''
-'' Biraz özensene kendine!''
-''Anne olduğum gibi görünmek istiyorum.''
-''Böyle alelade sokağa çıkar gibi de olmaz ki!''
-''Olur anne olur! Düğüne falan gitmiyorum hem ne olacağı daha belli değil zaten!''
-''Hayırlısı ise olsun Allahım!'' diyen annesi ellerini açmış, yukarı kaldırıp dua moduna geçmiş bile.
Elif onun bu haline bakıp gülüyor. Ne yapsa olmuyor çünkü. Annesini yetmişli yılların filmlerinden koparamıyor bir türlü. Ama şimdi durup da ona laf anlatacak hali de zamanı da yok. Kurutma makinesi ile saçlarını kurutuyor, ardından fırça ile biraz şekillendirmeye çalışıyor saçlarını. En sevdiği parfümünden kullanıyor biraz ölçüsünü kaçırarak. En sonunda rujunu sürüyor.
Elif, bunları yaparken annesi Tatlış'ın yanına oturmuş kızını seyrediyor. Ve yine dayanamıyor:
-''Bu kadar mı?''
Elif:
-''Ne bu kadar mı?''
-''Makyaj yapmayacak mısın? Hani şu gözlerini daha iri gösteren bir şeyler yapıyordun sen, neydi onun adı, bulamadım şimdi.''
-''Öyle şeylere girmeyeceğim anne. Yapmacık ve abartılı olmak bence kötü. Beğeniyorsa beni doğal halimle olmalı bu.''
Annesi onun bu halini beğenmediğini ortaya koyarak dudaklarını büküyor, gözlerini deviriyor. Elif hazırlığı bitince saate bakıyor. Biraz acele etmezse geç kalacak.
-''Anne oyalama beni, geç kalacağım!''
-''Bence biraz geç git. Seni merak etsin! Ne o öyle çok meraklı gibi hemen gitmek?!''
-''Anne çok fenasın ya! Daha oğlanla konuşmadan bana nerdeyse trip attırmaya çalışıyorsun.''
-''Trip mi nedir her ne haltsa ben anlamam ondan, biraz nazlannn!''
-''Oldu anne! Bir hafta sonra gideyim o zaman!''
-''O kadar da demedik canım! Hani şöyle biraz ağırlığını koy!''
-''Öfff anne! Otuz yıl öncesini anlatma bana! Haydi ben çıkıyorum! Dönerken eve alınacak bir şey varsa alayım.''
-'' Bir ihtiyaç yok! Şöyle dik dur bakayım! Kamburunu çıkarma, omuzlarını de dik tut. Hah şöyle!'' deyip annesi kızını omuzlarından yukarıya doğru çekiştiriyor.
-''Anneeee ne yapıyorsun ya?! Bak tişörtüm buruşacak!''
-''İyi tamam tamam! Haydi git ama dediğim gibi ağırdan sat kendini. Ha bir de pek aklın yatmasa bile hemen kestirip atma ha!''
-''Olur anne!'' diyen Elif bir an önce kendini evden dışarı atmak istiyor. Annesi elinden gelse kızını ambalajlayıp vitrine koyacak. Neymiş bu evlilik merakı bu kadar?! Oysa Elif biraz uzak duruyor öyle ciddi şeylere çünkü çevresinde tanık olduğu, sonu hüsranla biten evlilikler var. En yakın örnek de annesi ve babası. Hiç kimse mutsuz olmak veya boşanmak için evlenmiyor ama dikkat edilmesi gereken bir karar bu.
Elif, spor ayakkabılarını giyip merdivenlere ulaşabiliyor sonunda. Annesi dış kapıda hala kızını gözlüyor. O sırada üst dairenin kapısının açıldığı geliyor kulaklarına. Annesi telaşla fısıldıyor kızına:
-''Çabuk git çabuk, seni görmesinler! Bir de onlara hesap vermeyelim!''
Elif merdivenleri ikişer üçer atlayarak iniyor sonrasında çünkü eve geldiğinden beri annesinin en doğru önerisi bu oluyor genç kadına.
Güneş hafiften alçalmaya başlamış, artık günler eskisi gibi uzun değil. Ayrıca akşama yakın saatlerde beliren soğukça bir esinti gelen kışı haber veriyor. Elif, doğal olarak bunların ayrımında değil. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyor. Önce sakin olan adımları, ona yaklaştıkça şaşkınlaşıyor, sanki yürümeyi unutuyor gibi dolanıyor birbirine.
Kendi ara sokaklarına göre daha işlek caddeye çıkıyor. Akşam trafiğinin yaklaşması ile birlikte hafiften bir karmaşa yaşanmaya başlıyor. Elif, orta göbeğe gelince karşıya geçiyor ve artık kendini ona daha yakın hissediyor. Bir sıcak basıyor vücudunu. Derken usuldan bir titreme duyuyor kendinde. Durup derin bir nefes alıyor.
Sakinleşmeliyim diyor kendi kendine. Birkaç uzun soluk alıyor, içinde tutuyor ve hızla dışarı veriyor içindeki havayı. Artan adrenalinin daha yoğun damarlarında dolaştığını hissediyor. Heyecan ve titremenin nedeni de bu. Bir an öyle kötü buluyor ki kendini geriye dönmeyi bile düşünüyor. Sonra kendine kızıyor sen bu kadar beceriksiz misin diye. Ve ne olacaksa olsun deyip yürümeye devam ediyor ona doğru.
Hallice dükkanın önüne geldiğinde burasının ilk gördüğü güne oranla çok değiştiğini fark ediyor. Kapının önündeki bir iki metrelik çıkma, güzelce temizlenmiş, belli noktalara saksılar içinde güzel çiçekler konmuş, açıklık orta alanda da geçişi engellemeyecek şekilde ufak bir masa var. Masa, kırmızı beyaz, ufak kareli bir örtü ile tamamlanmış. Etrafında birkaç, ufak sandalye. Gayet şirin görünüyor ilk bakışta.
Elif içeri adım atarken bir genç kız beliriyor. Muayenehaneden çıkıyor ve masanın başındaki sandalyelerden birine oturuyor. Kendi yaşlarına yakın, ufak tefek ama oldukça hoş bir kız bu. Elif o kızın Can'ın kardeşi olduğunu düşünüyor çünkü konuşmalarında yardımına geldiğini söylemişti. İyi de şimdi kızın yanında ne diyecekti? Can, şimdilik hiçbir şeyi değil.
Derken kız onu görüyor ve Elif'e gülümseyerek bakıyor, konuşuyor genç kadınla:
-''Elif Hanım sanırım.''
-''Evet.''
-''Hoş geldiniz, buyurun! Ben Aslı, veteriner beyin kardeşi oluyorum.''
Elif, biraz çekinerek yaklaşıp oturuyor sandalyeye. Aslı o kadar sıcakkanlı ki sanki kendini çoktan beri tanıyormuş gibi sıcak:
-''Ağabeyim içeride bir hastasını muayene ediyor, biraz sonra işi biter. Bu arada ben size ikramda bulunayım. Ne içersiniz? Kahve veya soğuk bir şey?''
Elif'in utangaç hali hala devam ediyor:
-''Zahmet vermek istemiyorum size hem içeride hasta da varmış.''
-''Hiç de zahmet olmaz bana! Hastamızda bebek bekleyen bir Golden. Ben onu rahatsız etmeden yaparım işimi.''
-''Tamam, bir kahve alayım o zaman.''
Aslı, kıvrak bir adımla kendini içeri atıyor. Elif'in bakışları saksılardaki çiçeklerde dolaşıyor. Biraz anne havası buluyor bu eski tarz yerleşimde. Biri epey boy atmış bir Fesleğen. Bir elini uzatıp hafifçe dokunuyor onun yapraklarına, ardından elini burnuna götürüyor, misler gibi diye geçiyor aklından. O sırada açıklı, koyulu sarı ve kahve renklerde bir köpek çıkıyor içeriden. Sahibi onu kontrol etmeye çalışıyor. Golden Elif'in yanından geçerken onu uzun uzun kokluyor. Galiba Tatlış'ın kokusunu alıyor genç kadından. Elif bir an irkiliyor ama hayvan aşırı bir tepki vermiyor , ne de olsa Goldenlar dünyanın barış elçileri.
-''Hoş geldin!''
Can, tam karşısına oturuyor ve hatırladığından daha yakışıklı. İlk gördüğündeki kirli sakallarını kesmişti, artık yüz hatları daha belirgin. Annesinin deyimiyle yüzü gözü açılmış. Sanki saçlarını da biraz kısaltmış gibi. Sarıyı hatırlatan, gür, çok hoş kumral saçları var adamın.
-''Hoş bulduk.'' karşılığından sonra Elif konuşacak bir şey bulamıyor gibi tutuk kalıyor. Birkaç dakika sadece birbirlerine bakıyorlar. Elif, genç adamdan gelen enerjinin kendini hapsettiğini görüyor. O gri- mavi karışımı gözlerinde bir an boğulduğunu anlıyor Elif. Sonra bu halinden kendi rahatsız oluyor. Sanki ilk defa yakışıklı birini görmüş gibi aptal durmamalı. Can genç kadındaki etkisinin farkın ve bundan keyif alıyor.
-'' Kahvelerimiz hazırrr!'' diye konuşan Aslı yetişiyor o an Elif'in yardımına. Fincanları masaya bırakıyor tepsiyle.
-''Nasıl alırsınız kahveyi? Şeker, süt?'' diyen kız her şeyi düşünmüş.
-''Sade olsun lütfen.''
Aslı hemen karşılık veriyor:
-''Aaaa! Ağabeyim de sade sever, sek olsun der hep!''
Bu ufak nida yaşanırken gözleri bir kez daha buluşuyor ikisinin. Elif kendini biraz görücüye çıkmış gibi buluyor çünkü Aslı durmadan kendine bakıyor ağabeyi gibi ve her detayı yakalamak istediği belli.
-''Çalışıyorsunuz sanırım.'' diye soruyor Aslı genç kadına ve onunla ilgili her şeyi bilmek istiyor.
-'' Evet çalışıyorum, öğretmenim ama henüz kadrolu değilim.''
-''O da olur! Nerede çalışıyorsunuz?'' diye Aslı devam ediyor sorgulamasına.
-''B.... Koleji'nde.''
-''Oooooo orası çok lüks ve meşhur bir okul! Demem o ki oraya herkesi kabul etmezler. Demek ki alanınızda başarılısınız, harika!''
-''İyi olmaya çabalıyorum.'' karşılığını veren Elif gayet mütevazı halini koruyor. Bu arada Can kahvesinden yudumlar alıp bu konuşmayı dinliyor sakince. Masaya doğru eğilmiş haliyle genç kadına daha yakın, Elif onun sıcak nefesini yüzünde duyuyor. Ve bu hal genç kadının titremesini yeniden ortaya çıkarıyor. Elif kahvesini içmek için fincanı aldığında elleri titriyor, bunun üzerine fincanı geri bırakıyor. Aslı, Can ile Elif arasındaki bu güçlü iletişimin belki farkında belki farkında değil sorularına devam ediyor:
-''Hangi üniversite mezunusunuz?''
-'' Ege Edebiyat.''
-''Ayyy bu da çok güzel. Ben bu sene sınavlara bir daha gireceğim ve ben de İzmir'de okumak istiyorum! İzmir gerçekten anlatıldığı kadar güzel mi? Hiç görmedim orasını!''
-''Evet güzel, hatta duyduklarından daha güzel bir şehir İzmir.''
-''Ayyy içimden daha bir çalışma isteği geliyor benim!''
O ana dek sadece susan Can lafa giriyor:
-''Kardeşim üzerinde büyük bir motivasyon gerçekleştirdiniz, bu çok iyi oldu!''
Elif, yine gözleri öne eğik, ne diyeceğinde kararsız. Aslı birden yerinden en fırlayıp içeriye giriyor ve içeriden gelen sesi duyuluyor bir süre sonra:''Ders çalışmalıyım ben!''
Elif ve Can artık yalnızlar. Elif mahçup halini ondan kaçırdığı bakışlarıyla saklamaya çalışıyor.
-''Eeee daha daha nasılsın?'' diyen Can onun bu utangaç hallerinden zevk alıyor.
-''İyi ne olsun, çalışıyorum işte. Günler öyle geçiyor. Senin işler nasıl?''
-''İyi! Umduğumdan da iyi! Burada tek veteriner olacağımı fark etmemiştim öncesinde. Diğerleri bana göre epey uzak kaldığı için insanlar beni tercih ediyor. Şimdiden pek çok kişi geldi.''
-''Senin adına sevindim.''
Can, kızı bu kadar geren bu havanın değişmesini istiyor.
-''Bir kahve daha ister misin?'' teklifinde genç kadına sıcak sıcak bakıyor. Elif'in gözlerini kendinden kaçırmasına izin vermiyor çekimi ile.
-''Bir tane yeter, sağ ol.''
-''Eeeee daha ne var ne yok? Ben senin daha konuşkan olacağını düşünmüştüm telefondaki görüşmelerimizden sonra. Aaaaa yoksa sen benden ... Ah aha ha! Kaldı mı bu devirde böylesi?''
Elif, onun kendi hakkında alaycı konuşmalarından alınmıyor, onun kendini rahatlatmak için uğraştığının farkında. Birden en gergin halinin etkisinde gülmeye başlıyor. Can da ona katılıyor. İkisinin de gülmekten yüzleri pembeleşiyor bir an. Elif görüyor ki Can güldüğünde daha bir afet oluyor kalbine. O sırada Elif ellerini nereye koyacağını bilmeden rastgele masaya bırakıyor ve kahve fincanını deviriyor. İkisi de fincanı düzeltmek için atılınca elleri birbirine dokunuyor. Elif, önce bir aleve dokunmanın etkisinde elini çekiyor ama Can daha cesur. Uzanıp onun hafiften çektiği elini avucuna alıyor.
-''Yanmadı değil mi?!'' diye genç kadına sorarken aslında ikisi de fincandaki kahvenin çoktan soğumuş olduğunu biliyor.
-''Hayır.'' diye adeta fısıldıyor Elif. Can avucuna aldığı eli hafiften sıkıyor ve genç kadına bir ateş dalgası hücum ediyor. Yüzünün yandığını hissediyor Elif, eğdiği başını kaldırdığında onun gözleriyle buluşuyor yeniden. Elini onun avucundan çekmiyor ama tek laf da etmiyorlar. Bazen sözlere hiç gerek kalmaz. Bakışları, yaşadıkları sıcaklık fazlasıyla yetiyor kalplerinin konuşmasına.
-''Kitaplarımı buldum ve geldimmm!'' diyen Aslı bir anda bu büyülü ortamı yerinden oynatıyor. Elif hafif bir hareketle elini Can'dan kaçırıyor ama Aslı'nın bunu görmesini engelleyemiyor. Aslı'nın da yüzünde çapkın bir gülüş beliriyor, durumu toparlamak ister gibi konuşuyor:
-''Ya benim bir test kitabım daha vardı, nerede acaba?!'' deyip geri dönüyor.
Elif, akşam karanlığının çökmeye başladığını görünce hayret ediyor vaktin bu kadar hızlı geçmesine. Sanki daha henüz oraya gelmiş gibi.
-''Ben eve döneyim, akşam oluyor, annem merak etmesin beni.'' diyor aynı çekingen haliyle.
Can:
-''Haklısın ama akşam seni arayacağım.'' diyor ve gözleri yine Elif'in üzerinde. Genç kadın kalbinin atışını kulaklarında duyuyor ve heyecandan ne yapacağını bilemiyor. Nihayet yerinden kalkabiliyor.
-''Tamam o zaman akşam görüşürüz.'' deyip caddeye çıkmaya yelteniyor ama dış kapıyı tam tutturamıyor o an ve kapıya çarpıyor. Bu sakarlığı yüzünden daha kötü hissediyor kendini. Can'ın yanına gelmek üzere yerinden kalktığını görünce onu durduruyor:
-''Yok bir şey, sakarlık işte!''
Sonra bu halinden duyduğu büyük utançla kendini caddeye atıyor, arkasına bakmıyor bile. Kesin benim çok aptal bir kız olduğumu düşünecek, rezil oldum diye geçiyor aklından. Ancak caddenin sonuna geldiğinde arkasına dönebiliyor ve onu görüyor. Arkasından gitmesini hiç istemiyor gibi bakıyor Can. Hemen yoluna devam ediyor hızla ve bu sakarlık halindeki son hareketini unutmasını diliyor çabucacık içinden.
Eve yaklaştıkça annesi hatırlatıyor kendini. Ha bir de eve gittiğinde ona laf anlatması lazım. Olsun! Sonuçta istediği etkiyi bulmuştu Can'da. Gerisinin de iyi gelmesini diliyor daha sonra. Üstelik akşam da görüşecekler. Bu sayede karşısında söyleyemediklerini de ona diyebilir. Evet evet, kesinlikle! Yüz yüze konuşmak ayrı telefonda ayrı. Böylece az önceki sakarlığını da telafi edebilir.