2

856 Kelimeler
Kahveleri fincanlara dökerken ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum. Babamın bu inadından sıkılmıştım. Üniversiteye gitmek istediğimi biliyordu. Lise bittikten sonra bir yıl ara vermiş, deli gibi ders çalışmıştım. Sınav sonucum fena değildi. Akademisyen olmak istiyordum. Hacettepe'de Uluslararası İlişkiler tutturmuştum. "Yaşın geldi. Benim başımı belaya koymadan, evlen, yerini bul. Kocan isterse okutur, seni." Dişlerimi o kadar sıkmışım ki gıcırdama sesi kulağıma geldi. Bu hayatta önemli olan bendim! Öncelik benim mutluluğumdu. Ve içerideki sünepenin bana mutluluk vermeyeceği açıktı. Gözlerimin önüne gelen kıvırcık saçlar ve gamzeli yüz yumşamama neden oldu. Ah... Ben mutluluğu ancak onda bulurdum. Onca zaman geçmişti, hâlâ deli divaneydim ona... Saati kontrol ettim. Sabah abimi aramıştım. "Kurtar beni!" demiştim ona... "Ne olur kurtar beni abi!" Babamı da gözden çıkarmıştım bu olanlardan sonra. Gidecektim buralardan. Okuluma devam edecektim. Çalan zilin sesiyle elimdeki kaşığı fırlatıp attım tezgahın üzerine. Kahramanım, canım ağabeyim gelmişti! Koşarak gittim kapıya. Ben kapıyı açtığımda Firuze abla arkamda duruyordu. Seçkin'in güzel suratını gördüğümde minnetle gülümsedim. Yine yalnız bırakmamıştı beni. "Oğlum?!" Yaklaşık on aydır hiç görüşmüyorlardı, bildiğim kadarıyla... Seçkin abimin babası gelip de oğluyla görüşmek isteyince babam eşyalarını toplayıp kapının önüne koymuştu abimi. Liseyi yeni bitirmişti o zaman, neredeyse dört yıl olacaktı. Abim, biçarem... Aileden yana yüzü hiç gülmemiş, hep kovulmuştu. Üstelik hiç de suçu yoktu. Biraz asi, öfkeli, kavgacı bir gençti ama asla kötü niyetli değildi. Büyüklerine hiç saygısızlık etmemişti. Kendisine babalık etmemiş bir adamla gitmek istememesini önemsememişlerdi. Firuze abla kendi elleriyle toplamıştı oğlunun eşyalarını. Şimdi ne yüzle karşısında bir kelam edebiliyordu ki? "Abi!" "Güzelim!" "İyi ki geldin! Çok teşekkür ederim! Teşekkür ederim!" "Sen içeri geç eşyalarını topla." Çoktan toplamıştım. Yine de sesimi çıkarmayıp mutfağa geçtim. Çoktan taşmış olan kahvenin altını kapatıp, gerisini umursamadım. Sabah abimi aradığımda gelip beni alacağını söyleyince her şeyimi hazır etmiştim. Pinti sayılabilecek bir insan olduğumdan paramı pek harcamazdım. O yüzden az eşyam, biraz birikmişim vardı. Her şey planlanmıştı anlayacağınız. Burada çok oyalanmadan gidip hazırladığım çantayı ayakkabılığın üstüne koydum. Salon kapısının yanına gidip sessizce dinlemeye başladım. "Seni piç kurusu! Sana ne ulan benim kızımdan?!" Babam, yine bildiğiniz gibiydi. "Senin kızınsa, benim de bacım! İstemiyorum diyorsa onu dinleyeceksin! Naz, okuyacak! Eğer müsaade etmezsen alır götürürüm, onu buralardan!" "Hadi götür bakalım! Nasıl içeri tıktırıyorum seni?!" Eh top bendeydi artık. "Baba!" Gözler bir anda bana döndü. Babamın arkasında büzüşüp kalan sümüklüye baktım. Şimdi bile budala gibi bakıyordu bana. "Ben on dokuz yaşındayım, yani reşitim. Eğer beni okutmak yerine evlendirmeye kalkarsan, asıl ben seni şikayet ederim!" "N-naz? Kızım, sen ne diyorsun? Bu at hırsızı mı veriyor sana bu akılları?!" "Yeter artık! Benim aklım bana yetiyor tamam mı? Senin seçtiğin adamla evlenmeyi istemediğimi söylemek için de kimseden akıl almaya ihtiyacım yok! İstemiyorum! Beni anlıyor musun?!" Oğlan tarafı mırın kırın etmeye başlamıştı. "Niye öyle diyorsun Naz? Ben, seni çok seviyorum! Okumak istiyorsan, okursun! Ne olur evlen benimle!" Abimin homurdandığını duydum. Beni hiç paylaşamazdı. Şimdi de elin adamının yaptığı ilan-ı aşk, onu, apaçık rahatsız etmişti. "Beni seviyorsan, gelip bana sorsaydın keşke! Sende gönlüm var mı, yok mu? Ama hiç umurunda değil, değil mi? Siz erkekler aranızda anlaşırsanız, yeter. Bana boyun eğmek düşer! Eğmiyorum! Boyun eğmiyorum! Anladınız mı? Kendi yolumu kendim çizeceğim! Hayatımı sizin şekillendirmenize müsaade etmiyorum! Hodri meydan!" "Ben, usulünce, babana sordum Naz!" "Babamla evlen o zaman! Gerizekalı!" Öfke gözümü karartmıştı. O yüzden babamın ne ara elini kaldırıp, bana tokat attığını anlamamıştım. Bu benim bir erkekten yediğim ilk tokattı. Tek olarak kalacaktı... Abimin araya girip babamı koltuğa itmesine kimse müdahale edemedi. "S-sen nasıl bir adamsın ya? Hadi beni istemedin, dövdün. Şu kızın ne günahı var? Gücün ancak senden güçsüzlere yetiyor değil mi?" Mavi gözleri bana döndü. "Hadi, güzelim. Ne alacaksan al. Gidiyoruz bu evden." Hızla hareket edip hazırladığım sırt çantasını ve büyük poşeti elime aldım. Abim arkamdaydı. Babamın sesini duyunca ikimiz de durakladık. "O kapıdan çıkarsan-" "Merak etme. Geri dönmek gibi bir planım yok." Kapının önünde duran babetleri, hızlı olmak adına, topuğuna basarak giydim. Aşağıya indiğimizde abim sırtıma dokunarak yönlendirdi beni İstanbul plakalı, çok da yeni olmayan bir model, beyaz, Ford araca doğru. Bagajı açıp çantalarımı yerleştirdi. Ön koltuğa geçip oturmuştum. Sürücü koltuğuna oturduğunda ilk konuşan o oldu: "İyi misin, sen?" Firuze abla ve babam evlendiklerinde ben üç yaşındaydım, Seçkin ise altı... Bende şeytan tüyü olduğunu söyler hep. Çok güzel bir bebekmişim. Daha beni ilk gördüğü an hayran kaldığını, böyle bir kardeşi olduğu için çok mutlu olduğunu söyler. Gerçekten belki de öz abim olsa, babam yetiştirdiği için, bana bu kadar abilik etmezdi. "Bilmiyorum. Ama üstümden bir yük kalkmış gibi, prangalarımdan kurtulmuşum gibi..." "Biliyorum o duyguyu. Kusura bakma ama baban insana çaresiz ve tutsak gibi hissettiriyor." Arabayı çalıştırdı. "Kusura bakacak bir şey kalmadı artık. Şimdi ne yapacağız?" Babasının, Seçkin'den sonra hiç çocuğu olmamış. Eşiyle de ayrılmışlar zaten. Adam kansere yakalanınca oğlunu arama zahmetine girmişti. Bir kaç tane beyaz eşya dükkanı, bir o kadar da evi vardı. Duyduğum kadarıyla sağlık durumu pek iyi değildi. İşleri yürütecek, mirasını bırakacak kimse yoktu abimden başka... Durum böyle olunca iş başa düşmüştü. "Güzelim, seni Bursa'dan İstanbul'a sürüklememin bir anlamı yok. Okulların açılmasına çok zaman kalmadı. Hem zaten kayıt yaptırman da gerekiyor. Boran, Ankara'da . Kız kardeşiyle birlikte kalıyorlar. Ben diyorum ki seni onun yanına götüreyim. Bir düzen oturtana kadar idare edersin. Ne diyorsun?" Bu ruh halindeyken mutluluktan havaya uçabileceğimi düşünmezdim ama... Allah derim abicim, Allah derim!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE